# İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim
- **Tarih:** 13 Mayıs 2003
- **Gündem:** İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-05-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-2

> İzzet Çetin (CHP), 13 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 864 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yeni İş Yasası üzerinde yapmış olduğum konuşmalarda mümkün olduğunca, teknik olarak, maddelere bağlı kalmaya çalışıyorum. Diyebilirsiniz ki, her çıktığınız konuşmada hemen hemen aynı şeyleri tekrar ediyorsunuz. Gerçekten, işverenlerimizin hazırladığı "Yeni İş Kanunuyla Getirilen Düzenlemeler" başlıklı bir broşür elimde; yani, kendi örgütlerine övünerek yayımladılar bunu. "Yeni getirilen düzenlemeler: İşyerinin devri, iş sözleşmesinin devri, ödünç iş ilişkisi, belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi, kısmî süreli ve tam süreli iş sözleşmesi, çağrı üzerine çalışma, işverenin ödeme aczine düşmesi, telafi çalışması, kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği, deneme süreli iş sözleşmesi, iş ve işçi bulmaya aracılık yapacak özel istihdam büroları gibi -işverenlerimize göre- çağın gereklerine uygun hükümler yeni İş Yasasına yerleştirilmiştir" diyor. Biz de, burada, bunlar üzerinde söz alıyoruz. Bunların, hemen hemen hepsi, esnek çalışma biçimlerini, daha pek çok Avrupa ülkesinde bile olmayan hükümleri getirip, kendi yasamıza yerleştirme çabasıdır.

Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım seçimlerinden önce meydanlarda AKP de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de, ülkemizdeki borç sarmalının taşınamaz olduğunu, vergi adaletinin olmadığını, işverenlerimizin sigorta primlerinin ve vergi yüklerinin ağır olduğunu, maliyet girdilerinin ucuzlatılması gerektiğini söyledik; ama, maliyet deyince, nedense akla hep işçi ücretleri geliyor.

İşçilerin -sizlere, her zaman sayısal olarak, rakamları da verebiliyoruz, burada kaç kez tekrar ettik- milyonlarcası korumasız, güvencesiz; sosyal güvenlik kurumlarının şemsiyesinden uzak, kayıtdışı alanda çalışıyor. Bir o kadarı, asgarî ücretle, yani, 225 000 000'la geçim savaşı veriyor, çoğu, asgarî ücretten yol parası veriyor, belki evine sadece ekmek getirebiliyor, çocuklarına harçlık veremiyor, eşine pazar parası, mutfak parası bırakamamanın üzüntüsünü yaşıyor. Böyle bir dönemde, yine bir çağdaşlık abidesi olarak "telafi çalışması" diye bir çalışma biçimini de bu maddede tartışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 1475 sayılı İş Yasasında telafi çalışması diye bir çalışma yok. Çalışma yaşamımıza yeni giren bir düzenleme. Metni hepinizin okuduğunu farz ediyorum, kabul ediyorum; ama, dikkatlice dinlemeniz açısından, ben, bir cümlenin altını çizerek bir kez daha okuyacağım. "Zorunlu nedenlerle işin durması, ulusal bayram ve genel tatillerden önce veya sonra işyerinin tatil edilmesi veya benzer nedenlerle işyerinde normal çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılması veya tamamen tatil edilmesi" hallerinde, işçiler işyerinde ise, bunlar o zamanki ücretlerini alacak; ama, bilahara, işçiye, kardeşim, falanca gün işyerinde makine arızalanmıştı, sen de iki saat boş durdun -makine çarşamba günü arızalanmışsa- perşembe günü, cuma günü ya da cumartesi günü gel, o iki saati çalış denilecek.

Değerli arkadaşlarım, iş süresinden sayılan haller var. İşçi, işe çalışmak için gelmiş ise ve işçi, işini yapmak için evini terk edip işyerine gelmişse, ister makinede çalışsın isterse çıkacak işi beklesin, işverenin kendisine tevdi edeceği görevi beklesin, 1475 sayılı Yasamızda, işçinin ücretinin ödenmesi asıl idi. Tabiî "zorunlu nedenlerle işin durması" kavramı, teknolojik nedenler, ekonomik gerekçeler, kriz koşulları gibi her yere çekilebilecek, her yere uyarlanabilecek muğlak bir kavram. Burada üzerinde durabileceğimiz, çalışma yaşamı açısından belki kabul edilebilir yönü olan tek düzenleme "ulusal bayram ve genel tatillerden önce..." Örneğin, dinî bayramlarımızdan kurban bayramı, ramazan bayramı veya 29 Ekim öncesinde öğleyin tatil ediliyor. Bu tatil edilme pazartesi günü öğleden sonra ise, son yıllarda teamül oldu, kamu kesiminde çalışanların o gün işe gelmemesi yönünde -hatta iki-ikibuçuk güne varan tatiller oldu- Bakanlar Kurulu karar alıyor. Memurlarımız açısından, kamu kesimi açısından böyle bir sıkıntı olmayabilir; denilebilir ki "yürütme organının, idarenin almış olduğu bu karar uygulanacaktır" ve uygulanıyor. Özel sektörde özel girişimcimiz diyebilir ki "benim böyle bir kararla büyük bir projem riske girecek, üretimde yetiştirilmesi gereken siparişlerim vardır, onları yetiştirmem gerekir." Denilebilir ki böyle bir durumda "idarenin almış olduğu karar bana zarar veriyor, böyle bir karar olmamalı, bunun ana nedeni bu." Biz de diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak: Evet, belki, ulusal bayram ve genel tatil günlerinden önce böyle bir tatil sırasında işçiler fabrikada çalışma yerine tatil edilmiş ise, işçi -zaten, son yıllarda, en az işveren kadar işletmesini, işyerini korumak için uğraşıyor- bunu telafi etsin -yarım gün ya da birbuçuk gün, neyse- bunu bir telafi çalışmasıyla gidersin, işverenimiz zarar etmesin. Biz bunu biliyoruz; yani, işyerleri olmadan, işçi üretmeden büyümenin de, yatırımın da, yeni işyerleri açmanın da olanağı yok, işverenin kâr etmesinin de olanağı yok. O halde, idarenin almış olduğu karar gereğince bir telafi çalışması söz konusu ise, tartışılması gereken burası olmalı; değilse, herhangi bir nedenle işin durması ya da zorlayıcı sebep oldu, işçi işine gitti, bekledi "kardeşim, bilahara gel, bunu sen telafi et..."

Değerli arkadaşlarım, işçi, çalışmış olduğu bir süreyi, ister 41 inci maddede, ister bir önceki 63 üncü maddemizde, ister 64 üncü maddemizde ya da biraz sonra yine tartışacağımız "Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği" başlıklı 65 inci maddemizde "ücret almadan yedirme" diye tabir edilen uygulamada ya da izin karşılığı mesai, fazla mesai olarak değerlendirebileceğimiz çalışma biçimlerine tabi oluyor ve ücreti ödenmiyorsa, bunun açık adı "angarya çalışmadır." 225 000 000 lira asgarî ücret alan ya da onun altında ücretle çalışan, kısa süreli çalışan, çağrı üzerine çalışan, part-time çalışan bir işçiye telafi çalışması yaptırarak onun ekmeğinin bir lokmasına daha göz koyma anlayışının Yüce Meclise uymayacağını, yakışmayacağını çok açık yüreklilikle söylüyorum. Bu ülkede işçiler, ülkemizin fakirleşmesine, yoksullaşmasına neden olmadı. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, ne kadar değerimiz varsa, ne kadar fabrikalarımız, yollarımız, barajlarımız varsa, hepsi işçilerin alınteri, göznuru, emeğidir.

Geliniz, ülkesinin kalkınmasından başka hiçbir şey düşünmeyen işçilerimizin asgarî ücretine de göz koymayalım diyor, Yüce Meclisin böyle bir maddeyi kabul etmeyeceğine olan inancımı belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-05-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
