# İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsmet Büyükataman (MHP, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim
- **Tarih:** 9 Aralık 2009
- **Gündem:** İMAR KANUNU İLE BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(S.S.:397 VE 397'YE 1 İNCİ EK)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ismet-buyukataman-23-2009-12-09-imar-kanunu-ile-bayindirlik-ve-iskan-bakanliginin-teskilat-ve-gorevler

> İsmet Büyükataman (MHP), 9 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İMAR KANUNU İLE BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(S.S.:397 VE 397'YE 1 İNCİ EK)); konuşma 1.727 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 397’ye 1’inci ek sıra sayılı İmar Kanunu ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Tokat Reşadiye’de şehit edilen askerlerimize ve İstanbul’da hain terör örgütünün saldırısı sonucu yaşamını yitiren Serap Eser isimli yavrumuza rahmet, yakınlarına ve bütün Türk milletine başsağlığı dileklerimi sunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, insanların güvenilir ve sağlıklı yapılarla sağlıklı bir çevrede yaşama hakları, en temel insan hakları arasındadır ve bunu sağlamak da devletin en başta gelen görevidir.

Ülkemizde yerleşme ve yapılaşmaları düzenlemek ve denetlemek amacıyla birçok yasa ve yönetmelik çıkarılmasına rağmen yerleşme ve yapılaşmaların iyi denetlenmediği açık bir gerçektir. Bu durumun en önemli kanıtını ağır sosyal ve ekonomik faturalarıyla hemen her depremden sonra maalesef yeniden görmekteyiz.

Yerleşmeler açısından 1985 yılına kadar geçen sürede imar planları merkezî yönetimlerce onaylanırken 1985 yılından sonra bu yetki yerel yönetimlere devredilmiştir. Yapı denetiminin iki ana unsuru olan proje denetimi ile yapım faaliyetlerinin denetimi ise geçen süre içerisinde çok az değişmiştir.

Mevcut yasal düzenlemeler yapıların proje denetimini yerel yönetimlere, yapım işleminin denetimini ise “fennî mesul” adı verilen serbest mühendis ve mimarlara bırakmıştır. Pratikte, yerel yönetimler, siyasal etkiler, çıkar ilişkileri, yeterli teknik elemana ve donanıma sahip olmamaları nedeniyle zaman zaman proje denetimi dahi yapamaz hâle gelmişlerdir. Uygulamayı denetlemesi istenilen fennî mesullerde ise diploma dışında hiçbir nitelik aranmaması, ücretlerini yapı müteahhidinden almaları, bu kişilerin faaliyetlerinin hiçbir denetime tabi olmaması ve yasalarda açık bir sorumluluk ve yaptırım yetkisinin olmaması gibi nedenlerle uygulamada etkili denetim hizmeti yapamamış ve yapım işleri piyasadaki eğitimsiz ve liyakatsiz ellerin insaf ve anlayışına göre devam edegelmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından bir tanesi üzerinde yer alan ülkemiz geçmişten bugüne deprem hareketini ve depremin etkilerini sürekli olarak yaşamış ve bulunduğu konum itibarıyla bundan sonra da maalesef yaşamaya devam edecektir.

Topraklarının yüzde 96’sı deprem bölgeleri içinde yer alan ve her deprem olduğunda önemli zararlarla karşılaşılan ülkemizde milletimizin can ve mal güvenliğiyle millî servetlerimizi koruyabilmek için yerleşme ve yapılaşmaların çağdaş norm ve standartlarda denetimini sağlamak devletin en öncelikli görevi hâline gelmiştir. Bu görevin yerine getirilmesi için çok büyük maddi kaynak ve yatırımlara değil, küçük ancak ciddi bir anlayış ve yaklaşım değişikliğine ihtiyaç vardır. Bölgenin neredeyse tamamının deprem riski altında bulunmasına bağlı olarak depreme dayanıklı yapı inşaatı yapma artık kaçınılmaz bir durumdur. Günümüzde depremin değil insanoğlunun kendi aldığı yanlış kararların, inşa ettiği yanlış yapıların ve yerleşim alanlarının felaketi var ettiği gerçeği de yaşanmaktadır. İnsanları deprem tehlikesinden korumak, deprem öncesi, deprem sırasında ve sonrasında gerekli önlemleri almak ve bunun için kurallar koymak ve bu kuralların uygulanmasını ve sistemin sürdürülebilirliğini sağlamak gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999 İzmit Körfezi ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerine kadar ülkemizde yerleşme ve yapılaşmaların denetimi konularında uygulamaya dönük ciddi adımlar atılamamıştır ancak 20 bin civarında vatandaşımızın ölümüne, 40 bin kişinin yaralanmasına ve 19 bin civarında yapının tamamen veya kısmen çökmesine ve ülkede 15 milyar dolar civarında ekonomik kayba yol açan son depremler üzerine bu konuda artık somut adımlar atılmasının gereği anlaşılmış, Yapı Denetimi Kanunu ve uygulama yönetmelikleri hazırlanmıştır.

Yapı Denetimi Kanunu ile denetim sisteminde yeni kuramsal araçlara ihtiyaç olduğu gerçeği dikkate alınmış ve yapıların etkili denetimi için bağımsız, deneyimli, yetkili ve sorumlu kuruluşlar oluşturulması ve yapıların hem proje hem de uygulama denetiminin aynı kuruluşlar eliyle yürütülmesi gereği sağlanmaya çalışılmıştır. Bu tür kuruluşların da belgelendirilmesi ve denetlenebilmesi için bir üst kurul kurulması esası benimsenmiş, kusur ve hatalarına karşı, birer tüketici olan mal sahipleri ve kullanıcıların korunması amacıyla da mali sorumluluk sigortası getirilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bilimsel teknik gelişme ve sanayileşme, kentleşmeyi ve kent yaşamını da beraberinde getirmiştir. Toplumların ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal yaşamlarında ortaya çıkan ve köklü değişmeleri ihtiva eden kentleşmeye paralel olarak ekonominin kaynak dağılımında bir değişim, gelişme, sanayileşme, ekonomik büyüme ve benzeri olgularda karşılıklı etkileşim meydana gelmektedir. Bu süreçte kırsal alanda çözülme gerçekleşirken kentlerde yoğunlaşma ortaya çıkmaktadır. Kentleşme süreciyle birlikte ön plana çıkan toplumsal ve ekonomik yaşama ilişkin kaynak kullanımı ve büyüme sorunlarının mekânsal boyutu, günümüzde merkezî ve yerel yönetimlerin siyasi istismara dayalı uygulamaları, tarım, orman ve yeşil alanların imara açılımı, kamusal alanların özelleştirilmesi, rant ekonomisi, yeni dünya düzeni olarak özetlenebilecek politikalardır. Ancak bütün bunlara rağmen gerçek anlamda planlama reddedilebilmektedir.

Bugün, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki kentleşme sürecinde ekonomik, teknolojik, siyasal, sosyopsikolojik nedenlerin yanı sıra ekonomik cazibe merkezi hâline gelen kent ve çevresi kırsal alandan kentleşme ve varoşlara akın eden milyonlarca kişinin yerleştiği bölgeler hâline gelmiştir. Özellikle kentsel altyapının yeterince geliştirilememesine bağlı olarak çevre sorunlarının çözülememesi yaşanan sorunları daha da büyütmektedir. Yıllardır, özellikle büyük şehirlerimizde olmak üzere insanlarımızın konut ihtiyacının karşılanamaması ve gecekondulaşmaya göz yumulması sonucu çarpık ve sağlıksız bir kentleşme oluşmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, nüfus artışı ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan kentleşme çok sayıda sorunu da beraberinde getirmiş, planlama bu sorunların çözümünde önemli bir araç olarak görülmüştür. İnsanlar tarih boyunca doğanın oluşturduğu ekolojik sistemin bir parçası veya alt sistemi olarak hayati ihtiyaçlarını gidermek için doğa ile sürekli ilişki içerisinde olmuşlardır.

İnsanlar doğal ekolojiden faydalanmak üzere kendisini yapılandırmakta ve faydalanırken de ekolojik sistemi etkilemektedir. Doğal ekolojik sistem ile insan ekolojik alt sistemi arasındaki ilişkilerin denge bozucu boyutlara varması ve insanoğlunun ilerleyen teknolojiye de dayanarak doğal sistem üzerinde baskınlığını artırması sonucunda doğa kendine özgü kurallarıyla tepki vermektedir.

İnsan-doğa çatışmalarının yumuşatılması, bozulan dengelerin tekrar kurulması, zararlı etkileşimlerin giderilmesi, iki sistemin birbirini besleyecek ve varlıklarını devam ettirebilecek ilişkiler türüne dönmesini sağlamak ve sürdürülebilirliğinin güvence altına alınması için mutlak olarak bir plana ihtiyaç vardır. Ülkemiz jeolojik yapısı ve meteorolojik özellikleri nedeniyle başta depremler olmak üzere heyelan, sel, kaya düşmesi, çığ gibi doğal afetlerle sıkça karşılaşan ülkelerin başında gelmektedir.

Aziz milletvekilleri, çok geniş gördüğümüz tarım alanlarımız, hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme ve sanayileşme baskısı ile büyük tehdit altında bulunmaktadır. Eski kentler verimsiz, kayalık, dağlık arazilerde, nehir ve deniz kenarlarındaki sarp yerler ve vadilerde yer alırken, günümüzde âdeta bütün kentler engebeli araziden düz, verimli tarım arazilerine doğru genişlemektedir. Özellikle ülkemizde kentleşme ve sanayileşme uğruna verimli tarım arazileri büyük tehdit altına girmiştir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de artan nüfus şehirlerde toplanmakta, mevcut şehirler daha da büyümektedir. Artan nüfus için sürekli temiz su temini, beslenme, barınma, eğitim, enerji ve sağlık hizmeti vazgeçilmez ihtiyaçlardır.

Tüm insanlar bilimin ve teknolojinin nimetlerinden en iyi şekilde yararlanmak ve uygar olmak ister. Kalkınma ve gelişme insan yaşamını kolaylaştırmayı amaçlar. Ülkelerin kalkınma düzeyleri ve güçleriyle enerji kullanımları arasında yakın ilişki vardır ve bu ilişki doğru orantılıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, inşaat sektörü, başta demir-çelik, çimento, cam, seramik ve boya gibi bir dizi çok sayıda malzemeyi ihtiva eden diğer endüstriyel ürünlerin motorudur, ekonomik canlılığın en önemli göstergesidir; yerli sanayiye dayanması ve istihdam genişliğiyle katma değeri yüksek bir sektördür. Son yıllarda yaşadığımız ekonomik kriz, her sektörü olduğu gibi inşaat sektörünü de olumsuz etkilemiştir. Bunların sonucu olarak işsizlik artmış, yatırımlar azalmıştır; sektör durgunluğa girmiş, sektörel büyüme yavaşlamıştır.

İnşaat sektörünün, inşaat malzemeleri de dâhil edildiğinde ülke ekonomisindeki payı yüzde 10’lar civarındadır. Emek yoğun bir sektör olması dolayısıyla inşaat sektörü kalifiye olmayan işçileri yoğun olarak istihdam etmektedir. Sektör toplam istihdamın yaklaşık yüzde 7 ila 10’unu, tarım dışı istihdamın yüzde 11,7 ila 12’sini kapsamaktadır. Bu nedenle sektörün sorunlarını asgariye indirecek ve iş potansiyelini genişletecek önlemler mutlaka alınmalıdır.

İnşaat sektöründe gerek devlet ve gerekse özel kuruluşlar açısından bir strateji ve vizyon eksikliği en önemli sorun olarak öne çıkmaktadır. Mevcut yasalara göre maliye, ticaret ve sanayi odasına kayıt yaptıran herkes müteahhitlik yapabilmekte, başka hiçbir teknik yeterlilik, bilgi, eğitim ve teknik deneyim aranmamaktadır. Bu durum, müteahhitlik mesleğinin prestij kaybına, inşaat sektöründe tekniğe uymayan kalitesiz yapı ve haksız rekabete yol açmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bireyler, ihtiyaçları ve imkânları ötesinde gücünü aşan konut alımları yaparak büyük bir talep oluşturmuşlardır. Buna kamu yatırımları ve TOKİ uygulamalarının eklenmesi, finansman imkânları, arz ve talebin birbirini tetiklemesiyle sektörde ciddi ve plansız bir büyüme gerçekleşmiştir. Yükselen her sektörün bir iniş trendine girmesinin doğallığı yanında 2007 ortalarında patlak veren ve hâlâ da devam eden siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Amerika Birleşik Devletleri’nde mortgage sisteminin çöküşü, küresel krizin sonucu akaryakıt ve demir-çelik gibi ham madde fiyatlarının sürekli değişkenliği inşaat sektörünü olumsuz etkilemiş, plansız büyüyen sektörü aynı hızla daralmaya itmiştir.

Gerek resmî kurumlara iş yapan müteahhitler gerekse özel sektör müteahhitlerinin taahhütleri sektördeki bu fiyat artışlarından olumsuz etkilenmektedir. Sektördeki bu kötüye gidiş yalnızca maddi zararlarla atlatılamayacak kadar sosyal sorunları beraberinde getirecektir. Son yıllarda köyden kente göç eden tarım işçileri inşaattaki hızlı üretim sürecinde çalışmış ve kentlerde yaşamaya başlamışlardır. Bahsedilen olumsuzlukların yol açtığı sektördeki durgunluk büyüme sürecinde yüksek sayıda istihdam edilen bu bireyleri işsiz bırakacaktır. Ekonominin lokomotifi olan inşaat sektöründeki daralma, iki yüzden fazla ara sektörü olumsuz etkileyerek genel ekonominin de daralmasına sebep olmuştur. Bu dönemde, krediyle gayrimenkul satın alan insanların düşeceği bunalım sonucu sosyal patlama oluşturacak bir sürece doğru gidilmektedir. Böylesi bir sonuç, toplumda telafi edilemeyecek büyük yaralar açabilir.

Hükûmet bu duruma kayıtsız kalmamalı ve telafisiz sonuçlara yol açacağını belirttiğimiz inşaat sektöründeki bu olumsuzlukları öncelikli sorunlar olarak ele almalıdır. Devlet eliyle yatırım amaçlı alınan değil, barınma ihtiyacından dolayı satın alınabilecek sosyal konutlar üretilmelidir. Ortaya koyduğu konut modeliyle sektördeki vatandaşının ürettiği konutlara rakip oluşturmayacak modeller ve projeler gerçekleştirilmelidir. Yerel veriler, yerel kaynaklar ve yerel iş gücü asla göz ardı edilmemelidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, harç ve vergiler inşaat sektörünün önünü tıkamaktadır. Ruhsat alınması, inşaat süresi ve inşaatın bitirilip kullanma izni alınması sırasında çeşitli sayıda ve önemli miktarda harç alınmaktadır. Harç veya vergi tahsil edilirken değişik kurumlarca farklı kıstaslar kullanılmaktadır. Ruhsat alma ve inşaata başlamak için çok sayıda evrak ve imza gerekmekte, bürokrasinin çokluğu zaman ve sinerji kaybına sebep olmaktadır.

SSK prim oranlarının yüksekliği sektörü olumsuz etkilemektedir.

Büyük projelerin ve kamu kurum ve kuruluşlarının projelerinin siyasi yandaşlık ve oy toplama, adam kayırma düşüncesiyle serbest rekabete açılmadan ihale edilmesi sektörü haksız rekabet ortamına sürüklemektedir.

İnşaat sektörü kalifiye eleman sıkıntısı çekmekte olup, meslek liseleri sektörün ihtiyaç duyduğu ara elemanları yetiştirmekten uzaktır. Vasıfsız işçi istihdam eden en önemli sektör olan inşaat sektöründeki durgunluk muazzam bir vasıfsız işçiler ordusuna dönüşmüştür. Devlet ihalelerinin yerelden yapılmaması ve yeterli fizibilite çalışmaları yapılmadan ve finansman ayrılmadan yapılan yatırımlar sektöre maalesef zarar vermektedir.

Bürokrasiyi azaltmak amaç olmalıdır. Yapı Denetimi ve İmar Kanunu gibi yasa ve yönetmelikler bürokrasiyi azaltıcı ve etkin denetimi sağlayacak şekilde mutlaka yeniden düzenlenmelidir. İnşaat sektörünü kalifiye eleman sıkıntısından kurtarmak için Millî Eğitim Bakanlığı, ticaret ve sanayi odaları, meslek odaları, üniversiteler, sektör temsilcileri ortak çalışarak çözüm yolları bulmalıdır. İnşaat sektörüne KOBİ desteği mutlaka sağlanmalıdır. SSK prim oranları düşürülmeli, devlet katkısı sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yasayla Türkiye coğrafi bilgi sisteminin oluşturulmasına yönelik yaklaşımı, teknik müşavirlikle ilgili çalışmaları, komisyonda devam ettiği ifade edilen yapı envanteri ve risk haritalarına yönelik çalışmaları olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İsmet Büyükataman (MHP, Bursa). “İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismet-buyukataman-23-2009-12-09-imar-kanunu-ile-bayindirlik-ve-iskan-bakanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
