# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kamuran Tanhan (DEM Parti, Mardin)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90878
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kamuran-tanhan-2026-10-27-tutanak-metni

> Kamuran Tanhan (DEM Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.942 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, bütçeye baktığımızda milletvekili arkadaşlarımızın temel eleştirilerine elbette ki katılmamak elde değil.

Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Sayın Maliye Bakan Yardımcımız, kıymetli bürokratlar ve değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bu bütçe için "dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesi" dediniz, öyle bir mottoyla gelişti. Belki katılacağımız tek nokta bu dayanıklılık noktasıdır. Gerçekten, emekliler ve asgari ücretliler açısından söylersek 23-25 bin lirayla bu ülkede hayatını idame ettirebilmek gerçekten bir dayanıklılık istiyor, hem psikolojik hem ekonomik hem de diğer boyutlarıyla. Âdeta "Zor günler geride kaldı, önümüzde daha zor günler var." mottosuyla, anlayışıyla -misali- bu bütçe getirildi; bütçenin özeti bu.

Bütçenin içerisinde refah yok, refahla ilgili bir iddia da yok yani yurttaşlar, özellikle asgari ücretle geçinmeye, yaşamaya çalışan yurttaşlar, emekliler ve dar gelirliler açısından bunu söyleyebiliriz. Emekliye, çiftçiye "Dayan." diyoruz ama âdeta bir dayanıklılık testi söz konusu. Zira, bu şartlarda yaşam gerçekten zor. Çocukların okul masraflarına kadar -bilmem, içinizde bilen var mı- mutfak ihtiyaçlarını karşılayabilir mu bu 23 bin ya da 25 bin liralık şey?

Sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor mu? Mesela MHRS sistemimiz -sayın vekillerimiz, iktidar vekilleri bunu ifade etti- evet, güçlü bir hastane altyapımız var ama aylarca da insanlar randevu sırası bekliyor. Bir bronkoskopi, bir kolonoskopi veya farklı bir röntgen durumunda, MR'de aylarca bekliyorsunuz teşhisinizin konulması için ve bu kritik hastalıklarda bazen geç kalmış bile oluyorsunuz; şimdi, övündüğünüz nokta burası.

Aylık kirasını ödeyebiliyor mu? Kira gelirinden, aylık kiranın ne kadar olduğundan haberiniz var mı mesela? Suyu, doğal gazı, elektrik faturalarını ödeyebiliyor mu bu 23 bin lirayla? İşe, okula ve sağlık kuruluşlarına toplu taşıma araçlarıyla gidilebiliyor mu ya da okul servislerinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz bu bütçeyi hazırlarken? Kişisel ihtiyaçlardan ve sosyal, kültürel yaşamdan da bahsetmiyorum elbette ki.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir hanenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ile insanca yaşayabilmesi aynı şeyler değildir. Gıda, kira, faturalar ödenebilse bile eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal yaşama katılım için yeterli kaynak kalmıyorsa hane halkı ekonomik olarak zorluklar yaşamaya devam edecektir, ediyor da bu ülkede.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verileri bize 18 milyonu aşkın yurttaşımızın sosyal yardımlara muhtaç bırakıldığını söylüyor; yine, 4,5 milyon hane halkının ise elektrik ve ısınma desteği olmadan kışı geçiremeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Sosyal devlette başarı yardıma muhtaç yurttaş sayısını artırmak ve bununla övünmek olmamalı, öyle de değil.

Bakın "sosyal devlet" ilkesi -hepimizin malumu, biliyoruz ve bir kere daha hatırlatmakta fayda var- insan onuruna yaraşır, güvenceli istihdam yaratmak demektir. Yoksulluğu kökten tasfiye etmek ve ortadan kaldırmak gerekiyor.

Vergi politikalarına bakacak olursak, vergi adaletsizliği herkesin, hepimizin malumu. Yurttaşlar her şeyde âdeta 2-3 defa vergi ödüyorken büyük şirketler vergi istisnalarıyla kârlarına kâr katıyor ve her yıl daha da büyüyor; işte, ülkenin vergi politikasının kısaca özeti bu.

Yine "Sosyal bir devletin temel özellikleri nedir?" diye baktığımızda, sosyal adalet ve fırsat eşitliğinin olması en başlarda gelenlerden bir tanesidir. Buradaki amaç, zayıf ve dezavantajlı grupları güçlendirmek, bu kesimleri korumak ama bizim neredeyse her bütçemizde sosyal açıdan zayıf ve dezavantajlı kesimleri koruma gibi bir niyetimiz yok; asgari ücretlerle ve emeklilik ücretleriyle yaşamaya mahkûm ediyoruz.

Yine, temel hizmetlere yeterince ve eşit bir ulaşım var mı? Eğitimde olsun, barınmada olsun, sağlıkta olsun; sosyal güvenlik gibi temel ihtiyaçlara ulaşabiliyor mu? Elbette ki çok zor ulaşabiliyor.

Asgari geçim standardı olmalı mı? Evet, olmalı. Kimse açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmemeli. Bu ülkede emekliler Ankara'nın göbeğinde 500 metre, belki 1 kilometre ötede günlük otellerde kalıyorlar; işte bu, açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmenin en açık örneğidir.

Artan oranlı vergi sistemi olmalı mı? Evet, olmalı. Tam tersine, bu ülkenin temel politikası artan oranlı vergi sistemi değil, azalan oranlı; ne kadar kazanıyorsanız o kadar az ödüyorsunuz veya istisna ya da mahrum ediliyorsunuz, mahrum bırakılıyorsunuz.

Bir diğeri de -ve en önemlisi aslında- hukuk ve demokrasinin güçlenmesi, hukuk devletine dönülmesi. Bakınız, Türkiye Anayasa'sında bir hukuk devleti olduğunu yazıyor ama dün bir hukuk devleti değildi, hukuk devletinin gereklerini yerine getirmedi, bugün de getirmiyor; umuyor ve diliyoruz ki yarın, en azından bundan sonra Türkiye Anayasası'nda yazılan "Türkiye bir hukuk Devletidir." ilkesini hayata ve pratiğe geçirmesidir.

Gelirlerin büyük kısmı çalışan ve emekçilerin üzerine yıkılmış, âdeta çalışanın kaderi vergi için çalışmak olmuş, bununla özdeşleştirilmiş. Çalışanlar vergi dilimleri yüzünden ocak ayında aldığı maaştan daha az maaş alıyor şu anda ve üzerine temmuz ayında enflasyon farkında zam da yapmış oluyoruz ama bugün aldıkları maaş, ocak ayında aldıkları maaştan daha az; dolayısıyla, pek iç açıcı değil durum. Bizim gördüğümüz ve okuduğumuz nokta şu: Tüm çalışanları asgari ücrete mahkûm etmek gibi bir anlayış ve yıllar sonra bu ona gidecek çünkü gerek SSK emeklilerine gerek memurlara ve memurların zam oranlarına baktığımızda farklı farklı zam oranları, enflasyon dikkate alınmıyor. Devlet kendisi olunca "enflasyon" diyor ama vermeye gelince, emekçiye, emekliye gelince onu dikkate almıyor. Mesela, bu ülkede bu ülkenin vatandaşları yurt dışına çıkarken harç ödüyor, ayakbastı parası değil, ayak çıktı parası mı ne, bilmiyorum ama bu ülkenin vatandaş yurt dışına çıkarken harç ödüyor. Niye, bir açıklaması var mı? Niye bir yurttaş kendi ülkesinden çıktığı zaman harç öder? Zaten sakızdan tutun bilmem neye kadar tonlarca vergi ödüyor, bir de üstüne yurt dışı çıkış harcı gibi ucube bir sistem.

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Çifte vatandaşlığı olanlar ödemiyorlar.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Evet, çifte vatandaşlar ödemiyor.

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ödüyor.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Evet, onlar çıkarken yabancı kimliği ibraz edince ödemiyorlar.

Şimdi, dünyada başka bir ülkede bunun örneği var mı gerçekten merak ediyorum ya da bu icadı yapan bürokrat, bakan, her neyse, bu icadı yapan kim, Allah aşkına bu kadar yetenekli olan bir bürokrat var mı bu ülkede?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ - Özal döneminde...

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Evet, o başladı ama siz çok artırdınız, daha sonra da Özal döneminde kaldırıldı.

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Siz çok artırdınız.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Yine, toplumun kanayan yaralarından birisi olan tarımsal üretim... Tarımsal üretim borç batağıyla karşı karşıya, üretemiyor, ürettiğine de zaten DEDAŞ gibi kurumlar el koyuyor. Özellikle 2027 bütçesinde tarıma 1 trilyon 305 milyar TL ayrıldığı açıklanmış, oysa doğrudan tarımsal destek programlarına ayrılan tutar yalnızca 235 milyar TL yani yaklaşık altıda 1'i. Peki, bu programı, bu ekonomik bu bütçeyi hazırlarken Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesini hiç kimse okumadı mı bu ülkede, Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesi var denilmedi mi? Muhtemelen kaçırılmış, ben açıklayayım, şöyle diyor: "Tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden az olamaz." Bir de "az olamaz" diyor, emrediyor, amir bir hüküm, takdire bırakmıyor. Ne yapmışız? 2027 yılı için bu gayrisafi millî hasılanın 111 trilyon TL'yi aşmasını bekliyoruz, bu rakamlara dikkatle baktığımızda çiftçiye Tarım Kanunu'nun 21'nci maddesine göre ayrılması gereken doğrudan desteğin en az 1 trilyon 112 milyar TL olması lazım yani bütçenizin tamamı, bu alana ayrılan bütçenin tamamı çünkü 1 trilyon 305 milyar ayırmışsınız, yasaya göre 1 trilyon 112 milyar TL ayırmanız gerekirdi. Siz ne yapmışsınız? Bunun dörtte 1'ini ödüyorsunuz çiftçiye tarımsal... Şimdi de diyorsunuz ki: "Çiftçi, tarım gelişsin." Gelişmez, rakamlar, kanun ortada, çok net. Çiftçiler, mazotla, gübreyle, tohumla, ilaçla, sulama maliyetlerinin altında ezilmekte. Bunu iktidar yetkilileri de görüyor, siz de görüyorsunuz. Belki size aktarılmıyor, bugün direkt muhatap olarak size aktarmak istiyoruz ve şunu her defasında ileri sürüyorlar: Orta Doğu'daki gelişmeler, Hürmüz Boğazı, deprem gibi her zaman bir gerekçe olabiliyor ama baktığımızda petrolün varil fiyatlarında azalma olurken bu ülkede petrol, akaryakıt fiyatları artıyor, ters bir orantı söz konusu.

Yine, çiftçiler artık ürün yetiştirmek için değil, bankalara ve DEDAŞ'a faiz ödemek için toprağını ekiyor. Bir yandan da tarlaları ve traktörleri hacizlerle karşı karşıya, bu risk kıskacında. Kızıltepe'de, Derik'te, Mazıdağı'nda, Viranşehir'de, Nusaybin'de çiftçiler şu an nasıl bir geçim mücadelesi veriyor bilmiyorsunuz muhtemelen, ben size aktarayım.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bugün, bu sabah Mardin Artuklu ilçesinde DEDAŞ'a mahkûm olmamak için yurttaşlar güneş enerjisinden kendi tarlalarına kendi imkânlarıyla paneller dikmişler. Ne olmuş biliyor musunuz? DEDAŞ 15 zırhlı askerî araçla basıp bunları kaldırmak istemiş; Mardin Artuklu ilçesinin bir köyünde yaşanıyor bu, güneş enerjisi panellerine el konulmak isteniyor. Dolayısıyla bu...

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Haciz...

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Haciz değil; işte, "Yasaya göre benden izin almaksızın kendi toprağında güneş enerjisini sen kuramazsın. Bakanlığın ya da belediyelerin bir olması ruhsatı olması gerekiyor."

Dolayısıyla, DEDAŞ zulmü bölgede son hızıyla devam ediyor Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, gerçekten buna bir çözüm bulmalısınız. Bu DEDAŞ sadece elektrik faturaları değildir. Bakın, yaz aylarında sıcaklığın 45-50 dereceyi aştığı zamanlarda tek faza indiriyor; yaşlısı var, hastası var, türlü türlü mağduru var ve günlük sekiz on saat elektrik kesintileriyle, bu 2025-2026 yılında günlük sekiz on saat elektrik kesintileriyle bölge halkı yaşamak zorunda kalıyor. Aslında olması gereken... Ki Bakanlığın böyle bir açıklaması vardı: "Biz doğal gazda kış şartlarının sert geçtiği yerlerde indirim yapacağız." O zaman tam da işte bu Mardin Ovası'ndaki, Diyarbakır, Urfa Ovası'ndaki durum için yaz aylarındaki yüksek sıcaklık için elektrik fiyatlarının düşürülmesi gerekirken bırakın düşürmeyi, ulaşamıyor bile vatandaş. Aslında bölgede devlet yok Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, DEDAŞ zulmü var; tarımsal faaliyetli bir DEDAŞ zulmü var. Vali Bey'i arıyoruz, "Benim yetkim dışındadır, ben bir şey yapamıyorum." Bakanlığa söylüyoruz, herhangi bir işlem yapmıyor. Peki, bu DEDAŞ hangi devletin, hangi ülkenin kurumu? Bunun bir hiyerarşisi yok mu? Hiç kimse hesap soramayacak mı? Elbette ki hesap sorulmuyor diye düşünüyoruz.

Yine, GAP projesi on yıllardır bitirilmiyor. "Neden bitirilmiyor?"u bilmiyorum. Sulama kanalları yapılmıyor, var olan sulama kanallarının tadilatı yapılmıyor. Daha geçen gün Nusaybin'de 4' çocuk, 2'si kadın, toplam 6 kişi bu sulama kanalında yaşamını yitirdi. Önleyici herhangi bir şey yok Nusaybin'de; üç gün geçmedi, 4'ü çocuk, 2'si kadın, toplam 6 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Bunun hesabını sormayalım mı Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Bunu sizin sormanız gerekmiyor mu ilgili bürokrata, ilgili kuruma? Ama bu konuda herhangi bir soruşturma da açılmadı ne yazık ki. İşte, bu politikalar nedeniyle çiftçi âdeta DEDAŞ'ın insafına bırakılmış, yok edilmek isteniyor tarımsal faaliyetler. DEDAŞ'ın keyfî elektrik kesintileri, faz kısıtlamaları, fahiş faturaları âdeta üreticiyi çalışamaz duruma getirmiştir. Bu da yetmiyor, devletin kısarak ödediği üç kuruşluk tarımsal desteğe daha kaynağında DEDAŞ el koyuyor; borcu olsun olmasın, büyük çoğunluğu öyle. Bugünkü Artuklu'daki durumu size aktardım.

Buna paralel olarak Sayıştay 2025 yılındaki raporlarında Tarım ve Orman Bakanlığındaki kurumsal çürüme ve denetimsizliği gözler önüne sermişti. Yine, meralar rant ve madencilik projelerine peşkeş çekiliyor ve ortadan kaldırılmaya çalışılıyor, bu da hayvancılığı bitiriyor. TÜRKVET'in Hayvan Kayıt Sistemi'nde 2,5 milyondan fazla büyükbaş ve 35 milyona yakın küçükbaş hayvanın aşı kayıtlarının bulunmadığı tespiti yapılmış Sayıştay raporunda. Ziraat Bankası kredilerinin kontrolsüzce dağıtıldığı tespit edilmiş. Sonuç olarak, bu tarım ve toprak üretiminde yani üretimde olmadığımız bir yerde ülkenin gelişmesi çok mümkün olmayacaktır. Topraklarımız tükenmekte, meralar talan edilmekte, su havzalarımız kurutulmakta, küçük üretici tasfiye edilmekte bu DEDAŞ gibi kurumların eliyle. Tarımsal araziler maden tekellerinin insafına ve eline bırakılmış. Yine, üreticiyi desteklemek yerine temel politika olarak şu yapılıyor: Mısırda, buğdayda, ette, kuru üzümde gümrük vergileri sıfırlanarak ithalat lobilerine âdeta peşkeş çekiliyor, temel politika olarak bu görülüyor.

Bizler yalnızca eleştirmiyoruz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, halktan, emekten ve üreticiden yana somut çözüm önerilerimizi de ortaya koyuyoruz ve bu temelde halkın bütçe hakkını sağlamak için, sermaye tanınan 4,8 trilyon liralık vergi muafiyetini ve faiz ve kamu-özel iş birliği garantilerine giden kaynakların derhâl kamusal hizmete aktarılmasını talep ediyoruz halkın temel talebi olarak. Bu kaynaklarla asgari ücret insanca yaşanacak seviyeye, emekli maaşı en az yoksulluk sınırının yarısına çıkarılmalı, dar gelirlilere temel yurttaşlık geliri güvencesi verilmelidir. Tarımsal üretimi korumak için Tarım Kanunu gereğince bütçenin en az yüzde 1'i doğrudan çiftçiye ödenmelidir. Küçük üreticinin kredisine ve elektrik borçlarına faizsiz indirim yapılmalı veya silinmeli, DEDAŞ başta olmak üzere dağıtım şirketlerinin çiftçiler üzerinde uyguladığı zulme, özellikle bloke ve el koymasına derhâl son verilmelidir. Halkın sırtındaki bu adaletsiz vergi yükünü ve çiftçimizi çökerten bir rantçı düzeni değiştirmeniz gerekiyor. Halklarımızın eşit, adil ve onurlu bir yaşam bütçesine kavuşması için mücadelemizi büyüteceğiz.

Bir de Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, Mardin Kızıltepe'den bir yurttaşımızın size özel bir talebi var oğluyla ilgili. Oğlu Rusya'da -çifte vatandaş- yaklaşık üç buçuk yıldır Ukrayna askerlerine esir düştüğü söyleniyor ve bu konuda size ulaşmaya çalışıyor. Buradan da ben onun sesi olayım. Özellikle İzzettin Aydoğan'ın Ukrayna'da esir alındığı ve takas hususunda Cumhurbaşkanlığından talepte bulunuyor. Bunu da size aktarmış olayım.

Teşekkür ediyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Kamuran Tanhan (DEM Parti, Mardin). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamuran-tanhan-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90878

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
