# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemal Demirel (CHP, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemal-demirel-22-2005-02-10-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Kemal Demirel (CHP), 10 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.347 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEMİREL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 32 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bu maddeyle "depo kapasitesinin dolu olması, teslim edilmek istenen veya depolanmış bir ürünün lisanslı depodaki diğer ürünleri ve sağlığı olumsuz etkileyecek bir nitelik taşıması ya da depolanmaya elverişsiz olması durumları dışında, lisanslı depo işletmesi ürünün depolanmak üzere kabulünde, depolama hizmetlerinden ve lisanslı depo işletmesi imkânlarından yararlanılmasında kişiler arasında ayrım yapamaz" hükmü getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, sahip olduğu coğrafî özellikler açısından, dünya ülkeleri arasında, tarım ülkeleri arasında geçen bir ülkedir; yani, bunun anlamı, tarımda kendi kendine yeten, kendi ektiğiyle, kendi biçtiğiyle hayatını devam ettirebilen bir ülke konumunda olduğu gerçeğidir; ama, ne yazık ki, son yıllarda, ülkemiz, bu, kendi kendine yetmeden uzaklaşmış, hızla tarımda, ihraç eden ülke sıfatından uzaklaşarak, ithal eden ülke konumuna gelmiş, bu da, bizi, dışa bağımlı olma noktasında sıkıntıya sokmuştur. Yani, bizim ülkemiz tarım ülkesi olmasına rağmen, tarımdaki bu olumsuz gelişmeler, hem Türk çiftçisinin hem Türk köylüsünün ektiği ürünün karşılığını alamaması, tarımdaki teknolojik gelişmelere ayak uyduramaması ve desteklenmemesinin sonucunda, tarımdaki geriye gitme, gerçekten, ülkemizi sıkıntıya sokmuştur.

Şimdi, tarım deyince, ülkemiz gerçekten önemli bir noktada olmasına rağmen, bugün tarımla uğraşan insanlarımızın sıkıntılarını ve sorunlarını çözmek, hükümetin görevi olmasının ötesinde, muhalefetin de, milletvekilleri olarak, bu sorunların çözülmesi noktasında yapmış olduğu uyarıcı çalışmalara hükümetin de gereken önemi vererek ve dikkate alarak, bu sorunların çözülmesi noktasında işbirliğine ihtiyaç vardır; çünkü, bu ülkede hep beraber yaşıyoruz, yetmiş milyon insanı ilgilendiren bir konu bu.

Bugün burada bulunan her parlamenterin, inanıyorum ki, köylüyle, çiftçiyle mutlaka bir ilişkisi vardır; ya köyden göç etmiştir, kente gelmiştir veya köylerde, küçük ilçelerde eşi, dostu, akrabası vardır; yani, kısacası, tarımla uğraşan bu insanların şehirlerde oturan yakınları vardır, Parlamentoda oturan milletvekilleri vardır. Bu noktada, bu sorunun çözülmesi için, bu Parlamentonun, üzerine düşen görevi layıkıyla yapması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bugün ülkemiz yetmiş milyon. Bu yetmiş milyon insanın yarısından çoğu tarımla uğraşıyor. Bu kadar önemli bir konuda, Parlamentonun, bu sorunu çözmek için işbirliğine büyük ihtiyacı var. Bugün, Avrupa olsun, Amerika olsun, kendi çiftçisine gereken önemi vermektedir; o ülkeler, üreten insanlarına sahip çıkmaktadır; ürettikleri ürünün karşılığını alamasa bile, o çiftçiye sahip çıkarak, desteklemektedir ve o ülkeler, bizim gibi ülkelere -işte, buğdayda, şekerpancarında, pirinçte, mısırda yaşadık- âdeta, üreten çiftçimize bizim sahip çıkmamızı bir kenara bırakmayı yol göstermişler; ama, kendi insanlarının, kendi çiftçisinin, kendi köylüsünün ürettiği ürünü bize pazarlamaya kalkışmışlardır.

Değerli milletvekilleri, bugün Parlamentoda bulunan partiler olarak biz, seçimlerde köylere gittik. O köylerde hemen hemen herkesin aynı şeyi söylediğine inanıyorum. IMF politikalarından şikâyetçi olduk. IMF politikalarının Türk çiftçisini, Türk köylüsünü, üreten insanlarımızı yoksulluğa ittiğini söyledik. Hayvancılıktaki sıkıntıların buradan kaynaklandığını söyledik ve de "bizi seçerseniz, Parlamentoya gönderirseniz, iktidar olursak, IMF'den sizleri kurtaracağız, sizlere hak ettiğiniz değeri vereceğiz" dedik. Peki, sonra ne oldu? Parlamentoya geldik; ama, ne yazık ki, IMF politikalarını devam ettirir noktadayız; yani, seçimden evvel, köylümüze, çiftçimize, üreten insanlarımıza vermiş olduğumuz bu sözlerin arkasında duramayarak, ne yazık ki, çiftçiye karşı, üzerimize düşen görevi layıkıyla yapmamış olmanın sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

Sayın Tarım Bakanımız, şimdi, gerçekten, bu kanunla ilgili olarak, bu kanun çıktığı zaman, çiftçimizin, köylümüzün sorunlarının çözüleceği noktasında görüş ortaya koyuyorlar. Tabiî ki, bu kanunlar çıktığı zaman çiftçimizin ve köylümüzün sorunları çözülmeli, sıkıntıları aşılmalı.

Depo diyoruz. Arkadaşlar, depoların içinin dolması lazım. Siz depoları yapacaksınız; ama, o depoların içini dolduracak olan üretim gerçekleşmediği zaman, Türk çiftçisi, Türk köylüsü üretemediği zaman depoları neyle dolduracaksınız; ithalat yaparak mı dolduracaksınız, ithalat yaparak, o depoların içini doldurarak, Türk çiftçisini aydınlığa mı kavuşturacaksınız; hayır. Onun için, bu kanunları çıkarırken, kanunları çıkarmadan evvel, Türk çiftçisinin ve Türk köylüsünün hak ettiği yere getirilmesi noktasında üzerimize düşeni yapmalıyız. Hükümet, bu noktada, çiftçimize ve köylümüze vermiş olduğu sözlerin arkasında durmalı.

Şimdi, bir şeyler söylüyoruz, anlatıyoruz, diyoruz ki: Türk çiftçisinin durumu bu; ama, ne yazık ki, bizim söylediklerimiz sanki doğru değilmiş gibi, Türk çiftçisinin hali çok iyi, köylümüz mutlu, yani ektiği ürünün karşılığını alıyor; ektiği ürünün karşılığını almanın ötesinde, geleceğiyle ilgili kaygısı yok, düşüncesi yok, her şeyi dört dörtlük gibi bir izlenim ortaya konuluyor. Dün de konuşmamda söyledim; bugün köylerden kente göç oluyor. Eğer köylerden kente göç olursa, kentlerdeki sorunları çözmek çok daha zor olur. Bugün gündemdışı söz alan bir milletvekilimizin, bir başka milletvekilimizin de söylediği gibi, bugün şehirlerde sıkıntılar var. Şehirlerdeki o sıkıntıların başında -işte, televizyonlarda görüyoruz, gazetelerin manşetlerinde okuyoruz- hayat pahalılığının ötesinde, hırsızlıktan, kapkaçtan şikâyet ediliyor. Peki arkadaşlar, bu şikâyet ettiğimiz konular nasıl doğuyor?! Bugün, köyden kente göçü önleyemediğimiz sürece, inanın, şehirlerdeki sorunları çözmek o kadar kolay olmayacaktır. O yüzden, köyden kente göç etmeyi önlemenin yolu, çiftçinin, ürettiği ürüne sahip çıkması.

Bugün yine biz söylüyoruz, diyoruz ki: Çiftçimiz geçen sene ürettiği ile bu sene ürettiğini karşılaştırdığı zaman, geçen seneki fiyat ile bu seneki fiyat arasında fark var. "Hayır, öyle değil" deniliyor bize. Yine ben Sayın Bakana soru önergesi vermiştim, o soru önergesinden aldığım birkaç rakamı vermek istiyorum. Geçen sene mandalinanın kilosu 470 000 liraymış, bu sene 400 000 liradan satılmış; yani, 70 000 liralık bir fiyat kaybı var. Limonda -560 000 liraymış geçen sene, bu sene 300 000 lira- neredeyse yüzde 70-yüzde 80 kaybı var. Yani, tarımla uğraşan insanlarımız, ürettikleri ürünlerin karşılığını alamamanın ötesinde, geçen sene sattığı ile bu sene sattığı arasındaki bu farkı neyle karşılayacak arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, yine köylerde dolaşıyoruz... Bilhassa Bursa'nın dağ köylerinde bununla karşı karşıyayız. Şunu açıkça söyleyebiliyorlar: "Üretmek istemiyoruz." Bunun anlamı nedir arkadaşlar; üretilmeyen bir Türkiye'de, Türkiye'nin sorunlarını çözmek mümkün değildir. Çiftçinin üretmesi lazım, ürettiğini satması lazım, sattığından para kazanması lazım, kazandığı parayla da insanca yaşaması lazım, çocuklarının geleceğinin de garanti altında olması lazım. Şimdi, siz ekiyorsunuz biçiyorsunuz, pazara gidiyorsunuz, satıyorsunuz, bir de karşılaştığınız tabloya bakıyorsunuz; masrafınız ile gelirinizi karşılaştırdığınız zaman cebinizden para çıkıyor. O zaman çiftçi diyor ki: "Üretmeye ne gerek var, niye üreteyim? Eğer ben borçlanacaksam niye üreteyim?.." Onun için, üreten insanlarımıza sahip çıkılması lazım.

Yine, köylerde karşılaştığımız tablolardan bir tanesi şu: Biliyorsunuz, genellikle köylülerimiz yazın üretirler, kışın da ürettikleriyle geçinmeye çalışırlar.

Değerli milletvekilleri, öyle kahvelerde, öyle köylerde karşılaştığımız tablolar var ki, gerçekten iç acıtıcı; içtikleri çayın parasını ödeyemiyorlar ve şunu söylüyorlar: "Bunu yazın; yazın ödemeye çalışacağız." Kışın 50 000 liraya karşılık içtiği çay parasını dahi veremez durumdadır. O da, yazın üretip de, ürettiğini satıp da eğer para kazanabilirse, kışın yapmış olduğu o borcu silmeye çalışacak; ama, ne yazık ki, bu da, gerçekten, ülkemiz açısından çok sıkıntı veren bir tablo.

Şimdi, Avrupa Birliğine gireceğiz diyoruz; Avrupa Birliğiyle ilgili önümüzde on yıllık bir süreç var; bu, önemli bir süreç. Bu süreç içerisinde Avrupa Birliğiyle ilgili müktesebat 80 000 sayfadan oluşuyor; ama, bu 80 000 sayfanın en önemli özelliği, neredeyse yarıya yakın sayfasında tarım konularının olmasıdır. Yani, demek ki, Avrupa Birliği süreci içerisinde önümüze en büyük sorun olarak çıkacak konulardan bir tanesi tarım. Yani, tarımda Avrupa Birliğine girmek için, bizim üreten çiftçimize, üreten köylümüze, tarımla uğraşan insanlarımıza sahip çıkılması gerekli.

Bu noktada hükümetimize söylediğimiz söz şu: Türk çiftçisine sahip çıkın, Türk köylüsüne sahip çıkın. Yani, hep söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Bugün, her köyün meydanında anıtlar vardır. O anıtlar, onuncu yıl anıtlarıdır ve o anıtların arkasında şu sözler vardır, köylerde asılıdır: "Türk köylüsü milletin efendisidir" demiş Mustafa Kemal Atatürk. Tabiî, Kurtuluş Savaşının kazanılmasında Türk köylüsünün olağanüstü gayreti, çabası, gözönünde tutulduğu zaman, gerçekten milletin efendisidir; ama, hızla uzaklaşan bu efendilik, hızla köleliğe doğru gitmektedir.

Şimdi, Sayın Tarım Bakanı "karamsar tablo çizmeyin" diyor. Değerli milletvekilleri, hükümetin olumlu icraatlarına, her zaman, destek verecek noktada olumlu görüşlerimizi bildiriyoruz. Yani, hükümetin, Türk çiftçisinin, Türk köylüsünün ürettiği ürünün karşılığını alması noktasında, sahip çıktığını gördüğümüz zaman, tabiî ki yanında olacağız. Biz, Türk köylüsünün ağlamasını istemiyoruz, gülmesini istiyoruz. Bu noktada, hükümetin, alacağı mazotundan tutun, ilacından tutun, gübresinden tutun, tohumundan tutun, hangi konuda olursa olsun Türk çiftçisine sahip çıkması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, tabiî ki, yanında olacağız; ama, bunun bir an evvel yapılmasında yarar var. Çünkü, eğer, bu yıllar hızla geçip giderse, siz, köylüye sahip çıkma noktasına geldiğiniz zaman, korkarım ki, Türk köylüsünü da yaşar halde bulamazsınız. O açıdan, Türk köylüsüne gereken önemin verilmesini istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kanunun Türk köylüsüne, Türk çiftçisine hayırlı, uğurlu olmasını dilemek istiyorum; ama, bunu dilerken de, sizden isteğimiz, sizden dileğimiz, üreten insanlarımıza sahip çıkmanız, o insanların insanca yaşamasını sağlayacak katıklarda bulanmanızdır diyorum.

Hepinizi içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kemal Demirel (CHP, Bursa). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-demirel-22-2005-02-10-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
