# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim
- **Tarih:** 28 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> İzzet Çetin (CHP), 28 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.267 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz, 35 inci maddeye kadar pek çok konuda bu yasanın açmazlarını, ileride ülkemizin ve çalışanların, yoksul kesimlerin başına getireceklerini söylemeye çalıştık, siz de duymamaya çalıştınız; ama, ben burada bir kez daha insan kaynaklarının ne demek olduğunu, sizlere spot olarak açıkladıktan sonra, konuşmama başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, tasarı "personel birimi" yerine “insan kaynakları” deyimini seçerek, kamu istihdam sistemine ilişkin bakışını ortaya koyuyor. İnsan kaynakları terimi, devleti, hizmet vermek bakımından yasaklayan ve devleti şirketle karıştıran moda terimdir. İnsan kaynakları terimi, belli bir anlayışın ifadesidir. Bu anlayış, kamu hizmeti üstlenmeyi halka hizmet olarak görmekten vazgeçmek, kamu hizmeti yapmayı yalnızca kendi çıkarını maksimize etmenin bir aracı olarak görme anlayışıdır. İnsan kaynakları terimi, kamuda istihdamın sözleşmelilik esasına dayandırılacağı anlamına gelmektedir. İnsan kaynakları terimi, personelin ücretinin, kariyerine göre değil, sözleşme ve performansına göre belirleneceği anlamına gelir.

Değerli arkadaşlarım, 35 inci madde, ilk bakışta basit bir isim değişikliği gibi algılanabilir. Bakanlıklarda var olan personel daire başkanlıklarının insan kaynakları daire başkanlığı şekline dönüştürüldüğü gibi bir izlenim veriyor ilk bakışta. Oysa, durum bu kadar basit değil. Bu isim değişikliği, kamu personel rejiminde köklü bir yaklaşımın, yani, ideolojik bir yaklaşımın yerleştirilmek istendiğinin de somut bir göstergesi. Tasarının tümüne hâkim olan bu değişiklik, kamu yönetiminden işletme yönetimine, sizin deyişinizle "tüccar siyasete" geçiş çabasının bir ürünü olarak önümüze getiriliyor. "Personel yönetimi" daha çok kamu yönetiminin kullandığı bir kavram; "insan kaynakları yönetimi" ise özel sektörün, işletmelerin kullandığı bir kavram. Kamu personel yönetimi, personelin işe alınması, terfii, yetiştirilmesi, malî hakları, işten çıkarılması, işe alınan bireyin iş güvenliğinin sağlanması ve sosyal varlığının korunması gibi konular üzerinde durur. Kamu hizmetleri, herkesi ilgilendiren, kamu yararı ağır basan hizmetlerdir. Kamu hizmetlerinden bir kazanç veya bir kâr beklenmez. Kamu görevlilerinden, kamu yararı doğrultusunda, etkin, verimli bir çalışma göstermesi beklenir. Bunun için, kamu personel yönetimi önceden belirlenmiş, ayrıntılı, yazılı kurallar çerçevesinde personel yönetim tekniklerini uygular ve idare hukuku çerçevesinde faaliyetlerini yürütür. İnsan kaynakları yönetimi ise, işletmede çalışanlardan kâr maksimizasyonu, diğer adıyla en yüksek kâr hedefiyle çalışmalarını doğal olarak bekleyecek ve planlamalarını, çalışmalarını bu esas üzerinden yürütecektir. Durum böyle olunca, insan kaynakları yönetimi, kamu personel yönetiminden farklı olarak iş hukuku dahilinde faaliyette bulunur. Kısaca, kamu personel yönetiminin temelini kamu yararı, insan kaynakları yönetiminin temelini de kâr, daha çok kâr, acımasızca, en insafsızca kâr oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu isim değişikliği, temelde, kamu hizmeti kavramına yaklaşımın da bir ifadesidir.

Demek ki, bu tasarıyla kamu hizmetleri, kamu yararı doğrultusunda değil, kâr odaklı olarak üretilecek, piyasa koşullarında kârlılığı düşen kamu hizmetleri kolaylıkla terk edilecektir ya da parası olanın yararlanacağı, parası olmayanın kaderine terk edileceği bir hizmet anlayışını, AKP, halkımıza reva görmektedir.

Değerli arkadaşlarım, 35 inci maddenin kamu hizmetinde yaratacağı değişimi böylece belirttikten sonra, maddeye kamu personeli açısından bakacak olursak, açıkça bellidir ki, kamu personeline işletme yönetimi anlayışı egemen kılınacak, tasarının ilgili maddelerinde de belirtildiği gibi, kamu personel rejimi çözülecektir.

AKP Hükümeti ve Başbakan, türlü nedenlerle kamu personeline ilişkin yaklaşımlarını daha önce ortaya koymuşlardı. Örneğin, Sayın Başbakan bir açıklamasında, "kamuda salla başı, al maaşı dönemi kapanmıştır" demiş idi. Yine pek çok basın yayın organında köşe tutunlar, sürekli olarak, kamuda personel fazlalığından dem vurmaktadır. Kamu personeline karşı bu yaklaşım, bir ezber temelinde yürütülmektedir. Bu da, "Ülkemizde kamu şişkin -moda deyimiyle obez- gereğinden fazla istihdam yaratılıyor, bu yüzden de devlet hantallaşıyor" denilerek bu söylem geliştiriliyor. Bu yüzden de kamu istihdamı daraltılmaya çalışılıyor. Bu madde başta olmak üzere tasarının bazı maddeleri, hatta geneli bu amaca hizmet eder haldedir; devlet memurluğu sistemi çözülecek, kamu çalışanı sayısı azaltılacak. Bu, AKP'nin de temel hedefi. Bunu 46 ncı maddede sizlere biraz daha açacağım. Oysa, pek çok araştırma vardır ki, Türkiye'de kamu personeli fazlalığı önkabulünü çürütmektedir. Şöyle ki; OECD ülkeleri arasında kamu personelinin toplam nüfusa oranı Finlandiya'da yüzde 10, Fransa'da yüzde 8, Almanya'da yüzde 5, çok öykündüğünüz, ağababanız Amerika'da yüzde 7 iken, bu oran Türkiye'de yüzde 3'tür.

Yine, kamu istihdamının toplam istihdama oranı bakımından da Türkiye, pek çok gelişmiş, örnek almaya çalıştığımız ülkenin gerisindedir. Türkiye yüzde 14,2; ABD yüzde 14, Kanada yüzde 19,6; Almanya yüzde 16,1.

Burada temel amaç, kamu personeli sayısını azaltmak, değil, başından beri hep tekrarladığımız sosyal devletin ortadan kaldırılmasıdır; kamu hizmetlerinin piyasaya bırakılması, yani özelleştirilmesidir. Bütün bu düzenlemeler, bu esas amacın temelini, altyapısını oluşturmaya dönüktür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bizim gibi millî geliri düşük, nüfus artışı yüksek, ekonomik gelişmesini sağlayamamış ülkelerde, istesek de istemesek de, kamu hizmetlerine gereksinim de yüksek olacaktır. Devletin kamu hizmeti alanlarından çekilmesi veya kamu hizmetinin müşteri odaklı, yani, paralı olarak verilmesi, işsizliğin yüksek oranlarda olduğu ve sürekli olarak arttığı bu ortamda yoksulların, işsizlerin, kısaca, dar ve sabit gelirli kesimlerin sıkıntılarını daha da ağırlaştıracaktır. Kamu personel rejimindeki bu önemli değişiklikle kamu çalışanlarının kaderi de değişip mağdur edilirken, bunların ürettikleri kamu hizmetlerinden yararlanan geniş halk kesimleri de mağdur olacak, zarar görecektir.

Değerli arkadaşlarım, 46 ncı maddede tartışacağız bunu; ama, iş güvencesiz çalışma biçimi getirilmek isteniyor insan kaynakları yönetimiyle. Kamuda iş güvencesi kaldırıldığı zaman, çalışanların, üst yöneticisiyle bağımlılığını artırırsınız. Bunların çalışmalarının değerlendirilmesini performans ölçütlerine bağlayarak, bu bağlılığı daha da genişletiyorsunuz, pekiştiriyorsunuz. Bunlar yanlıştır. Mevcut kamu personel rejimiyle, üstlerine ve çıkar gruplarına karşı koruma mekanizmalarına sahip kamu çalışanlarının, bu korumalarını kaldırıyorsunuz. Kanunsuz emre karşı anayasal güvenceyi, bu yasayla, bir şekilde işlemez hale getiriyorsunuz. Çalışanları, işlerini korumak ile yasalara bağlılık arasında tercihe zorluyorsunuz. Kamu çalışanlarının, uzun mücadelelerden sonra elde ettikleri, kısıtlı da olsa, toplusözleşmelilik özünü elde edememişler de olsa, sendikalılık haklarını yok edeceksiniz, yok ediyorsunuz. Kamu çalışanlarını, iradelerini özgürce kullanan, örgütlenerek haklarını arayan bireyler yerine, bu düzenlemelerle, kapıkulu durumuna getirmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, gerçekten "insan kaynakları" deyimi ile "personel" deyimi arasında, devlet ve şirket arasındaki farkı en belirgin şekilde ortaya koyacak bir başka kavrama rastlayamazsınız. Devletin, belki, belli kuralları ve belli organlarında değişiklik yapabilirsiniz; ama, yerleşik anlayışlarını değiştirdiğiniz zaman... Halkımızın da, bunu, çok kısa süre içinde kavrayamadığından yararlanarak, belki, bunu bilerek yapıyorsunuz; ama, doğru yapmıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım "insan kaynakları" diyerek... Yarınlarda, bugün çok verimli biçimde çalışan ve ülkesi için varını yoğunu, gece gündüz demeden harcayan kamu çalışanları, elbette, çok büyük sıkıntıya girecek. Onların ölçülebilir verimlilikleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - "Personel" İngilizce, "insan kaynakları" Türkçe...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çetin.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Oturmuş kuraldır. Pek çok kural vardır ki... Siz Arapça, Farsça terimlerden vazgeçmiyorsunuz. Bırakın, o da İngilizce olarak kalsın.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, "insan kaynakları" teriminin seçilmesi, "sosyal devlet" ilkesinden AKP'nin vazgeçtiğinin somut resmidir; bunun başka türlü izahı olamaz; yani, performansa göre ücret vereceksiniz.

Şimdi, ben, size soruyorum; biraz sonra da Sayın Bakana soracağım performans ölçütlerini. Polis memuru arkadaşlarımdan özür dileyerek soracağım soruyu. Yani, dün, kamu çalışanları, Balıkesir'de, Samsun'da eylem yaptı diye coptan geçirildiler. Polisin ölçütünü, performansını, attığı cop sayısına göre mi değerlendireceksiniz, yoksa, onun çektiği çileye göre, onun bilgisine, becerisine, kariyerine göre mi değerlendireceksiniz? Okullarda, öğrencileri 60-70 kişilik sınıflarda okutan öğretmeni mi başarılı kılacaksınız, yoksa, gerçekten, yetiştirdiği öğrenciyi, devlet okullarında yetiştirdiği öğrencileri, anadolu liselerine, fen liselerine kazandırma başarısı gösteren öğretmenleri mi başarılı kılacaksınız? Ölçütünüz ne olacak?

Onun için de, kendinize bağlı... Haa, belki, başka ölçütleriniz vardır. Belki, belli kamu çalışanlarında, ramazan ayında mutfağına, yemekhanesine gidip gitmeme, oruç tutup tutmama sizin için ölçüt olabilir.

AHMET YENİ (Samsun) - Öyle bir şey yok!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Ama, bunların büyük tahribatlar yapacağını bilmeniz gerekir. (AK Parti sıralarından gürültüler)

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Çarpıtma!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Bunları bilmeniz gerekir. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Çarpıtma!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Ben size hatırlatıyorum... Ben size hatırlatıyorum; bu benim görevim. Ben hatırlatıyorum...

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Ne biçim konuşuyorsun!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Ben hatırlatıyorum... İşte, sübjektif değerlendirme budur. (AK Parti sıralarından gürültüler) Beni haklı kılıyorsunuz değerli arkadaşlarım, öfkelenmeyin! Bakın, benim ne kadar haklı olduğumu ortaya koyuyorsunuz. Bu, sübjektif kriterlerle, insan kaynakları yöntemleriyle, kamuda istihdamı, siz, verimli kılamazsınız diyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
