# Vergi barışı kanun tasarısı

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemal Sağ (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim
- **Tarih:** 16 Ocak 2003
- **Gündem:** VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemal-sag-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi

> Kemal Sağ (CHP), 16 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 862 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Vergi Barışı Yasa Tasarısının kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan kamu alacakları hakkındaki 3 üncü maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi, saygıyla selamlıyorum.

Madde hakkındaki görüşlerime geçmeden önce, uygulamadan gelen bir maliyeci olarak, adı ne olursa olsun, vergi affına ilişkin görüşlerimi kısaca belirtmek istiyorum.

Bugüne kadar, cumhuriyet döneminde, vergiye ilişkin olarak, çeşitli adlarla, 30'a yakın af kanunu, yani, ortalama, üç yılda bir af yasası çıkarılmıştır. İktidarların, genellikle oy kaygısı ve seçmene sempatik gözükme arzusuyla çıkarılan bu af kanunlarının hiçbirisi, hedeflenen fiskal ve sosyal amaca ulaşamamış, buna karşılık, vergiye ilişkin ödevlerini, iyi vatandaşlık anlayışıyla zamanında ve tam olarak yapan mükellefler üzülmüş, iyi niyetli olmayan mükelleflere ise, maalesef, prim verilmiştir. Verginin zamanında ödenmemesi, kasıtlı olmasa da, teşvik edilmiştir. Günü kurtarma amacına yönelik olarak çıkarılan bu tür kanunlar, maliye açısından, gelecek dönemleri, ne yazık ki, menfi yönde ipotek altına almaktadır. Özünde karşı olduğum af yasa tasarısı, muhtemelen, bugün, Yüce Meclisten yasa olarak çıkacaktır.

Vergi mahkemelerinde, idare ile mükellef arasında vergi ihtilaflarına ilişkin açılan davaların yüzde 90'ı idare aleyhine sonuçlanmaktadır ve maalesef, kaybedilen bu davaların hemen hemen tamamı, otomatikman temyiz edilmektedir. Bunun nedeni, davalardan hangi hallerde vazgeçileceğinin net ve objektif kriterlerinin mevcut olmaması ve taşra teşkilatındaki vergi dairesi müdürleri, gelir müdürleri ve defterdarlara açıkça yetki verilmemiş olmasıdır. İhtilaflı dosya sayısının kabarık olmasının en önemli nedeni, maalesef budur. Eğer gerçekçi bir çözüm aranıyorsa, önce bu konu halledilmelidir. Bundan böyle, yeni bir af yasası çıkarılması yerine, yetkililere, ihtilafları daha kolay nasıl çözebileceklerine ve mükelleflerin açıkça haklı olduğu ihtilaflarda davadan nasıl vazgeçileceğine dair net ve objektif bir kriter getirilmeli ve açıkça yetki verilmelidir.

Gelelim 3 üncü maddeye... 3 üncü maddede yapılan düzenlemeyle, söz konusu ihtilaflı dosya sayısının azaltılması amaçlanmış olup, henüz kesinleşmemiş veya dava safhasındaki kamu alacaklarıyla ilgili olarak mükelleflere ödeme kolaylığı sağlanmaktadır.

Bu maddeye ilişkin olarak iki teknik hususu yüksek huzurlarınızda dile getirmek istiyorum. Maddenin birinci fıkrası birinci derece mahkemeleri, ikinci fıkrası ise ikinci derece mahkemeleri ele almaktadır. Birinci derece mahkeme aşamasında, dava, henüz vergi idaresi veya mükellef lehine sonuçlanmadığı için, mükellefin ihtilaftan vazgeçmesi halinde af şartlarından istifade eder; ancak, ikinci derece mahkemede ihtilaftan vazgeçme halinde iki durum ortaya çıkıyor. Birinci durum, ilk derece mahkeme olan vergi mahkemesinde davanın vergi idaresi lehine, yani, mükellef aleyhine sonuçlanmış olması halidir. Burada, davacı, mükelleftir. Karar, tasdik veya tadilen tasdik ise maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca tasdik edilen verginin tamamı ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının ayrı ayrı yüzde 10'unun ödenmesi halinde cezaların yüzde 90'ının kaldırılacağını öngörmektedir. Burada bir sorun yoktur.

İkinci durum ise, ilk derece mahkeme olan vergi mahkemesinde, bu defa, davanın mükellef lehine, yani, vergi idaresi aleyhine sonuçlanmış olmasıdır. İşte, burada sorun vardır. Terkin kararı olması halinde, mükellefin bu madde hükmünden yararlanabilmesi için, ilk tarhiyata esas alınan verginin yüzde 30'u ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı ve gecikme faizinin yüzde 10'unun, (1) numaralı fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla, verginin yüzde 70'inin, gecikme zammı ve gecikme faizinin kalan yüzde 90'ının, vergi cezaları ve bunlara uygulanan gecikme zamlarının tamamının kaldırılacağı; tasdik veya tadilen tasdik kararı olması halinde, tasdik edilen verginin tamamı ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının yüzde 10'unun, (1) numaralı fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla, cezaların yüzde 90'ının vergi cezalarına uygulanan gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçileceği belirtilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasanın adı Vergi Barışı Yasasıdır. Barışın anlamı, iki tarafın, rızaen, karşılıklı el sıkışmasıdır. Ayrıca, verginin ana prensiplerinden bir tanesi de adil olmasıdır. Bu, nasıl bir barış ve nasıl bir adalettir ki, idare, yargı organlarının kararının kendi lehinde olması, mükellef aleyhinde olması durumunda verginin tamamını talep ediyor. Aksi takdirde, yani, mükellefin kazanmış olması, vergi idaresinin kaybetmesi halinde ise, başa dönüp ilk tarhiyatı esas alınan miktarı talep ediyor. O zaman, mükellefin mahkemede kazanmasının ne anlamı kalıyor?! Hani vergi adaleti?! Eğer, mükellefin vergi mahkemelerinde kazanmış olduğu ve vergi idaresince bölge idare mahkemeleri veya Danıştayda temyiz edilmiş bulunan bu davaların, bu mercilerce idare lehine bozulması ihtimali düşünülüyorsa, aynı ihtimal mükellef için de söz konusudur.

Değinmek istediğim ikinci konu, gecikme zammı ve gecikme faizlerinin hesaplanacağı, vergi aslının açıkça yasada belirtilmemiş olmasıdır. Şöyle ki: Mükellefin ihtilaftan vazgeçmesi halinde, gecikme faizi, ihtilafı oluşturan vergi aslı üzerinden mi, yoksa, indirimden sonra ortaya çıkan indirimli vergi aslı üzerinden mi alınacaktır? Aftan yararlanması imkânı olan bir mükellefin bunu açıkça bilmesinde fayda vardır.

1990'lı yıllardan sarkan onbinlerce davanın gecikme faizi, bugün, yüzde 1 100-1 200'leri bulmuştur; yani, vergi aslının 11-12 katı faiz vardır. Eğer, ilk taahhüde göre hesaplanacak gecikme faizinin yüzde 10'u dahi alınmış olsa, mükellef davayı kazanmış olsa bile, ana verginin 12-13 katı gecikme faizi ödeyecektir. O durumda, vergi barışı, bu mükellef için bir anlam ifade etmekten uzak olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, önemli bulduğum iki hususu vurgulayarak sözlerimi tamamlamak istiyorum. Birincisi, artık, vergi affı kanunları çıkarılmasından Maliye Bakanlığı kesinlikle vazgeçmelidir. Böylece, dürüst ve iyi niyetli vatandaşların üzülmesi önlenecek; iyi niyetli olmayan vatandaşlarımızın ise, af beklentisiyle, vergi ödememe alışkanlığı yok olacaktır. İkincisi, eğer, vergi ihtilaflarının artması ve vergi idaresinin kilitlenmesi istenmiyorsa, vergi kanunlarındaki ihtilafa yol açan hükümler bir an önce elden geçirilmeli; davadan vazgeçme yetkisi, objektif kriterlere bağlanarak, açık bir şekilde, taşradaki yetkililere verilmelidir.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kemal Sağ (CHP, Adana). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 16 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-sag-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
