# İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim
- **Tarih:** 7 Mayıs 2003
- **Gündem:** İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-05-07-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-5

> İzzet Çetin (CHP), 7 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 909 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkıyla ilgili madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, iki günden bu yana, ikinci kez başladığımız bu "yeni iş yasası" diye tabir edilen tasarının görüşülmesi sırasında zaman zaman çalışma yaşamının sıkıntılarına değindik. Biraz evvel maddenin ana metni okundu. Böyle bir durumda, işçilerin, çalıştığı işten kendi istekleriyle ayrılmasını öngören bir düzenleme. 1475 sayılı Yasada da benzer düzenleme olduğu gibi var idi; ancak, hepimiz biliyoruz ki, ülkemiz büyük bir ekonomik kriz geçirdi. Hatta, krizden de önce, Türkiye, 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren, üreterek kalkınma ve büyüme yerine, uluslararası piyasalarda işletmelerin rekabet edebilir düzeye çekilmesi için alınması gereken önlemleri alıp, işyerlerini daha rantabl, daha verimli hale getirebilmek için gerekli düzenlemeleri yapma yerine, borcu borçla çevirme, devletin finansman ihtiyaçlarını borçlanarak giderme gibi bir yanlış yola sapınca, gerçekten, ülkemizde üretim giderek gerilemeye, uluslararası piyasalarda rekabet edebilir olma özelliklerini yitirmeye ve giderek, ekonomide daralma, işyerlerinde ve ülke genelinde ekonomide küçülme, işten çıkarılma yaşanmaya başlandı.

Ülkemizde, 1970'li yıllarda ki, pek çoğumuz -o yıllarda iş yaşamına yeni giren insanlar idik- ya da arkadaşlarımız, hatırlar, bir gün herhangi bir işyerinden ayrılırsa, bir hafta içerisinde, bilemediniz bir ay içerisinde, bir başka fabrikada, işletmede ya da kamuya ait bir kurumdan ayrılmış olsa bile, bir başka yerde, biraz niteliği varsa, iş bulabiliyor idi.

Şimdi, işletmelerimiz de, gerçekten, ekonomik krizden etkilendi, ülkemizin bütünü etkilendi; ama, bu ekonomik krizden en çok zarar gören, dar ve sabit gelirliler, yoksullar oldu. Pek çok fabrika ve işletme, yurt içerisinde üretim yapma yerine, fabrikaları söküp, Bulgaristan'a, Romanya'ya, Türkî cumhuriyetlere, şimdi, giderek, Rusya'ya doğru açılmaya başladı. Bunu, işçi ücretlerindeki artış ve maliyet, işçi ücretlerinin maliyeti olarak ele almak, olaya son derece kısır bir yaklaşım olur.

Gerçekten, ülkemizde dürüst ve namuslu işverenler "kayıtlı ekonomi" diye tabir ettiğimiz bölümde çalışan işletmelerimiz, ağır vergi yükü altında ve ağır sigorta primine tabi oldukları gibi, dünyanın pek çok ülkesinde enerji girdileri olabildiğince düşük iken, belki, sanayicilerimiz, en yüksek maliyetle işçi, elektrik enerjisi ya da diğer enerjiyi kullanır konuma geldi.

Biz, sadece yasa yaparak çalışma yaşamının sorunlarını bertaraf edemeyiz. Bu sorunları çözmüş olsak... Tam istihdam koşullarına yakın -ki, o tam istihdam koşullarını yaratabilmek bugünkü ekonomik sistem içerisinde pek mümkün değil- düşük ücret ve ücretleri baskı altında tutabilmek için potansiyel bir işgücünü sürekli olarak hazır bulundurmayı da içeren neoliberal politikalar ülkemizde de yürürlükte olduğu için, bu konularda alınması gereken önlemleri tam olarak alamadık ve tam istihdam koşullarının egemen olduğu çalışma yaşamı içerisinde belki hüküm ihtiva edecek bir düzenleme, hem 1475 sayılı İş Yasamızda var idi hem de yeni iş yasasına girdi.

Gerçekten, bu yasanın özünde, esnek üretim ilişkilerinin yerleştirilmesi çabası var. Dün de söyledim; on, oniki değişik dalda iş sözleşmesi yapılarak işçi istihdam ediliyor ise ve ülkemizde açık işsizin 10 000 000 dolayında olduğu gerçeğini hepimiz biliyor isek, çalışanların, bu maddede yazılı fıkralara tabi olmaları halinde bile işi terk edebilmelerinin olanağı yok. Diyelim ki, bir işçi, buradaki haklı nedenlerle fesih hakkını herhangi bir maddeye dayanarak kullandı; böyle bir hükmü işçi kullandığı takdirde, biliyor ki, bir daha iş bulamayacak. Böyle bir maddeyle işyerinden ayrılsa, biliyor ki, işletmedeki yasal haklarını alamayacak. Bu düzenlemeye göre ne yapması gerekiyor; işverenin herhangi bir şekilde kötü davranması ya da çalışma koşullarında iş sözleşmesine aykırı bir biçimde çalıştırmaya yönelmesi durumunda "ben, İş Yasasının 24 üncü maddesindeki hakkımı kullanarak işyerinden ayrılıyorum; yasal haklarımı ödeyiniz" diye müracaat edip, ayrılsa, bunu ispat yükümlülüğü işçiye ait oluyor ve işçi, ayrıldığı işyerinden bir başka işyerine gittiğinde, en yakın dostlarının, çalışma arkadaşlarının bile, işini kaybetmemek için, arkadaşlarına tanıklık edebilmesinin olanağı kalmıyor; çünkü, onlar da işinden olma tehdidiyle, işsizlikle her zaman burun buruna. O nedenle, bu madde, ne dün -otuz yıldan bu yana- doğru dürüst hüküm ihtiva etti ne de burada olmakla birlikte bundan sonra işçi lehine bir hüküm ihtiva edecek. Hani, seradaki süs çiçekleri gibi, İş Yasamızda, işverenin haklı nedenlerle işçiyi çıkarması varsa, eh, yasalar eşitlik ilkesine göre düzenlenir, çalışma yaşamı da korporatif bir yapı içerisinde, üçlü yapı içerisinde sürdürülür; işçinin hakları vardır, işverenin de hakları vardır; işverene haklı nedenle işten çıkarma hakkını veriyorsak, işçiye de haklı nedenle işten ayrılma düzenlemesi verelim gibi, hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş bir madde. Bu maddenin işler olabilmesi için, işçinin, gerçekten, onurunu zedeleyen, gururunu zedeleyen, onun çalıştığı arkadaşları içerisinde ya da işyerinde maruz kaldığı bir davranışın yayılması halinde bir arada yaşadığı toplumsal çevre içerisinde, hatta, ailesinde onurunu koruyabilmesi, gururunu koruyabilmesi açısından "ben, evet, onuruma laf söyletmem, kendime hakaret ettirmem, ayrılıyorum işyerinden" dediğinde, hiç olmazsa, buradaki hallerden birisi geçerliyse, onun yasal haklarının işverence anında ödenmesi gerekir. Aksini ispat, şimdi olduğu gibi, işçiye ait olmamalı; işveren, onun yasal haklarını ödemeli ve eğer, işveren aksi iddiasındaysa, yargıya gidip aksini ispat ona ait olmalıdır.

Böyle düzenleme yapmış olsak bile -ki, ideali budur- işçi hakkını almış olsa bile, yine, işveren, her zaman olduğu gibi, tehditle, işten atma şantajıyla, korkutarak, baskı altına alarak ya da daha kötü çalışma koşulları içerisinde çalışan bir işçiye "işte, seni şuraya taşıyacağım; ama, sen, benim için şurada tanıklık et" diyerek, kendi işçilerinden tanık bulup, çok rahat bir şekilde onu da ispat edebilir.

Madde iyi gibi gözükmekle birlikte, bir süs çiçeği gibi işlemez bir nitelik arz ediyor. O nedenle, bir önerge verdik, biraz sonra sizlerin takdirine sunacağız. Biliyorum ki, o önergeyi de "işverenler bize kızar. Biz, emeğin hakları karşısında paranın gücüne teslim olduk" deyip reddedebilirsiniz ya da gerçekten "hiç olmazsa kendisine kötü muamele yapıldığında işten ayrılması halinde, bu işçilerin işyerindeki özlük hakları, yasal hakları kendisine verilsin" deyip, o önergeyi destekleyebilirsiniz. Takdiri sizlere bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-05-07-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-5 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
