# Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsmail Özdemir (MHP, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Dışişleri Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90853
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozdemir-2026-10-27-tutanak-metni

> İsmail Özdemir (MHP), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 995 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, çok saygıdeğer Komisyon üyelerimiz, milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığımızın, Millî Savunma Bakanlığımızın ve diğer resmî kurumlarımızın temsilcileri; sizleri de saygıyla selamlıyorum.

En son söyleyeceğimi en başta söyleyerek başlamak isterim: Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu anlaşmayı, Dışişleri Komisyonumuzun gündeminde bulunan bu konu başlığını desteklediğimizi ifade etmek isterim.

Tabii, Mecliste grubu bulunan pek çok siyasi parti üyelerimiz ve aynı zamanda burada Dışişleri Komisyonu üyesi olan milletvekillerimiz kendi kişisel görüşlerini paylaşmakla beraber genel çerçevede nereden nasıl bu noktaya gelindiği hususunun ve buna dikkat kesilmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. İçerisinde bulunduğumuz şartlarda dünya giderek bölgeselleşen ve aynı zamanda yeni tedarik zincirlerini ve bunların ikmal güzergâhlarını arayan ve buna dayalı yeni bir küresel denge ve güç merkezleri odağında bulunacak çevrelerin birbirleriyle olan rekabetine tanık olduğu dönemi yaşıyor. Böylesi bir dönemde -dikkat buyurulursa- mevcut durumda "küresel güç" olarak kabul edilen ülkeler dahi kendi bölgelerinde ve mücavir alanlarında huzuru ve güvenliği kendi perspektifleriyle beraber sağlama uğraşı ve arayışındalar.

Türkiye Cumhuriyeti devleti sadece yüz yıllık, yüz iki yıllık, yüz üç yıllık bir devlet değildir; binlerce yıllık köklü bir mirasa sahip olan bir önceki döneminde, bir önceki zamanında 3 kıtada, 7 iklimde hâkim olmuş ve hâkim olduğu coğrafyalarda barışı, huzuru, güvenliği sağlamış bir ülkedir. Bu tecrübemizle beraber bu aklımız bizde mevcuttur. 21'inci yüzyıl şartlarında Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenlik sahasıyla beraber iş birliği içerisinde olduğu, aynı zamanda müttefiklik yaptığı ülkelere sağlamış olduğu ana taahhütte hiç kuşku yok ki hem bölgesel barışın hem de küresel barışın ve aynı zamanda istikrarın tesisi ve teminidir. Dolayısıyla, gündemimizde bulunan anlaşma Komisyonumuzda yapılan değerlendirmeler çerçevesinde -bir eksikliği gördüğüm için bunu özellikle ifade etmek istiyorum- ısrarla savaş isteyen, bir tarafı hedef alan, bir tarafın durumunu gözeten anlaşma olmaktan ziyade, savaş isteyen bir anlaşma olmaktan ziyade ben bulunduğum bölgede beraber hareket ettiğim ülkelerle beraber barış istiyorum ve bu barış istemem sebebiyle de bu caydırıcı gücümü ortaya koyuyorum iradesinin temel yansımasıdır. Dolayısıyla bunun altının kalın bir şekilde çizilmesi lazım. Bu barış isteyen çevrelerin, barış isteyen ülkelerin, barış isteyen odakların birlikte hareket ederek beraberce bölgeye -ki bu bölgenin kapsamını ve tanımını da doğru çizmek lazım- aynı anda Kızıldeniz, Basra, Hint, Okyanusu, Hazar ve Akdeniz havzasında yani benim mücavir alanımda herhangi bir çatışma, herhangi bir savaş, herhangi bir huzursuzluk istemiyorum, bu anlamda da beraber hareket ettiğim ülkelerle beraber bu irademi ortaya koyuyorum demektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu anlayışımızı Sayın Genel Başkanımız Orta Doğu'da ilk defa İsrail'in bölgesel saldırganlığıyla beraber başlayan, Gazze'yi hedef alan, sonra adım adım diğer bölgelere yayılan çatışma ve savaş şartlarında gözetilen durum paralelinde Kudüs paktı önerimizle beraber ortaya koymuştuk. Her ne kadar bu anlaşmayla beraber ve duruşumuzla herhangi bir ülkeyi hedef almasa da barış istediğimiz gerçeğinden hareketle MHP olarak bizim temel görüşümüz bu anlaşmanın mümkün olduğu kadar İslam dünyasının tamamını içerisine alabilecek ve aynı zamanda 57 İslam ülkesini de kuşatabilecek kararlılık ve kapsama da evrilebilmesidir. Ki baktığınız vakit, 20'nci yüzyılın son dönemleriyle beraber 21'inci yüzyılın başlarında da bütün kan, gözyaşı, işgal girişimlerinin tamamı ne yazık ki İslam coğrafyalarında görülmüş, istikrarsızlığın hâkim kılındığı ve bundan mütevellit de ülkemizin de ağırlıklı olarak hem güvenlik paralelinde hem de diğer alanlarda etkilendiği sahalarda bu sıkıntıların ve sorunların geldiğini göz önünde bulundurursak, temennimiz ve hedefimiz bu anlaşmanın İslam dünyasının tamamını kapsamasıdır. Birinci nokta burasıdır.

İkinci nokta, saygıdeğer Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri; Türk milletinin millî devlet geleneğinde var olan değerler üç, beş günde oluşmamıştır. Şimdi, anlaşmayı konuşurken ısrarla Suudi Arabistan konuşuluyor, ısrarla evet, Suudi Arabistan'ın var olduğu, içerisinde bulunduğu bazı sıkıntılar konuşuluyor ama burayı konuşuyorsak bile bizim nazarımızda değeri ve kıymeti büyük olan bazı meselelerin de altını çizmemiz lazım. Yavuz Sultan Selim Han Mercidabık Savaşı'ndan sonra Mekke, Medine gibi hem İslam dünyası hem Türk milleti için kutsal olarak atfedilen bölgeleri egemenliği altına aldığında okuttuğu hutbesinde "hâkimü'l-Harameyn" sıfatını kendisine atfeden hutbeye itiraz etmiş "Hayır, biz hâkimü'l-Harameyn değil, hadimü'l-Harameyniz." yani kutsal toprakların, değer verdiğimiz toprakların, Peygamber Efendimiz'in kabrinin bulunduğu toprakların biz hizmetkârıyız anlayışını benimsemiştir. Her ne kadar sonraki dönemde farklı gelişmeler olmuşsa da Medine müdafaası ve Türk askerinin "Mehmetçik" sıfatını alması da Sevgili Peygamberimiz'in kabrinin yanı başında verdiği şanlı mücadelelerle şekillenmiştir. Sonraki döneme bakıyorsunuz, her ne kadar yine bu alanlar Suudi Arabistan'ın egemenliği altında olsa da zaman zaman bilhassa Peygamber Efendimiz'in kabrine yönelik bazı girişim ve gelişmeler dikkate alındığında Türkiye Cumhuriyeti devletinin banisi Mustafa Kemal Atatürk'ün de hangi duruşu sergilediğini, tarih kayıtları ve bizler çok net bir şekilde biliyoruz. O yüzden, açık ve net bir tabirde ve tarifte bulunacağım: İster İsrail'den gelsin ister Husilerden gelsin ister başka birinden isterse üçüncü bir ülkeden gelsin, ismi ne olursa olsun; Türk milleti için, İslam âlemi için kutsal olan toprakları hedef alan her saldırının karşısında olmak Türk milletinin imanından gelen, inancından gelen vazifesi olarak kabul edilir ve bu anlamda da bu toprakların müdafaası için, kutsal saydığımız alanların müdafaası için yapılması gereken ne varsa bunu yapmakta Türk devletinin hem imparatorluk döneminde hem cumhuriyet döneminde kendisine vazife bildiği değer ve yaklaşımlardan bir tanesi olmuştur.

Üçüncü olarak, saygıdeğer milletvekilleri, kıymetli Komisyon üyelerimiz; atladığımız bir alan var; o da her ne kadar İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaş sebebiyle ve İsrail'in de Amerika Birleşik Devletleriyle beraber İran'a yönelik mütecaviz eylemleri sebebiyle Basra Körfezi'ni ve Hürmüz Boğazı'nı konuşuyorsak da içerisinde bulunduğumuz dönemde sorun olarak karşımıza çıkan ve hem millî güvenliğimizi hem de millî çıkarlarımızı doğrudan etkileyen bir başka saha var ki o saha da Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'dır. Dikkat buyurursanız, Babülmendep'in hemen yanı başında Türkiye Cumhuriyeti devletinin stratejik bazı yatırımları vardır. Somali'yle beraber yaptığımız ikili anlaşmalar çerçevesinde bu ülkede kuracağımız uzay üssümüz Türkiye'nin 21'inci yüzyıldaki stratejik sahalarının, stratejik yaklaşımlarının başında geliyor. Dolayısıyla buranın emniyet ve güvenliği de doğrudan bizim açımızdan bir egemenlik meselesidir ama aynı zamanda küresel ticaretimizde önemli bir yer teşkil eden, önemli bir alan teşkil eden Babülmendep Boğazı'nın da uluslararası ticarete, uluslararası taşımacılığa açık olması bizim için küresel yaklaşımımızda, hem egemenlik haklarımız hem millî çıkarlarımız anlamında önem taşıyan sahaların, konuların başında geliyor.

Ben bu gerekçelerle, daha evvel yine Milliyetçi Hareket Partisinin zaman zaman kamuoyuyla da paylaşmış olduğu Sayın Genel Başkanımızın görüşleri çerçevesinde Komisyonumuzun gündeminde bulunan anlaşmaya olumlu yönde oy vereceğimizi özellikle belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

---

**Kaynak gösterme:** İsmail Özdemir (MHP, Kayseri). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozdemir-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90853

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
