# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamer Genç (Tunceli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim
- **Tarih:** 11 Mart 2008
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-03-11-danisma-kurulu-onerisi

> Kamer Genç, 11 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.254 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, lehte de konuşabilirim de siz “aleyhte” deyince, sizi kırmamak için aleyhte dedim.

BAŞKAN – Buyurun.

Süreniz on dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Mecliste siyasi parti grupları olan partilerin genel başkanları, her salı günü grup toplantısı yapar, o haftaki günlük olayları kamuoyuyla paylaşır. Tabii, bizim gibi tek, bağımsız olunca, biz de bu vesileyle, Danışma Kurulu önerileri vesilesiyle de olsa ülkedeki sorunları dile getirme fırsatını yakaladığımız için ve bunları burada dile getirdiğimiz için arkadaşlarımızın alınmaması lazım, tepki de göstermemeleri lazım.

Değerli milletvekilleri, işte, aşağı yukarı dört beş gündür kendi seçim bölgemde gezdim geldim. Hakikaten, çok büyük sıkıntı var, insanlarımız çok büyük sıkıntı içinde. Tabii, çok ağır kış şartlarının gelmesi nedeniyle, oradaki tabii çalışan bürokrat arkadaşlarımızın kusurlarından kaynaklanan bir hizmet eksikliği değil de ama kış şartlarının getirdiği sıkıntılar nedeniyle çok büyük yol tahribatları var. İnsanlar son derece yoksul vaziyette. Değerli milletvekilleri, inanmanızı istiyorum, genç genç çocuklar, genç genç insanlar ille iş istiyorlar. Yani, böyle, diyor ki: “Sayın Milletvekilim, özel konuşmak istiyorum. Evime getirecek ekmek parası yok cebimde.” Bakın, bunlar çok önemli. Bakın, yani Meclisin çalışmasının her şeyden önce bu ülkedeki yoksulluk meselesine bir çare bulması lazım. Türkiye'nin kaynakları buna elverişli arkadaşlar. Bakın, hiç olmazsa her aileye asgari ücret seviyesinde bir gelir seviyesini sağlayabilecek bir düzenleme yapalım. Yani insanları açlığa mahkûm etmeyelim.

Bakın, Tayyip Bey hanımlara diyor ki: “Üç çocuk doğurun.” Üç çocuk doğurmak kolay ama onların eğitimini yapmak, onlara iş bulmak, onları açlığa mahkûm etmemek meselesi önemli. Yani siz insanları kaybedecek bir şeyi olmama durumunda bıraktığınız zaman, o insanlar, o memlekette hakikaten çok sıkıntı yaratabilir. Onun için, hepimizin Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutları içerisinde yaşayan insanlarımızı asgari, onların geçimlerini sağlayabilecek bir gelir düzeyine kavuşturmamız lazım. Buna kavuşturacak imkânlar vardır. Eğer devlet hakikaten kaynaklarını rasyonel bir şekilde kullanırsa, vergiyi rasyonel bir şekilde tahsil ederse, harcamaları dürüst yaparsa, suistimaller olmazsa Türkiye’deki kaynaklar, Türkiye’deki birçok insanı, bütün nüfusu, yani bugün 70 milyon nüfusu besler, belki 100 milyonluk nüfusu rahat besler. Ama yeter ki devleti yönetenler ceplerini doldurma peşinde koşmasınlar, ihalelerde suistimaller olmasın, herkes gelirine göre vergisini ödesin ve hakça bir gelir dağılımı meselesi olsun. Eğer bunlar olduğu takdirde, sayın milletvekilleri, inanınız ki bu memleket, bu nüfusu hem rahat besler hem de bu memlekette kimse sıkıntı içinde olmaz.

İşte, geziyoruz, mesela korucular var, diyorlar ki: “Sayın Milletvekilim, bakın, biz hayatımızı tehlikeye koyduk, gittik, silahlı mücadeleye katkıda bulunduk. Peki, bizim durumumuz ne olacak?” Yani, bir muallaklık içinde. Bekçi, maaşından şikâyet ediyor; polis, maaşından şikâyet ediyor, hele emekliler “Ya, yani, bizi o kadar bir sefalet ücretine mahkûm ediyorsunuz ki ve üstelik de tabii, hedef de milletvekillerini gösteriyorlar hep kendinizi düşünmeyin, biraz da bu dar gelirliyi, emekliyi, yoksulu düşünün.” diyorlar. Bu itibarla, bu konularda bence Meclisimizin öncelikle bir düzenleme yapması lazım. Yani, emeklilerin maaşlarının yükseltilmesi, işte, bekçinin, korucunun statüsünün bir sosyal güvenceye kavuşturulması lazım. Bunlar Hükûmetin düşünmesi gereken konular. Bu itibarla, bu konularda ciddi tedbirler almamız lazım, ciddi bir vergi incelemesi yapılması lazım, ciddi bir vergi reformu getirmek lazım ve bunlarla Türkiye’deki yoksul insanlara sıkıntılarını giderebilecek durumlar yaratmak lazım.

Özellikle siyasi iktidar… Tabii, KPSS yoluyla kamu personeline memur alınıyor ama işte, bu, birçok yerlerde, bu temizlik işleri, güvenlik meseleleri özel şirketlere veriliyor ama bu özel şirketlere de, işte, oradaki mülki idare amirleri… Mesela bir vatandaş gidiyor, işte, farz edelim Ziraat Bankasının, işte, güvenlik hizmetlerini alıyor ama Hükûmet -iktidar partisi- diyor ki: “Kardeşim, ille benim göstereceğim kişileri oraya atayacaksınız.” Bu kişiler kimler? AKP’nin milletvekilleri ile özellikle il ve ilçe teşkilatlarının gösterdiği kişiler. Bari bunları da hiç olmazsa KPSS’deki bir sisteme göre oturtursanız sizler de rahat edersiniz hem de bu şaibe de kalkar, yani ille siyasi iktidarın emrindeki kişiler belirli bir yerlere atanıyor, ötekilere bir hak tanınmıyor. Bu vesileyle de bu görüntü ortadan kalkar. Bence eğer AKP, iktidar partisi hakikaten biraz bu yönden adaletli görünmek istiyorsa bu yolda bir düzenleme yaparsa ülkede birtakım sıkıntılar da yok olur.

Sayın milletvekilleri, geçen gün Danıştay bir karar verdi. Danıştay, özellikle bir vatandaşın açtığı davada Anayasa’nın 24’üncü maddesindeki hükmü aynen uyguladı, işte, dedi ki… Biliyorsunuz 24’üncü madde “Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu dersler arasındadır. Bunun dışında din eğitimi, büyüklerin kendi rızalarıyla, küçüklerin de ebeveynlerinin isteği doğrultusunda olur.” Bu karar kadar doğal, dürüst -zaten temeli dürüst de- hukuka uygun olan bir karar yok. Ama, şimdi, Anayasa’mızın 136’ncı maddesinde tarifi yapılan ve çok saygıdeğer bir makam olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın… İşte, Anayasa’da, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinen bir kurum Diyanet İşleri Başkanlığı, hakikaten hepimizin de saygı duyduğu bir kurum, ama, nedense bu kurumun başındaki arkadaş, siyasi iktidara hemen sahip çıktı: “Efendim, Danıştay böyle bir karar veremez, bize danışması lazım.”

Arkadaşlar, şimdiye kadar bir hukuk devletinde hangi konuda hâkimler gitmiş de ille din bilgisi sahibi olan kişilere sormuş? Böyle bir şey olamaz yani. Sayın Diyanet İşleri Başkanımıza biz saygı duyuyoruz, o kuruma çok saygı duyuyoruz, hakikaten çok kutsal bir kurum, ama o kurumun başında bulunan insanların, siyasi iktidara çok, böyle, onlara fedakârlık yapabilecek davranış biçiminde olmamaları lazım. Yani, Anayasa’da tarifi yapılmış olan bir kurum niteliğini koruduğu takdirde, bütün insanlar tarafından saygı görür, saygı beslenir.

Nitekim, bu konuda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de programları incelemiş, diyor ki: “Din kültürü, işte, şudur kardeşim. Ahlak dersi şudur.” Yani, bunlar genel kavramlar. Yani, din kültürü derken, sen tek bir mezhebe dayalı bir dinin ilkelerini açıklayamazsın. İşte, İslam dininde çok yüce kişiler var, Pir Sultan Abdal var, Hacı Bektaş Veli var, Mevlânâ var, yani sayabildiğimiz kadar çok değerli zatlar var. Bunların insanlığa yaklaşımları, bunların kültür ve ahlak konularında verdikleri genel bilgiler var. İşte, bana göre en güzel ahlak da “Eline, diline, beline sahip ol.” cümlesinde kendisini bulan ahlak türüdür. Yani bu tip, bu kadar tarafsız, en azından o memlekette -yani hadi bırakalım Hristiyanlığı, Museviliği de ama bunun dışında- İslam dini içindeki bütün güzel fikirleri öğrencilere öğretebilecek bir programla öğrencilerin karşısına çıkması lazım. Danıştayın da verdiği bu; diyor ki: “Kardeşim, 24’üncü maddeye uygun program yap.” Yani “Ders kitabını bastır.” Ama, Danıştay kelimesini duyunca bazıları, hemen, işte kan görmüş boğa gibi bilmem başlıyorlar şey etmeye, yani belli bir tepki göstermeye başlıyorlar. Bu da doğru bir şey değil. Bence, burada Danıştayın verdiği karara saygı duymak lazım. Zaten, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de programı incelemiş, yani Türkiye’de eğitimde verilen programı incelemiş.

Bunun dışında “Din eğitimini vereceksen, eğer zaten on sekiz yaşından büyükse kendi isteğiyle o din eğitimini alabilir, ama on sekiz yaşından küçükse ebeveynlerin rızası gerekli.” diyor. O itibarla, bu çok açık ve netken, buna rağmen çıkıp da birilerinin, efendim “Danıştay bilmem şeyi kaldırdı.” demesi, yani efendim “Din eğitimi zorunlu değildir.” deme gibi veya efendim “Anayasa’ya uymak zorunda” demesi kadar bu kararı gaflet ve delalet sayılabilecek bir düşünce tarzıyla yorumlaması, hakikaten Türkiye’de bazı çevrelerin olaylara bakış açısının göstergesini göstermektedir ki bu da çok ilkel bir düşünce tarzıdır. Bu gibi şeylerde bence, hele özellikle bazı kurum ve kurumun başında bulunan insanların da o kurumlarına zarar vermemesi için buna dikkat etmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yine kendi ilimden de bir iki cümle daha bahsedeyim.

İşte, öğrenci yurdu… Yüksekokula gittim, hâlâ ilimizde bir pansiyon yok, yurt yok yükseköğretim öğrencilerimizin kalabileceği. İşte, 510 kişilik öğrenci yurdunda… İşte, ancak ev bulabilen, çeşitli kamu kurumlarına dağılan öğrenciler dışında 150 öğrenci kaydını dondurmuş. Rica ediyoruz, bunlara sahip çıksın, orada bir yurt yapılsın.

Bir de kara yolları… Bizim ilimiz de çok hassas bir bölgedir, silahlı eylemlerin olduğu bir bölgedir. O kara yollarının muhakkak sağlıklı bir şekilde asfaltlanması lazım. Eğer sağlıklı bir şekilde asfaltlanmazsa oraya konulacak bir bombanın orada yaratacağı zayiatın sorumluluğu o hizmeti yapmayanlara aittir. Buradan Hükûmeti uyarıyorum.

Saygılar sunuyorum efendim.

---

**Kaynak gösterme:** Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 11 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-03-11-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
