# Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsa Gök (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim
- **Tarih:** 23 Mart 2011
- **Gündem:** ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2011-03-23-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696-2

> İsa Gök (CHP), 23 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 1.190 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

İSA GÖK (Mersin) – Konuşmacı benim. Biz, her zaman için konuşuruz, grubumuzda konuşmacı sorunu olmaz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sağ olun, sağ olun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Meclisteki mevcut sayısı 10 kişi. Hakikaten tarihe not düşmeli, Anayasa Mahkemesinin uygulama kanununu, kuruluş kanununu değiştiriyoruz, 10 kişiyle değiştiriyoruz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – O kadar geldiğine şükret!

İSA GÖK (Devamla) – Bu, dünyada nerede var? Temel bir kanun, yargının en önemli ayağını değiştiriyoruz. Nerede?

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Sizden kaç kişi var?

İSA GÖK (Devamla) – Vallahi, hele sen, kendi arkadaşlarını bir say da ondan sonra sağa sola kafanı çevir, tamam mı! Önce bir kendini say sen!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yanlış saymışsın, 15 kişi var.

İSA GÖK (Devamla) – Evet, 15 kişi… 5 kişi daha arttınız, tebrik ediyorum sizi.

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Bir sensin, 3 kişi de burada var. Nerede, nerede senin arkadaşların?

İSA GÖK (Devamla) – Ya, işte… Bakın, bu, yasama organına karşı yaklaşım ciddiyetsizliğidir, başka hiçbir şey değil.

ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Ya, kendi sırana baksana!

İSA GÖK (Devamla) - Orantını kur, ona göre konuş!

Arkadaşlar, 696 sıra sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Olmayan arkadaşları saygıyla selamlıyorum!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Olanlara 2 defa saygı sun.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Olanlara tabii…

İSA GÖK (Devamla) – Olanlara zaten saygımız sonsuz Harun Bey.

Şimdi, öncelikle bir neticeyi ortaya koyalım arkadaşlar. Bu kanunun 12 Eylül referandumunda değiştirilen dört tane maddesinin bazı fıkralarının, bu değiştirilen maddelerin yeni uygulama normlarının çıkmasına hiçbir itirazımız yok. Yüce milletimiz, referandumda, öyle veya böyle, bu dört tane madde oylandı, Başbakanın deyimiyle “hap gibi” de olsa, Venedik Komisyonu yanlış olduğunu beyan etse de, hukuk tarihinde böyle bir şey olmasa da oylandı ve geçti. Bu Anayasa’yı kabullenmek durumundayız, herkes kabulleniyor. Bu dört tane maddenin -ki bunlar, 146, 147, 148, 149- bazı fıkraları değişti. Bunlara ilişkin uygulama maddeleri getiriliyorsa bunlara itirazımız yok. Anayasa’nın lafzına, ruhuna, yorumuna uygun maddeleri getirin, kabul edelim. Buradaki sorun şu: Değişmeyen dört tane madde var, o maddelere dayanan uygulama maddeleri var. O maddeler, Anayasa’nın o diğer, 150, 151, 152, 153, bunlar değişmemesine rağmen, uygulama kanununda bu maddelere tekabül eden maddelerin değiştirilmesini anlamak mümkün değil. Bunun anası değişmedi ki danasını değiştiriyorsunuz, bu anlaşılır gibi değil. Üstelik, hadi değiştiriyorsunuz, helal olsun, -şu anda her ne kadar 8-10 arkadaş var ama- “Çoğunluğumuz var, biz değiştiririz kardeşim!” deyip değiştiriyorsunuz, bari Anayasa’ya uygun değiştirin. Yani, halkın “evet” dediği dört tane maddenin değişikliğine sadık kalın. Diğer dört maddede de bazı değişiklikleri yapacaksanız, değişmeyen maddelerin uygulama maddelerinde de bazı değişiklikleri yapacaksanız, bunların da önceki maddelere uygunluğunu sağlayın. Böyle gelseniz hiç kimse itiraz etmez. Ama kafada halkın icazet vermediği, halkın onaylamadığı, halkın “evet” demediği maddeleri yeterli görmeyerek –bakın, halkın “evet” dediği dört madde var- hedeflediğiniz başka bir noktaya varma konusunda zorlayarak, referanduma gitmeyen maddeleri de zorlayarak yeni bir kanun çıkarmaya kalkarsanız bu yanlış olur. Ha, diyeceksiniz ki, “Nereden çıkarıyorsun bunu İsa Gök?” İşte, basıp dağıttığınız sıra sayıdan çıkarıyorum. Hepimizin ortak dili Türkçe, güzel de bir alfabemiz var, beraber bunları okuyalım, bakalım.

Hizmet birimlerini düzenleyen 29’uncu madde var, diyor ki 2’nci fıkrası: “İhtiyaç hâlinde Başkanın önerisi, Genel Kurulun kararı ile yeni birimler oluşturulabilir.” Şimdi, içinizde bürokratlar da var. Yeni hizmet birimi oluşturuluyor. Oysaki Anayasa 123, hizmet birimlerinin oluşturulmasını kanunla yapmaya amir mi? Amir. Hiçbir idari makam bu konuda hizmet birimi oluşturamaz. Bir de işin komedisi var. Bakın, komedisi ne biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği bir çuval iptal kararı var. Diyor ki Anayasa Mahkemesi: “Hizmet birimlerini sen bu şekilde oluşturamazsın. Anayasa 123’e aykırı.” Ama şimdi bu tasarının 29’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında bunu yapıyorsunuz. Biz dava açacağız, şimdi merak ediyorum Haşim Kılıç ne yapacak? Bugüne kadar Mahkeme hepsini iptal etti, ama bu seferki lehine. Niye? Ee, Başkan büyük başkan ya artık, dev başkan ya… Onun lehine imkân verdik, bakalım bunu iptal edecek mi? Yani tükürük meselesi. Onu merak ediyorum.

Geçici görevlendirme, madde 31 var. Arkadaşlar, hâkimlik ve savcılık farklı bir makamdır, farklı bir meslektir. Anayasa 140 bunu çok güzel açıklamış. Siz, hâkim ve savcıyı o kadar hakir görüyorsunuz ki… Asıl üzüldüğüm şey şu: Anayasa Mahkemesinin hâkim ve savcıları da kendilerinin hakir görülmesini öyle bir hazmediyorlar, yutuyorlar ki ağrıma gidiyor. Çünkü ben kendimi yargı mensubu addederim. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Hâkim ve savcının kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memur ve diğer kamu görevlileriyle aynı fıkrada zikredilmesine ses çıkarmıyorlar. Yani, pes… Anayasa 140 açıktır arkadaşlar. Ha, muvafakat aranacakmış. Bırakın bunu, bırakın bunu.

34’üncü madde var: İdari personelin Adalet Bakanlığı kadrolarına atanması. Arkadaşlar, 34’üncü maddeyle, Başkanın, raportör yardımcıları hariç Mahkemenin bütün idari personelini Adalet Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatına sürgüne gönderme yetkisi var. Bu kabul edilemez, çünkü bu da Anayasa 128’e aykırı. Nerede kaldı devlet memurunun güvencesi? Hani 12 Eylülde 128’i değiştirdiniz ya 128’i… O değişti, artık kuşa döndü. “Memurları sürerim.” diyor Başkan. Sayın Genel Sekreter teklif edecek, Mahkeme Başkanı da sürecek. Madde 34. Bu, kadrolaşmadır, bu tasfiyedir.

Arkadaşlar, aynı olay geçici madde 1’de de var. Bazı makamları kaldırıyorlar ve bir de oraya madde koymuş, demişler ki: Bu makamlar, bu kanunun kabulüyle -yayımı tarihinde- bu unvanlı görevde bulunanların görevleri sona erer. Yandı gülüm keten helva! Gitti hepsi, kamu görevlileri gitti. Devlet memurlarını bu şekilde tasfiye ediyorlar ve bunu Anayasa 128’e rağmen Anayasa Mahkemesi Kanunu’nda yapıyorlar. Tebrik etmek lazım!

Şekil bakımından iptal davası var, madde 36. Arkadaşlar, bu 36’nın önceki hâli madde 21; 2949 sayılı Yasa madde 21’de “Anayasa Mahkemesinin şekil bakımından denetimi kanunlarda son oylama…” falan diye gidiyor, Anayasa değişikliklerinde şunu diyor: 21’inci madde… Burası değişmedi fakat yeni tasarıda bunu 36’ncı madde yapıyorlar. Bu hiç değişmemesine rağmen, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün şekil bakımından denetimine sınır getiriyorlar, daraltıyorlar. Daraltılan ne? Anayasa Mahkemesinin inceleme yetkisi. Anayasa Mahkemesi buna bir şey demiyor. Anayasa Mahkemesinin, Meclis İç Tüzüğü… Yarın değiştirecekler ve biz bunun davasını açacağız. Anayasa Mahkemesi bunu inceleyemeyecek. Kanun hükmünde kararnameler de bu şekilde. Yetkisi daraltılıyor ve buna kimse bir şey demiyor. Bu da Anayasa 148, 150’ye açıkça aykırı. Ama bunu yapıyorlar, yine yetmiyor.

Bakın arkadaşlar, eksiklerin tamamlanması… İptal davalarında Başbakanlık davacı değil, davalı değil. Artık, Mahkemenin bütün gelen dosyaları Başbakanlığa bildirme yükümlülüğü geliyor. Ya Başbakanlık ne? Meclis Başkanlığı ne? Ne davacı ne davalı. Nasıl yaparsınız bunu? Yapıyorlar, üstelik de bu bireysel başvuruda. Bu da Anayasa 146 ve devamına, 138’e aykırı. Bu da Anayasa’ya aykırı. Umursamıyor ama. “Her şeyi Başbakanlığa bildireceksin.” diyor. Bir de Başbakanlık görüş bildirecek. Niye? Başbakan hazreti belki de talimat verecek! Bunu da Anayasa’ya koydular.

Bireysel başvuru arkadaşlar, bireysel başvuruda o kadar çok hata var ki, mesela, her başvurunun örneğini Adalet Bakanlığına gönderiyorlar. Yahu kuvvetler ayrılığı nerede kaldı? Adalet Bakanlığı davanın tarafı değil ki. Orası bir yargı. Kararlar… Arkadaşlar, yüksek mahkemelerin tümünü mahvediyorlar. Anayasa 2, 148, 153, 155 aykırı. Neye aykırı? Yargıtayın, Danıştayın verdiği kararları Anayasa Mahkemesi iptal edecek terdidli yolla, dolanarak. Ne yapıyorsunuz siz ya? Ne yapıyorsunuz siz? Dünyanın neresinde var bu? Bizim Anayasa’mızda bütün yüksek yargı yatay eşitlik hâlindedir, hiç birisi bir diğerinin kararını iptal edemez. Anayasa diyor ki, yalnızca ihlal tespiti yapar. Siz ne diyorsunuz kanununuzda? İptal de edecek. Anayasa bu yetkiyi vermiyor ki. Anayasa’ya aykırı bir Anayasa Mahkemesi kuruluş kanunu yapıyorsunuz ya, tebrik etmek lazım; tebrik ediyorum sizi! (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsa Gök (CHP, Mersin). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2011-03-23-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
