# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamuran Tanhan (DEM Parti, Mardin)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 14 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90401
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamuran-tanhan-2026-10-14-tutanak-metni

> Kamuran Tanhan (DEM Parti), 14 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.203 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan Yardımcısı ve sayın bürokratlar ve değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamuoyunda fon vurgunu olarak ifade edilen olayın üzerinde bugün tartışılan yasa teklifinin temelindeki eksiklik, aslında bu ülkede geçmiş yıllarda da var olan hukuki boyutun yani hukuki güvenlik ilkesinin olmayışından kaynaklandığını ifade edelim. Yürütülen soruşturmalar halka güven vermemektedir. Dolayısıyla, baştan sakatlanan bir hukuki süreçten bahsedebiliriz. Neden halka güven vermediği noktasında, bu tür soruşturmalarda adli makamların ilk önce yaptığı şey şüphelilerin tespitinden sonra varsa tutuklama yani gözaltına alma kararı, el koyma ve dijital materyallerini araştırma çünkü bizim karşımızda bir yapı var ve bu yapının ne kadar büyük olduğunu, kimlerle irtibatta olduğunu ortaya çıkarmamız için dijital materyallere, dolayısıyla bu delillere ulaşmamız gerekiyor. Bu yapıldı mı? Elbette ki hayır. Kamuoyunda çokça tartışıldı. Kişinin önceki geçmişi, bir bakanın isminin geçmiş olması ve iktidarın Genel Başkan Yardımcısı olması nedeniyle bu yola gidilmedi ne yazık ki. Bu da baştan itibaren bu kişilerin korunacağı mesajını kamuya vermiş oldu ve nihayetinde de adliyeye gittiğinde de -tırnak içerisinde söylüyorum çünkü tanım o- VIP bir ifadeden sonra hakkında ne işlemler yapıldığını, mal varlığına el konuldu mu, geri ödemeler yapıldı mı, bunların hiçbirini bilmiyoruz. Deliller en azından kamuya açık değil.

Dediğimiz gibi, yapılması gereken şüphelilerin dijital materyallerine el koymak. Bunu eğer yapmış olsaydık, emin olun, bu soruşturmada daha adil ve şeffaf bir durum ortaya çıkardı.

Yine, Adalet Bakanı bir açıklamasında şöyle dedi: Ben İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken fon vurgunuyla ilgili araştırmalar yaptım. Bahsettiği nokta neredeyse iki üç yıl önce. İki üç yıldır biliniyor aslında bu husus Adalet Bakanlığı tarafından ama Adalet Bakanlığı bunu soruştururken şunu yapıyor: Kendisine yani adli mercilere yardımcı olabilecek gazetecileri gözaltına alıp tutuklayıp susturabiliyor. Dolayısıyla burada da bir delil karartma söz konusu oluyor. Aslında hukuk devletinin yerleşmiş olduğu ülkelerde bu yapılmaz, gazetecilerin vermiş olduğu bilgiler, gazetelerin işaret ettiği noktaların üzerine gidilir ve şeffaf bir soruşturma neticesinde hukuka, adalete teslim edilir o kişiler ama ne yazık ki bunlar yapılmadı. Yine, hesaplara, ilgililerin, gazetecilerin veya kamuoyundaki diğer kişilerin hesaplarına erişim engeli getirildi.

Yine, bu husus, tabii, Tarım Bakan Yardımcısının mülakatı var, bir gazeteciyle, tutuklanmadan önce bir mülakatı oldu. İşte 100 milyon TL yatırdığını ifade ediyor, bu işin mağdur olduğunu söylüyor ilk önce. Mağduriyeti de şuradan geliyor: 100 milyon TL'sini yatırmış, kendisine haber verilmemiş "Bu fondan çık." diye. Yani paranın boyutuyla ilgilenmiyor, nakdi bir durumla ilgilenmiyor, çıkılmaması onu rencide etmiş çünkü diğer bakan, önceki bakan, ona haber verilmiş, o çıkmış. Bunun gibi birçok örnek var. Demek ki Bakan Yardımcısı bunu biliyor, buna söylenmemiş olması onu rencide etmiş. "100 milyon nereden getirdiniz?" diye sorduğunda da "Babam sanayici, Türkiye'nin 500 sanayicisinden bir tanesi." diyor yani önemli bir noktada. Dolayısıyla, bu husus da bu soruşturmayı sakatlayan en büyük nedenlerden bir tanesi şu ve mesaj veriliyor diğerlerine, geriye kalanlara: "Sizi soruşturmayacağız, sizi herhangi bir adli makama teslim etmeyeceğiz, susun." Bu da nereden görüyoruz? Ne yazık ki ben örnek verirken tereddüt ediyorum ama mafya düzeninde. Susacaksın, hiç konuşmayacaksın. Acaba bu, yargı eliyle yapılan uygulamalar diğer kişilere, geriye kalan diğer kişilere, faillere "Susun." mu deniliyor? Kamuoyunda, işte bu noktalar, bu hususlar ortaya çıkıyor ve hepimizin de açıkçası, tahmin ettiği ya da varmak istediği nokta bu.

Yine, Maliye Bakanının bir uyarısı var 4 Kasımda; diyor ki: "Bazı fonlarda manipülasyon yapılıyor, spekülasyon yapılıyor. Biz bunları biliyoruz." Keşke uyaracağına önlem almış olsaydı ve bunu bir toplantıda söylüyor. Bu toplantının sponsoru kim, biliyor musunuz? Tera Holding olduğu ifade ediliyor. Aslında oradaki muhataba diyor ki Maliye Bakanı: "Sizin ne yaptığınızı biliyoruz, bu işten vazgeçin." ama Tera Holding mi Tera kuruluşu mu Tera şirketi mi o kadar büyük ve kendinden emin ki devam ediyor buna. Aradan neredeyse on aydan fazla bir zaman geçiyor ve tam o zamanda, 4 Kasım zamanında MASAK Başkan Yardımcısı Cumhurbaşkanına bir mektup yazıyor, CİMER'e de ayrıca yazıyor. Bu hususlar, bunlar bunlar oluyor. Ne oluyor, biliyor musunuz? MASAK Başkan Yardımcısı tutuklanıyor. İşte, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığının en tipik örneklerinden bir tanesi. Siz suç işleyenleri ihbar ediyorsunuz, bildiriyorsunuz ama tutuklanıyorsunuz. Dolayısıyla, bu soruşturmadan ne sonuç bekleyebilirsiniz? Adil bir yargılama mı? Elbette ki olmayacak.

Yine, devam edelim... Teranın bu toplantıya sponsor olduğunu ifade ettik. Bir de bu, fon vurgunu kişilerin üzerinden yapılmış yani şahsi hesaplar, şahsi kişilerin paralarına el konulmuş ya da vurgun olduğu için çok üzerine gidildi. Eğer bir kamu kaynağı olmuş olsaydı belki bugün bunları tartışmıyor olacaktık çünkü bu ülkede kamu kaynaklarının belli bir kesime aktarılması neredeyse olağan bir durum olmaya başladı. Bunu geçmiş yıllardaki pratiklerden ve örneklerden de gösterebiliriz. İfade etti vekil arkadaşlarımız; Taşkesenlioğlu, işte, Ticaret Bakanı Ruhsar Hanımın yaptığı uygulamalar; bunun gibi birçok örneği gösterebiliriz. Yine, vergi afları dediğimiz kamu kaynaklarının terk edilmesi, bunlar kamu malının belli kişilere, zümrelere aktarılmasının tipik örnekleridir. Burada ama bir kamu kaynağı yok, halkın kaynağı var ve şu ifade ediliyor: "VIP'ler diğerlerini tokatladı, diğerlerinin parasını çaldı." Halk içerisindeki tabir bu. Yani belli bir kesim bu hisseye girmiş, bu fonlara girmiş, hepsinin haberi var ama en sonunda girenler paralarını alamamış, mağdur oldukları ifade ediliyor.

Yine, dediğimiz gibi, bu mektup Cumhurbaşkanlığına CİMER'e bir şikâyet girdiği zaman Fatma Betül Sayan Kaya Hanımefendi tam da bu hisseye giriyor. MASAK Başkan Yardımcısı Cumhurbaşkanına ihbarda bulunuyor, AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı bu fona para yatırıyor. 163 milyondan bahsediliyor girdiği. Şimdi, mafyada şöyle bir tabir vardır, şöyle bir anlayış vardır: "Eğer siz bana ilk 1 milyon doları sormazsanız ondan sonraki tüm paraların kaynağını gösterebilirim." diyor. İşte, esas mesele de burada. O 163 milyon TL'ye iki hekimin, bir bakanın nasıl sahip olabileceği noktasında olmanız gerekiyor. Yani burada da aslında "Cambaza bak." diyorlar. Soruşturulması gereken en büyük nokta 163 milyon TL'nin nereden geldiği, kaynağının ne olduğu.

Yine, siyasi iktidara yakın ilişkiler kuran sermaye kesimlerinin ayrıcalıklardan, soruşturulmamaktan ve zayıf denetimden faydalandığını bu ülkede görüyoruz. Yani her sermaye, her zaman bir hukuk devleti istemiyor bu örnekte olduğu gibi. Her halükârda kendi çıkarlarını güvence altına alan bir düzen ister. İşte bunlar hem hukuku hem hukuka olan güveni yerle bir ediyor. Bu ülkenin geldiği nokta bu. Bir an önce demokratikleşme ve hukuk zeminine dönmek lazım her anlamda; ekonomide olsun, yargısal faaliyetlerde olsun, her yerde olsun.

Adalet Bakanlığı temsilcileri burada yok ama şunu da ifade edebiliriz: Bakın, bir baronun başkanı teşekkür etti Adalet Bakanına dedi ki: "Bize 70 tane kontenjan verdi. Biz hâkim savcı atadık." Normal hukuk düzeninin olduğu bir ülkede bu bir Adalet Bakanının istifasıyla sonuçlanması gereken bir noktaydı, onları töhmet altında bırakmıyoruz. 70 tane hâkim, savcı meslektaşımız gerçekten görevini iyi yapıyor olabilir ama eğer bir kontenjan ayırtılmışsa, ayarlanmışsa bu bir problem. Bakın, 2015 yılından sonra neredeyse hâkim ve savcıların üçte 2'si görevden alındı, ondan sonra 40 puanla hâkim, savcı ataması yapıldı ama Adalet Akademisinin öyle olmaması gerektiği noktasında hukukçuların yerleşmiş bir durumu var. Anayasa Profesörü Serap Hocam burada, Adalet Akademisinde her zaman kontenjanlar bin kişi olur, 500 kişi olur ama hepsini almaz, en iyilerini alırlar, en tarafsızlarını alırlar ki hukuki güvenlik ve hukuk ilkesi, hukuk devleti ilkesi gelişmiş olabilsin diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Dolayısıyla aslında bu meseleden de bu fon vurgunundan da varacağımız nokta, Türkiye'nin hukuk zeminine dönmesidir. Kişilerin, şahısların, iktidarların, aşiretlerin hukuku değil, anayasal düzende olan bir hukuk devleti ve evrensel ilkelere uyan bir hukuk devletinin olmasıdır. Temennimiz budur, eğer Türkiye bir hukuk devleti zeminine, rayına oturtulursa bu yaşananların hiçbirisi bu ülkede yaşanmayacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler Sayın Başkan.

---

**Kaynak gösterme:** Kamuran Tanhan (DEM Parti, Mardin). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 14 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamuran-tanhan-2026-10-14-tutanak-metni (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90401

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
