# Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsa Gök (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 22 Mart 2011
- **Gündem:** ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2011-03-22-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696

> İsa Gök (CHP), 22 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 1.771 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 696 olan Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tasarının tümü üzerine görüşlerimizi arz ediyorum.

Yargının hep öneminden bahsediyoruz çünkü çağdaş toplumlarda devlet olma, hukuk devleti olma, yargının güçlü, yargının bağımsız, yargının tarafsız olmasıyla mümkün.

Yargı çok önemli. Neden? Çünkü toplumu bir arada tutan şey aslında adalettir. Yargı çok önemli; can güvenliği, mal güvenliği, her şey yargı altındadır ancak geldiğimiz yıl itibarıyla son on beş-yirmi yıllık süreç içerisinde yargının başka bir önemi ortaya çıktı. Nasıl? Ülkelerin rejimleri, ülkelerin ekonomik duruşları, ülkelerin toplumları değiştirilmek istenir. Sonuçta her şeyin özü paraya, ekonomiye dayanıyor. O yüzden “emperyalizm” denen bir olgu var. İşte bu “emperyalizm” denen olgu ülkelere el atar, ülkelerin varlıklarını sömürmeye çalışır, insanlarını köleleştirmeye çalışır. Geçmiş tarihlere baktığınızda bu tek yolla yapılıyordu, silah; istila, baskı, savaş. Bunun tek yolu bu idi. Ancak, ilkel komünal toplumdan Orta Çağ’a geldiğinizde, kapitalist topluma geldiğinizde, 2000’li yıllara gelinirken farklı bir rejim değiştirme yolu daha ortaya çıktı. Vakıflar kullanıldı, “sivil toplum” adı altında kimi kuruluşlar kullanıldı, ama asıl kullanılan, bu rejim değişikliklerini asıl sağlayan ikinci bir gücün farkına varıldı, o da yargı.

Bunun en büyük çalışması, aslında Gürcistan’da yapıldı. 1991 yılında Gürcistan bağımsızlığını elde etti ve ilk Başkanı Gamsahurdia’ydı, ilk Başkanı. Hemen 92’de, burada, eski Sovyetler Birliği’nin Dışişleri Bakanı Eduard Shevardnadze seçildi Başkanlığa. İlk başta Shevardnadze Amerikan yanlısı görülüyordu. Avrupa’nın çıkarlarına karşı çok sıcak, Amerikan çıkarlarına karşı çok sıcak bir devlet başkanıydı. Derken bir şeyler oldu, Shevardnadze “ülke çıkarları”, “Gürcistan’ın çıkarları”, “önce Gürcü halkının çıkarları” diye bazı laflar etmeye başladı ve onun üzerine birileri bu ülkeye el attı, açık toplum şubeleri kuruldu ve Amerika’nın baskısı başladı ve hep şu denildi Shevardnadze’ye: “Sana çok iyi bir Adalet Bakanı lazım, çok iyi Adalet Bakanı.” Adalet Bakanı arandı ve Gürcistan’ın Adalet Bakanı Amerika’da bulundu, Amerika’da, New York’ta bulundu, Manhattan’da. Bir avukatlık bürosu işleten birisi bulundu. Bu şahıs Gürcistan’a getirildi, Adalet Bakanı yapıldı. Adalet Bakanı olan bu şahıs o kadar büyük yargısal dönüşümlere, operasyonlara el attı ki Gürcistan’ın kimyası değişti ve bu şahıs Gürcistan’da bir karşı devrim başlattı ve Gürcistan’ın Başkanı oldu. İsim: Saakaşvili. Yargıyı kullanarak rejim değiştirme, yargıyı kullanarak Amerikancı bir yeni yönetim oluşturma, derken Gürcistan bir anda bizim coğrafyamızda en büyük Amerikan jandarması oldu.

Tabii bunların bizim ülkemizle hiç alakası yok, hiç alakası yok. Biz hiç ülkemize bunları bulaştırmıyoruz, leke sürdürmüyoruz ama aynı olaylar başka ülkelerde de denendi, yapıldı da. Slovakya’da denendi, Hırvatistan’da denendi; Sırbistan’da, Ukrayna’da hep yargı kullanıldı. Yani rejim, istila, darbe, daha önce silahla değiştirilirken, orduyla yapılırken 1990’larda yargı denilen şey keşfedildi. Niye koru elinle tutasın? Maşa kullan! Ülkemizi asla karıştırmıyoruz.

Şimdi Türkiye’ye geliyoruz. Tabii ari tutuyoruz ülkemizi. Türkiye garip bir değişime girdi, garip bir değişime. Bu değişimin özünde sermayenin el değiştirmesi, ordunun tasfiyesi, Kıbrıs politikamızın değiştirilmesi, komşularla politikanın değiştirilmesi, Kuzey Irak politikasının değişikliğine kadar ama her şey vardı. Bir de ülkede bu değişikliklere, ama bakın, olumlu olacak olanlara karşı değil, olumsuzluğa refleks gösteren kurumlar, kuruluşlar, şahıslar vardı. Üniversiteleri vardı, hukukçuları vardı, baroları vardı, sendikaları vardı, siyasi partileri vardı, vardı, vardı, vardı. Bunların susturulmasında silah kullanılmadı, ordu kullanılmadı. Ne kullanıldı? Adı operasyonlarla ünlenen şeyler kullanıldı; falanca operasyon, filanca operasyon… Hep bu operasyonlarda yargı kullanılmaya çalışıldı, yargı. Yargıyı kullanırsanız meşruiyet kazanırsınız ve işte AKP’nin buluşu Türkiye’de yargıyı siyasallaştırma… Ama karşı propagandasını gazetelerle yaptınız: “Yargı daha önce siyasallaşmıştı, biz şimdi siyasetten ari kılmaya çalışıyoruz.” propagandasını yaparak yargıyı ele geçirme amacına girdiniz. Tüm dünyada, siyasal literatürde diktatörlük tanımlarının ortak noktası yürütmenin yani hükûmetlerin yargıyı yani mahkemeleri ele geçirmesinde vardır. Tüm tanımlarda, yürütmenin yargıyı ele geçirmesi mutlaka vardır. Ve bir anda, AKP’nin yargı paketleri uçuşmaya başladı. Yargı paketleri; biri geliyor, biri gidiyor. Yargıtayı dönüştürme paketleri, Danıştay… İlk başta, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu değiştirilerek, hâkim ve savcı adaylarının alınma prosedürü değiştirilmek istendi. Hâkim ve savcıları mesleğe nasıl alacaksınız, bunlarla oynandı. Yargıya gidildi, yargı kararları, Danıştay kararlarına karşı özel kanun maddeleri çıkartıldı, yargının kararını yok etmek için, yargının kararını işlevsiz kılmak için. İş daha da büyüdü. Asıl önemli bir kilit vardı. Bu kilit, Yargıtayın ve Danıştayın bütün üyelerini seçen, yüksek yargıyı belirleyen, “bidayet mahkemeleri” dediğimiz yerel mahkemelerdeki atamaları yapan, başkanları, görevleri, tayinleri yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Önemli bir aşamaydı o. Bu aşama, HSYK’nın ele geçirilmesi aşaması bu ülkede -açığını söyleyelim- başarıyla sonuçlandı, doğruya doğru. Halka gerçekler anlatılmadı. “Bağımsızlaşıyor yargı.” dendi, “Tarafsızlaşıyor yargı.” dendi. Örneğini gördük. O yeni oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 211 tane üye seçti, Yargıtaya seçilen 137 üye eski grupla birleşti.

En son, 11. Hukuk Dairesinin başkan seçimi var. Arkadaşlar, 156 kişi kol kola, bir ekip, bir manga, bir bölük asker beraber sandığa gidiyorlar, Bakanlıktan talimat gelmediği için boş oy verip geri çekiliyorlar. Beraber yemeğe gidiyorlar, beraber mescide gidiyorlar, akşam beraber dağılıyorlar. Yargı bağımsızlaştı, yargı tarafsızlaştı! Öyle bir bağımsız yargı ki Adalet Bakanlığından talimat gelmeden 11. Hukuk Dairesinin başkan seçiminde oy kullanamıyorlar. Kullanamayan kim? Fevzi Çakmak İlkokulu 5’inci sınıf öğrencileri mi? Hayır, Yargıtay üyeleri. Oy kullanamıyorlar, kullanamadılar. Talimat geldi, oy kullandılar. Adalet Bakanlığının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçiminde adliyelere gönderdiği listelerden, başsavcılar, komisyon başkanları, o adliyede görevli hâkim sayısı belli, savcı sayısı belli. Bu kadar oy talep ettiler, “Bu oyları istiyoruz.” dediler. Elenenler var; Alevisi var, demokratı var, şu var… Bunları eleyin, atın ama gerisi bize oy vermek zorunda. Oy vermiyorsa hesabını sorarız. Bu şekilde blok oylarla -ne hikmetse- Bakanlıktan çıkan, bürokratların da olduğu liste blok olarak çıktı. Öyle bir demokrat, öyle bir çağdaş liste oluştu ki, bu liste geçenlerde yüksek yargıya 211 üye seçti. Daha önce yüzde 20’nin, 25’in altına düşmeyen yüksek yargıda bayan üye, kadın üye yüzde 2’ye düştü, yüzde 3’ün altına düştü. Kadınlara yer yok çünkü bu ideolojide bizim kadınlarımız, Anadolu’nun okumuş kızları yer alamazlar; onların geride yeri var, onlar ekonomik, sosyal toplumdan koparılacak. Yargıtay tarihinde ilk kez bağımsız olduğu iddia edilerek seçilen bu kurul döneminde bu kadar az kadın üye seçildi. Cumhuriyet tarihinde bunun örneği yok. 211 üyeden 5-6 kişi girebildiler.

Derken -bu devam ediyor tabii, yargıyı siyasallaştırma, Hükûmetin emrine alma daha devam ediyor- Yargıtay, Danıştay Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu... Bir son nokta var. Son nokta Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında bir kanun var, 2949 sayılı Kanun, 65 maddeden oluşuyor. Hükûmet Anayasa referandumunda, 8 tane maddesi olan, Anayasa’mızda 8 maddesi olan Anayasa Mahkemesinin 4 maddesini değiştirdi aslında. 4 maddesinin de tümünü değiştirmedi, bazı fıkralarını değiştirdi ama bu Hükûmet Anayasa Mahkemesinin kanununu tasarı olarak getiriyor. Bu tasarı için Barolar Birliğinden, Yargıtay, Danıştay, görüş almıyor. Neden? Kendi çiftliği olacak ya, görüş almaya gerek yok. Kendi tasarısını doğrudan Meclise sevk ediyor ve Anayasa değişikliğinde Türk milletinin kabul ettiği 4 maddedeki kısmi fıkra değişikliklerine rağmen sanki 8 maddenin tümü değişmiş gibi yeni tasarıdaki 77 maddenin her tarafına serpiştirme yapıyor. Neden? Çünkü Anayasa referandumuyla biçimlendirilen ve karşı devrim aşamasında kullanılmak istenen Anayasa Mahkemesinin yapısı yine de ideal değil. Ya kaçak olursa, ya bir kanunu iptal ederse, ya bir Anayasa değişikliğine direnirse, o zaman uygulama kanununda Anayasa değişikliğinde yer almayan kimi maddeleri de sokuştururuz. Neden? Anayasa Komisyonu 25 kişi. CHP 5, MHP 3, 16 zaten kendileri. “Rahat geçiririz.” Aynen mantık bu. Yargı bitti. Yargıyı bitiriyorlar. İşte o zaman direnme konuşuldu. Dendi ki: “Siz, bu milletin başvuracağı hâkimi, savcıyı, polisi ve başvuracağı Anayasa Mahkemesini tümüyle siyasetin emrine alırsanız, Anayasa Mahkemesi hukuk devletinin Anayasa Mahkemesi değil, kanun devletinin Anayasa Mahkemesi olur. Eğer ki siz Anayasa Mahkemesini siyasetin, Hükûmetin emrine alırsanız, Türk ulusunun Anayasa Mahkemesi değil, AKP’nin Anayasa Mahkemesi olur. Bu ise yargıya yapılacak en büyük ihanettir.” dedik. Tabii dinlenmedi.

Geldiğimiz aşama itibarıyla, arkadaşlar, 2949 sayılı eski uygulama kanunu kaldırılıyor, yeni tasarıyla Anayasa Mahkemesinin değişmeyen maddeleri de, Anayasa’da değişmeyen maddeleri de kanunla değiştirilmek isteniyor. Gelen maddeler enteresan. Çünkü, mahkemenin anayasal denetim yetkisi azaltılıyor. Hangi konuda azaltılıyor? Özellikle kanunların Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa Mahkemesinin yetkileri azalıyor. Anayasa Mahkemesinin yetkisi bir konuda genişliyor. O da diğer yargı kurumlarının verdiği kararları iptal edebilme noktasında Anayasa Mahkemesinin yetkisi genişliyor. Ama kesinlikle kanunların anayasal denetimi ve özellikle Anayasa değişikliklerinin, ilk üç maddenin, şekli denetim yoluyla, ilk üç madde+ değiştirilemez maddeye dayanılarak denetlenmesi kesinkes kaldırılıyor. Neden? Neden basit. 2011 seçimleri sonrası Türkiye’yi büyük bir Anayasa değişikliği bekliyor. Bu Anayasa değişikliğinde ilk üç maddeye aykırı değişikliklerin geleceğini artık sağır sultan duydu. İlk üç maddeye aykırı değişiklikleri de denetleyemesin diye Anayasa Mahkemesi, yapısı tümüyle değiştiriliyor.

Başka şeyler de değiştiriliyor: Kırk beş yaş şartı geldi Anayasa’da, konmuyor, çünkü Sayıştaydan gelen üye bu şarta uymamıştı. Başkana olağanüstü yetkiler veriliyor 13’üncü maddede. Eşitler arası bir sistem yok. Başkana bağlı hiyerarşik bir yapı geliyor yeni kanunda. Raportör yardımcılıklarından raportörlüğe geçişte başkana olağanüstü yetkiler veriliyor, olağanüstü yetkiler: Başkan ve adamları. Bağımsızlık yok, tarafsızlık yok artık. Bireysel başvuru konusunda -45 ile 51’inci maddeler arasında arkadaşlar- Anayasa Mahkemesi terditli bir hâle geldi ama Yargıtayın kararını iptal edebilecek, yüksek yargının kararını iptal edecek. Bu üstünlüğü nereden geliyor? Anayasa’nın ilgili kısmında tüm yüksek mahkemeler eşittir, yatay bir sistem öngörülmüştür, bu iptal ediliyor. Anayasa Mahkemesi Başbakana bağlı, Cumhurbaşkanına bağlı, yüksek temyiz mercisi, mahkeme kararını iptal yetkisi olan temyiz mercisi. Böyle bir yapı getiriliyor.

Tabii, şimdi, Mahkemenin bunları yapması istenirken elbette bir şey verilecek. Al gülüm, ver gülüm. AKP’nin bu topluma getirdiği duygusal yaklaşım. Bir anda Anayasa Mahkemesi üyelerine diplomatik pasaport veriliyor, hepsine. Kanun değişiyor. Hatta kanunda hüküm vardı, kırmızı plaka. Taşıt Kanunu’nu değiştiriyorlardı, herkese özel makam arabası. AKP gelirken “Makam arabalarına hayır.” diye geldi, dünyada bir numaraya yükseldik. AKP’yi alkışlamak lazım. Yetmiş bini geçen makam arabasıyla devletin tam soyulduğunun resmidir. Yeni makam arabaları veriliyor. Yetmiyor, sağlık yardımı. Milletvekillerinden daha üstün sağlık yardımı hizmeti. Limit yok, sınır yok. Milletvekillerine limit var, sınır var. Onlar sınırsız, yurt dışı, yurt içi her konuda serbestler. Yine yetmiyor. Ne yetmiyor arkadaşlar? Maaşlarda. Altmış beş yaşına gelmiş Yargıtay Başkanının aldığı maaş 6.040 lira, ama Anayasa Mahkemesine 9.750 asgari para veriliyor, asgari para, yarıdan fazla bir fark yaratılıyor; yine yetmiyor, milletvekili emekli olamayabilir, yaşı yetmez, puanı yetmez, emekli olmaz; Anayasa Mahkemesine bir kere girdin mi kıyak emeklilik var, kıyak emeklilik var, bunu koyuyorlar. Niye? Ver siyasi rüşveti, geleceği gelir, 2012’deki Anayasa değişikliğini iptal etmesinler yeter. Ne olacak? Mantık bu: “Al gülüm, ver gülüm.” Artık yargı bu noktaya getirildi arkadaşlar.

Tasfiye maddesi kondu. Utanmak lazım, geçici 1’inci maddede Anayasa Mahkemesinde görev yapan insanları tasfiye ediyorlar. Kanunun yayımlandığı gün görevlerine son veriliyor. Aynı sistemi ÖSYM’ye getirdiler, RTÜK’e de getirdiler. Tasfiye! Mahkeme çalışanlarını boşaltacaklar. Kim belirleyecek? Orada da Başbakanın bir has arkadaşı var ya, Haşim Kılıç, bütün yeni personeli o belirleyecek. Eskileri ne olacak? At Adalet Bakanlığına, Şırnak Adliyesine gitsinler, ne olacak! Yeni sistem bu, böyle bir sistem getiriliyor.

Bu, Anayasa Mahkemesinin tasarısı, kuruluş kanunu Anayasa’ya aykırıdır, hukuk devletine aykırıdır, önceki kanunla tam bir zıtlık içermektedir ve yalnızca AKP’ye bağlı bir mahkeme yaratmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Eğer buna da “evet” oyu verecekseniz, yukarıda Allah, elbet bir gün hepsinin hesabı sorulur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsa Gök (CHP, Mersin). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2011-03-22-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
