# Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2006
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2006-02-09-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka

> Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 9 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 2.186 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; önemli bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarının çıkışı biraz gecikmeli gelmiştir. Tasarının genel gerekçesine baktığımız zaman, 2000 ve 2001 yıllarında ortaya çıkan ekonomik krizlerin bu tasarının gelişine neden olduğu yazılı. Hemen genel gerekçeyi okuduğumuzda, 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerin ülkemizin ekonomik ve sosyal yaşamında ciddî boyutlarda olumsuzluklar yarattığı ifade edildikten sonra, 2002 ve 2004 yıllarında SSK ve Bağ-Kurun prim gelirlerinin yüzde 74 oranında düştüğünü ifade eder.

Şimdi, değerli arkadaşlar, önce kendimize sormamız gereken bir soru var. 2000 ve 2001 yıllarında ekonomik kriz çıkıyor. AKP 2002'nin sonunda iktidar oluyor. 2005 yılını bitirdik, 2006'nın şubat ayındayız. 2001 yılında ortaya çıkan ekonomik krizlerin sonucunu gidermeye çalışıyoruz!.. Acaba İktidar Partisi niçin bu kadar gecikti?.. Yani, bu insanlar perişan oldu, olağanüstü faiz yükleri geldi, bazıları gidip bankalardan kredi çekip borçlarını ödemeye kalktılar; ama, şimdi biz bu tasarıyı gündeme getiriyoruz!

Daha önce, hatırlarsanız, AKP'nin iktidar olduktan sonra getirdiği ilk yasalardan birisi, adına vergi barışı kanunu dediğimiz vergi affıydı. O da 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krize dayanıyordu. Peki, o zaman belki de ilk sorulması ve yanıt istenmesi gereken bir soru var; vergi barışı yasasıyla beraber sosyal güvenlik primleriyle ilgili af niçin eşzamanlı gelmedi? Bu, ciddî bir aksaklık. Belki şu olabilir: "Efendim, biz o dönem uygun görmedik." Aslında gecikmesinin temel nedeni, IMF'nin izin vermemesi. Bakın, 2005'in ekim ayında bu tasarı sevk edildiğinde IMF karşı çıktı. Oturuldu uzun uzun görüşüldü, IMF ikna edilmeye çalışıldı. IMF'nin

istemlerine paralel bir tasarı Parlamentoya sevk edildi ve bu tasarıyı şimdi görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tasarıda şöyle bir uygulama var; bugüne kadar cumhuriyet parlamentolarında örneği olmayan bir af uygulaması var. Af uygulaması şu: Deniyor ki "100 000 YTL'nin üstünde prim borcu olanlarla 100 000 YTL'nin altında prim borcu olanlara ben farklı standartlar getireceğim."

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir insanın prim borcu varsa, bunun için farklı standart getirmeye kimin ne hakkı var? Borç borçtur. Borcunu ödememiş, faizi zaten istiyorsunuz. O zaman, eğer bir af uygulaması getiriyorsanız, prim borcu olan herkese eşit getirin, insanlar bundan faydalansın. Hayır diyorsunuz, 100 000 YTL'nin üstünde borcu olanlara ayrı, 100 000 YTL'nin altında olanlara ben ayrı uygulayacağım... Bu, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı arkadaşlar. Geçmişte, aynı uygulamalar, af bağlamında değil de başka tür aflarda, özellikle adlî suçlarla ilgili aflarda, bu tür eşitsiz uygulamalar Anayasa Mahkemesine gitti, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Şimdi burada bu standardı getirmeye ne hakkımız var?!

Şimdi, geliyorum değerli arkadaşlar, kendi içinde bir başka çelişki daha var. Deniyor ki, "biz bilançoyu alacağız…" Bu kanunda bir de formül getiriliyor. Doğalgaz formülü değil tabiî bu formül. Bu da ilk sefer af yasasıyla gelen bir formül, enteresan bir formül değerli arkadaşlar.

Şimdi, deniyor ki bu formülde, dönen varlıklar eksi stoklar bölü kısa vadeli yabancı kaynaklar işlemi sonunda bulunacak oran yüzde 50'nin altında olursa, çok zor durumda kabul edeceğiz bu kişiyi. Yüzde 50'nin altında olmazsa bu aftan yararlanamayacak.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, yani yüzde 49 olsa, geçmiş olsun; yüzde 50 olsa yararlanabilirsin. Şimdi, bu ne tür bir af, anlamak mümkün değil. Böyle bir şeyi niçin yaparız; anlamak mümkün değil. Böyle bir şeyi niçin yaparız anlamak mümkün değil.

Şimdi, deniyor ki, efendim -Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken- durumu iyi olanı ben niye aftan yararlandırayım?.. Bilançosu iyi, durumu da iyi, parayı yatırsaydı, benim onu ayrıca aftan yararlandırmama ne gerek var?.. Haklı bir gerekçe; ama, bunu söyleyebilmeniz için o mükellefin 2000-2001 sonrası bilançosuna bakmanız lazım. Öyle ya, krizden o mademki etkilendi, o krizden etkilendiği tarihteki bilançoya bakalım, bu formülü uygulayalım, durumu kritikse faydalansın. Hayır diyor tasarı, ben, en son verdiği bilanço neyse bu kanun çıkmadan önce, ona bakacağım. İyi de, o tarihte bu adam gitti İstanbul yaklaşımından yararlandı, bankalarla, oturdu masaya, pazarlık yaptı, iflastan kendisini zor kurtardı, bugün, hafif sırtını düzeltmiş, siz diyorsunuz ki, sen düzeldin artık, sen aftan faydalanmayacaksın!.. Ee, şimdi, arkadaşlar, bunun adalet neresinde?! Böyle bir adalet, böyle bir af anlayışı olabilir mi?!

Bir başka şey: Eğer, Adalet ve Kalkınma Partisi böyle bir af anlayışına sahipse aynı uygulamayı niye vergi barışında yapmadınız?.. Orada da yapsaydınız, orada da mükellefler devlete olan yükümlülüklerini yerine getirmiyorlardı, orada da insanların bilançoları vardı. O zaman, bu çifte standardı niye yapıyoruz biz?.. Bu da bir başka uygulama değerli arkadaşlar.

Şimdi, bilanço nerede; bilanço vergi dairesinde, SSK'da, Bağ-Kurda bilanço yok, kimse oraya bilanço vermez. Af nasıl uygulanacak; efendim, bunlar, önce gidilecek vergi dairelerinden alınacak bilançolar, formüllere bakılacak, onu Maliye çıkaracak -çünkü, Maliye, bilançoları SSK ve Bağ-Kura gönderemez, vergi mahremiyeti var, bilançoları gönderme şansı yok- yazı yazacak, bak bakayım bilançoda bunun durumu nedir diye; oradan gelecek yazılar, burada affa girip girmediğine karar verilecek ve ona göre de bir uygulama yapılacak.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir yasanın her şeyden önce uygulanabilir olması lazım. Bir yasanın her şeyden önce anlaşılabilir olması lazım. Eğer, siz, yeni bürokratik işlemlere yol açıyorsanız, yeni bir sürü bürokrasi yaratıyorsanız, bu, ileride pek çok sorun yaratır. Kaldı ki, aranızda çok değerli işadamları var. Bilançoların nasıl düzenlendiğini hepimiz biliyoruz. Bankadan kredi alınacaksa, bilanço bankaya verilirken çok güzel gösterilir. Ama, bu mükellefin durumu gerçekten iyi mi? Hayır. Gerçek durum nedir? Gerçek durum, her zaman Maliyeye verdiği bilançoya yansımaz ki. İnsan her zaman zor durumda olmayabilir. Zor durumda da olabilir. Hatırlarsanız, banka bilançoları yayınlanırdı, bankaların hepsi kârlı görülürdü; ama, Maliyeye verdikleri bilançolarda bütün bankalar zararlı görünürdü. Hangi bilançoya inanacaksınız?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Mükellefler de öyle, kredi almak için şişirirler.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Mükellefler de aynı, dediğiniz gibi, kredi almak için çok iyi bilanço verir bankaya; ama, öbürü ayrı.

Şimdi, zor bela bilançosunu güzelleştirip bankadan kredi alacak kişiyi cezalandırıyoruz, sen aftan yararlanamazsın diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu, doğru bir uygulama değil. Doğru bir uygulama değil.

Bir başka konu, değerli arkadaşlar. Dedik ki, gelin bunu kaldıralım, 100 000 sınırını da kaldıralım, vergi barışında ne yaptıysak, mükellefler aynı koşullarda sigorta, Bağ-Kur affından da yararlansınlar. İnsanlara işkence çektirmeyelim. Vergi dairesiydi, sigorta müdürlüğüydü, Bağ-Kurdu, buralarda mekik dokumasın bu insanlar. Yok bilançosunu yeminli malî müşavir tasdik etti, yok serbest muhasebeci malî müşavir tasdik etsin mi etmesin mi, bunlarla uğraştırmayalım. Kişi gitsin, borcu neyse borcu hesaplansın, yasaya göre faiz isteniyorsa faizini de tahakkuk ettirin, taksiti var, ödesin ve bu iş bitsin. Ama, diyorsunuz ki, hayır, biz, illa mükelleflere, sigortalılara işkence çektireceğiz!.. Anlamak mümkün değil.

Bir başka şey: Şimdi, düşünün değerli milletvekilleri, beni bir işadamı olarak düşünün. Ben, devlete olan yükümlülüğümü yerine getiriyorum; prim borçlarım olmuş, gitmişim başvurmuşum; demişim ki, benim borçlarımı taksitlendirin. Ben, devlete, iyi bir vatandaş olarak, sigorta prim borçlarımı ödemek istiyorum. Taksitlendirme yapılmış, altı ayını ödemişim; vergi barışı çıkmış, sigorta af yasası çıktı, diyorum ki, arkadaş, en azından, ödediğim taksitleri de dikkate alarak, bu af yasasından ben de faydalanayım. Bu yasa tasarısı diyor ki: Hayır, sen faydalanmayacaksın, ödediğinle kal, ödemeseydin arkadaş; ödedin, artık, sen, o faizi maizi, onu sırtına çekeceksin; ancak, bundan sonra, bu kanun çıktıktan sonra, ben, ondan sonraki taksitler için sana bu kanunu uygularım. Şimdi, arkadaşlar, iyi niyetliyi, bakın, iyi niyeti cezalandırıyoruz, kötü niyeti ödüllendiriyoruz. Bu kişi gidip başvurmasaydı, iyi niyetle borcunu ödemek için taksit talebinde bulunmasaydı, hem mevcut taksitini hem borcunu ödemeseydi, o adam aftan daha fazla yararlanacaktı; ama, maalesef, yapılan uygulama, tam tersi bir uygulama.

Bir başka önemli nokta şu: Bu tasarıyla, ilk sefer yeni bir düzenleme daha geliyor; deniyor ki: Sen, Bağ-Kur ve SSK prim borcunu tam ödeyeceksin; evet; normal primlerini de zamanında ödeyeceksin; evet; ödemezsen yararlanamazsın; evet, doğrudur; ama, vergi borçlarını da aksatmayacaksın, vergiyi de aksatmayacaksın, KDV'ydi, geçici vergiydi, Gelir Vergisiydi, Kurumlar Vergisiydi, onları da aksatmayacaksın; aksatırsan, kusura bakma, sen bu aftan yararlanamazsın diyor. Şimdi, arkadaşlar, bunu biz niye çıkarıyoruz?!

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Bağ-Kur için var mı bu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Var, var, hepsi için var.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - 100 000 YTL'yi aşanlar 2 655 kişi…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın, arkadaşlar buradalar, gelirler cevap verirler.

Bir kişi için bile olsa Değerli Milletvekilim, bırakın hepsini, bir kişi için bile böyle bir şey yapılsa, haksızlıktır bu.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Doğru; ama, yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, Parlamentonun, haksızlıkları giderme gibi bir iradesi var; bu iradeyi sergilemesi lazım. Eğer, bir yanlışlık varsa, bir haksızlık varsa, bir eşitsizlik yaratacak bir işlem varsa; biz, bu işlemi gidermek zorundayız. Bununla ilgili, CHP Grubu olarak, biz, önergelerimizi hazırladık. Umuyorum ve diliyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi de önergelerini hazırlar ve biz, bunu, vergi barışında ne yaptıysak, burada da aynı uygulamayı yaparız, sigortalı, Bağ-Kurlu gider prim borcunu öder; ödemezse de kusura bakma arkadaş, sen aftan yararlanamazsın diyebilelim. Vergiyle bunun ne anlamı var?.. Düşünün, bir kişi, af çıkmış…

Peki, şunu diyebilir: Ben, şu SSK, Bağ-Kuru tam yatırayım, borçlarımdan da kurtulayım, emekli olma hakkımı kazanayım en azından, zamanı gelince vergi borcumu da öderim. Aksatabilir onu, bu affı kaçırmamak için. Öyle bir çıta koyuyorsunuz ki, adamın bunları aşma şansı yok. Plan Bütçe Komisyonunda, gerçi, bazı taksitleri belli dönem aksatırsa hakkı kaybolmasın diye bir esneklik sağladık; ama, bu esnekliğin, 60 ay gibi bir sürede, her zaman aksayacağını kabul etmemiz lazım. Bu zorluğu, bu kişilere -bu kadar ciddî zorlukları- yaratmamamız lazım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sadece bu da olsa gene iyi. Bir şey daha getiriyoruz: Aksatırsa hem aftan yararlanamıyor hem de eğer, devlet yardımı ve teşviki almışsa, onları da, diyoruz ki "artık geçmiş olsun, devlet yardımı da alamazsın, teşvik de alamazsın." Yani, hani "vur deyince öldür" denir ya, tam, vur deyince öldürüyoruz adamı. Bunun adına af denilmez; bunun adına, işverenlere ve Bağ-Kurlulara nasıl işkence yapabiliriz; bunun adı o. Bunu yapmaya bizim hakkımız var mı değerli arkadaşlar?! Ya, bunun adı afsa doğru dürüst yapalım, bu işi uygulamaya koyalım; bu insanların da en azından hayır duasını alırsınız. Dersiniz ki, bir tasarı çıktı, bizim lehimizedir bu tasarı, gidip borçlarımızı ödeyelim. Faizse faiz… Çünkü, faizsiz değil. 60 aya kadar uzatılıyor; ama, uzatılan süre içerisinde kişiden faiz de alıyor, alması da gerekir; ama, siz aftan yararlanamazsınız… Bakın, primini ödeyeceksin, taksitini ödeyeceksin, vergilerin tamamını ödeyeceksin, ödemezsen, affın gittiği gibi, bir de teşvik almışsan, teşvik de elden gidiyor. Şimdi, düşünün, bir kişi düşünecek, ya, ben 60 ayda, eğer aksatırsam bunu, mevcut teşviklerim de elden gidecek, en iyisi ben aftan yararlanmayayım diyecek adam. Dolayısıyla, bizim, bu tasarıyı sağlıklı tahlil etmemiz ve sağlıklı yasalaştırmamız gerekiyor.

Bir başka konu, değerli milletvekilleri: Bugüne kadar çıkan bütün af yasalarında devlete karşı yükümlülüğünü yerine getiren vatandaşların tamamı enayi konumuna konulmuştur. Kişi ne zaman borçlarını ödemişse, arkadan çıkan afla, biz, bu insanı cezalandırıyoruz.

Plan ve Bütçe Komisyonunda şöyle bir önerimiz oldu; dedik ki: Gelin, bir de bunun aksini yapalım. Vergisini, nasıl, zamanında ödeyenler zaman zaman plaketler alıyorlar, Maliye Bakanları bu insanları kısmen de olsa onore ediyor, defterdarlar onore ediyorlar, vergi başkanları onore ediyorlar; ama, sigorta primini, Bağ-Kur primini zamanında ödedi diye kimseyi kimsenin onore ettiği yok. Dedik ki: Madem böyle bir af yasası çıkarıyorsunuz, gelin, ilk kez cumhuriyet tarihinde, yükümlülüklerini zamanında yerine getiren insanlara da bir kolaylık sağlayalım. Önerdiğimiz model şu değerli arkadaşlar; dedik ki: Primini zamanında yatırmış, bu yasanın çıktığı tarihe kadar primini zamanında yatırmış, aksatmamış insanlar, bir yıl süreyle, eğer hastalanır hastaneye giderlerse, bunlardan ilaç katkı payı almayalım, devlet olarak almayalım. Hastalanmazsa zaten bir sorun yok. O da çok komik bir rakam; ama, hiç değilse, adam diyecek ki, yahu, devlet beni adam yerine koydu; ben, bak, işçinin primlerini zamanında ödedim, kendi Bağ-Kur primimi zamanında ödedim; demek ki, devlet beni de hatırlıyor, diyor ki, yahu, evet, bak, bu insan iyidir; dolayısıyla, eğer bu hastalandığında, eşi, çocuğu hastalandığında yüzde 20 ilaç katkı payını devlet benden almıyor. Dolayısıyla, devletin bir vergi prim kaybı da olmayacak, hastalandığı zaman alınmayacak bu; bunu önerdik.

Arkadan bir şey daha önerdik; dedik ki: Bu insanlar eğer pasaport alırlarsa, bir defaya mahsus, bu insanlardan pasaport harcı almayalım. Ne olacak, çok büyük bir rakam değil bunlar; ama, bu insanlar devlete bir kadirşinaslıkla bağlanmış olacaklar.

Şimdi, bunun da önergesini verdik Plan ve Bütçe Komisyonunda; ama, maalesef, kabul ettiremedik. Eğer, lütfeder, bizim önergemizi kabul ederseniz… Değerli arkadaşlarım, iktidar kanadındaki arkadaşlarım da önerge hazırlayabilirler, belki, bizim hazırladığımız önergeyi yetersiz; ama, daha farklı, daha iyi boyutlarda bir önerge hazırlayabilirler; ona da şükran duyarız; ama, en azından, devlete karşı yükümlülüklerini yerine getiren insanların bir şekliyle ödüllendirilmesi lazım.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Katılıyoruz…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bunu ödüllendirelim, bu insanları küstürmeyelim devlete karşı.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Bence de…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu insanları, her seferinde enayi konumuna koyuyoruz.

Şimdi, öyle bir toplum yarattık ki, ya, nasıl olsa af çıkar, ben ödemeyeyim… Bir bakıyorsunuz, hep aynı şey oluyor, "nasıl olsa" dediğimiz olay, her iktidar değiştiğinde bir af çıkıyor. Ee, yükümlülüğünü yerine getirene, bir bakıyorsunuz, yok.

Benim tanıdığım bir firma var değerli arkadaşlar. Bu tasarı görüşüldüğünde, muhalefet partisi olarak bize bir yazı yazmış, diyor ki: Bilmem kaç yüz milyar lira borcu var bu firmanın -üretim yapan, o ekonomik krizde büyük olaylar yaşayan, işçileri çıkaran; ama, daha sonra durumu İstanbul yaklaşımıyla kurtaran, ihracattan sonra biraz gelişen- ve prim borcunun 3 katı faiz ödemiş arkadaşlar, prim borcunun 3 katı! Af çıkacak deyince, adam neredeyse ağlayacak; ya, peki, ben, prim borcunun 3 katını niye ödedim?!

Şimdi, arkadaşlar, eğer inanmazsanız, lütfen, çevrenizdeki işadamlarına sorun, işçi çalıştıran işadamlarına sorun. 50-60 kişi… Bakın, bu insan, çalıştırdığı 50-60 kişiyi kayıtdışı çalıştırmıyor; çünkü, onların hakkı var bende diyor; ben, onların çoluk çocuğuna yarın nasıl bakacağım, onlar emekli olacaklar, onların çoluk çocuğu hastalanacak, tedavi olacak; ben kayıtdışı çalıştırırsam o insanın yüzüne bakamam diyor; ama, devlet olarak biz bu adamı küstürüyoruz.

Dedik ki, bu insan eğer zamanında başvurmuşsa, primlerini de ödemişse, gelin, baştan itibaren bu da bu aftan faydalansın. Niçin cezalandırıyoruz bu insanları?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2006-02-09-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
