# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim
- **Tarih:** 28 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-3

> Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 28 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.218 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, herhalde, bu tasarının en garip maddelerinden birisi de bu. Neredeyse yarım saattir okunuyor; fakat, madde bir türlü bitmiyor.

Şimdi, bunun bir çerçeve kanun olduğunu söyledik; temel kuralları, temel ilkeleri belirleyen bir kanun olduğunu söyledik; temel kuralları belirleyen bir kanunun arkasında da başka yasaların olması gerektiğini söyledik. Sayın Bakan da böyle söylüyordu. Yani, ayrıntılar başka yasalarda olacaktı; ama, önümüze bir halk denetçiliği maddesi geliyor, aslında özel bir yasada düzenlenmesi gereken bir kurum, bir çerçeve yasada ve tek bir maddeyle düzenleniyor. Oysa, benim bildiğim kadarıyla, Adalet Bakanlığında, bu konuda hazırlanmış çok güzel tasarılar var. Niçin acaba böyle bir tasarı gelmiyor da, burada bütün ayrıntılar düzenleniyor?

Bir başka soru: Niçin, sadece mahallî idarelerde var da halk denetçiliği, diğer yerde, merkezî idarede yok? Adalet Bakanlığının daha önce hazırladığı tasarıda, halk denetçiliği iki tarafta da var. Yani, yarın bir bakanlıkla muhatap olan bir yurttaş haksızlığa uğradığını öğrendiği zaman niçin halk denetçiliğine başvurmasın da sadece mahallî idareler için olsun bu?!

Bir başka soru: Maddeye baktığınız zaman, maddede atamadan bahsediliyor; halk denetçisi nasıl atanır... Güzel, on yıllık koşul getirilmiş; ama, bir şey daha var; en az on yıl meslekî tecrübe sahibi olması lazım. Hangi meslekî tecrübe sahibi?!. Düşünün, bir yerde iyi bir tacir var, toplumda saygınlığı var; ama, ticaretine üç yıl ara vermiş, sonra tekrar başlamış; ama, on yılı dolmamış. Orada halk da onu seçmek istiyor. "Sende meslekî tecrübe on yıl olmadığı için ben seni seçemem" diyecek. Gerçekten de mantıklı çözümler getireceksek, buna göre getirmemiz, maddeyi buna göre düzenlememiz lazım.

Yine, aynı şekilde, aynı yerde, eğer saygınlığı olan bir adamı taşıyorsak buraya, nasıl atıyorsak buraya, beş yıl süreyle il genel meclisi seçiyorsa, görevden almada da benzer bir prosedürün olması lazım; ama, bakıyorsunuz, görevden alma da daha farklı bir prosedüre bağlanmış. Görevden alma nasıl oluyor; önce il genel meclisinin salt çoğunluğu oluyor; bu yetmiyor, arkadan, valinin onayı olacak; bu da yetmiyor, arkadan, Danıştayın kararı olacak. Biz buraya cumhurbaşkanı mı tayin ediyoruz, bu kadar zor görevden alınıyor bu kişi?! Düşünün, bu kişi, diyelim ki, rüşvet yedi ve yakalandı veya böyle bir kanı var. Şimdi, bunu görevden almak nasıl olacak? İl genel meclisi de karar vermiyorsa görevden almaya, kimse görevden alamayacak. Peki, biz, bu yasada katılımcılıktan söz ediyorduk. Düşünün, bir halk denetçisi var; ama, halk istemiyor. Koyun sandığı oraya; halk seçsin halk denetçisini veya eğer görevden alınacaksa, en azından il genel meclisi kararı, bir de sandığı koyun oraya, halk bir şekliyle buna katılmış olsun. O da yok.

Bir başka soru: Üçüncü aşamaya geliyoruz. Halk denetçisi nasıl karar verecek; düzenleme yapılmış, kırkbeş gün içinde karar verecek ve bu kırkbeş günlük süre içerisinde karar verirken de yargıya eğer yurttaş başvuru... Başvuru süresi donmuş oluyor burada. Arkasından, karar vermeyi kırkbeş güne bağlıyoruz. Daha sonraki bir düzenlemede, bir fıkrada da, halk denetçisinin bu kararı vermeden önce neler yapması gerektiği söyleniyor. Ne yapacak; halk denetçisi ilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi isterse, bu ilgili kurum ve kuruluşlar bir hafta içinde bilgi vermek zorundalar. Peki, bilgi vermezlerse ne olacak, bir düzenleme yok; bilgi vermezse hiçbir şey olmayacak. Her ne kadar bilgi verme yasamız var; ama, o, fiilen çalışmıyor. Neden fiilen çalışmıyor; ben, milletvekili olarak bilgi alamıyorum kamu kuruluşlarından, vatandaş nasıl alacak, alamaz.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Öyle şey olur mu?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Evet, oluyor Değerli Milletvekilim. Belki, siz, İktidar Partisi milletvekilisiniz, size bütün kapılar açık; ama, biz, bilgiyi, tırnaklarımızla ancak alabiliyoruz.

Hatta, ben size şunu söyleyeyim Sayın Milletvekilim: İktidar kanadından milletvekilisiniz; hangi ilde kaç kişiye kömür dağıtıldı, biliyor musunuz? Söyler misiniz bana?

ALİM TUNÇ (Uşak) - Ben kendi ilimde biliyorum.

AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - İsterseniz, verirler.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Vermiyorlar efendim.

Bakın, ben size bir bilgiyi anlatayım; örnek de vereyim. Bir örnek vereyim değerli milletvekili arkadaşlarım...

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Erzurum'da 8 500 aileye dağıtıldı; geçen yıl 2 500 aileydi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Çok güzel... Çok güzel...

Bakın, şimdi, bizim sorunumuz şu, değerli arkadaşlar; yani, milletvekili olarak: Siz, belki, ilinizi düşünebilirsiniz; ama, bir de, düşünün, bir başka parlamenter, gerçekten, bu konuda araştırma yapmak istiyor. Ne kadar kömür dağıtıldı, kaç aileye dağıtıldı, yoksulluk sınırı nedir; bunu öğrenme hakkımız var. Biz, bunu, gidip de, her seferinde, bürokratı ara, işte, bilgi al, vesaire... "Efendim, bakana haber vereceğiz..." Bakanın özel kalem müdürünü arıyorsunuz; oraya fakslanmış, oradan geliyor... Yüklersiniz internet sitesine; biz de, adam gibi, gireriz oraya, öğreniriz oradan. Eksik olduğu zaman telefon açarız; yahu, şu bilgiyi de yükleyin deriz. Doğrusu budur zaten. Biz bunu istiyoruz; ama, bu yapılmıyor.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Olacak... Olacak...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Olacak tabiî, olmayacak değil. Karamsar da değiliz bu konuda; zaman içerisinde olacak tabiî ve bunu söylüyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim; orada da her sayın bakana söylüyoruz; yani, sayın bakanım, bu bilgiler için biz sizi rahatsız etmeyelim, şuraya yükleyin, siz de rahat etmiş olursunuz.

Bizim konumuza gelelim.

Değerli arkadaşlar, halk denetçisi, ondan sonra, eğer isterse bilirkişi istihdam edebilecek. Bir konu geldi, halk denetçisi o konuyu bilmiyor; bilirkişi çalıştıracak. Bilirkişinin parasını kim verecek; il özel idaresi. Peki, alt-üst sınır var mı; yok. Peki, ben gittim, bir yakınımı buldum, ona da, belli, istediğim konuda, bana göre teknik konu diyebilirim ve bilirkişiye gönderebilirim; üstelik hep aynı kişiye gönderebilirim veya 5 arkadaşım var, oraya gönderebilirim. Bununla ilgili de bir düzenleme yok.

Şimdi, bir başka şey; kişiler nasıl başvuracak halk denetçisine; bu da en sonda düzenlenmiş oluyor. Şimdi, madde o kadar garip ki, atamayı yapıyoruz, görevden almayı düzenliyoruz; arkasından geliyoruz, bilirkişi nasıl karar verecek ona, ondan sonra geliyoruz, bilirkişi nasıl çalışacak... Bari, önce çalışacak, "şöyle çalışacak, şu bilirkişiye başvuracak, ondan sonra karar verecek" de.

Değerli arkadaşlar, baktığınız zaman, bu tasarının niçin yeniden görüşülmesi gerektiğini, herhalde, bu maddeden daha iyi anlatan bir madde olamaz. Bu tasarı, yeniden ele alınıp düzenlenmek zorunda.

Bir başka konu; az önce görüştüğümüz bir madde vardı; o madde oylarınızla kabul edildi; içkontrol, içdenetim, dışdenetim diye geçti. Bakın, şimdi, dünyadaki uygulamadan örnek vereceğim, içkontrol nedir. Amerikan Sayıştayının yaptığı ve bütün dünya sayıştaylarının uyduğu bir kural; aynen onların kuralını okuyorum sizlere: "İçkontrol, tekil bir olay değil, bütün bir örgüt faaliyetlerinde ve devamlılık temelinde oluşan bir dizi eylem ve aktivitedir. İçkontrol, kuruluş içinde ayrı bir sistem olmaktan çok, yönetimin faaliyetlerini düzenlemede ve yönlendirmede yararlandığı sistemlerin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmelidir." Devamı var bunun.

Peki, içdenetim nedir; içdenetim, içkontrolden farklı bir olaydır. İçdenetimin tanımını vereyim. Dünyada İçdenetçiler Enstitüsü vardır; onun verdiği tanımı aynen okuyorum: "İçdenetim, kurumun her türlü etkinliğini denetlemek, geliştirmek, iyileştirmek ve kuruma değer katmak amacıyla, bağımsız ve tarafsız bir şekilde güvence ve danışmanlık hizmeti vermektir. İçdenetçiler, risk yönetimi, içkontrol ve yönetim süreçlerinin etkinliği ve verimliliğinin değerlendirilmesi ve geliştirilmesi için sistematik yaklaşımlar geliştirerek kurumun hedeflerinin gerçekleştirilmesine yardımcı olurlar."

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Güzel... Çok güzel işte...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ama, sizin tasarınız böyle değil. Sayın Kapusuz, keşke böyle olsa.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İşte denetçilerin görevlerini sayıyorsunuz. Biz de katılıyoruz, doğru bir şey diyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Tabiî, elbette, böyle düzenlense ne kadar güzel; ama, maalesef, sizin getirdiğiniz, içkontrol.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İçdenetim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - İçdenetim değil. Adı içdenetim; fakat, uluslararası standartta iç kontrol. İçdenetim daha farklı bir olay.

Keşke böyle olabilse, yeniden düzenlenebilse; göreceksiniz, bu tasarı daha güzel olacak, daha verimli olacak ve uygulamada daha erken sonuç alabileceğimiz mekanizmaları kendi içinde taşımış olacak. Bu haliyle çıkacak, göreceksiniz, tıpkı Bilgi Edinme Yasasında olduğu gibi yurttaşın bilgi edinmeme kuralları, yine her zamanki gibi devam etmiş olacak.

Teşekkür ediyorum değerli milletvekili arkadaşlarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
