# Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kan.uygulamalarının değer.veçanakkale savaşı.anma etkinlikleri hk. (10/1)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim
- **Tarih:** 12 Aralık 2002
- **Gündem:** GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI KAN.UYGULAMALARININ DEĞER.VEÇANAKKALE SAVAŞI.ANMA ETKİNLİKLERİ HK. (10/1)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2002-12-12-gelibolu-yarimadasi-tarihi-milli-parki-kan-uygulamalarinin-deger-vecan

> İsmail Özay (CHP), 12 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI KAN.UYGULAMALARININ DEĞER.VEÇANAKKALE SAVAŞI.ANMA ETKİNLİKLERİ HK. (10/1)); konuşma 1.924 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 Şubat 2000 tarihli 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Park Yasasının uygulanması, Gelibolu Yarımadasındaki sorunlara yönelik verilen Meclis araştırması önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına, Yüce Meclisimize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ulusların tarih içerisinde yaşadıkları öyle olaylar vardır ki, sadece o ulusları etkilemez, dünyadaki birçok ulusu etkiler. Bunların başında da savaşlar gelir. Örneğin, İstanbul'un fethi, yeni bir çağın açılmasında, bir çağın kapanmasında, tarihin yeniden yönlenmesi konusunda önemli bir tarihî adımı oluşturur. Bir başka konu, örneğin, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları, İkinci Dünya Savaşının sonuçlanmasında ve bundan sonraki tarihsel sürecin yeni boyutlar kazanmasında da önem oluşturmuştur. Çanakkale'de yapılan savaşlar da, dünya tarihinin ve Türkiye'deki tarihin yönlenmesi bakımından önemli bir noktayı oluşturmuştur. Örneğin, ittifak devletlerinin Rusya'ya dayanmaları halinde Ekim Devriminin ne ölçüde hayata geçebileceği konusu, tarihçiler tarafından araştırılan bir olgudur. Ayrıca, nerede savaştıklarını bilmeden Çanakkale bölgesine, Gelibolu Yarımadasına gelen Avustralyalı, Yeni Zelandalı insanların ulusal bilinçlerinin oluşmasında da olumlu bir yapıyı oluşturmuştur. 25 Nisan, Avustralya'nın kuruluş günü olarak kutlanmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, ulusal anlamda Atatürk'ün doğuşu, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ilk kıvılcımlanması, Gelibolu Yarımadasındaki savaşlarla ortaya çıkmıştır.

Amacım, Yüce Meclisimize derin tarihî değerlendirmeler yapmak değildir. Şüphesiz ki, bunlar bilinmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu değerlerin bilincinde olarak, yöreye, tarihsel süreç içerisinde önemli katkılar vermiştir. Örneğin, 1973 yılında, yani bundan 29 yıl önce, bu bölgenin tarihî millî park olması konusunda karar almıştır. Şüphesiz ki, olumlu bir çalışmadır. En son, 17 Şubat 2000 tarihinde de, Türkiye Parlamentosu, bu çatı altında bir özel yasa çıkararak bu bölgeye gereken önemi vermiştir.

Değerli parlamenterler, bir ölçüde kamuoyundan eksik kalan, ama çok önemli çalışmayı da, 1996 yılında, devletimiz, hükümetlerimiz yerine getirmiştir. O konu hakkında, müsaadenizle, bilgi arz etmek istiyorum. 1996 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Uluslararası Gelibolu Barış Parkı Yarışması gerçekleştirmiştir. Birbuçuk yıl süren bu yarışmaya 49 ülkeden 358 başvuru yapılmış, 120 proje bu yarışma sonucunda sunulmuştur. Bu yarışmada şartnameye konulan değerlerin, şartnamedeki özelliklerin altını çizerek belirtmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, Türkiye Cumhuriyetinin, bu yöredeki düzenlemeyle ilgili olarak, Türkiye'nin 21 inci Yüzyılda dünya insanlığına bir armağan olarak bu bölgenin düzenlenmesi konusunda bir beklenti içerisinde olduğunu ifade etmiş olmasıdır. Bu, önemli bir değerlendirmedir.

Bir başka yaklaşım: Sadece yetmiş sene önce, seksen sene önce burada yakın tarihte yapılan savaşı değil, yaklaşık beşbin yıllık arkeolojik değerlerin de bu coğrafyada var olduğunun bilinci içerisinde bu projeye yansıtılması talebinde bulunulmuştur.

Bir başka değerlendirme: Buradaki planlamanın klasik bir millî park planlamasının ötesine taşınarak, bir kutsal millî ziyaretgâh olarak değerlendirilmesi isteminde bulunulmuştur.

Bu üç noktanın üzerinde yapılan çalışma sonucunda, gerçekten, güzel bir proje ortaya çıkmıştır. Dönemin 9 uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, kendine özgü sözlerle bu projeyi "tarihten husumet değil, dostluk ve barış fikrinin çıktığı bir proje" olarak tanımlamış ve değerlendirmiştir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, savaş ile barış arasındaki çelişkinin yumuşatıldığı, savaşın korkutucu, ürpertici yönünün barışın kutsallığı ve güzelliğine dönüştürüldüğü bir proje ortaya çıkmıştır. Bunu uzun uzun anlatırken, bir noktaya gelmek istiyorum. Bu proje notundaki çok önemli bir değeri uygulama sırasında gözardı etme olanağına sahip değiliz. Bu da -plan notlarına geçmiş olan ibare- şudur: "Burada, binlerce ölü askerin, şehitlerin tarihsel anısıyla birlikte yerleşik nüfusa saygı duyulmalıdır." Bu değer öne alınmadıktan sonra, bu planın hayata geçirilebilmesi ve başarıya ulaşabilmesi gerçekten zor gözükmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizim millî park anlayışımız, millî park örgütlenmemiz, yasamız, Amerikan modeliyle gündeme getirilmiş, bu çerçeve içerisinde oluşturulmuştur. Amerikan modelinde, genellikle, korunacak olan alanlarda insanlar yaşamamakta, sadece tabiatın değerlerinin korunması düşünülmektedir; ama, insanların yaşadığı bölgedeki korumacılık anlayışının, farklı bir örgütlenme modeli içerisinde ele alınması gerekmektedir. Bunun örnekleri, Avrupa'daki korumacılık anlayışında vardır. Biz, Millî Parklar Yasamızı bu anlayış içerisinde ele aldığımızda, Gelibolu Yarımadasında, yaklaşık 8 köyünün, bir ilçenin, Eceabat İlçesinin bulunduğu, 5 000 insanın yaşadığı, 10 000 insanın yaşadığı bir bölgede, bu planı, bu anlayışla, hayata geçirmekte gerçekten güçlük çekebiliriz.

Yine, kendi bölgemizle ilgili, kısaca... 3 millî park bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, Troya Millî Parkıdır. Onun da önümüzdeki günlerde gündeme gelmesi söz konusudur. Burada da 3 köy bulunmaktadır. Bu çerçeve içerisinde Millî Park Yasamızın gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu bölgede yapılan olumlu çalışmalar vardır. Örneğin, hızla ağaçlandırma devam etmektedir. Bu ağaçlandırmanın yapılmasına karşı çıkmak söz konusu değildir; ama, ağaçlandırma yapılırken bu yörede bulunan insanların yaşamsal anlamdaki, ekonomik anlamdaki değerleri ortadan kalkmaktadır. Ağaçlandırmayı bir ölçüde desteklerken, buradaki insanların hayvancılık adına getirdikleri kazanımları ortadan kalkmaktadır. Modern hayvancılığın yapılması konusunda yeni binaların yapılması için yapılan uğraşlar da, İmar Yasasına takılmaktadır.

Bir başka yaklaşım: Bu bölgede boş hazine arazileri bulunmaktadır. Çeşitli bölgelerde hazine arazilerinin, çiftçiler ve köylüler tarafından kullanılması olanağı varken, bu bölgede, 4533 sayılı Yasanın getirdiği önlemler nedeniyle, üreticiler tarafından kullanılması engellenmektedir.

Yine, doğaldır ki, bu projenin uygulanmasına yönelik istimlaklar da yapılmaya başlamıştır. Giderek, bu bölgede, artık, insanlar, tarımsal anlamdaki ekonomilerini geliştirme imkânından yoksundurlar. Örneğin, bu bölgede kuru ziraat yapılmaktadır. Kuru ziraatın sonucunda yapılacak olan hasat, ilaçlama, hep bu yasal engellerle karşı karşıya kalmaktadır.

Son bayramda, Gelibolu ziyaretimizde ortaya çıkan, Sayın Başbakanımıza tarım destekleme primleri verilmesi konusundaki isteklerinin gerçekleşmesini bekleyen insanların haykırışları, gerçekten, büyük bir sıkıntının bu bölgede yaşandığının açık göstergesidir.

Burada, bir özlem olarak, 1993 yılından bu yana devam eden Çokal barajı -Gelibolu Yarımadasını ve Millî Parkın su sorununu, sulama ve buradaki köylerin su ihtiyacını karşılayacak olan baraj- ancak yüzde 30 seviyelerinde kalmış, bir hayal noktasına kavuşmuştur.

Bir başka konu: Bu bölgede doğal hayatı yaşatabilmek için av yasağının getirilmesi, normal ve doğal bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir; ama, dengenin -bir anlamda- bozulması, yaban hayvanlarının yaşayan insanlara ve o bölgedeki üretime zarar vermesinin önünde de büyük sıkıntı yaşandığını ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, seksensekiz yıldır, belki yüzyıllardır buranın insanları bu tarihî değerleri, doğal değerleri koruyarak bu noktaya gelmişlerdir; ama, yapılan bu baskılar, bir ölçüde ekonomik sınırlandırmalar, bu bölgedeki insanları, giderek, Gelibolu Yarımadasını terk etme noktasına doğru götürmektedir. 1990 yılında nüfusun yüzde 9'u bu bölgeden göç etmiş, 2000 yılındaki istatistiklerde 8,64 insan bu bölgeden uzaklaşmıştır; yaklaşık yüzde 17 insan bölgeyi terk etmektedir. Bu anlayış içerisinde, insandan soyutlayarak bölgeyi korumamızın mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum.

Hepinizin hatırladığı gibi, yedi yıl önce bu bölgede çıkan yangın, tüm ülkemizde derin bir üzüntü oluşturmuştu. Bir kamu görevlimiz. Bölge Müdürümüz rahmetli Talat Göktepe, bu ormanların yanmaması için çaba sarf ederken bu bölgede şehit olmuştur. Bu anlayışlar içerisinde, iyi niyetle başlanan bir çalışmanın bölgede giderek sınırlayıcı zorluklar yarattığı konusuna dikkat çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Çanakkale Milletvekilimiz Sayın Köşdere de biraz önce bahsettiler. Törenler konusunda yapılan uygulamalar, Türkiye'nin gündemine taşınmaktadır. 18 Mart törenleri, cumhurbaşkanlarımızın, başbakanlarımızın, bakanlarımızın yoğun katıldığı, onbinlerce insanın bu bölgeye geldiği bir organizasyon içerisinde yapılmaktadır; ama, barınma sorunlarını, ulaşım sorunları, organizasyon bozuklukları bir sürü eksiklikleri gündeme getirmektedir. Bulunduğum dönemde, belediye başkanı olarak, valiliğin önderliğinde, garnizon komutanlığıyla birlikte bu sorunların çözülmesine yönelik iyi niyetle çabalar sarf edilmiştir; ancak, hepsinde de çeşitli aksaklıklar ve zorluklar ortaya çıkmıştır. Bu yıl, Başbakanlığın bu organizasyonlarla ilgili konuya el atmış olmasını, sevindirici bir yaklaşım olarak görüyorum ve yöre parlamenterleri olarak desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu arada, TÜRSAB'ın, bu bölgeye çeşitli illerden insanların taşınması, tarihî değerlerimizin algılanması konusunda vereceği katkıya da -bir sivil toplum yaklaşımı olarak- önemli bir kazanım olarak yaklaşıyoruz.

Değerli milletvekillerimiz, 25 Nisan törenleri de, kamuoyunun çok ilgilendiği bir organizasyondur. 25 Nisanda Anzak Koyuna çıkarma yapan askerlerin ülkelerinin, yaklaşık yirmi civarında ülkenin -bunlar Avrupa'dan, Afrika'dan, Asya'dan ülkeler- insanlarının oluşturduğu bir törenle ortaya çıkmaktadır. Bu töreni, yirmi civarında ülke, üst düzeyde katılımla gerçekleştirmektedir; Avustralya'dan, Yeni Zelanda'dan, İngiltere, Fransa, Almanya'dan, Güney Afrika'dan, Hindistan'dan, Pakistan'dan insanlar katılmaktadır. Genellikle, her devletin devlet başkanı, başbakanı veya bakanları düzeyinde, üst düzey diplomatik misafirlerin katıldığı bu törenlere, yaklaşık 10 000-15 000 civarında da yabancı turist gelmektedir.

O günlerde basına baktığımızda, bu gelen insanların günlük eğlenceleri, orada geçirdikleri hayatlarıyla ilgili haberler vardır; ama, o insanlar, oraya, Çanakkale'ye, onbinlerce kilometre mesafeyi, sadece eğlenmek için gelmemektedirler; çünkü, dünyanın her yerinde eğlence merkezleri vardır. Onbinlerce insan, 15 000 kilometreyi kat ederek, burada atalarını anma inancıyla gelmektedirler. Bunların dikkatten kaçmaması gerekmektedir. O nedenle, buradaki organizasyona devletimizin, hükümetlerimizin özel bir önem vermesinde, özel bir dikkat göstermesinde yarar vardır diye düşünüyorum.

2015 yılında, Gelibolu Yarımadasındaki savaşların yüzüncü yılında, yaklaşık 150 000 civarında yabancı katılımcının bu bölgeye geleceğinden bahsedilmektedir. Bölgenin hemen yakınındaki Yunan turizm şirketleri, giderek, artık, günümüzde, bu bölgedeki sıkıntıyı ortadan kaldırabilme, adalarda turistleri barındırma ve sadece tören günü o bölgeye getirme konusunda ciddî proje çalışmaları yapmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti olarak, önümüzdeki süreç içerisinde, bir manevî değeri de oluşturan, kaldı ki maddî katkılarının da oluşabileceği bu yaklaşımı, bir organizasyon içerisinde ele almamızın yararlı olacağı düşüncesi içerisindeyim.

Değerli milletvekilleri, Gelibolu Yarımadasının sorunlarını gündeme getirirken, ilk gündem maddesi olarak gündeme alınmasını büyük bir şükranla karşıladım, bundan da onur duydum; ama, bu yaklaşımı, hiçbir zaman, bir fırsatçılık içerisinde, kendi bölgemizin özel sorunları olarak bir popülist yaklaşım içerisinde gündeme getirilmesinin amacını gütmedim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da, böyle bir konunun gündeme getirilmesi konusunda çok önemli değerlendirmeler ve yaklaşımlar aldık.

Bir kere, bu bölge, sadece bölgede yaşayan insanların kendi içselleştirdikleri bir yaklaşım değildir. Bu bölge, her insana, bu coğrafyada yaşayan, Türkiye'de yaşayan ve dünyada yaşayan herkese, kendi inançları doğrultusunda yer edebilecek değerleri sunar. Örneğin, millî, manevî değerlere bağlı olan insanların, Gelibolu'nun her karış toprağında, kendine özgü değerleri bulabilme olanakları vardır. Eğer düşünceler farklıysa, emperyalizme karşı bir mücadele uğraşısının ipuçları bu noktada bulunmak isteniyorsa, o insanların da bu coğrafyada, her karış toprakta bu değerleri bulma olanağı vardır. Bir başka yaklaşım, son günün anlayışı içerisinde, antimilitarist yaklaşımlar, barış anlayışının gündeme gelmesiyle ilgili bir arayış varsa, bu toprakların yine her karışında barışa yönelik değerleri bulma olanağımız vardır.

Bir anımı anlatarak, sözlerimi bitirmek istiyorum. 1995 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal Çanakkale'ye geldiklerinde, 1 saatlik Şehitler Anıtını ziyareti programa konulmuştu. Genel Başkan Sayın Baykal, 1 saatlik bu programı gerçekleştirdikten sonra, Yarımadanın dolaşılması isteminde bulundu ve dolaştıkça, programın uzadığını ve 6 saati aşan bir gezinin gerçekleştiğini gördük. Gerçekten, duygu yüklü bu gezi sonucundaki Sayın Genel Başkanımın sözlerini burada tekrarlamak istiyorum. Sayın Genel Başkan Deniz Baykal şöyle demişti: "Şüphesiz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye'nin kalbidir, çatısıdır hiç tartışmasız. Ülkeye, ulusa, insanlara vereceğimiz namus sözümüzü, yeminimizi bu çatının altında yapmalıyız; ama, bu andı içmeden önce, galiba, belki, bu bölgeyi dolaşarak, insanların ulusal değerlerinin bir göstergesinin nasıl olması gerektiği konusunu gündeme getirmeliyiz." Bu heyecanı, yine aynı yaklaşım içerisinde, milletvekili arkadaşlarımla paylaşmak istedim.

Değerli milletvekilleri, bu bölgeyle bağlantılı olarak son sözlerimi söylemek istiyorum. Barış zamanı barışı konuşmak çok kolaydır; önemli olan savaş sırasında barışa yönelik, sevgiye yönelik değerleri, konuşmaları aktarabilmektir. Gelibolu Yarımadasına gittiğimizde, savaşlarda, savaşın içerisinde barıştan söz edildiğini, sevginin ortaya çıktığını, savaşan insanlarda, komutanlarda varlığını görebiliriz. Bunun somut göstergeleri şudur: Cephede, 5 metre ötede, gündüz yaşam için, kendi değerleri için -her ne ise- birbirine silah sıkan insanların, akşam savaşa ara verildiğinde, birbiriyle ekmeklerini, sularını paylaşacak kadar sevgi değerlerini ortaya çıkardıkları bir savaşı dünya tarihi yazmamıştır. Biz, bu değerlerimizi tüm uluslarla, tüm insanlarla paylaşabilecek yüce bir belgeyi, yüce bir değeri elimizde bulunduruyoruz.

Bir başka yaklaşım: Atatürk'ün savaşın hemen sıcak günlerinden sonra söylediği sözler, hiçbir liderin savaştan sonra ifade ettiği sözler olarak dünya tarihinde yer etmemiştir. Ulu Önder Atatürk, burada yitirilmiş Anzak askerlerinin kendi ülkeleri tarafından istenmesi karşısında, karşı çıkarak şu sözleri söylemiştir: "Artık, onları ellemeyin, onlar rahat uyusunlar. Türk askerleriyle koyun koyunadırlar. Artık, onlar bizim evlatlarımız oldu." Bu değerlerimizi, savaşın içersindeki barış özlemlerimizi, sevgi özlemlerimizi ve bunun somut göstergelerini dünyada her zaman paylaşabileceğimize inanıyorum. Bunu şunun için söylüyorum: Bölgemizde, Irak'ta, hemen çok yakında bir savaş narasının atıldığı, savaş çığlıklarının atıldığı bir ortamda, barışa yönelik en tutarlı sözleri söyleme hakkına sahip olan bir ulus olarak bu değerlerimize sığınabiliriz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, bölgemizde, Irak'ta, Türklerin de, Arapların da, Kürtlerin de, Amerikalıların da ölmesini istemiyoruz. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

Savaştan kaynaklanan barış anlayışı içerisinde, bugünlerde barış adına söz söyleme hakkımızın çok olduğuna inanıyor; bu Meclis araştırmasının Yüce Meclisimiz tarafından ele alınarak, karar altına alınarak araştırılmasını Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına talep ediyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kan.uygulamalarının değer.veçanakkale savaşı.anma etkinlikleri hk. (10/1)”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 12 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2002-12-12-gelibolu-yarimadasi-tarihi-milli-parki-kan-uygulamalarinin-deger-vecan (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
