# 4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2002
- **Gündem:** 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi

> Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 19 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)); konuşma 866 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, umarım ismini düzeltirsiniz; Ali, maalesef, adımda yok, sadece Kemal Kılıçdaroğlu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde söz aldığım metin bir cümleden ibaret, Vergi Usul Kanununun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının 7 numaralı bendini yürürlükten kaldıran bir metin. Şimdi, bu metnin mevcut halini, izin verirseniz, kısaca okuyayım: Maliye müfettişleri, hesap uzmanları ve gelirler kontrolörlerince yapılan incelemeler sırasında, mükellefler her türlü harcama ve tasarruflarını vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağladıklarını kanıtlayamazlarsa, bunlar vergilendirilir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu maddenin yasaya giriş şekli çok enteresandır; onun öyküsünü izninizle anlatmak istiyorum. Grup Başkanvekilimiz Sayın Mustafa Özyürek de açıkladı. 1994 yılında, İstanbul'da Hilton Otelinde bir düğün yapılır; bu düğünde dolarlar savrulur ve insanlar, çocuklar dolarları almak için kapışır. Bunu, o akşam televizyonlardan izledik ve ertesi gün de gazetelerin manşetlerinden okuduk. Dönemin Maliye Bakanı Sayın İsmet Attila, İstanbul Defterdarını arar ve sorar: "Bu kişi kimdir? Bu kadar doları nasıl harcayabiliyor? Devlete vergi ödemiş mi, vergi mükellefiyeti var mı?" Araştırırlar; bu kişinin devlette vergi mükellefiyeti yok, devlete beş kuruş vergi ödememiş. Der ki: "O zaman sorun, bu parayı nereden kazandı?" Dönemin İstanbul Defterdarı der ki: "Efendim, biz, bu soruyu soramayız; çünkü, bizim böyle bir soru sormaya yetkimiz yok." O da der ki: "O zaman bir tasarı hazırlayın, en azından, biz, devlet olarak, bu şekilde davrananlara bu paranın kaynağını soralım."

Değerli arkadaşlarım, siz, işte, şimdi, bu maddeyi kaldırıyorsunuz. Ben eski hesap uzmanıyım, çok kişiye soruldu; eskiden vardı bunun uygulamaları.

Değerli arkadaşlarım, devletin saygınlığı, devletin kayıtlı ekonomiyi güçlendirmesiyle paralel gider. Vergi cennetlerine, kimse saygın devlet olarak bakmaz. Onlar, kumarbaz devlettir. Kumarbazlar oralarda yetişirler. Vergi kaçıranlar paralarını oraya götürürler ve herkes de bilir ki, bu ülkeler dünyada karapara cennetleridir.

Değerli arkadaşlarım, az önce, burada, ödeme gücü ilkelerine ve hakkaniyete ters düştüğü gerekçesiyle hayat standardını geri çektiniz. Peki, elinizi vicdanınıza koyun, otellerde dolar savuranlara "yahu, arkadaş, bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkı var, sen bu ülkede gelir kazandın, lütfet de beş kuruş da sen vergi öde, senin de bu topluma karşı saygınlığın var, hürmetin var..."

Şimdi, bir değerli milletvekili dedi ki: "Bu, CHP'nin seçim bildirgesinde de vardı." Evet, vardı; ama, biz "bir yıl süreyle, getir paranı, sermaye koy, bu ülkeye getir, söz veriyoruz hesabını sormayacağız, nereden bulduğunu da sormayacağız..." Ama, artık, elimizi vicdanımıza koyalım. Doğrusunu yapalım. Bu ülkeyi karapara cenneti yapmaya, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun hakkı var mı arkadaşlar? Niçin, biz bunu böyle yapıyoruz?

Bakın, ben, size bir örnek daha vereceğim. 1980 sonrasında, 506 sayılı SSK Yasasında bir değişiklik yapıldı. Aranızda, SSK eski genel müdürü değerli arkadaşım da var, eski genel müdür yardımcısı arkadaşım da var, sizlerin sıralarında oturuyorlar. Orada, şöyle bir değişiklik yapıldı: Denetimlerde, vergi mükellefinin, daha doğrusu işverenin kayıtları esas alınır. Sigorta müfettişi gidiyor; 20 katlı bina; soruyor "bu binayı kaç işçiyle yaptınız" diye, aldığı cevap: "Bu binada hiç işçi çalışmadı." "Getir kayıtlarını" diyor; bakıyorlar, doğru; ne bordro var ne de kayıtlarda işçi görünüyor. Devletin denetim elemanı diyor ki: "Teşekkür ederim; demek ki, bu binada hiç işçi çalışmadı." Bu, ne zaman değişti: Mevcut madde, yani kaldırmak istediğiniz madde Parlamentoda kabul edildiği yıl, SSK Yasasında da aynı konu değiştirildi ve orada da, en azından asgari işçilik uygulaması getirildi.

Değerli arkadaşlar, bir düzenleme yaparken şunu gözardı etmememiz lazım: Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Elbette kayıtdışı parayı biz kayda almak istiyoruz, elbette ki bu para bu ülkeye gelsin; ama, bakın, biz CHP olarak şunu düşünüyorduk: "Bu parayı getir, reel sektöre yatır, fabrika kur, sana söz veriyoruz sormayacağız kaynağını." İki işçi çalışır, üç kişi akşam evine ekmek götürür. Sizin getirdiğiniz bu düzenlemede, bunların hiçbirisi yok, istediğiniz gibi harcayabilirsiniz; yat alabilirsiniz, kat alabilirsiniz, kumarda dağıtabilirsiniz, satabilirsiniz... Hiçbir şey yok. "Fabrika kurabilirsiniz" demiyorsunuz. Bari getirin, şurada "reel sektöre gelen paranın kaynağını sormayız" deyin, hiç değilse, bu para gelsin. Getirin "az gelişmiş bölgelere yatırım yapanın kaynağını sormayacağız" deyin, ona da razıyız. Gitsin adam, Şırnak'a yatırım yapsın, Van'a yatırım yapsın, Elazığ'a yatırım yapsın, Ordu'ya yatırım yapsın.

Bakın, sizin getirdiğiniz düzenleme, tam tersi bir uygulama. Kumar kazançlarını verginin dışında tutuyorsunuz arkadaşlar; kumar kazançlarını verginin dışında tutuyorsunuz!

Bakın, Devlet Planlama Teşkilatının bir yayınının bir bölümünden size bir şey okuyorum kayıtdışı ekonominin büyüklüğünü göstermek için. 1999'da kayıtdışı ekonominin kayıtlı gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 58, 2000 yılında yüzde 54,7, 2001 yılında yüzde 66,2. Peki, değerli arkadaşlarım, kayıtdışı ekonomiye bel bağlayan bir siyasal anlayışın kayıtlı ekonomiyi özendireceği burada nerede var?! Hiçbir yerde yok. Biz, elbirliğiyle güzel şeyler yapalım diyoruz. Gerçekten de, bu ülkenin yurt dışına kaçmış parası varsa gelsin. Her türlü imkânı sağlayalım, yatırım yapsın burada; ama, geldiği zaman da kayda girsin bu para; kayda girsin ki, biz de bilelim.

Şimdi, bakın, asgarî ücretliden vergi alıyoruz, köşesinde oturup, devlet faizinden 607 milyar lira gelir elde edenden beş kuruş vergi almıyoruz. Vicdanımız sızlamaz mı arkadaşlar?! Asgarî ücretli, evine ekmek götürmek için hesap yapıyor, acaba ben ne yapabilirim diye. Biz de seçim meydanlarında, rant sınıfını vergileyeceğiz, rantiyeyi vergileyeceğiz dedik, sizler de dediniz. Niye düzeltmiyoruz arkadaşlar?! 607 milyar lira... Az önce kabul ettiniz ve bunlar, bundan böyle vergi vermeyecekler. Size hayırlı olsun!.. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?! Bunun adı hakkaniyet, bunun adı adalet, bunun adı insan haklarına uygunluk... Burada, Anayasanın 73 üncü maddesinde yer alan "ödeme gücüne göre vergi alınır" ilkesine aykırılık var arkadaşlar.

Ben, hiçbir şey söylemedim. Sizi, sizin vicdanınızla baş başa bırakıyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
