# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamer Genç (Tunceli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 12 Mayıs 2009
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-05-12-danisma-kurulu-onerisi

> Kamer Genç, 12 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.167 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu kararı aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Danışma Kurulu kararı ile tabii yine çalışma saatleri uzatılıyor. Ben, zaten çalışmayı seven bir milletvekili olarak bundan hiç de şikâyetçi değilim. İki tane kanun geliyor, Türk Vatandaşlığı Kanunu ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı getiriliyor. Tabii ben bu her gün gündemin değiştirilmesine karşı olduğum için… Yani parlamenterlerin belli bir yasama faaliyetlerini düzgün yapabilmeleri için bunların önceden bilinmesi lazım. Parlamenterliğin sağlıklı olarak yerine getirilmesi için kanun tasarı ve tekliflerinin uzun bir süre incelenmesi lazım ama burada günübirlik değişince maalesef biz de sağlıklı bir inceleme yapmadan burada kanunları geçiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, benim ilim Tunceli’de özellikle bu aylar geldiği zaman bu yayla sorunu çıkıyor ortaya. Bizim ilimizde 100 binin üzerinde koyun besleniyor işte özellikle Pertek, Çemişgezek ilçelerimizde, Hozat’ta. Fakat, tabii bu yaylalar yasaklanıyor. Şimdi, 100 bin tane koyun var. Oradaki yöneticiler maalesef, işte bir yasa kararını alıyorlar. E, şimdi, 100 bin koyun besleyen o insanlar nereye getirecek bu hayvanları? Bunların bence Hükûmeti yöneten kişilerce belirlenmesi lazım. “Yasak” demekle bu, her şey olmuyor işte.

Ben özellikle bu konuda Hükûmetten rica ediyorum. Bu 100 bin tane, vatandaşın koyununu otlatacak otlakların tespiti, yayla gerekir. Mesela Ovacık’ı tümüyle yasaklamışlar duyduğuma göre, Pülümür yaylalarının bir kısmını yasaklamışlar. Bu vatandaşlarımızdan, çok şiddetli, bu konuda sıkıntılar geliyor, şikâyetler geliyor. Bir an önce bunun düzeltilmesini istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben geçen hafta Viyana’ya gitmiştim. Orada Alevi Kültür Merkezinin düzenlediği bir panele de katıldım. Gerçekten oradaki vatandaşlarımız, özellikle Alevi vatandaşlarımız çok güzel eserler yapmışlardı; kültür evlerini, cemevlerini yapmışlar, 10 bin metrekarelik alan üzerinde çok devasa eserler meydana getirmişlerdir.

Tabii, vatandaşların isteği şu: Yani, bu Alevilik meselesinin evvela… İşte, iktidar partisi Alevi açılımından bahsetti fakat orada sustu. Şimdi, bizim istediğimiz evvela Alevi açılımında ön şart olarak cemevlerinin ibadet yeri sayılması. Bunun sayılabilmesi için de işte bir kanun teklifimiz var. Köy Kanunu’nda ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda bir değişiklik yaparak cemevlerinin de ibadet yeri olduğunu kabul etmemiz lazım. Yani burada, daha önce, kilise, sinagog, havralarda harcanan elektrik ve su parasının Diyanet İşleri bütçesinden ödenmesi konusunda bir kanun tasarısı geçti. Ben o zaman sormuştum: “Cemevleri de buna dâhil mi?” Maalesef Hükûmet sırasında oturan kişi cevap vermedi. Sonra “Ben yetkili değilim…” Sonra Diyanet İşleri Başkanlığından aldıkları bir cevabı bize ilettiler: Efendim, cemevleri ibadet yeri değilmiş. Tabii bu, Diyanet İşleri Başkanlığının bir kanaati; bence tamamen yanlış, tamamen gerçek dışı. İbadet her yerde yapılabilir, dağda da yapılır, ormanda da yapılır, evde de yapılır; cemevi de bir… İnsanlar, orada… Alevi inançlı vatandaşlarımız, “Ben ibadetimi cemevinde yaparım, benim İslam anlayışım bu. Ben bu surette yaparım” diyor. Senin hakkın yok ki… Zaten Anayasa’nın 24’üncü maddesi bu konuda açıktır. O bakımdan, yani en evvela bu cemevlerinin ibadet yeri sayılması ve Türkiye’de yapılan cemevlerine bir yasal meşruiyet kazandırılması gerekir ama bunun üzerinden siyaset yapmak bence kimseye de fayda getirmez.

Ayrıca, Anayasa’nın 24’üncü maddesine göre, okullarda din kültürü ve ahlak öğretimi var. Burada biliyorsunuz, işte, din kültürü ve ahlak dersi öğretilmesi gerekirken maalesef bu kitaplardaki eğitim tamamen Sünni anlayışına uygun bir eğitimdir. Bence bunu da değiştirmek lazım. Bu din kültürü ve ahlak dersinin, tamamen genel, ondan sonra, hatta eleştirel bir eğitim olması lazım. Bütün dinler, bütün mezhepler hakkında yetişen gençlere bilgi vermek lazım; herhangi bir mezhebi, herhangi bir anlayışı aşılamamak lazım.

Bizim Alevi inançlı insanların kendi inançlarında, işte, muharrem orucu var, Hızır orucu var, işte, kendi şeylerinde, ehlibeyit var; işte bunlar zaten İslam’ın ilkeleri… Bunlar ne anlama geliyor? Gençlere, okul çağında yetişen insanlara, daha doğrusu, bunların öğretilmesi lazım ama maalesef Hükûmet, bu konuda -yani önünde bir engel de yok- kendine göre birtakım girişimlerde bulunuyor. Bence bunu, bu girişimleri bu kadar dar tutmaya gerek yok; aklın, mantığın yolu bir. Parlamentoya getirip onu bir an önce çözmekte yarar var. Dolayısıyla bu da memleketi rahatlatan bir durumdur.

Diyanet İşleri Başkanının, işte “İbadet, yalnız camide ve mescitte yapılır.” anlayışı çok sakat bir anlayış. Özellikle, Diyanet İşleri Başkanı da çok değişik bir davranış içinde, ismi “Ali” ama kendisi Ömerleşmiş bir Ali galiba!

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – O da güzel, o da güzel!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bizim istediğimiz, bir Diyanet İşleri Başkanı bir cemevine gitsin efendim. O bir Alevilerin de, mademki bir Diyanet İşleri Başkanıdır, Türkiye’deki bütün İslam’ın da anlayışına uygun… Bir gün bir cemevine gitsin.

Arkadaşlar, bir de Diyanet Vakfı var, devasa bir kurum. Muazzam bir geliri var, bu gelir denetimsiz. Geçmişlerde bizim kulağımıza geldi, birçok Diyanet İşleri başkanı, iktidarda yandaşlarının çocuklarını yurt dışında okutan bir paralar veriyorlar. Bu paralar nereye gidiyor? E, ne olacak iki tane cemevinin yapılmasına da Diyanet İşleri Vakfınca bir para yardımı yapılsın. Yani Türkiye’de Alevi vatandaşlar vergi vermiyor mu? O Diyanet İşleri teşkilatına giden paraların bir kısmı da Alevi vatandaşların verdiği paradan meydana gelmiyor mu? Onun için, lütfen bunları… Yani akılla, mantıkla, adaletle hareket edip bu insanların da inançlarını yerine getirecek bir katkı sağlamak lazım.

İşte, Çankaya’da, burada bir cemevinin temeli atılmış, kaç senedir orada metruk kalıyor. Ama görüyoruz, maalesef Diyanet İşleri Vakfından birçok camiye yardım yapılıyor. Yapılsın, biz buna karşı değiliz ama yani bir ülkede işte bu inançta olan insanların da kendilerinin inançlarını rahatlıkla yerine getirecek bir ortam yaratmaları lazım. Bunu yaratmak zor bir iş de değil, kimseye bir zarar da getirmez değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri.

Tabii, bence yani bugün, şu anda öncelikle konuşulması gereken konu işte bu konulardır. Çünkü toplumda bir sıkıntı yaratıyor. İşte, Alevi vatandaşlarımız… Bugün, Avrupa’da din kitaplarında, Almanya’nın birçok din kitaplarında Aleviliğin esaslarıyla ilgili bir program yapılmış, orada öğretiliyor. Abdullah Gül, ilk defa Dışişleri Bakanı olduğu zaman Almanya’ya gidiyor ve ondan önce, Avrupa’daki Alevi birlikleri federasyon başkanları, dernek başkanları cumhuriyet bayramlarında elçiliklerdeki resepsiyonlara davet ediliyormuş. O gittikten sonra yasaklamış bunu ama öte tarafta, Fethullah Gülen’ci, öteki, din kesiminden kişileri maalesef… Yani maalesef değil, işte onları yasaklarken diğer taraftan elçiliklere çatmış “Bunları niye protokole davet etmiyorsunuz?” şeklinde. Bunlar zaten o gün gazetelere de intikal etti. İşte, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı dedi ki: ”Vallahi, işte geldikten sonra Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarına bizi davet etmiyorlar.” Böyle bir anlayış olur mu? Yani milyonlarca insanı orada temsil eden, milyonlarca Alevi vatandaşı Avrupa’da temsil eden... Peki, bu Alevi inançlı insanlar, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğini, bütünlüğünü savunan, her yerde buna katkıda bulunan insanlar. Ondan sonra, diğerleri gibi laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp da yerine şeriat devletini getirme konusunda çaba içinde değiller. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine en uygun hareket eden, bu felsefeyi destekleyen, yüceltmeye çalışan kişiler, maalesef en kutsal bayramımız olan Cumhuriyet Bayramı’nın resepsiyonlarına çağrılmıyorlar.

Zaten Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olduktan sonra çok ayrımcı hareket etti. Ben kendisine soruyorum: Bugüne kadar Alevi inançlı bir vatandaşı bir yere atadı mı; yargıda bir üst makama, devlet bürokrasisi içinde bir yere? Öğrenmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir memlekette belirli makamlara gelen insanların o makamın gerektirdiği birliği, bütünlüğü, birleştiriciliği sağlaması lazım. Yani laflarla birtakım şeyler söyleyip de arkasındaki uygulamaları, işlemleri bunun tersiyse burada birlik ve bütünlük olmaz. Onun için, bunu sağlamak birilerinin görevi. Ama maalesef -yıllardır politikanın içindeyim- özellikle hâkim ve savcılık imtihanına giriyor; Alevi inançlı, hele Tuncelili oldu mu çok suçlu görülüyor ve bir tanesi bir yere getirilmiyor. Yazık, günah bu millete, bu insanlara.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-05-12-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
