# Küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve meclis araştırması komisyonu raporu (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) (s.s: 138)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kemalettin Nalcı (MHP, Tekirdağ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim
- **Tarih:** 14 Ekim 2008
- **Gündem:** KÜRESEL ISINMANIN ETKİLERİ VE SU KAYNAKLARININ SÜRDÜRÜLEBİLİR YÖNETİMİ KONUSUNDA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 104 VE 105 İNCİ MADDELERİ UYARINCA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ VE MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) (S.S: 138)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kemalettin-nalci-23-2008-10-14-kuresel-isinmanin-etkileri-ve-su-kaynaklarinin-surdurulebilir-yonetimi

> Kemalettin Nalcı (MHP), 14 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜRESEL ISINMANIN ETKİLERİ VE SU KAYNAKLARININ SÜRDÜRÜLEBİLİR YÖNETİMİ KONUSUNDA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 104 VE 105 İNCİ MADDELERİ UYARINCA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ VE MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) (S.S: 138)); konuşma 942 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 23’üncü Dönemin başlangıcında 12 milletvekilinin vermiş olduğu küresel ısınma ve su konusundaki önergeler birleştirilerek bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu komisyonda ben de görev aldım. Ben, burada, bu komisyonda görev almış olan tüm milletvekili arkadaşlarımıza ve Başkanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Çok güzel bir çalışma oldu.

Şimdi, küresel ısınma ile dünyada ve Türkiye’de baş gösteren su sıkıntısının iki ana başlığı var. Birinci başlık “Küresel Isınma.”

Küresel ısınma, hepimizin de bildiği gibi, sanayileşen dünyamızda hem sanayinin 1940’lardan, 50’lerden bu tarafa kadar doğaya bırakmış olduğu salınımları, ısınmayla ilgili, insanların ısınmalarıyla ilgili, yaşamış oldukları mekânların ısı izolasyonlarının yerinde olmamasından doğan ısınmayla ilgili salınımlar, ulaşımla ilgili olan salınımlar -bunlar hem kara yolları hem demir yolları hem de hava yolları olarak doğaya bırakılan salınımlar- dördüncü kısım ise enerji yatırımlarıyla ilgili olan yatırımlarımızın doğaya vermiş oldukları yani yenilenebilir enerjinin dışında, -bunlar HES yapıları ve rüzgâr enerjileri dışında yapmış olduğumuz enerji yatırımları- doğaya bırakmış olduğumuz karbondioksit küresel ısınmayı tetiklemektedir.

Tabii bu küresel ısınmanın en büyük etkisi, doğaya vermiş olduğu karbondioksitten dolayı dünyamızın ısınması ve bu ısınmadan kaynaklanan kuraklık ve yağış rejimlerinin değişmesi.

Tabii bunları bu saatten sonra bizim değiştirme şansımız yok ancak etkilerini azaltmak gibi bir çaba içindeyiz. Bunun için de Kyoto Protokolü’nü Türkiye dâhil tüm ülkeler imzalamış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ikinci en önemli konu şu: Mevcut su kaynaklarımızın kullanımı. Tabii Türkiye’de 501 milyar metreküp bir su rezervimiz var ama 234 milyar metreküp brüt su rezervinden biz ancak 110 milyar metreküpünü kullanabiliyoruz. Bunda da ancak kullanmış olduğumuz su miktarı 40 milyar metreküp civarında.

Şöyle bir bakacak olursak, bu su kaynaklarımızın da Türkiye’de yaklaşık olarak yüzde 70 ile 75’i arasındaki tarım sektöründe kullanılıyor, 10 ile 12’si civarındaki sanayi tesislerinde, gine aynı oranlarda yaşamsal olarak, içme suyu olarak kentlerde kullanılmaktadır. Bunları biz gezdiğimiz zaman, değişik yerlere gittik -Konya’ya gittik, Uşak’a gittik, Tekirdağ’a gittik, kendi bölgemize; Urfa’ya gidildi, Hatay’a gidildi, Sapanca bölgesine gidildi- burada, her bölgenin kendine has bir su problemi var. Urfa’ya baktığımız zaman, Urfa’da vahşi sulamadan kaynaklanan, toprağın kuraklaşması yani çölleşmesi, tuzlaşmasından doğan bir problem söz konusu. Bunun çözümü için gerekli çözümler, bu küresel ısınma raporunda belirtildi.

Bir Beyşehir’e gittiğimiz zaman, göle baktığımız zaman, gölün ana problemleri, etrafındaki atık su... Belediyelerin ve yerleşim yerlerinin atık su kanallarını yapmamalarından dolayı gölün kirlenmesi söz konusu.

Tabii, Konya… Konya çok ilginç sayın milletvekilleri. Konya’da sadece mücavir alanlar dâhilinde 30 bin kaçak kuyu var. Yani yer altı su rezervlerini çektikleri zaman 30 bin kaçak kuyu… Konya genelinde 50 bin kaçak kuyu var. Tabii, bu da otomatik olarak yer altı sularını daha derinlere… Ve yer altı sularının bitmesine neden oluyor.

Sapanca Gölü’ne bakıldığı zaman, Sapanca Gölü’nde de etrafındaki sanayileşmeden doğan bir fazla su çekimi var. Bu su çekimi ve etrafındaki yerleşim birimlerinin atıklarını bırakmasından dolayı bir kirlenme söz konusu.

Tekirdağ’a geldiğimiz zaman, Tekirdağ’daki problem ise, Ergene Nehri’ndeki problem, sanayinin, arıtmadan, kirli sularını alıcı ortama deşarj etmeleri. Yani bölgemizde, bizim ikinci en büyük problemimiz, bu mevcut olan su kaynaklarımızı hem kirletiyoruz hem de verimli kullanamıyoruz.

Şimdi, şöyle bir bakarsak, sayın milletvekilleri, yer üstü su rezervlerimizde ve yer altı su rezervlerimizde bize yetecek kadar suyumuz var, ama bunları hem bugünden kirletmememiz lazım hem de daha rantabl bir şekilde kullanmasını bilmemiz lazım. Bu raporun özünde kaynaklanan nokta bu.

Şimdi, şehirlerimize bakacak olursak, yaşam için biz bu 40 milyar metreküpün içinde 6 milyar metreküp civarında bir su kullanıyoruz ama bu 6 milyar metreküpün içinde ancak… 6 milyar metreküp su pompalıyoruz ama bunun 3 milyar metreküpünü, yüzde 50’sini ancak faturalandırabiliyoruz. Bunun yüzde 50’ye varan kısmı kaçak kullanım ve şebekelerdeki kaçaklardan kaynaklanıyor.

Bu rapordan size bir örnek vermek istiyorum bu kaçaklarla ilgili: Yapılan bu çalışmada Ankara’da içme suyu dağıtım şebekesinde su kaybı yüzde 50 ve 58 oranında, İstanbul’da bu değer ise yüzde 30 ile 35 civarında, İzmir’de bu değer yüzde 44, Antalya’da yüzde 52, Adana’da yüzde 60, Gaziantep’te yüzde 42, Kayseri’de yüzde 50, Diyarbakır’da yüzde 60 ve Denizli’de yüzde 57. Bu şunu gösteriyor: Biz, kaliteli su dediğimiz içme suyunu şebekeden halka ulaştırırken yüzde 50’sini -Türkiye ortalaması yüzde 50’dir- hem siyasi rant uğruna, siyasi korkular uğruna faturalandıramıyoruz hem de şebekelerimizin eski olmasından kaynaklanan su kayıplarımız mevcut.

Tabii, bu su kayıplarını, önemli olan bu problemleri biz geçen hafta da burada, İstanbul’da yapılacak Beşinci Dünya Su Forumuyla ilgili teklif görüşülürken gündeme getirdik. Bunların çözümleri konusunda… Ki bu raporun sonuna bakıldığı zaman Türkiye’deki tüm problemler ve çözümleri var ama önemli olan bunun için düğmeye basacak bir siyasi zihniyet gerekiyor. Bir kere Türkiye’de ciddi bir su kanununun olması gerekiyor. Artık bu işin bugünden yarına ötelenecek bir noktası yok sayın milletvekilleri. Bundan önceki dönem, 22’nci Dönemde de aynı şekilde bir çalışma yapılmış ve bunlar Meclisin tozlu raflarında bırakılmıştır. Benim temennim, yapılan bu çalışmanın, bu bilgilerin tozlu raflarda kalmayıp hem bakanlıklar hem ilgili kurumlar tarafından çok acil olarak gündeme alınması.

Değerli milletvekilleri, ben, size kendi bölgemden de bahsetmek istiyorum.

Bilindiği gibi, Ergene havzası, Trakya’nın Saray bölgesinden başlayıp, 194 kilometre boyunca Saray’dan, Tekirdağ’ın ilçeleri Çorlu’dan, Muratlı’dan geçip Kırklareli il sınırlarından, Edirne’yi de geçerek Meriç Nehri’ne 194 kilometre boyunca giden bir nehrimizdir ama hem evsel atıklardan hem de sanayi atıklarından dolayı ve o bölgede -zannedersem yarın da gündeme gelecek organize sanayi bölgeleriyle ilgili bir kanun- hem organize sanayi bölgelerinin bulunması hem de sanayi bölgeleri -bunun altını özellikle çizmek istiyorum- kontrolsüz yapılaşmış bulunan sanayi bölgeleri, denetimsiz sanayi bölgeleri bu nehri kirletmektedir. Sadece Ergene Nehri’nin kirlenmesiyle, yer üstünde akan suyun kirlenmesi değil sayın milletvekilleri. Ki ben o bölgeye 89 yılında gittim, içme suları 60 metredeydi, bugün 150 metreye indi. Ve bu kirlenmeden dolayı yer altı sularımız da kirleniyor. Ve yaşamımızı tehdit edecek boyutlara bugün gelmemişse, beş sene içinde, on sene içinde Tekirdağ’da ve Türkiye’nin diğer kalan kısımlarında bu küresel ısınmayla ve su yönetimiyle ilgili...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kemalettin Nalcı (MHP, Tekirdağ). “Küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve meclis araştırması komisyonu raporu (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) (s.s: 138)”. TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim tutanağı, 14 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemalettin-nalci-23-2008-10-14-kuresel-isinmanin-etkileri-ve-su-kaynaklarinin-surdurulebilir-yonetimi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
