# Türkiye cumhuriyeti ile gürcistan arasında gelir üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmeyi önleme ve vergi kaçakçılığına engel olma anlaşmasının ve eki protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun hakkında (s.s.380)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamil Erdal Sipahi (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim
- **Tarih:** 2 Aralık 2009
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE GÜRCİSTAN ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME VE VERGİ KAÇAKÇILIĞINA ENGEL OLMA ANLAŞMASININ VE EKİ PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN HAKKINDA (S.S.380)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamil-erdal-sipahi-23-2009-12-02-turkiye-cumhuriyeti-ile-gurcistan-arasinda-gelir-uzerinden-alinan-verg

> Kamil Erdal Sipahi (MHP), 2 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE GÜRCİSTAN ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME VE VERGİ KAÇAKÇILIĞINA ENGEL OLMA ANLAŞMASININ VE EKİ PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN HAKKINDA (S.S.380)); konuşma 1.869 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Sayın Başkan, sizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Türkiye ile Kafkasya’daki ülkeler arasında tarihe dayanan köklü ilişkiler vardır. Bu coğrafyadaki ülkeler -Ermenistan hariç- yüzyıllardır dostça, bazen Altınordu devleti gibi aynı bayrak altında, çoğunlukla da kardeş ilişkileri içinde bulunmuştur. Bu ülkeler aynı zamanda Anadolu Türklüğünün Türk dünyası ile irtibat sahasıdır.

Atatürk “Kafkasya hududu” deyince Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar olan bir alanı kasteder ve emperyalizmin Türkiye ile Türk dünyasını birbirinden ayırmak için oynadığı oyunlara “Kafkas duvarının teşkili” adını verir. Böyle bir duvar teşkil edildiğinde bunu Türkiye'nin mahvı projesi olarak gösterip buna karşı mevcut her türlü vasıta ile mutlaka mücadele edilmesini ister. Emperyalizm şimdi de Büyük Orta Doğu Projesi’nin gölgeli senaryoları içerisinde Karadeniz’le Basra Körfezi arasında Türkiye ile Türk dünyası arasındaki Kafkas duvarını yeniden teşkil peşindedir.

(x) 380 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

“Açılım” adı altında Türkiye’ye pompalanan ABD ve AB projelerinin irdelenmesinde mutlaka Atatürk’ün bu Kafkas duvarı tehlikesine işaret ettiği konularda dikkatli bulunmak gerekir. Müsaade ederseniz, ben, bu konuda, bu Kafkas duvarı teşkili konusunda, günümüzü de ilgilendirdiği için bizzat Atatürk’ün ağzından bazı cümleleri burada tekrarlamak ve bugünkü oyunlarla karşılaştırmak istiyorum: 6 Ekim 1920, “Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar Doğu ile Türkiye arasında itilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getirmek.”

O zamanın tarihî şartlarında, Atatürk’ün ifadesiyle, İngiltere Hazar ile Basra petrol havzaları arasını kendi kontrolünde bir coğrafi bağ ile birleştirmek ve Anadolu Türklüğünün Kafkas ve Orta Asya Türkleriyle fiziki bağını kesmek için Ermenicilik ve bölücülük hareketini birbirine paralel olarak yürütmüştü. Her iki hareketi kendi emperyalist politikaları için bir vasıta olarak kullanmıştı. Atatürk, sözünü ettiği Doğu ile Türkiye arasında büyük bir set meydana getirme projesini görmüş, Ermenicilik ve bölücülük hareketlerinin bu seddi oluşturmak için itilaf devletleri -yani o günün şartlarıyla İngiltere- tarafından tezgâhlandığını ve Türkiye için tehlikelerini anlamış ve inşa aşamasında da bu seddi yıkmıştır. Bu seddin yapılmasını önlemedeki kesin kararlılığını şöyle ifade eder: “Kafkas seddinin yapılmasını Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıp bu seddi itilaf devletlerine yaptırmamak için en son vasıtalara müracaat etmek ve bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetindeyiz.”

Aynı konuyu bugüne taşır isek: Bir taraftan Sovyetler Birliği ile Batı dünyası arasında, yani eskinin emperyalistleri arasında bir oyun sahasına dönen Gürcistan; Batı’nın her zaman Türkiye’ye karşı kullanmak için özel olarak teşvik ettiği, oyunlar oynadığı, Türkiye aleyhtarlığını kışkırttığı, soykırım bahanelerini ortaya sürdüğü ve kardeş Azerbaycan’a yönlendirdiği bir Ermenistan konusu ve onun arkasından da onun güneyindeki ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri bozma girişimleri. Dolayısıyla bugünün Büyük Orta Doğu Projesi’nin ortaya çıkardığı oyunlar esasında Kurtuluş Savaşı yıllarımızda “Kafkas seddi oluşturmak” şeklinde emperyalizmin bundan önce denemiş olduğu bir oyundu. Kurtuluş Savaşı’yla bu seddin inşasına mâni olunmuştu ancak görüyoruz ki 2000’li yıllarda bu seddin tekrar teşkili için Türkiye ve komşu coğrafyalar üzerinde bu oyun oynanmaya devam etmekte ve Türkiye ile Doğu birbirinden ayrılmaya çalışılmakta.

Millî güvenlik politikalarının tespitinde tarihî tespitlerin, tecrübelerin mutlaka göz önüne alınması gerekir. Bu nedenle de bugünkü dış politikamızın oluşturulmasında gerek Osmanlı döneminin gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması aşamasında yaşanmış olan sorunların ve o zaman işaret edilmiş bulunan tehlikelerin göz önünde bulundurulması ve bugünün politikalarının belirlenmesinde birer tecrübe alanı olarak yararlanılması uygun olur. Malumunuz Mehmet Âkif’in meşhur bir sözü vardır: “Tarih tekerrür ediyor derler, hiç ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?” diye. Bugün de “açılım” adı altında yabancı menşeli, Türkiye’ye pompalanan birtakım planların icrasına -tabirimi mazur görün- balıklama atlamadan önce tarihimizde bunlarla ilgili olarak oynanmış olan oyunların farkında olmanın ve tarih şuuruna sahip olmanın ne denli önemli olduğunu sizlere bir kez daha vurgulamak istedim.

Bugünkü oynak merkezli veya komşularla sıfır sorun icadıyla başlatılan dış politikamız, millî güvenliğimizle, tarihî gerçeklerimizle ve tarihte yaşadıklarımızla tenakuz teşkil etmeye başlamıştır. Bunun bir örneğini bu Kafkas Duvarı Projesi’yle sizlere iletmeye çalıştım.

Güvenlikle ilgili yüzlerce tarif bulabilirsiniz ansiklopedilerde veya ilgili dokümanlarda. Ancak bu konuda güvenlikle ilgili en kestirme tarif güvenlik eşittir yumuşama artı caydırma şeklindeki bir formülasyondur. Maalesef AKP döneminde güvenliğin caydırma boyutu neredeyse sıfırlanmış, yumuşama maddesi ise tek yanlı olarak taviz politikasına dönmüş durumdadır. Sonuçta sıfır onur, sıfır gurur, sıfır itibara doğru hızla gitmekte olan dış politikamızda yeni değerlendirmelerde ve tarihî tecrübelerden yararlanmakta büyük fayda vardır.

Oynak merkeze gelince: “Oynak” kelimesi Türkçede fazla itibarlı bir kelime değildir, onun için dış politikamızın anahtarı olarak böyle bir sözcüğün kullanılmasını şahsen ben doğru bulmam. Kaldı ki bir ülkenin millî güvenlik ihtiyaçları belirlidir yani merkez sabittir, coğrafya sabittir, o ülkenin jeopolitiği sabittir. Dolayısıyla bu jeopolitiğinden kaynaklanan endişeleri ve menfaatleri de sabittir. Zaman içerisinde meydana gelen değişimlere ayak uydurmak ise sadece siyasi manevralardan ibaret olup bu coğrafya ve jeopolitiğin sabit faktörlerinin yıkılmasını veya başkalarının emellerine göre değiştirilmesini gerektirmez.

Bu konulara nereden geldim? Malum, bir yandan Amerikan menşeli açılım girişimleri ki Obama’nın Türkiye ziyaretinde bunların madde başları maalesef bu Meclisin çatıları altında talimatlar hâlinde verildi. Daha sonra Hükûmetin uygulama alanına soktuğu açılım projeleri de aslında alınan talimatların tekrarından başka bir şey değildi. Son günlerde Avrupa Birliğinin bu konudaki çabalarını da buna ilave etmekte yarar var çünkü hepsi dış politikamız açısından önemli. Bir tanesi, malumunuz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bu yıl sonuna kadar limanlarımızın ve havaalanlarımızın açılma konusu. Bu konuda Hükûmetin Avrupa Birliğinden kaynaklanan bazı baskılarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Ancak bu baskılara, taviz gibi bir oyuna düşülmeyeceğini umut ediyoruz.

Gene bugünlerde basında yer alan bir başka haber vardı. Avrupa Birliğinin bu çevre konusundaki başlığın kapatılması karşılığında Türkiye’ye Fırat ve Dicle havzalarının kullanımında Avrupa Birliğinin de yetkili kılınması şeklinde bir teklifin Türk makamları tarafından kabul gördüğüne dair bir basın haberi vardı. Ben, böyle bir basın haberinin doğru olduğuna inanmak dahi istemiyorum ve burada Sayın Bakan Hükûmeti temsil ediyorlar. Böyle bir konunun olmadığının kendi ağızlarından tekrarlanmasını çok arzu ederim. Ben, Avrupa Birliğinde bir başlık kapatılacak diye Fırat ve Dicle havzalarının Avrupa Birliğinin kullanım alanı hâline getirilerek hükümranlık haklarından vazgeçilmesini Türkiye'nin bağımsızlığına yapılmış en büyük hakaret ve saldırı olarak kabul ederim. Tekrar ediyorum, bu konuda basında yer alan haberlerin şu anda Hükûmet sırasında oturan ve sanırım beni dinlemekten ziyade başka konularla uğraşmakta olan Sayın Bakan tarafından yalanlanmasını çok arzu ederim.

Türkiye, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından Gürcistan’ın bağımsızlığını tanımış ve bu ülkeyle yakın ortaklık ilişkileri tesis etmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler dostluk ve iş birliği temelinde gelişmektedir. Türkiye, Gürcistan’la arasında mevcut ortaklık ilişkilerinin korunmasına büyük önem atfetmekte ve ikili ilişkilerin her alanda karşılıklı saygı temelinde daha da geliştirilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Türkiye-Gürcistan ikili ilişkilerinin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından, ticaret hacminin 2008 yılı verileriyle 1,5 milyar ABD doları tutarına ulaşması, iki ülke vatandaşlarının birbirlerinin ülkesine yapacakları ve doksan günü aşmayacak turistik seyahatlerinde vize muafiyeti bulunması ve Gürcistan’daki bir hava limanının iki ülke tarafından ortaklaşa kullanılması gibi örnekler verilebilir.

Diğer taraftan, Türkiye ve Gürcistan arasındaki iş birliği sadece ikili planda değil Bakû-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakû-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı ve Bakû-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı Projesi gibi bölgesel iş birlikleri aracılığıyla da sürdürülmektedir.

Türkiye, Stalin döneminde Gürcistan’ın Ahıska bölgesinden göçe zorlanan Ahıska Türklerinin yani Ahıskalı kardeşlerimizin, Gürcistan’ın Avrupa Konseyi yükümlülükleri çerçevesinde ata yurtlarına yani bu bölgedeki eski yerleşim bölgeleri olan Ahıska, Ahılkelek gibi bölgelere dönüşleri hususunda da Gürcistan’la iş birliğine değer vermektedir.

Ancak burada bir konuyu tekrarlamakta ve Hükûmetin dikkatine sunmakta yarar görüyorum: Ahıska Türklerine de TİKA vasıtasıyla, Kırım Türklerine yapıldığı gibi ev ve arazi alım projesi uygulanmasını biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak uygun ve uygulanabilir ve mutlaka yerine getirilmesi gereken bir tedbir olarak düşünmekteyiz. Bu konuda Hükûmetimizi, TİKA vasıtasıyla, Kırım Türkleri uygulamasında olduğu gibi bu konuda da bir uygulama konusunda davranışa itmek istiyoruz. Bu konuya ilgi göstermelerini ve bu gösterdikleri ilgiyi eyleme çevirmelerini beklemekteyiz.

2002’de 241 milyon dolar olan ikili ticaret hacmimiz bu yıldan itibaren istikrarlı bir artış göstererek 2006 yılında 752 milyon dolara ulaşmıştır. 2007 yılı ilk on bir ayı itibarıyla ise 836 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Ticaret dengesinin de ülkemiz ihracatının sürekli artışına bağlı olarak lehimize gerçekleşmeye başladığı memnuniyetle gözlenmektedir.

İkili ticaretimizde başlıca ihracat kalemlerini plastik ürünleri, makine ve teçhizat, elektrikli aletler, demir ve çelik eşyalar oluştururken ithalatımızda hurda metal ve petrol ürünlerinin önemli bir yeri bulunmaktadır.

Türkiye, Gürcistan’ın en önemli ticaret ortağı hâline gelmiştir. Gürcistan’daki Türk yatırımları 200 milyon dolar civarındadır, müteahhitlerimizin Gürcistan’da üstlendikleri işlerin toplamı ise geçen yıl itibarıyla 750 milyon dolar civarındadır.

Bu arada, Bakû-Tiflis-Ceyhan ve Bakû-Tiflis-Erzurum gibi enerji alanındaki bölgesel projelerin ardından bölgesel çapta ulaştırma alanındaki en önemli proje olan Bakû-Tiflis-Kars demiryolu hattının Gürcistan kesimindeki temel atma töreni, malum olduğu üzere, 21 Kasım 2007 tarihinde üç ülke Cumhurbaşkanının katılımlarıyla Tiflis’te gerçekleştirilmiştir. Bu hattın inşa edilmesinin iki ülke ilişkilerinin artışında büyük bir rol oynayacağı malumlarıdır.

Serbest ticaret anlaşmasıyla iki ülke arasındaki ticaret hacminin, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması ile Gürcistan’a yönelik, özellikle müteahhitlik alanındaki Türk yatırımlarının artırılabileceği konusunda olumlu olacağını düşünmekteyiz.

2008 yılı Gürcistan’ın Güney Osetya sorununu askerî yöntemle çözme girişiminin başarısızlığa uğraması olayı, Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak Gürcistan’dan fiilen ayırması bölgede yaşanan en önemli son gelişmeler olarak görülebilir.

Rusya için Abhazya ve Güney Osetya’yla müttefiklik politikası çerçevesinde Güney Kafkasya’da askerî gücünü artırma fırsatı doğmuştur. ABD bu gelişmelere sert bir şekilde karşı çıkmıştır malumlarınız fakat Gürcistan’ı savunabilecek herhangi somut bir adım da atılamamıştır. Sonuç itibarıyla, ABD Güney Kafkasya’da önemli bir prestij kaybı yaşamıştır.

Diğer taraftan, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya katılım isteklerine sürekli olarak Rusya Federasyonu tarafından veto hakkının kullanılması ve bunun NATO’yu razı ederek engellenmesi konusu da NATO ülkeleri olarak -bu arada tabii, bir NATO ülkesi olarak bizi de ilgilendiren ve bütün NATO ittifakını ilgilendiren bir başka konudur- aynen Yunanistan’ın, Makedonya’nın NATO’ya dâhil olmasına karşı çıkması gibi, Rusya da sürekli olarak Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olma projelerine kesin bir şekilde karşı çıkmaktadır. Bu konuda bir anlamda Amerika Birleşik Devletleri’yle de menfaat alanında bir şekil anlaşma sağlandığını söylemek mümkün.

Bu gelişmelerin ardından Gürcistan’da muhalefetin ülkenin parçalanmasına neden olan Saakaşvili yönetimini istifaya zorlama girişimi de başarısız olmuştur.

Bu gelişmeler karşısında Gürcistan’ın izlediği politika ise değişmemiştir. BDT’den ayrılmış olan Gürcistan, ABD ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde izlediği politikaları daha da yoğunlaştırmıştır. Böylece Gürcistan, Kuzey Kafkasya’da ABD ve Rusya çıkarları arasında bir çatışma unsuru olma özelliğini sürdürmeye devam etmektedir. Fakat son dönemde ABD ve Rusya arasında tartışma konusu olan bazı önemli sorunlarda bir mutabakat eğilimi gözlenmeye başlanmıştır. Bu konudaki en önemli gelişmelerden birisi de ABD’nin Manas Hava Üssü’nü kullanmaya devam etmesi konusunda Kırgızistan’la yeniden anlaşmasına Rusya’nın sessiz kalması olmuştur. Bu sessizliğe karşılık olarak ABD’nin Doğu Avrupa’daki Füze Kalkanı Projesi’nde önemli bir değişikliğe gideceği tahmin edilmektedir. Bununla ilgili ilk adımlar ve ilk belirtilerin atıldığı da malumlarıdır.

Ben bu iki taraflı vergilendirmeyi önleme anlaşmasının Gürcistan’la olan ilişkilerin artırılmasında ve özellikle oradaki ticaret hacminin artırılmasında ve müteahhitlik hizmetlerinde olumlu rol oynayacağını partim adına düşünüyorum.

Bu vesileyle, dış politika konularına girmiştim, Sayın Bakandan tekrar istirham ediyorum. Bu, Avrupa Birliği tarafından Kıbrıs konusundaki son baskıların ne yolda olduğu, buna dair basında yer alan, Avrupa Birliği baskıları karşısında Türk limanlarının ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne açılacağı konusundaki baskıların Hükûmetimiz tarafından nasıl değerlendirileceği konusuna… Süre kısaldığı için, önümüzde bir aylık bir süre var.

İkincisi: Gene, bu çevre konusundaki başlığın kapatılması karşılığında Avrupa Birliğinin Dicle ve Fırat havzalarının idaresi konusunda söz sahibi olmak isteyerek bir noktada bizim hükümranlık haklarımızın çiğnenmesi şeklindeki ve güya basında yer aldığı şekliyle buna rıza gösterilişi şeklindeki bir haberin yalanlanması konusunda, ben Hükûmeti temsil eden Sayın Bakanının bu konularda bizleri aydınlatmasını ve bizleri rahatlatmasını diliyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu anlaşmaya olumlu oy vereceğimizi belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kamil Erdal Sipahi (MHP, İzmir). “Türkiye cumhuriyeti ile gürcistan arasında gelir üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmeyi önleme ve vergi kaçakçılığına engel olma anlaşmasının ve eki protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun hakkında (s.s.380)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamil-erdal-sipahi-23-2009-12-02-turkiye-cumhuriyeti-ile-gurcistan-arasinda-gelir-uzerinden-alinan-verg (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
