# 2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim
- **Tarih:** 26 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-12-26-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi-3

> İzzet Çetin (CHP), 26 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI); konuşma 1.469 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz ve şahsım adına söz aldım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî "Kamu Personeline İlişkin Hükümler" bölümünü konuşuyoruz; kamu personeli olduğu için, personelden, çalışanlardan, işçilerden, sözleşmeli personelden, kapsamdışı çalışanlardan, yoksul kesimlerden Maliye Bakanımız da pek hoşlanmamış olacak ki, idarî ve malî hükümler boyunca burada duruyordu, bu bölüme geçtiğimizden bu yana Maliye Bakanımız yok.

Gerçekten, konu son derece önemli. Yani, bu 24 üncü madde -tutanaklarda düzeltilmesi açısından da söylüyorum; kâtip arkadaşımız, iki ve üçüncü paragraflarını okumadan atladı- iyice okunduğu zaman görülecektir ki, bir yandan 5018 sayılı Kanunun 1, 2 ve 4 sayılı cetvelleri, 5393 sayılı Belediye Kanununda 49 uncu madde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesine, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ve 6.6.1978 tarih ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararına atıf yapıyor. Yani, bu, şunu gösteriyor ki, 1978 yılından bu yana sözleşmeli personel uygulaması bir biçimiyle kamu istihdam modelimizin içinde kendisini bulmuş; ama, 657 sayılı Yasa, sözleşmeli personeli tanımlarken "Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan zarurî ve istisnaî hallere münhasır olmak üzere -yani, zarurî ve istisnaî hallere münhasır olmak üzere- özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde kurumun teklifi üzerine Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlar Kurulunca geçici personel istihdam edilir" hükmünü taşıyor idi.

1980 yılından bu yana, sözleşmeli personel statüsü, geçici işlerde özel meslek bilgisi ve ihtisası olan elemanları çalıştırmak için değil, o günlerde daha düşük ücret rejimi yaratmak için kullanılmaya başlanmış idi. Sözleşmeli personel uygulaması, 657 sayılı Yasa dışında bazı kurumların özel yasalarına konan hükümlerle de mevzuatımıza girdi. Genellikle, Başbakanlık, Hazine, DPT gibi kurumların teşkilat yasalarına kadro karşılığı sözleşmeli personel çalıştırmakla ilgili hükümler konuldu, kapsamı biraz daha genişletildi.

Tabiî, AKP İktidarı döneminde ise, sözleşmeli personel uygulaması daha da yaygınlaştırıldı. Yerel yönetim yasalarında, sağlıkta, eğitimde, ilgili yasalarda sözleşmeli personel uygulamasına ilişkin hükümler ve uygulamalar giderek yaygınlaşıyor. Uygulama öylesine yaygın bir hale geldi ki, yine, geçmiş yıllarda, geçmiş dönemlerde hiç mevzuatımızda olmayan, 657 sayılı Yasanın geçici 4/C maddesine ilişkin de yeni bir çalışma modeli yürürlüğe sokuldu.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel konuşmacı arkadaşlarım da değindiler, yani, bu, 657 sayılı Yasanın geçici 4/C maddesine göre çalıştırma, gerçekten, bu kadar işsizi olan bir ülkede, işsizlik baskısını da fırsat bilerek, bir bakıma evine ekmek götürmek, çocuklarının okul ihtiyacını karşılamak için ne olursa çalışırım diyen o işçilere, yani, kamu kurumlarında, özelleştirilen kurumlarda 20 yılını, 25 yılını tamamlamış işçilere, kazanımlarının hepsi yok sayılarak belli bir statü tanındı. Tahsil durumlarına göre, bugün için 460, 510 ve 560 Yeni Türk Lirası karşılığı, hiçbir hakları olmadan, kıdem tazminatları olmadan, izin hakları bile olmadan çalıştırma da, bir, AKP İktidarı döneminde giderek yaygınlaşan model haline geldi. Buna ilişkin, öyle zannediyorum ki, bu konuya ilgili arkadaşlarıma da fakslar, mesajlar geliyor. bakınız, bir mesaj göndermiş bir arkadaşım, diyor ki: Tüm haklarım saklı kalmak kaydıyla ibareli bir yazı imzalattırdılar. İş garantisi olmayan ve birkaç yöneticinin insafına bırakılmış, çalışma statüsü belli olmayan, ücreti hiçbir memura reva görülmeyen, hiçbir ek ödeme olmayan, yükselme imkânı bulunmayan, derece alma imkânından mahrum, yılda en az iki ay işsiz kalınacağından kıdem tazminatı hakkı olmayan, yıllık izni 10 işgünüyle sınırlandırılmış, sigorta primi asgarî ücretten ödenen ve bu sebeple emekli maaşlarında büyük kayıplara yol açacak olan tuhaf bir sözleşmeyle, onurumuz incinerek tuvalet temizliyoruz."

Değerli arkadaşlar, tabiî, içinde yaşadığımız dönemde, kamu personeline, memura, sözleşmeli personele, KİT personeline, işçilere, geçici işçilere reva görülen çalışma ilişkilerini içselleştirebilmenin olanağı yok. Gerçekten, bu ülkede, bugüne kadar, kalkınması için emek vermiş, devletin bürokrasisinde belli kademelere kadar yükselmiş insanların bile kadrolaşma adı altında ne kadar itildiğini kakıldığını üzülerek ibretle izliyoruz.

Geçmiş dönemlerde, Sayın Kafkas da çok iyi hatırlayacak, beraber işçi ve sendikacı olarak çalıştığımız dönemlerde işçi ücretleri öylesine bastırılmış idi ki, 1980 yılından sonra 1988'e doğru gelindiğinde artık, bıçak kemiğe dayandı, işçiler sokağa çıkıp, o ünlü bahar eylemlerini yaşama geçirmeye başladığında, merhum Özal'a bir lakap taktı, dediler ki, "Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı." Şimdi, memurlar ve özellikle, geçici işçiler ile sözleşmeli statüye zorlanan personel, Sayın Maliye Bakanımıza bir isim takmışlar, ben, bunu buradan Sayın Bakana uluorta söylemeyi çok uygun görmüyorum, onu bir gün -kendisi de burada yok, söylemeyeceğim- kendi kulağına fısıldarım.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Neymiş o; merak ediyoruz.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, tabiî, bu kamu personel rejimi yasası, yeni tasarı taslağıyla birlikte düşünüldüğünde, sözleşmeli personel adı altında istihdam, bir bakıma, devlet memurluğunu istisna, sözleşmeliliği esas alan bir noktaya geldi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Avrupa Birliğine gireceğiz diyoruz, ülkemizde çalışanların, ister işçi olsun, ister memur olsun, örgütlenme özgürlüğünün önünde birtakım kısıtlamalar nedeniyle hem ILO toplantılarında eleştiriliyoruz, hem de iki yıl içerisinde -Avrupa Birliği müktesebatında bu kasım ayında- Avrupa Birliği ve ILO normları seviyesine çıkmayı taahhüt ediyoruz. Diğer taraftan da, memurların bir bölümünü o Kamu Çalışanları Sendikaları Yasasında hem grevli toplu sözleşmeli sendikal haktan mahrum ettik, hem de şimdi, sendikalarında örgütlenirler diye sözleşmeli statüye geçmeye zorlayan bir anlayışı yasa haline getiriyoruz ve diyoruz ki -Sayın Kâtip okurken belki dikkatinizden kaçtı- hemen hemen her koşulda sözleşmeli çalıştırmak bile, Maliye Bakanının vizesine tabi. Esasında Maliye Bakanının vizesine tabi değil, IMF'nin vizesine tabi. IMF izin vermiyor.

Hatırlarsınız, geçtiğimiz haziran ayı başında, mayıs ayı sonlarında, Maliye Bakanımız Dünya Bankası Başkanına bir mektup yazdı. Kendisine sorsak "yazmadım" der, onu da inkâr eder belki. Neydi o mektubun içeriği; diyordu ki: "Bizi personel konusunda kısıtlamaya zorluyorsunuz. Ancak, kamuda küçülmeyi sürdürüyoruz, 29 000 işçiyi işten çıkaracağız, kıdem tazminatlarını ödemek için bize para gönderin."

Değerli arkadaşlarım, yani, devletin küçültülmesi akla geldiği zaman, ilkönce personel akla geliyor, çalışanlar akla geliyor, kamu kurum ve kuruluşlarında kadroların şişkin olduğundan, memur sayılarının fazla olduğundan söz ediliyor. Oysa, bizim kamu personelimizin toplam nüfusumuz içerisindeki payı yüzde 4'ün birazcık üzerinde, ekonomik etkin nüfusumuz içindeki payı ise yüzde 7 dolayında. Bu oran başka ülkelerle kıyaslandığında, bizi ancak Afrika ülkeleriyle kıyaslamak mümkün. Bakınız, bu oranlara bakıldığı zaman, gelişmekte olan ülkelerde, kamu istihdamı içinde bunun toplam nüfusa oranı yüzde 5,7; Pasifik grubunda yüzde 6,3; Latin Amerika'da yüzde 6,1; Avrupa Birliğine yeni giren Doğu Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 13,6; gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 11 dolayında. Yani, bize IMF ve Dünya Bankası diyor ki: "Personelinizi azaltın, çalışanlarınızın büyük bir bölümünü güvencesizleştirin, iş güvencesinden yoksun bırakın." Çünkü memurluk, bir kere başladığında, emekli oluncaya kadar, memurluktan uzaklaştırmayı gerektirmeyen bir suç işlemediğiniz sürece, iş güvencesi içeren bir çalışma biçimi. Ha, ne olacak; iş güvencesinden mahrum, sendikalara üye olması yasak sözleşmeli tipiyle, kamu hizmetlerini, kamu yararına görülecek bir sürü hizmeti görmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu anlayış çok yanlış ve çok sakat bir anlayış. Devri iktidarınızda, ülkemizin pek çok kurumunun çivilerini yerinden oynattınız. Bu ülkenin bugünlere kadar gelmesinde, bu kurumların saygın konuma gelmesinde, büyük emeği olan devlet memurlarını, şimdi, güvencesiz hale getirerek, IMF ve Dünya Bankasından borç alabilmek ya da kredi alabilmek için, çalışanlarımızla, insanlarımızla oynuyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakınız -yakın zamanda gelecek- 134 madde ile 27 geçici maddeden oluşan kamu personel rejimi kanunu yürürlüğe girdiği zaman, şu andaki toplam istihdamın yarısından fazlasını sözleşmeli statüye geçireceksiniz. Bu sözleşmeli statüye geçirilecek meslek gruplarına bir bakıldığı zaman, eğitim ve sağlık başta olmak üzere, doktorlar, hemşireler, ebeler, eczacılar, diyetisyenler, kısaca tüm sağlık personeli, eğitimciler, öğretmenler, vaizler, itfaiyeciler…

Değerli arkadaşlarım, öyle bir noktaya doğru gidiyorsunuz ki, öğretmenlerin karne tatilinde ya da yazın iki aylık istirahat dönemlerinde bile, onlara ücret ödemekten kaçınacaksınız; size, bu dayatılıyor. Bunları kabul etmeyiniz değerli arkadaşlarım.

Maliye Bakanımız, gerçekten, IMF ve Dünya Bankasının her talimatını harfiyen yerine getirmek için can atıyor; malî hükümler görüşülürken burada, personel görüşülürken yok.

Biraz evvel arkadaşlarım söyledi; yani, bizim ülkemizde bugün açlık sınırının 530 YTL, yoksulluk sınırının da 1 610 YTL civarında olduğunu düşünürseniz, asgarî ücretin 380 liraya yeni çıkarıldığını, hatta, asgarî ücretin bile altında çalışmaya mecbur 4,5-5 milyon güvencesiz yurttaşımızın 200-250 liraya çalıştığını görmezlikten gelemezsiniz. Emeklilerimizin sayısı, bugün, neredeyse, SSK'da 4 230 000, Emekli Sandığında 1 400 000, Bağ-Kurda 1 460 000. Bu emeklilerimizin, bugün, herhangi bir şekilde yaşamlarını insanca sürdürebilmesinin olanağı yok.

Maliye Bakanı, dün, konuşmasının bir bölümünde, memurları, işçileri refaha ulaştırdığını, en iyi dönemlerini yaşadığını söylüyor. Bugün gazetelerde belki gördünüz; yirmiüç yıl evvel bir memur, aldığı 1 110 000 liranın 745 000 lirasıyla, yani, büyük bir tasarrufla, yarısından biraz az bir miktarla konut alabiliyordu; 1985'te 2 320 000 emekli ikramiyesi alıyor, 2 035 000 liraya konut sahibi oluyordu; 1996'da 624 000 000 lira ikramiye aldığında, 616 000 000 liraya ev alabiliyordu; 2000 yılında 6 880 000 lira ikramiye alıyor, 9 600 000'e, yani, ikramiyesinin ya da evin sadece yüzde 72'sini, aldığı emekli ikramiyesi karşılıyordu. Bugün ne yapıyor; aralık ayı itibariyle 27 000 000 lira emekli ikramiyesi alacak 1 inci derecenin 4 üncü kademesinde bir memur, eh, 81 000 000 liraya 2 odalı bir konut alabilecek; yani, ancak, alacağı konutun yüzde 33'ünü emekli ikramiyesi ortaya koyabiliyor. Sizin, çalışanlara reva gördüğünüz ücret bu.

Bununla da yetinmiyorsunuz. Ücretlilerden korkuyorsunuz, ücretlilerin örgütlenmesinden korktuğunuz için, onların grevli, toplusözleşmeli sendikal haklarını tanımıyorsunuz; ancak, dünyada giderek yoksulluk bir yönetim biçimi haline geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-12-26-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
