# Genel Kurul konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim
- **Tarih:** 7 Temmuz 2004
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2004-07-07

> İsmail Özay (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.211 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; ben, Denizli'de kaçak bir yapıyla ilgili oldukça ilgi toplayan konudan bahsetmeyeceğim, 47 nci maddeyle ilgili değerlendirmede bulunacağım.

Değerli arkadaşlarım, aşağı yukarı yirmiüç saattir çalışıyoruz. Bu yirmiüç saatlik çalışmada, gerçekten, muhalefet olarak, yapıcı katkılarda bulunmaya çalışıyoruz. Klasik bir muhalefet anlayışı içerisinde geciktirme anlayışına yönelik bir muhalefet yapmaya değil, özellikle, toplumun ihtiyacı olan bu yasaya katkı vermeye çalışıyoruz; ama, üzülerek bir konudaki saptamamı belirtmek istiyorum: Bir sağırlar diyaloğu içerisinde sürdürüyoruz bu çalışmamızı.

Değerli arkadaşlarım, çeşitli iyileştirici teklifler veriliyor. İktidarın, bu iyileştirici tekliflere yönelik yaklaşımı, genellikle, bu değişiklik önergelerine katılmamak şeklinde oluşuyor. Teknik bir eleman olarak, gerçekten yadırgadığım bir konudan bahsetmek istiyorum: Örneğin 5 inci maddede, yerel yönetimlerin sınırlarının çizilmesine yönelik "kroki" ibaresi var; onun yerine, artık dijital ortamda, bilimin geliştirdiği "harita" kavramının yerleştirilmesiyle ilgili öneri dahi reddediliyor. Örneğin "2 000 nüfusa yönelik olarak, gelin, bir iyileştirme, bir bakış açısı daha sergileyelim" yaklaşımına yönelik de hiçbir açılım gerçekleşmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bunları, bir eleştiri anlayışı içerisinde söylemiyorum. Bakın, bu, 1580 sayılı Yasayı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, derli toplu üçüncü kez ele alışımız; 1979 yılında bir kez ele aldık geniş anlamda değiştirebilmek için, 1984 yılında bir kez daha ele aldık ve şimdi, bu hükümet döneminde bir kez daha ele alabiliyoruz. Bunu, büyük bir şans olarak görüyorum, Türkiye için şans olarak görüyorum; çünkü, parçalı bir Parlamento yapısı içerisinde, toplumu ilgilendiren bu tür yasaların uzun boylu görüşülebilmesi, sonuca ulaşılabilmesi gerçekten zor. Şimdi, Parlamentonun iki partili olduğu ve iktidarın gerçekten önemli bir çoğunluğunun olduğu bir ortamda, iyileştirici, toplumu kucaklayan bir yasayı rahatlıkla geçirebiliriz. Bu fırsatı kaçırmamak adına bunları ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, özür dileyerek söylüyorum, tabiî ki iktidarın içişleyişine karışmayacağım ama, bu kadar fazla çoğunluk size belli bir rahatlık getiriyor gibi bir gözlem içerisindeyim. Değerli arkadaşlarım, sizin bu kadar çoğunluğunuzun bir şans olduğunu kabul ediyorum. Bu, sadece sizin için şans değil, Türkiye Cumhuriyeti için de şans; bunun bilincinde olmanızı diliyorum. Türkiye Cumhuriyeti için niçin şans; değerli arkadaşlarım, Türkiye, demokrasi içerisinde belli aşamalardan geçerek bu noktaya geldi, şimdi, demokratikleşme adına, siyasete düzen verme adına hepimize düşen temel görevler var. Millî gelirden kişi başına 3 000 dolar pay alan insanlar varken, demokrasimizdeki antidemokratik yasaları temizlemeden, Türkiye'de, hiç kimsenin -ne sağda, ne solda- siyaset yapma olanağı yoktur. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın bu tarihî sorumluluğu bu bilinç içerisinde ele almaları gerekir diye düşünüyorum. Maddeye geçerken de, niçin bundan uzun uzun bahsettiğimi açıklamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 47 nci madde, gerçekten çok önemli. 47 nci madde, bu iktidarın çalışmalarına yönelik yarın ne yapması gerektiği konusunda yol açacak bir madde değil, tarihe not düşeceği bir madde. 47 nci madde, ararejim maddesi, demokrasinin ayıbı olan bir madde. Evet, çeşitli maddeler görüşülecek, kabul edilecek, onlar belki yıllar sonra anımsanmayacak bile; ama, 47 nci madde, ararejimi çağrıştıran, seçimle gelmiş olan insanların görevden alınmasına yönelik kararın demokratik bir şekilde gelmesi karşısında 22 nci Dönem Parlamentosu, bu iktidar tarihe geçecek.

Değerli arkadaşlarım, şu temel kurala hiç kimsenin itiraz etmesi mümkün değildir: Demokrasilerde, seçimle gelenler seçimle gitmeli; bu, demokrasinin temel kuralıdır. Değerli arkadaşlarım, ama Türkiye Cumhuriyetine baktığımızda, üzülerek bunun böyle olmadığı sentezini rahatlıkla yapabiliyoruz. Örneğin, bu ülkede ararejimler nedeniyle başbakanlarımızı idam ettiğimiz dönemler oldu. Hukuksuzluk, adaletsizlik, kanayan yara olarak gündemde duran konulardır. Bu ülkede seçimle gelmiş başbakanların ararejimle gittikleri, halkın tekrar cumhurbaşkanı olarak görev verdiği ararejim sıkıntılarını yaşadık. Yine bu ülkede, seçimle gelmiş belediye başkanlarının, ararejim anlayışıyla görevlerinden uzaklaştırıldığı; ama, daha sonra, halkın iradesiyle başbakan olarak, milletvekili olarak tekrar geldiği dönemleri de yaşadık.

Değerli arkadaşlarım, o zaman, önümüzdeki tarihsel bir görev, ara- rejim anlayışındaki tüm yönetmelikleri, kanunları, yasalarımız arasından temizlemek durumundayız. Örneğin, dönem dönem ihtilallerle sarsılan demokrasimiz bir Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Yönetmeliğine dayanır. Evet, kullanılmıyor, yapılmıyor, yürütülmüyor deyip geçiştiremeyiz; değiştirmeliyiz, yasalarımızdan ayıklamalıyız. Cumhuriyeti kollama ve koruma görevi, bu ülkede sadece bir tek kuruma ait olamaz; hepimizin görevi olmalıdır. Bu yaklaşım içerisine girdiğimizde, seçimle gelen insanların seçimle gitmesi konusundaki yaklaşımda kamu yararını sadece İçişleri Bakanlığının değerlendirmesine bırakarak da işi geçiştiremeyiz. Onun için, 47 nci maddenin, sadece İçişleri Bakanlığının şahsına, kurumuna güvensizlik olarak değil, böyle bir antidemokratik maddenin bu hükümde, bu yapı içerisinde olmamasına yönelik tavrımızı çok açık, net olarak ortaya koymalıyız.

Değerli arkadaşlarım, maddeye geldiğimizde şunları açık, net söylemek istiyorum: Bu tasarının 47 nci maddesi, anlayışı itibariyle gerçekten hiçbir şekilde değişmemiştir; birkaç fıkra ilave edilmiştir -onlara geleceğim- açmıştır; ama, anlayışı değişmemiştir. Bir tek birinci paragrafı anlayışını ifade eder; burada "tedbir" konusu vardır; "tedbir" sözcüğünün yerine "önlem" kelimesi getirilmiştir birinci fıkrada; ama, anlayış, mantık değişmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, maddenin ikinci fıkrasında, iyileştirici olduğu iddia edilen, şöyle bir ifade vardır: Bu karar, İçişleri Bakanlığı tarafından alınan karar, iki ayda bir gözden geçirilir.

Sevgili parlamenterler, değerli arkadaşlarım; bu kararı veren İçişleri Bakanlığının yanlış karar vermesi halinde, hukuka aykırı bir karar vermesi halinde, tekrar aynı organın kararı gözden geçirmesi gibi bir kavram, demokratik bir yaklaşım olamaz. Bu kararın gözden geçirilebilmesi, hukuk kurumlarının tekeline, eline bırakılmalıdır.

En üzüntü verici fıkra, son fıkradır. Bunu, Meclisten özür dileyerek, bir rüşvet olarak değerlendiriyorum. Görevden aldığınız insana şunu söylüyorsunuz: "Sen görevden alındın, kabul; ama, maaşının üçte 2'sini sana veriyoruz." Bunu demek, demokrasiye karşı gerçekten bir haksızlıktır. Zaten, yasa gereği, göreve iade edildiği anda maaşını alma hakkına sahip olan bir yaklaşımı, yasaya bir rüşvet anlayışı içerisinde yazmak, iyileştirme değildir.

Değerli arkadaşlarım, 1984 ve 1992 yılları arasında, özellikle seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması konusunda, ülkemizde çok şanssız dönemler yaşandı. Hatırlıyorum, 1990 yılında 21 belediye başkanı görevden alındı; belli bir süreç içerisinde 19 tanesi geri döndü. Genellikle görevden alma konusu, siyasî iktidarın kullandığı bir irade olarak yansıyor.

Şunu açık, net olarak söylüyorum: On yıldır ve sevinerek söylüyorum, bu hükümet döneminde, belediye başkanlarına yönelik, bu anlamda bir baskı söz konusu değil; ama, değerli arkadaşlarım, bunu, sadece içişleri bakanlarının, bir iktidarın iyi niyetine bırakma anlayışını bu yasanın içerisinde tutamayız. Korkarım ki, 1990'daki gibi bir hükümet, 1990'daki gibi bir İçişleri Bakanı ileriki günlerde göreve gelecek olursa, büyük bir yanlışlık, büyük bir haksızlık ortaya çıkabilir. Bir padişah refleksi içerisinde, siyasetle hesaplaşmaya kalkan, seçilmişlere ıstırap çektiren bir anlayışı tekrar görebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, bununla ilgili yapmamız gereken şey şu: Bir kere, Danıştay kararlarına dayanarak İçişleri Bakanlığının bu hakkı kullanmasını sağlamalıyız. Görevden uzaklaştırılırken, genellikle iki koşulun varlığına bakılıyor. Koşullardan bir tanesi soruşturmanın açılmış olması, diğeri lüzum görülmesi hali.

Değerli arkadaşlarım, lüzum görülmesi haliyle ilgili hukuksal bir süreç var. Danıştay içtihatlarından gidiyorum, arkadaşlarımız bilir, çok uzatmak istemiyorum; ama, dört önemli konu üzerinde hukuksal bir değerlendirme yapılması gerekiyor, siyasî değerlendirmenin dışına çıkılması gerekiyor; hakkındaki savların, iddiaların çok ciddî olması, delillerin karartılıyor olabilmesi, temsil açısından ülkeye zarar veren, çevreye zarar veren konumların oluşuyor olabilmesi gibi hükümler gerekiyor. Sürem azaldığı için, süremi de aşmak istemiyorum, o nedenle hemen önerilerime gelmek istiyorum.

Değerli milletvekillerimiz, bununla ilgili bir değişiklik önergesi verdik. Anayasamızda, şüphesiz ki, verilen yetki, İçişleri Bakanımızın bu yetkiyi kullanması doğrultusunda. Anayasa değişikliğini bu süreç içerisinde yapmamız söz konusu olmayabilir; ama, İçişleri Bakanımızın kullanmış olduğu bu yetkiyi, bir ay içerisinde, yargı organına, Danıştaya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özay.

İSMAİL ÖZAY (Devamla) - Teşekkür ederim.

Danıştayımızın, bir ay içerisinde, hukuksal anlamda bu süreci gözden geçirmesini ve bu iki aylık periyodik denetlemeleri, gözden geçirmeyi Danıştayın yapmasını öneriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, genellikle, verilen her önergenin, bir refleks anlayışı içerisinde -lütfen, yanlış anlamayın; muhalefetten gelmesi nedeniyle de düşünülebilir- reddedildiğini görüyorum; ama, gerçekten, bu, yasanın can alıcı, demokrasi adına çok önemli bir hükmünü oluşturuyor.

Bu nedenle, tüm parlamenterlerimizin, tüm milletvekili arkadaşlarımızın, bu önemli konuya, demokrasi adına özen göstereceklerine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2004-07-07 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
