# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kerem Altun (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim
- **Tarih:** 8 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kerem-altun-23-2010-04-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai

> Kerem Altun (AK Parti), 8 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.680 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA KEREM ALTUN (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 487 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün polis teşkilatımızın kuruluşunun 165’inci yıl dönümü, bu vesileyle emniyet teşkilatımızın bu güzel haftasını kutluyorum, kendilerine başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz çok genç nüfusa sahip bir ülke. Son yıllarda ortaöğretimdeki okullaşma oranının yükselmesi yükseköğretime olan talebi de sürekli olarak artırmaktadır. Bu talep karşılanmadığı sürece üniversitelerin önünde yığılmalar devam edecektir.

Tüm dünyada yükseköğretimde okullaşma oranı artmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki çağ nüfusunun okullaşma oranı ise ülkemizin çok üzerinde seyretmektedir. Ülkemizdeki yükseköğretimdeki okullaşma oranı sürekli olarak artmış olmasına rağmen dünyadaki gelişmeler göz önüne alındığında gelişmiş ülkelerin gerisinde kalınmıştır.

Ülkemizde yükseköğretime olan yoğun talebin mevcut üniversite ve bu üniversitelere bağlı yükseköğretim birimleriyle karşılanması ve Dokuzuncu Plan’da yükseköğretim için öngörülen yüzde 48’lik hedefe, özellikle örgün öğretimdeki hedefe ulaşması mümkün görünmemektedir ne yazık ki. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yükseköğretimin amaçları arasında eğitim öğretim işlevini görmek, bilimsel araştırma yapmak ve topluma hizmet olarak zikredilebilir. Yükseköğretimin planlı bir şekilde yaygınlaştırılması, nicelik ve niteliğinin yükseltilmesi için gerekli tedbirlerin alınması Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasında sayılmıştır. Bu amaçla Hükûmetimizce 2003 yılından itibaren toplumumuzun ihtiyaç ve taleplerini karşılamak üzere üniversite bulunmayan tüm illerimizde birer devlet üniversitesi kurulması yoluna gidilmiş, ayrıca vakıf üniversitelerinin kurulması da teşvik edilmiştir. Anayasa’mızın 130’uncu maddesine göre vakıflar, kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla, devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurabilmektedir. Vakıf üniversitelerinin hangi usulle kurulabileceği 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda belirtilmiştir. Üniversiteler, bilimsel ve mali açıdan özerk kuruluşlardır.

Cumhuriyet döneminde üniversitelerin kuruluş gerekçelerine baktığımızda, bölgelerimizin ekonomik ve sosyal durumları, illerimizin kalkınmışlık durumları hep göz önüne alınmıştır. Bunları geriye doğru örneklersek, Atatürk’ün modern bir kültür şehri kurmak için Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Van Gölü sahillerinde üniversite kurma arzuları hayatında gerçekleşmemiştir. Çok sonraları, bu anlayışa ve amaca uygun Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kurulmuştur. Keza, bu bölgede sosyal, kültürel, ekonomik ve teknik açıdan rol oynayacak Erzurum Atatürk Üniversitesi kurulmuştur.

Bulunduğu bölgenin kültür hayatını, dolayısıyla, modern yöntemlerle çalıştırma imkânlarını ve refahını yükseltmede doğrudan etkili olacak Ege Bölgesi’nde İzmir Ege Üniversitesi, uluslararası bilgiyle yetinmeyip özellikle doğal kaynakları, mahallî imkânları incelemek, halkın özel yeteneklerini de ele alarak şimdiye kadar değinilmemiş ekonomik sorunları çözmeye çalışmak için Karadeniz Bölgesi’nde Karadeniz Teknik Üniversitesi, çevreyi kültürel ve ekonomik yönde inceleme, çevreyi laboratuvar olarak kullanmak suretiyle bölge kalkınmasına katkıda bulunacak, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde Diyarbakır Dicle Üniversitesi kurulmuştur.

Değerli milletvekilleri, günümüzde şiddetlenen küresel rekabetle birlikte bilgiye daha yaygın erişme, bilgiyi yönetme, ülkenin insan ve doğal kaynaklarını teknolojik yeniliklerle destekleme konusundaki kamuoyunun talebi değişimin itici gücü olmuş, yükseköğretim açısından da yeni şartlar yaratmıştır.

Ülkeler kendi yükseköğretim sistemini ve bu sistemleri oluşturan kurumları, millî ihtiyaçları dikkate alarak ulusal kalkınmaya etkin bir biçimde katkıda bulunulmasına yardımcı olacak önlemleri almak zorundadır. Hükûmetimiz, genç bir nüfusun ihtiyaç ve talebini karşılayabilmek amacıyla yükseköğrenimi nicelik ve nitelikle birlikte bilimsel çalışma ve inceleme, araştırma alanlarında desteklemektedir. Bu konu, ulusal stratejimizin öncelikleri arasında yer almıştır. Bugün yükseköğretime olan talebin karşılanması nedeniyle birçok vatandaşımız yurt dışında yükseköğrenim görme arayışı içine girmiştir. Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre, öğrenciliklerini tanıtmadan gidenler hariç, hâlen yurt dışında 22 binin üzerinde gencimiz ailelerinin maddi imkânlarını zorlayarak özel öğrenci statüsünde öğrenimlerini görmektedirler. Hâlbuki, ülkemizin ekonomik ve jeopolitik yapısı gereği yükseköğretim kurumlarını yaygınlaştırıp çok sayıda ve farklı ülkelerde öğrenciye hizmet vererek ülke ekonomisine önemli kaynak sağlayabilecek durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlara rağmen ülkemiz yükseköğretimi dikkate değer bir büyüme göstermiştir. 1923-2010 yılları arasında üniversite sayısı 1’den -sadece1’den- 139’a yükselmiş ise, öğrenci sayısı 2 binlerden 2 milyonlara çıkmış ise, yıllık mezun sayısı 321’den 397 bine ulaşmış ise, akademik personel sayısı 307’den 97 binlere sıçramış ise bu bir gelişme ve başarı değil mi?

Öğrenci durumu itibarıyla, devlet üniversitelerindeki öğrenci sayısının bütün öğrenciler içerisindeki payı yüzde 94,2; vakıf üniversitelerindeki öğrenci sayısının bütün öğrenciler içerisindeki payı sadece yüzde 5,8’dir. 2003 yılından sonra kurulan vakıf üniversitelerinin bir kısmı üç büyük ilimizin dışında da kurulmuştur.

Bugün görüşülmekte olan üniversitelerden biri de Samsun ilimizde kurulacaktır. Daha önceleri Kayseri, Mersin, Konya ve Gaziantep illerimizde ikişer vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Vakıf üniversiteleri eğitimde verimliliği artıracak, eğitime destek olacak şekilde sorumluluğu paylaşacaklardır. Devlet üniversiteleri tarafından karşılanması giderek zorlaşan yükseköğretim yükünü kısmen de olsa devletin üstünden alacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insana yapılan yatırım, geleceğe yapılan en büyük yatırımdır. Zenginlik dediğimiz şey ne yer altındaki madenler ne tarladaki mahsul ne fabrikanın ürettiği mallardır. Esas sermaye ve zenginlik kaynağı bugün modern toplumda bilgidir, eğitimli insandır. Türkiye’nin genç nüfusunun iyi eğitilmesi hâlinde inanıyoruz ki 21’inci yüzyılın gerçek anlamda milletimizin lehine olacağınadır. Karamsar değiliz. Karamsarlık pompalayarak karanlık tablolarla milletimizin enerjisini ve heyecanını yok etmemeliyiz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarı bütün politikalarının merkezine insanı, bireyi koymuştur. Başta düşünce, ifade, inanç, eğitim, örgütlenme ve teşebbüs özgürlükleri olmak üzere özgürlükleri çoğulculuğun barış ve uzlaşmanın temel şartı olarak görüyoruz. Tüm bu özgürlükler Türkiye’yi herkes için yarınlardan emin olacakları büyük bir umut hâline getirmenin de olmazsa olmaz şartlarıdır çünkü özgürlükler demokrasinin temelini oluşturur. Toplumda herkes özgür olmadıkça kimse özgür değildir. Bu anlamda hiçbir bireysel ve kurumsal baskı kabul edilemez. Soğuk savaş döneminin basmakalıp ideolojileriyle eğitim meselelerine yaklaşmak eğitimi katletmektir. Biz millî eğitim meselelerine ideolojik değil, pedagojik yaklaşmak zorundayız. Biz yükseköğretimin meselelerine ideolojik değil, evrensel ölçekte akademik yaklaşmak zorundayız. Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin son yıllarda kaydettiği gelişmenin takdirle ifade edildiği belirtilmektedir. Eğitim sistemindeki gelişmelerin en az eleştiri gören alanlardan biri olduğunu görüyoruz. Bologna İlerleme Raporu’nda, Türkiye’de yükseköğretimin çeşitli açılardan dinamik bir gelişme içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu raporda, Bologna sürecinde, bütün üniversitelerimizin yaşam boyu öğrenmeye katkıda bulunan sürekli eğitim merkezleri, ulusal öğrenci temsilcilikleri ile Bologna destekleyicisi ulusal ekibin oluşturulması, teknoloji geliştirme bölgelerinin sayısının hızla artmakta olduğunu önemle vurgulamaktadır.

Bunlar sevindirici gelişmelerdir. Ne yazık ki, bugüne kadar bardağın hep boş kısmına bakma alışkanlığımız, nedense dolu kısmına bakmamızı engelliyor. Karanlıktan şikâyet edeceğimize bir mum da biz yakarsak daha iyi olmaz mı? Büyük fikir adamı Cemil Meriç “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye çalışanlar, karanlığa o kadar alışmışsınız ki, yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi.” der. Biz biliyoruz ki, değişim ve gelişime kapalı olan statükocu anlayış, alışkanlıklarının esiri olarak, çözüm yerine zihinleri bulandırarak sorun üretirler, iş yerine laf üretirler yüksek perdeden. Aristo “Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.” der. Topluma yol göstericiler, söylediklerini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insanlardır. Ziya Paşa ünlü hicvinde:

“Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamat,

Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde.” der.

Evet… Eğitim politikaları üzerinde gündelik siyaset yapılmamalıdır çünkü eğitim politikaları bugünle değil, gelecekle ilgilidir. Günlük kısırdöngüler üzerinde geleceği ipotek altına almaya kimsenin hakkı olamaz. Eğitim politikalarında başarı da, başarısızlık da, başta yüce Meclis olmak üzere, sorumluluk makamında bulunan herkese, her kuruma aittir. Başarı mutluluk ve refaha, başarısızlık ise toplumsal kaosa neden olur. Eğitim politikalarını belirlemek ve yürütmek vergi politikalarını belirlemeye benzemez. Eğitim politikalarının somut etki ve sonuçları ancak yirmi-yirmi beş yılda görülebilir. Onun için diyoruz ki: “Bedeli başkalarının ödeyeceği kararlar alırken daha özenli, daha dikkatli, üzerinde millî uzlaşma sağlanmış kararlar olmalıdır.” Eğitim politikaları süreklilik ve iyi bir planlama gerektirir. Bunun için geçmişin iyi analiz edilerek dersler çıkarılması, bugünün sorunlarının tespit edilmesi ve gelecekte yaratacağı etkilerin öngörülmesi gerekir.

Eğitim politikaları, bireysel ihtiyaçları belirli bir kesimin taleplerine ya da belirli bir dünya görüşünün anlayışına bırakılamaz. Bu olduğunda birilerini kurtarabilir veya zirveye çıkarabilirsiniz ama uluslararası arenaya çıkıldığında şu ya da bu iyi denilmez. Yargılar Türkiye etiketi üzerine yapışır ve kalır. Hiç kimsenin, bireysel ve zümresel beklenti ve talepleri Türkiye’nin üzerinde değildir. O bizim evimiz, başka evimiz yok. Onu korumanın, yüceltmenin, sevmenin yollarından birisi de kapsayıcı, uzlaştırıcı, bilimsel eğitim politikalarını geliştirmektir. Eğitim politikaları ekonomik bir değer olarak da ciddi ve pahalı yatırımlar gerektirir. Buna harcanan para milletin parasıdır. Bu parayı en etkin ve verimli şekilde kullanmak sadece ekonomik yatırımlara has bir durum değildir. Eğitim yatırımlarında da aynı özen ve basiretin gösterilmesi gerekir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde, eğitiminde, geçmişte büyük bir şok yaşanmasına sebep olan olay Sovyetler Birliği’nin 4 Ekim 1957’de uzaya gönderdiği Sputnik 1 roketini göndermesidir. Amerika bu olaydan sonra eğitim politikalarını geliştirmek için büyük yatırımlara girişmiştir. Bu yatırımlar, özellikle matematik, pozitif bilimler ve yabancı dil alanında yoğunlaşmıştır. Bu eğitim politikaları Amerika Birleşik Devletleri’ne “aya yolculuk yapan millet” sıfatını kazandırmıştır. Bir Afrika atasözünü hatırlatmak isterim: Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, onun tek bir düşüncesi vardır: En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşmak. Yoksa aslana yem olacağını bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, onun da tek bir düşüncesi vardır: En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşmak. Aksi hâlde aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmamızın bir önemi yoktur, yeter ki güneş doğduğunda daha çok koşmak zorunda olduğumuzu bilelim.

Değerli milletvekilleri, geliniz, milletimizle birlikte her sabah daha çok, daha çok koşalım ülkemizin aydınlık yarınlarına; daha mutlu, daha umutlu, daha güzel kalkınmış özgürlükler ülkesi bir Türkiye için.

Değerli milletvekilleri, iki haftadan beri yeni üniversitelerin kurulmasıyla ilgili yapılan tartışmaların zaman zaman yüce Meclisin mehabetine uygun düşmeyen bir üslupla sürdüğüne üzülerek tanık oluyoruz. Devletin ali makamlarının insaf sınırlarını zorlayan bir üslupla yermek, o makamlara gölge düşürmek, ülkemizin menfaatlerine olmadığı gibi seviyeli bir siyasetin doğasına da uygun düşmediğini belirtmek istiyorum. Goethe’nin ifade ettiği gibi “Çözüme katkı sağlamayanlar, çözüme katılmayanlar eğer sadece eleştiriyorlarsa sorunun bir parçası hâline gelirler.” İyi niyetlerle daha iyiye ulaşmak, ülkemiz adına, gelecek nesiller adına daha iyiye ulaşma açısından yapılacak olan eleştiriler saygıdeğer eleştirilerdir. Bize yanlışlarımızı gösterenlere biz sadece müteşekkir oluruz, onlara şükranlarımızı ifade ederiz ancak yanlışları göstermek kadar takdir ve teşvik etmenin de entelektüel ve sorumlu insanların sahip olması gereken meziyetlerden olduğunu vurgulamak isterim.

Bakınız, iletişim teknolojisi açısından biz bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinin önündeyiz ancak bilgi iletişimi açısından maalesef durumumuz o kadar iyi değil ama şükranla ifade etmeliyim ki, Hükûmetimiz döneminde öğrenci kitlemizin yüzde 90’ına ulaşarak bütün okullarımıza geniş bant İnternet bağlantısı sağlandı. Özellikle dünyanın en büyük sanal kütüphanesi olan 10 milyar sayfalık İnternet’in Şemdinli’den İpsala’ya, Sinop’tan Anamur’a kadar yaygınlaştırılmış olması büyük bir kazanımdır. Yeterli midir? Elbette değil. Geldiğimiz noktayı yeterli bulursak yerimizde donuk kalır, donuklaşırız.

Önemli bir düşünürün ifade ettiği gibi, akıllı insanlar sadece kendi akıllarını kullanırlar, daha akıllı insanlar başka insanların aklından da istifade ederler. Biz onun için ortak akıl diyoruz. Ortak akıl bize yol gösterecektir.

Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolunun bilgiye ulaşma, bilgiyi yönetme, kısacası bilgi toplumu olma gerekliliğine dair bir farkındalığın oluşmasıyla gerçekleşebileceği inancıyla, bugün kurulmasına çalıştığımız yeni vakıf üniversitelerimizin milletimize ve yükseköğretimimize hayırlı olmasını diliyorum.

Bu duygularla, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Kerem Altun (AK Parti, Van). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kerem-altun-23-2010-04-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
