# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 13 Mayıs 2008
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-05-13-danisma-kurulu-onerisi

> Kamer Genç (Bağımsız), 13 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.292 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta Hakkâri sınırında karakolumuza vaki saldırı sonucunda hayatını kaybeden Mehmetçiklerin ailelerine başsağlığı diliyorum, kendilerine rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten çok büyük ıstırap ve acı çekiyoruz. Bu memleketin insanları niye birbirini öldürüyor? Ne için birbirini öldürüyor? İnsanların dünyadaki olaylardan ders almaları lazım. Bir Amerika’nın Irak’ta, Irak’ı işgal nedeniyle uyguladığı insanlık dışı eylemleri insanların göz önünde tutması lazım. Belli bir yabancı güce dayanarak veya yabancı bir gücün gücüne dayanarak kendi memleketinde birtakım sıkıntılar yaratmak bence çok isabetli bir davranış biçimi değildir. Yani, eğer Amerika, Irak’ta, orayı işgal ederken uyguladığı muamele neyse Türkiye’nin herhangi bir bölgesine geldiği zaman da yine uygulayacağı işlemler budur. Türkiye’de silahlı eylemler için bir neden yoktur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de demokraside eksiklik olabilir, ancak silahlı eylemin olduğu hiçbir yerde demokrasi uygulanmaz. Onun için ben herkese çağrıda bulunuyorum: Şu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğünü korumak hepimizin namus ve şeref borcudur. Burada insanlarımızı birbirine düşürmenin de bir anlamı yoktur. Bu emperyalist güçlerin bütün hedefleri Türkiye’yi parçalamaktır, Türkiye’yi bölmektir ve dolayısıyla Türkiye’nin maddi gücünü zayıflatmaktır. Bunu herkesin iyi kavraması lazım. Çünkü bugün silah alıp da dağa çıkan o gençlere özellikle şunu hatırlatmak istiyorum: Silah alıp da dağa çıktığınız takdirde ne kendinize ne ailenize ne de bölgenize bir hizmet edeceğinize inanmayın. Biz bu memlekette… (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ben bunu alkışlanmak için söylemiyorum. Bu benim vicdani bir borcumdur, bunu söylüyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İçlerinden geldiği için alkışlıyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, neyse, yani şey ediyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Doğruyu söylüyorsun.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Ara sıra doğru konuşuyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, ben her zaman doğru yapıyorum da siz anlamıyorsunuz. Neyse…

Şimdi, gerçekten, çok büyük bir vicdan azabını çekiyorum. Yani, bu memlekette insanlar, yirmi yaşındaki, yirmi iki yaşındaki çocuğunu bu memleketin savunması için gönderiyorlar. Bunların öldürülmesi için hangi vicdana sığınıyorlar bu insanlarımız? Çünkü hepimiz kardeşiz. Dolayısıyla, bu memlekette artık bu gibi olayların sona ermesi için herkesin kendisine düşen görevi yapması lazım. Aksi takdirde, emperyalist güçlerin oyuncağı oluyoruz ve ne kendimize ne memleketimize bir faydamız yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinin birlik ve bütünlüğü korunduğu zaman, dağlarında silahlı eylemler olmadığı zaman, ben inanıyorum ki Türkiye’yi yöneten insanlar da Türkiye’yi dürüst yönetmek zorunda kalacaklardır. Burada artık soygun da olmayacak, birtakım… Çünkü, artık, dikkatler oralara gitmeyecek ve dürüst bir yönetimin bu ülkede uygulanması için herkes kendine düşen görevi yapacaktır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, biraz önce sorularla ilgili, Başbakan Yardımcısı çıktı, burada birtakım konuşmalar yaptı. Şimdi, Meclis Başkanının, bana göre, kendisine cevap vermesi lazım. Yani, sorulmayacak sorular İç Tüzük’te belirtilmiş. Bunları da -sorulmayacak soruları- eğer Meclis Başkanı o ön incelemeden geçirmişse demek ki bunlar sorulacak sorulardır.

Ayrıca, maalesef, Hükûmet, bizim sorduğumuz sorulara cevap vermiyor. Çok ciddi ciddi sorular soruyoruz. Mesela, bir Kütahya Şeker Fabrikası’yla ilgili 3 defa soru önergesi verdim. Yani, Kütahya Şeker Fabrikası’nı alan AKP’li bir milletvekili. Ama bir sene sonra gidiyorlar, Kütahya Şeker Fabrikası’na ait olmayan 112 dönümlük bir araziyi, Türkiye Şeker Fabrikası’na ait olan bir araziyi, tapuda tapu memuru bir çizik çiziyor, Kütahya Şeker Fabrikası’na getiriyor. Böyle bir şey olur mu? Bunu söylüyoruz. Bunun gibi daha yüzlerce mesele var.

Şimdi, sorunun sorulmasının amacı, “Bu memlekette siyasi iktidarın yaptığı suistimaller var mıdır yok mudur?” Siyasi iktidar çıkıp da burada bunlara doğru cevap vermek zorundadır. Hep demagoji yapıyorlar, olayları hep başka taraflara çekiyorlar. Bu olmaz sayın milletvekilleri!

Bakın, bu memleket, ancak dürüst bir yönetimle sağlıklı bir ekonomiye kavuşabilir, sağlıklı bir yönetime kavuşabilir. Şimdi, siz, çıkıyorsunuz kürsülerde yalan yanlış bilgiler veriyorsunuz. Yani, bunu her vesileyle söyledik. Şimdi, mesela bu 750 milyon dolar nasıl verilmiş? Hangi teminat karşılığında verilmiş? Katar’dan, o 350 milyon dolar alınırken kimlere ne avantajlar verilmiş? Türkiye'nin hangi malları bunun karşılığında verilmiş? Bunların açıklanması lazım.

Yani, bakın, sayın milletvekilleri, 2002 seçimlerinden önce, 2000’de, biliyorsunuz o Anayasa kitapçığı atıldığı zaman, o gün Merkez Bankasından birileri 5 milyar 200 milyon dolar çektiler ve ben bunu defalarca dile getirdim, o 5 milyar 200 milyon dolara cevap verilmediği için o günkü iktidarların maalesef hepsi baraj altında kaldı. Ben bu 750 milyon dolar konusunda da sizin baraj altında kalacağınıza inanıyorum. Çünkü, o kadar vahim, o kadar büyük bir suistimal ki… Yani, düşünebiliyor musunuz, devlet bankalarından, gideceksiniz 750 milyon dolar para çekeceksiniz, kendi akrabalarınız için! Hangi güç size bu yetkiyi veriyor? Dolayısıyla, bu, böyle olmaz değerli milletvekilleri.

Sonra, işte, gazetelerde yazıyor, AKP’li hanım milletvekillerinin eşleri en güzel mevkilere gelmiş. Ya, şimdi, bakın, sayın milletvekilleri, bu, dürüst yönetim ilkesiyle bağdaşmayan bir şey. Yani, şimdi, memlekette Başbakanlığı siz yapacaksınız, en büyük makamlara siz geleceksiniz, milletvekilliğine siz geleceksiniz, en büyük makamları siz kendinize alacaksınız; peki, bu vatandaş toprak mı yiyecek, ne yiyecek bu vatandaş, onu söyleyin. Müsaade edin de bu ihaleleri biraz da fakir fukara alsın, ihtiyacı olanlar alsın, bazı makamları da layık olan insanlar alsın. Böyle olunca, bunu hep kendine “Rabbena hep bana” derseniz bu iş olmaz.

Şimdi, tabii, gensoru üzerinde konuşma imkânımız da olmadığı için, gensoruyla ilgili bir konuyla ilgili düşüncelerimi de belirtmek istiyorum.

Bakın, sayın milletvekilleri, şimdi, Türkiye’de aslında, maalesef, ne iktidar iktidarlığını biliyor ne de çok defa vatandaş vatandaşlığını biliyor. Ben, mesela sendikaların Hükûmetin aldığı karara “Orada ben miting yaptırmam” demesine rağmen “Taksim’de miting yaparım” düşüncesini hatalı buluyorum. Çünkü, Türkiye de bir hukuk devleti, yani herkes… Bakın, ben bu işleri bilen birisiyim. Türkiye bir hukuk devletidir. Arkadaş, sen Taksim Meydanı’nda miting yapmayı engelleyen Hükûmetin işlemine karşı git idare mahkemesinde dava aç ve ona göre eğer idare mahkemesi karar verirse sen gider orada şey edersin. Ama, idare mahkemesinde karar vermeden devletin valisinin verdiği bir kararı siz güç kullanarak oraya çıkmaya kalkarsanız o zaman sıkıntıyı siz çekersiniz. Yani, kanunlara, hukuka herkesin, her vatandaşın riayet etmesi lazım. Burada sendikaların hatası var. Ama, Hükûmetin hatası onlardan daha büyük. Şimdi, Hükûmet, basiretli bir Hükûmet olsaydı gidip de DİSK’in kapısında işçileri o tazyikli suya tutmazdı. Taksim Meydanı’na, o meydana girişe belirli bir barikatlar kurardı, vatandaşlar oraya girmezdi ve o kadar vahşice o vatandaşlara karşı bir işlem yapılmazdı. Ben polisimizin o kadar kötü davranacağına inanmıyorum. Korkuyorum ki, bazı militanlar polisin içine karıştırıldı. Yani, Talibanlar malibanlar inşallah karıştırılmamıştır. Çünkü, yani ben Türk polisinin kendi vatandaşına karşı böyle bir, gerçekten ağır, saldırgan, karşısındaki insana saldıran bir psikolojiyle hareket edeceğini zannetmiyorum. Polis tabii ki iktidar kendisine ne görev verirse onu yapmak zorundadır. Onun için, bence bu gensorunun baş sorumlusu Başbakandır ve İçişleri Bakanıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin manzarasını… Yani, o görüntüler Türkiye’yi o kadar çağ dışı, o kadar büyük bir işkence yapan bir ülke hâline soktu ki… Yani, şimdi, ne yaparsak hoş görülür diyorsunuz. Ben şimdi bu AKP’lilerden soruyorum: Acaba, hangi ağır suç sizin bakanlarınızın, Başbakanınızın istifasını gerektiriyor? Bunu bir söyleyin ya. Mesela, şimdi, 750 milyon krediyi alıyor bankadan, kendi damadının şirketine veriyor; oh ne kadar güzel! Hiç kimse aldırmıyor. Şimdi, polisi vatandaşın üzerine saldırıyor, en temel hakkı olan, hakkı kullanmaya çalışan emekçinin üzerine salıyor ve o kadar büyük… Hastaneye gaz bombası atılıyor; burada kimse suçlu değil!.. Kim burada suçlu? Yani, burada siyasi sorumluluk var değerli milletvekilleri. Siyasi sorumluluğu, artık, siz o kadar bu konularda pişkin davranıyorsunuz ki, yahu, hiçbir şeyi üzerinize almıyorsunuz ama o kadar çok ayıplarınız var ki, yani Ankara alanını kaplayan bir yorgan yapılsa, vallahi sizin ayıplarınızı örtemez. Yani bu kadar çok büyük ayıplarınız var.

Şimdi, bu kadar büyük ayıplara rağmen, siz hâlâ, hiçbir şey olmamış gibi, bu memlekette eğer hakikaten görevinize devam ederseniz, bu işin sonu hiçbir zaman selamet değildir. Türkiye çok ciddi sıkıntılar içindedir. Sokağa çıktığımızda herkes hayatından endişeli. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sağlıklı yönetilmediği, bugünkü iktidarın bu devlete bakış açısının çok da hayırlı olmadığı, bir devletin… Yani, sizin eski Meclis Başkanınız çıkıyor diyor ki, Bülent Arınç: “Osmanlı yumruğunu” diyor “vururuz” diyor. Yahu, sen bir defa... “Osmanlı” diye bir millet yok ya. Niye yani? Türk yumruğu niye demiyorsun da, Osmanlı yumruğu… Demek ki, siz daha Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlığını benimsememişsiniz, gözünüz Osmanlılıkta. Bunlar hepsi, zaten kendi konuşmalarınızla ortaya koyduğunuz durumdur.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu memleket bizim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-05-13-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
