# Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kanununda değişikli yapılması hk

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim
- **Tarih:** 15 Ocak 2003
- **Gündem:** GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİ YAPILMASI HK
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2003-01-15-gelibolu-yarimadasi-tarihi-milli-parki-kanununda-degisikli-yapilmasi-h

> İsmail Özay (CHP), 15 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİ YAPILMASI HK); konuşma 1.995 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu nedenle, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale Savaşları, ulusal Kurtuluş Savaşımızın destansı mücadelesinin başlangıcını oluşturmuştur. Ulusal kurtuluş destanımızı en güzel şiirleştiren şairlerimizin başında, tüm dünyanın büyük dünya şairi olarak tanıdığı Nâzım Hikmet gelmektedir. 1951 yılında tartışmalı bir kararla Türk vatandaşlığından çıkardığımız, dünyanın büyük Türk şairi olarak tanıdığı Nâzım Hikmet'in, bugün, 101 inci doğum gününü kutluyoruz.

(1) 22 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şiir okuyanların cezalandırıldığı bir hukuksal eksikliğimizi, geçen günlerde, iktidar ve muhalefet olarak, Anayasada yaptığımız bir değişiklikle kaldırdık; iyi de yaptık.

Değerli arkadaşlarım, diliyoruz ki, şiir okuyanların yanında, o güzel şiirleri yazan şairlerimizin üzerindeki yasakları da kaldıralım. (Alkışlar) Diliyoruz ki, kısa zamanda, büyük Türk şairi Nâzım Hikmet'e de vatandaşlık hakkını tanıyalım. Yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla, vatandaşlık hakkını kendisine iade edelim. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu temenniler içerisinde, ulusal kurtuluş destanımızın yazarı, büyük Türk ozanı Nâzım Hikmet'i, doğumunun 101 inci yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki kanun tasarısı, hepinizin bildiği gibi, 17 Haziran 2002 tarihinde 57 nci hükümetimiz tarafından Meclisimize sunulmuştur. Buradaki, çok basit bir düzenlemedir; ama, çok güzel, tutarlı bir düzenlemedir. Fonlar kaldırıldığı için, yerine, özel hesap tanımıyla, buradaki harcamaların düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Bir isim değişikliği söz konusudur; bir de, denetim şekliyle ilgili olumlu bir gelişme yerine getirilmiştir, Sayıştay denetimi öngörülmüştür. Şüphesiz ki, kendi içinde tutarlı, ama, yasa bütünü içerisinde ancak teknik düzenlemeyi içeren bir çalışmadır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu çalışmayı destekliyoruz ve olumlu oy vereceğiz; ama, Yüce Meclisimizin, değerli parlamenterlerimizin bileceği gibi, hiç tartışmasız, yetersiz görüyoruz; çünkü, yaklaşık bir birbuçuk aydan bu yana, Gelibolu'yla ilgili konular Meclisimizin gündemini oluşturan konulardı.

Müsaadenizle, bu konuları bir kez daha anımsatmak istiyorum. Gelibolu Millî Parkı, bundan otuz yıl önce, 1973 yılında ilan edilmiş; yani, otuz yıl önce, buradaki yaşam standartları, yaşam koşulları, bir millî park alanı içerisindeki yaşam koşullarına dönüştürülmüştür. Tam yirmiyedi yıl sonra ancak bir yasa çıkarılabilmiş; burada insanların yaşamını nasıl sürdürecekleri, ekonomik gelişmeleri konusundaki değerlendirmeler, çalışmalar bu yasaya bağlanmıştır ve aradan tam ikibuçuk yıl geçtikten sonra da, bir tane yönetmelik çıkarılmıştır; o da, buradaki kaçak yapıların nasıl yıkılacağı konusunda, yıkımla ilgili bir yönetmeliktir. Bunların hepsini olumsuz anlamda söylemiyorum. Bunlar, şüphesiz ki olumlu çalışmalar. Bu arada, Kültür Bakanlığımız, buradaki anıtların yapımıyla ilgili olumlu çalışmalar yapmıştır, Orman Bakanlığının ağaçlandırma çalışmaları gerçekten önemli ve güzel çalışmalardır; ama, değerli arkadaşlarım, burada, anıt vardır, ağaçlar vardır, anılar vardır, hatıralar vardır; ama, olmayan bir tek şey vardır; o da, insandır. Bu düzenlemelerin hiçbir tanesinde, bu bölgede yaşayan insanlara yönelik bir değerlendirme, maalesef, bulunmamaktadır.

Bu amaçla, çok iyi niyetle, kasım ayı başında, Parlamentoya adımımızı attığımız anda, bir araştırma önergesi verdik; hiçbir siyasal anlayış düşünmeden, hepimizin içtenlikle destekleyeceğine inandığımız bir yaklaşım içerisinde, bir araştırma önergesi verdik. 12 Aralıkta araştırma önergesi görüşüldü; ama, reddedildi. Aradan ondört gün geçtikten sonra, Tarım Komisyonunda bu konuyla ilgili görüşmenin yapıldığını, telefonla, Nail Kamacı arkadaşımızdan öğrendim. Yöre milletvekili olarak, o bölgede yaşayan insan olarak, o bölgenin sorunlarını bir ölçüde tanımlayan, bilebilen insan olarak, koşa koşa Tarım Komisyonuna gittik. Bazı değişiklik önerilerimizin olduğunu, iyi niyetle, ifade etmeye çalıştık. Tarım Komisyonunda "tali komisyondur, esas komisyon Bütçe Komisyonudur, oraya götürürseniz çok iyi olur" denildi, saygıyla karşıladık. Aslında tutanaklara geçmesi söz konusu idi, önerge vermemiz söz konusu idi; ama hep iyi niyetle yaklaştık. Plan ve Bütçe Komisyonuna 14 Ocakta gittik, sorunlarımızı, temennilerimizi gerekçe içerisinde aktarmaya kalktığımızda, bir gariplikle karşılaştık, reddedileceğini anladığımız için, herhangi bir değişiklik önergesi vermedik. Değişiklik önergesiyle ilgili talebimiz şunları kapsıyordu: Burada bu önergeyi de vermeyeceğiz, ama, gerçekten konuyla ilgilendiği için Yüce Meclisimiz, bilgilendirmek istiyorum değerli arkadaşlarımı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, yasada "fon" adını değiştiriyoruz; güzel. Bir de, fon kaynaklarının nasıl kullanılacağı konusunda değerlendirmelerimiz var. Önerimiz şu idi. "Bu fon, millî park müdürlüğü hizmetlerinde kullanılır. Merkezde fonun birinci derece ita amiri bakandır" diyor; nasıl harcanacağı konusundaki yetkiyi bakanlığa bırakıyor; o, alt kademelere devredebiliyor.

Değerli arkadaşlarım, AK Partili milletvekili arkadaşlarımızın, hükümetin de zaman zaman ifade ettiği bir değerlendirme var; sivil toplum kuruluşlarıyla, katılımcı anlayışla yasaları gerçekleştireceğiz ve uygulamaya böyle koyacağız diyorsunuz; bu inançla şöyle geliştirelim dedik: Evet, merkezî idarenin ajanı bulunsun, yani vali veya bakanlık adına görevlendirilen; ama, isterseniz, orada bulunan 12 tane köyün temsilcisinden birini de koyalım, bir komisyon oluşturalım, buradaki kaynağın nasıl kullanılabileceği konusunda yerel insanların da bir katkısını alalım, il genel meclisi üyelerini koyalım; acaba bu kaynak nasıl kullanılabilecek -tümü değil, sadece yüzde 40'ı- böyle bir komisyon oluşturalım. Şüphesiz ki, bunu veto etme, onaylama, yürütme hakkı bakanlıkta olacaktır, bunu ortadan kaldıralım demedik.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu, bu fonun gelirleri dört kalemden oluşuyor. Genel bütçeden aktarılan miktar, günü birlik giriş ücretleri -hiçbir şey ifade yetmiyor, yok, çünkü doğru düzgün bir gelir yok- her türlü basın yayın gelirleri -bunlar da yok, böyle bir gelir de yok- ve bağışlar. Bunun anlamı, bu gelirlerin hepsi bütçe kaynaklarına dayanmak zorunda. Evet, hükümetimizin, bütçenin sıkıntı içerisinde olduğunu biliyoruz; ama ihtiyaçlar da fazla. Gelin, kaynakları geliştirelim. Bugün Çanakkale yöresine gittiğinizde, Gelibolu yöresine gittiğinizde, Anzak ismini kullanan, Gelibolu ismini kullanan, bu tarihî değerlerden ekonomik gelir elde eden, ticaret yapan insanlar var; ticarete karşı değilim, bu isimler kullanılabilir, saygıyla karşılıyorum; ama, herhangi bir ismin kullanılması ile bu tür tarihî değerlerin isimlerinin kullanılması arasında bir fark var; bir telif hakkı, bir patent hakkı, bu kaynaktan alınabilir, dünyada örnekleri var, Avrupa'da da var örnekleri. Bununla ilgili, bu yetkinin, yine, bakanlığa verilmesini talep ettik; ama, bu iyi niyetli girişimlerimize, maalesef, yanıt alamadık.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, amacımız, bu yasanın amacı, yaptıklarımızın amacı şu: Burasını korumak. Burasını alırken, burasını korurken, bu yurt parçasını korurken, 250 000 şehit vererek koruduk. Şimdi, hazırlanan ikibuçuk sayfalık bir yasa teklifiyle, bunu koruma olanağımız yok.

Değerli milletvekilleri, bu yörede 10 000 civarında insan yaşıyor. 85 yıldır, bu yasalar çıkmadan önce, bu yöreyi koruyan insanlar var. Bu yöreyi koruyan oranın halkına güvenmeden, o insanları bu değerlerin içerisine katmadan, ikibuçuk sayfalık yasayla, Gelibolu Yarımadasını nasıl koruyacağız?! Bunun zor olduğunu ifade etmek istiyorum. Bunu geliştirmek gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Gelibolu'yla ilgili bilinen sorunlar var. Bakın, burada yaşam, gerçekten çok zor. Türkiye'de, tarımla uğraşan herkesin yaşamının zor olduğunu biliyorum; özel, ayrıcalıklı bir bölge olsun demiyorum, daha önce, arkadaşlarım kalktılar, fındığından pamuğuna kadar... Kabul ediyorum; ama, bakın, burada kuru ziraat yapılır; hasat mevsiminde burada çalışacak olan biçerdöverler için, herhangi bir yerdeki ücretten daha fazlası alınır; sebep, yangınla ilgilidir; çünkü, biçerdöverin egzozundan çıkacak bir kıvılcımın oluşturduğu bir yangın sonucunda -hangi tarlada çıktıysa- o insanın alacağı ceza kat be kattır. Ceza yasalarına girmiyorum, dört kat cezalar öngörülmektedir. O bakımdan, buradaki hasat mevsiminde, özel bir bedelle biçim yapılır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin her yerinde yapılan ilaçlama, burada izne bağlıdır; çünkü, 3/e maddesinde, Orman Yasasının getirdiği izinle ancak burada ilaçlama yapabilirsiniz. Tabiî ki, pratik içerisinde kaçak ilaçlama yapılıyor; ama, muhakkak, izne bağlısınız.

Değerli arkadaşlarım, av yasağı var. Bunların hepsi doğal; ama, av yasağının getirdiği, oradaki tarım ürünlerini, daha gelişme sırasında ortadan kaldıran değerler var. Örneğin, Çokal Barajı. Bakın, savaş zamanı en çok hasret çekilen, bir damla sudur. Biz, nutukları attığımızda, şehitlerimizle ilgili değerlendirmeleri yaptığımızda, o şehitlerimizin anısına yönelik, geleceğe yönelik, bir damla suya yönelik, seksenbeş yıldır Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bir çivi çakmamıştır. Çokal barajı, 1993'ten bu yana, on yıldır ancak yüzde 30 seviyesine gelmiştir. Bunları araştıralım, inceleyelim dedik.

Değerli arkadaşlarım, bununla ilgili, örneğin, hazine arazileri vardır, hazine arazileri her bölgede kullanılmaktadır, kiralanmaktadır; ama, bu bölgedeki hazine arazileri, yasa gereği orman tasarrufuna girdiği için, vatandaşa kullandırılması söz konusu değildir. Bunları sıralamakla bitiremeyiz. Gerçekten, bu bölgede, insanların büyük mağduriyetler çektiğini ifade etmek istiyorum. Bunları, klasik, siyasal popülizm içerisinde, kendi bölgemdeki insanları kurtarmak, onlara belli ölçülerde olanak sağlamak için de söylemiyorum, içtenlikle bir şeyi söylemek istiyorum: Yüce Meclisimizin, hükümetimizin amacı belli, kendi içerisinde tutarlı bir yasa tasarısını gündeme getirmiş, saygıyla karşılıyorum; ama, insanı içerisine yerleştirmememizden dolayı eksikliğinin çok önemli olduğunu söylüyorum. İnsanımızı korumadan, buradaki değerleri korumanın anlamı yoktur, yapamayız, eksik kalır, kadük kalır. Nasıl üç yıldır yasayı uygulayamıyorsak, üç yıldır oradaki yaşamı gerçekleştiremiyorsak, insanların yaşamını kolaylaştıramıyorsak, değerli arkadaşlarım, aldığımız bu yasal tedbirlerle de hedefe ulaşamayız, amaca ulaşamayız.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekillerimiz; biraz önce söyledim ve bunu, kürsüye çıktığımızda da, hiçbir popülizme kapılmadan, hiçbir ajitasyona girmeden, içtenlikle, bir milletvekili olarak, AKP'li arkadaşlarımızla birlikte burada ifade ettik bölgenin sorunlarını; ama değerli arkadaşlarım, Meclis araştırmasını reddettik. Bakın, Meclis araştırması komisyonunu kurmuş olsaydık, birbuçuk aydır çalışıyor olacaktık, orada bazı veriler elde edecektik, süre de kaybetmeyecektik, belki bu tasarıya bazı montajlar gerçekleştirecektik, bu çalışmayı çok verimli yapabilirdik. Dikkat ederseniz, yasa tasarısı verilmiş, yedi ay sonra kanunlaşıyor.

Bakın, bununla ilgili Meclis araştırmasının neden reddedildiğini anlayamıyorum. Ya -özellikle AKP'li arkadaşlarımız reddettiği için söylüyorum- bunu, arkadaşlarımız çok gereksiz bir sorun olarak gördü ya da önemli bir şey değil diye düşündüler, böyle düşünmüş olabilirler, saygıyla karşılıyorum; ama, değerli arkadaşlarım, bir çelişkinizi de söylemek istiyorum. Madem gereksiz gördünüz, önemsiz gördünüz, araştırma önergesi olarak desteklemediniz; bir ay sonra bu tasarıyı getiriyorsunuz, bu önemli bir konu ki, tasarı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşısına getiriyorsunuz; önemi burada.

Bize, şunlar söylendi: "Meclis araştırma önergelerinden bir sonuç çıkmaz." Deneyimli arkadaşlarımız "biz, bu önergeleri geçtiğimiz dönemlerde çok verdik" dedi.

Peki, değerli arkadaşlarım, deneyimli arkadaşlarımızdan -AKP'li olsun, Cumhuriyet Halk Partili olsun- belli ölçülerde bilgi alarak yetişmek istiyoruz. Peki, 13 tane araştırma önergesinin 6 tanesini niye AKP olarak verdiniz; madem sonuç elde edemiyorsunuz, niye bu yönteme başvuruyorsunuz? Bu da bir çelişki değil mi?

Değerli arkadaşlarım, bu konuşmalardan sonra dendi ki: "Çok önemli bir konu; ama, bunu, böyle pat diye Cumhuriyet Halk Partililer olarak getirince bir psikolojik direnç oluşuyor; keşke birlikte getirseydik."

Değerli arkadaşlarım, nasıl muhalefet yapacağımızı, bu Parlamento çatısı altında nasıl çalışacağımızı bazı insanlardan, dikte edilerek öğrenme konumunda değiliz. Biz, halkın özgür iradesiyle buraya geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Şüphesiz ki, bu çalışmalarımızı yansıtırız; yanlışlarımız, eksiklerimiz varsa söylersiniz; bunlardan ders alırız; ama, kapının arkasında, bizi bir kenara çekerek, aman öyle yapmayın böyle yapın diyerek, bize tavsiyelerde bulunarak bize parlamenterlik yaptıramazsınız.

Değerli arkadaşlarım, AKP Grup Başkanvekili arkadaşımız Sayın Kapusuz, çok büyük bir iyi niyetle, yanılmıyorsam ertesi gün, Sayın Bakanımızı bizimle buluşturdu. Sayın Bakanımızla konuştuk. Onur duydum, gurur duydum. Sayın Bakanımız şöyle dedi: "Biz, bu konuyla çok ilgiliyiz, ilgileniyoruz ve hatta, bu bölgeye, yol yapımı için 980 milyar lira gönderdik." Sayın Bakanımız, herhalde dinlememişlerdi. Ahmet Küçük arkadaşım ve ben gönderilen bu parayla ilgili Sayın Bakanımıza, hükümetimize teşekkür ettik. Değerli arkadaşlarım, şunu söylemek istiyorum: Orada yaşayan 10 000 insan, asfalt yol yiyerek hayatlarını sürdüremezler. 980 milyarlık yatırım, yol yapımı önemlidir; ama, orada insanları eğer yürüme mecali içerisinde bırakmazsanız, o yollarda insanları yürütmezseniz ne anlamı var?! Ne anlamı var; bunu vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekillerim; şimdi, biz, özellikle, AKP'li arkadaşlarımızın, hükümetimizin katılımcılık anlayışı, muhalefetle uyum içerisinde yasaların çıkarılması, sivil toplum kuruluşlarıyla olan ilişkiler ve katılımcılık gibi kavramları Türk siyasetinin gündemine taşımalarından gerçekten çok mutluyuz; çünkü, bir yönetici olarak, kamu yönetiminde ondört yıl görev yapmış bir insan olarak, katılımcılığın çok önemli olduğuna inanıyorum. Bu noktada, hükümetin de önemli adımlar atacağına inanmıştık; ama, değerli arkadaşlarım, birbuçuk aylık deneyim içerisinde, ne komisyonlarda ne de Türkiye Büyük Millet Meclisinde "katılım"ın sözünün dışında hiçbir pratik eylemi görmediğimizi açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. Bu, bizim yaşadığımız gerçek. Katılımcılık, sadece sözle, lafla olmaz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, sosyal demokratlar, solcular, solda düşünen insanlar olarak, 1950'lerden bu yana, bu ülkede, demokrasi mücadelesini, biz, tek başımıza verdik. Bunun altını çizerek söylüyorum. Bu uğurda, biz, can verdik, bir nesil tükettik; ama, bu otuz kırk yıllık süre içerisinde, liberal insanlar, muhafazakârlar, sağda bulunanlar "demokrasi karnımızı doyurmuyor" diye ana oğul edebiyatı yaptılar.

Tabiî, o dönemlerde resmî anlayışla uzlaşıyorlardı; çünkü, dertleri yoktu. Ne zaman ki, bazı liberallerin, bazı muhafazakârların, resmî anlaşmayla, resmî ideolojiyle çatışmaları ortaya çıktı, o zaman demokrasi ihtiyacı gündeme geldi. Şimdi, demokrasiyi, bazı insanlar, liberaller, muhafazakârlar da söylüyorlar. AKP Grubunun demokrasi konusundaki söylevlerinin bir adım öne gitmesinden memnuniyet duyduğumu da ifade etmek istiyorum, bunlar güzel şeyler; ama, bakın, bunun için otuz yıl, kırk yıl, elli yıl bekledik, Türkiye'deki sosyal demokratlar olarak bedel ödedik. Şimdi, sosyal demokratların değerlerinden katılımcılığı da kullanıyorsunuz; ama, değerli arkadaşlarım, sözle kullanmayın, gerçekten eylemle kullanın; çünkü, sizi otuz kırk yıl daha beklemeye tahammülümüz yok; ne bizim var ne de Türk Halkının var. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Gelibolu Yarımadasıyla ilgili yasa değişikliğine olumlu oy vereceğimizi belirtiyorum; Yüce Meclisimize saygılar sunuyorum.

Sağolun. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Gelibolu yarımadası tarihi milli parkı kanununda değişikli yapılması hk”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 15 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2003-01-15-gelibolu-yarimadasi-tarihi-milli-parki-kanununda-degisikli-yapilmasi-h (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
