# Çalışma saatleri ve konuları hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamer Genç (Tunceli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim
- **Tarih:** 28 Nisan 2009
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-04-28-calisma-saatleri-ve-konulari-hk

> Kamer Genç, 28 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.178 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her salı Danışma Kurulu kararı geliyor. Biz de bu kararın aleyhinde konuşuyoruz.

Aslında, tabii, bir milletvekili olarak, Türkiye’de cereyan eden birçok olaylardan vicdanen çok huzursuzum ve bunları, burada, maalesef, çıkıp da enine boyuna tartışma imkânını bulamıyoruz. Bana göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin öncelikle ele alması gereken konular Türkiye’deki güvenlik sorunudur, Türkiye’nin birlik ve bütünlük sorunudur, Türkiye’deki laik düzenin korunması sorunudur.

Şimdi, İstanbul’da bir ev basıldı, 1 vatandaşımız öldü, 1 polisimiz şehit oldu, terörist kişi de öldürüldü.

Değerli milletvekilleri, hani polisler iyi eğitilmişti, bu insanlar önceden gözetiliyordu? Böyle bir basiretsiz bir operasyon olur mu? Siz, orada gidiyorsunuz, yeterli bir güvenlik almıyorsunuz ve ondan sonra, orada, hiçbir acemi ülkelerin polislerinin dahi yapamayacağı hatayla etrafı sarıyorsunuz ve içeriden dışarıya ateş ediliyor, bir genç çocuk öldürülüyor, polis amiri şehit oluyor. Böyle bir operasyon olmaz ki. Uganda’da böyle bir operasyon yapmazlar! Bunun sorumlusu İçişleri Bakanıdır değerli milletvekilleri. Maalesef, bu İçişleri Bakanı geldiği günden beri Türkiye’de birçok insanlar haksız yere öldürüldü.

Tabii, polisin psikolojisi de çok çeşitli nedenlerle bozuluyor. İşte ekonomik durumunun bozuk olması nedeniyle zaman zaman -elbette ki onlar da insandır, psikolojik durumları bozuluyor- tabii ki basiretli hareket etmiyor. Hakkâri’de, mesela, oradaki o çocuğa gidip de öyle vurulması hakikaten tasvip edilecek bir şey değil. Yani insanların bu kadar bir anda insanlık vasfını kaybederek saldırması mümkün değil. Ama bu, tamamen, polisin AKP iktidarı zamanında sağlıklı bir eğitimden geçirilmemesi, sağlıklı bir ekonomik güce ulaştırılmamasından kaynaklanıyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir bütündür. Şimdi, birileri çıkıyor “E fendim şu coğrafya, bu coğrafya” diyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir coğrafyası vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasıdır. Ben kendi ilimle ilgili söylüyorum. Kimsenin çıkıp da bizim ilimizle ilgili ahkâm kesmesine gerek yok. Tunceli ili, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir vilayetidir ve Türkiye coğrafyası içindedir. Başka bir coğrafya içinde müdahale edilemez.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, biz, buraya göreve gelip başladığımız zaman bir yemin ettik. Şimdi, yemin, bir insanın sadakatla riayet etmesi gereken en ulvi, en kutsal bir olgudur. Eğer o yemini, gereğini yapamıyorsak, o zaman insanlık vasıflarından çoğu da eksik demektir. Böyle bir şey olmaz. Yani Türkiye Cumhuriyetinde, Türkiye Parlamentosunda göreve başlayan insanlar yaptıkları yemine bağlı kalarak hareket etmek zorundadırlar. Türkiye’de çok ciddi sıkıntılar yaratılıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben 1980’den beri Parlamentoda -Danışma Meclisinde, daha sonraki Parlamentoda- bulundum. Özellikle 87’lerde, 90’larda, 91’lerde, yani o zamanlarda güvenlik kuvvetleri hakikaten çok keyfî işlemler yapıyordu. Ben Türkiye'nin birçok yerine gittim, Van’ın Gürpınar’ına gittim, Mardin’in Nusaybin’ine gittim, Midyat’ına gittim, Ömerli’sine gittim, Kars’a gittim, Türkiye'nin birçok yerine gittim, Elâzığ’ın birçok yerine gittim, Güneydoğu’da Siirt’in… Yani birçok işkence yapılan olayın üzerine gittim. Ama şimdi… O olaylarda hakikaten o zaman güvenlik kuvvetleri içinde çok keyfî hareket edenleri görüyorduk ve bunların masum insanlara karşı yaptıkları işkenceleri parlamentolarda dile getiriyorduk. Ama zaman geçti, artık güvenlik kuvvetleri o eski keyfîliklerin çoğunu bıraktı. Tabii şimdi yer yer oluyor.

Ama şimdi arkadaşlar, yüzlerce, binlerce insanın taşla, sopayla güvenlik kuvvetlerine saldırması tasvip edilecek bir durum değildir. Çünkü, siz de hadi o güvenlik görevlisinin yerinde olsanız ve sizin karşınıza birtakım insanlar gelip de taşla, sopayla size saldırsalar o zaman siz ne yapabilirsiniz? Yani “Ya, buyurun, siz az mı taş atıyorsunuz, biraz daha bizi taşlayın.” diyebilecek misiniz? İnsanların savundukları ve tenkit ettikleri her olayı vicdan süzgecinden geçirmesi lazım.

Değerli milletvekilleri, kendi çocuklarımızı çıkarıp da güvenlik kuvvetlerine taşlatabiliyor muyuz? Yani birtakım insanların, o çocuk yaştaki insanların gidip de güvenlik kuvvetlerine taş atmasını tasvip etmememiz lazım. Herkesin buna sahip çıkması lazım. Yeni yetişen o gençlerimiz, bunlar Türkiye'nin geleceğidir. Bu Türkiye'nin paylaşılmayacak bir şeyi yoktur. Ama herkes sorumluluğunu bilirse, herkes meşru zeminler içinde hareket ederse Türkiye kısa zamanda büyür, kısa zamanda toparlanır, kısa zamanda bu memlekette barış sağlanabilir.

Şimdi, bazı arkadaşlarımızın burada parlamenter olduktan sonra, hele polise ve askere taş atan insanlarla iç içe olmaları bence tasvip edilecek bir durum değildir. Herkesin bir sorumluluğu vardır. Polis ve asker…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Kimmiş onlar?

KAMER GENÇ (Devamla) – Kim olduğunu herkes biliyor.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Söyleyin, biz de bilelim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, sen de biliyorsun, ben de biliyorum.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hangi milletvekili taş atmış polise, onu bilelim!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, şimdi, o polis ve asker, can ve mal güvenliğini korumak için orada vardır. Beyler, ben işkence yapan polisle, askerle yıllarca, siz daha burada yokken, yaşınız kadar mücadele ettim ama insanlarda bir vicdan olması lazım, vicdan süzgecinden geçirilmesi lazım. Bu Türkiye Cumhuriyeti devletindeki insanları, bu vatandaşlarımızı niye birbirine düşürelim? İsteklerimiz neyse açık ve seçik konuşalım: “Ya, biz işte şunu istiyoruz.” Bağımsız devlet isteniyorsa “Kardeşim, ben bağımsız devlet…” İster, çıkar, onun mücadelesini yaparsın ama bağımsız devlet istenmiyorsa o zaman, Türkiye’de demokrasi isteniyorsa onun yolu başka, ötekisinin yolu başka. Onun için, yani yıllarca, tabii bu kadar bu memleketin… Bunların söylenmesi gereken yer… Türkiye’de bir hükûmet olsa bunları söyler ama maalesef hükûmet yok, yani öyle bir hükûmet yok. İktidar etme şuuru teşekkül etmemiş. Memlekette o kadar olaylar oluyor ki bu Parlamentoda bunlar dile getirilmiyor. Bunları dile getirmesi gerekenin ben değil, iktidar mensubu olması lazım.

Bir Adalet Bakanı var, bir “Deniz Feneri” dosyası geliyor Almanya’dan, evvela diyor ki: “Efendim, geldi, Almanca’dan tercüme ediyoruz.” Sonradan bir Alman yetkilisi diyor ki: “Efendim, biz dosyayı Türkçe gönderdik.” Ya, böyle bir şey olur mu sayın milletvekilleri? Yani iktidar gücü böyle, bu memleketin itibarını zedeleyecek şekilde kullanılır mı? E, kullanılıyor. Kullanılınca da bir sorumluluk var mı? Yok.

İçişleri Bakanı İçişleri Bakanlığına geldiği günden beri birçok güvenlik görevlisinin kurşunuyla birtakım masum insanlar öldürüldü. Bir güne bir gün bu İçişleri Bakanı… Geçen gün burada bir gensoru verildi hakkında, maalesef işi getirdiniz, polis itibarına şey ettiniz. Arkadaşlar, polis hepimizin göz bebeğidir, bizim canımızı, malımızı koruyan insandır. Onlara elbette sahip çıkacağız, hiçbir haksızlığa uğramamaları için güvenlik görevlilerimizi en az kendi öz evlatlarımız kadar koruyacağız ama bunların içinde de haksızlık yapanlar varsa onlar da cezasını bulacak.

Dolayısıyla, benim gördüğüm olay şu: Olaylar Türkiye’de çok büyüyor, buna suskun bir Meclis olmamamız lazım.

Dediğim gibi, milletvekillerinin bir kalabalık içine katılarak, güvenlik kuvvetlerine taş atan kalabalığı teskin edip, o durumda olayları caydırması gerekirken, bu olayların içinde olması beni vicdanen rahatsız ediyor arkadaşlar.

Şimdi, Türkiye bir hukuk devletidir. Orada bir karar alınıyor yani işte -devlettir yani- devlet, vali 1 Mayısta… Şimdi, Vali diyor ki: “Kardeşim, ben 1 Mayısta Taksim’de yürütmem, bayramı kutlatmam.”

Şimdi, hukuk devletinde nedir? Valinin aldığı bu keyfî karara karşı, gideceksiniz, idare mahkemesine dava açacaksınız. İdare mahkemesi eğer bu idarenin aldığı kararı bozmazsa orada miting yapamazsınız. Yani devlette bir hukuk vardır. Yani ille silah alıp da birbirimizi öldürecek değiliz. Yani hukuk devletinin gereği budur.

Yine, bir yerde eğer hakikaten işte devletin valisi, emniyeti bir karar almışsa onun karşısında hukuk yollarına başvurursunuz, o kararı bozdurursunuz ve ondan sonra gidersiniz, siz istediğiniz toplantıyı da yaparsınız. Ama birileri, devlet yetkilileri eğer bir karar alıp da “Efendim, kardeşim, burada şu toplantıyı yapamazsın.” dediği zaman, siz gidip idari yargı yoluyla onu bozmadığınız zaman ona riayet etmek zorundasınız. Arkadaşlar, devlet böyle devam eder. Yani bir devleti tek bir… Eğer devleti hiçe sayarsanız orada zaten toplum olmaz.

Onun için, benim ricam, arkadaşlar, bakın, bir Parlamento olarak bu konudaki sorumlulukları elimize alalım, hiç çekinmeden. Yani ne istiyoruz kardeşim? Türkiye’de ne istiyorsak, herkes çıkıp da bu kürsüden açık seçik istediğini söylesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kamer Genç (Tunceli). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-04-28-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
