# Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Kürşat Atılgan (MHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 14 Ocak 2010
- **Gündem:** ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/kursat-atilgan-23-2010-01-14-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar

> Kürşat Atılgan (MHP), 14 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 1.039 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Üniversite ve Sağlıkta Tam Gün Çalışma Yasa Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tam gün yasası ile ilgili konuşmamı, hekim açığı açısından, üniversite eğitim ve araştırma hastaneleri açısından, performans yönergesi açısından, hekim seçme özgürlüğü açısından, hasta memnuniyeti açısından ve işin en önemli noktalarından birisi olan özel hastanelere sağlayacağı fayda veya zarar açısından değerlendireceğim.

Değerli milletvekilleri, sağlıkta dönüşüm yaptığını söyleyen AKP Hükûmetinin Sağlık Bakanının aslında sağlığın en önemli kriteri olan bin kişiye düşen hekim sayısına dönük ciddi bir icraatı olmamıştır. Bu kriter sağlığın en temel kriteridir. Bu oran Yunanistan’da 4,4, İtalya’da 5,7, Almanya’da 3,6, Türkiye’de ise 1,25’tir. Yani AKP Hükûmetinin Sağlık Bakanının, sağlıkta o kadar büyük işler yaptığını iddia eden Sağlık Bakanının Türkiye’de sağlığın en temel kriteri olan bin kişiye düşen doktor sayısını artırıcı ne işlemler yaptığını gerçekten merak ediyorum.

Bu artış hızıyla, yani yeni mezun pratisyen doktorlar ve uzmanlardaki artış hızıyla Avrupa Birliği ortalamasını gelecekte yakalamamız mümkün değildir. Dolayısıyla, bu kanun acaba buna hizmet edecek mi diye değerlendiriyorum, ama görüyorum ki, sağlığın en temel kriteri hakkında bu kanunun ilave herhangi bir katkısı olmayacak.

Değerli arkadaşlarım, tam gün yasasını üniversite ve eğitim araştırma hastanelerine etkisi açısından değerlendirirsek, “Bu yasayla, alanında söz sahibi ve eğitici potansiyeli yüksek akademik kariyerli hekimlerin özel çalışmaları engellendiğinde acaba ne olur?” diye düşünürsek, akıl ve mantığımızla düşünürsek size söyleyebileceğim şu konulara inanıyorum ki sizler de katılacaksınız:

Üniversite hastaneleri “profesör” unvanını aldıktan sonra terk edilmeye hazır, aynı şekilde Sağlık Bakanlığı araştırma hastaneleri “doçent” unvanını aldıktan sonra terk edilmeye hazır kurumlar hâline gelecektir. Yani bu hastanelerde çalışmak bir amaç değil, bir araç hâline dönüşecektir. Bakanlığın eğitim hastanelerinde hâlen sayıca az olan eğitici kadroları zamanla mutsuz, umutsuz ve küskün öğretim üyeleriyle dolacaktır ve zaman içersinde kalan öğretim üyeleri de ilk fırsatta ayrılacaktır. Dolayısıyla “Bu kanun bu sorunlara bir çözüm getiriyor mu?” diye bakarsak: Hayır.

(x) 418 S. Sayılı Basmayazı 13/1/2010 tarihli 47’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Performans Yönergesi açısından değerlendirirsek, Bakanlığın beş yıldan beri sürekli bir açılımla etkin hâle getirmeye çalıştığı döner sermaye performans ek ödemeleri özellikle eğitim araştırma hastanelerinde muayenehane kapattıracak özendiricilikte olamamıştır. Dolayısıyla kısmen sağlık ocaklarında ve ikinci basamak sağlık kurumu olan devlet hastanelerinde başarılı olan performans ek ödemelerini eğitim ve araştırma hastanelerinde muayenehane kapattıracak özendiriciliğe getirmek gerekir. “Bu açıdan baktığımızda bu kanun Performans Yönergesi’nin hedeflerini gerçekleştirmeye hizmet ediyor mu?” dersek, buna “Evet.” demek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, hekim seçimi açısından değerlendirildiğinde, kamu hastanelerinde ve kısmen de özel hastanelerde hasta, hekimden çok hastaneyi tercih etmek durumundadır. İdeal olanı, hastanın istediği hekime muayene olabilme özgürlüğünü sağlamaktır. Bu özgürlüğe ilave bazı tedbirler alınsa idi kamu hastanelerinde kısmen sağlamak mümkün olacaktı ama görüştüğümüz bu kanun tasarısıyla asıl yapılması gereken muayene basamaklandırma ve sevk zinciri oluşturulmamıştır. Bu oluşturulmadığı için, hastaların hekim seçme ve hekime hızla ulaşma fırsatları ve hakları ellerinden alınmaktadır. Gerçekte, bireysel anlamda baktığımız zaman, hekimin doğrudan tercih edilebildiği tek sistem muayenehane sistemidir. Dolayısıyla “Bu kanun, hekim seçme özgürlüğü açısından bir fırsat tanıyor mu?” derseniz, buna da “evet” demek mümkün değildir; hayır, tanımamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, diğer bir kriterimiz ise, hasta memnuniyeti açısından bu kanunun sağlayacağı bir fayda var mıdır yok mudur, onu değerlendirmektir. Kamuda çalışan hekimlere muayene olma konusunda maalesef bir güvensizlik ve tatmin olmama durumu devam etmektedir. Bir başka konu da kamuda -milletvekili olarak bizleri de çok fazla uğraştıran- bir aracıyla yani torpille muayene olma isteği sağlık kültürümüzün bir parçası hâline gelmiştir. Peki, bu yasa bunlara bir çare getiriyor mu? Hayır, yani buna da “evet” demek mümkün değildir.

Dolayısıyla bu yasa, sağlık sistemimizin önemli sorunlarına çözüm bulmaya dönük bir yasa olmayıp başka şeylere hizmet edecektir. Onu da sizlere bir şekilde burada açıklamayı görev addediyorum. O da özel hastane boyutudur. Az önce konuşmamda da belirttim, Batı’daki veya gelişmiş ülkelerdeki sağlık sisteminin iyi gelişmesinin, iyi çalışmasının, konuşmamın başından beri bahsettiğim kriterlerin her açıdan tatmin edici düzeylerde olmasının önemli sebeplerinden birisi, hasta muayene basamak sisteminin oluşturulmuş olmasıdır yani sevk zincirinin oluşturulmuş olmasıdır. Yani, başı ağrıyanın üniversite hastanesine koşmaması gerekir. Başı ağrıyanın ya sağlık ocağına veya aile hekimine gitmesi gerekir. Bu basamak sistemi oluşturulmadığı için, özellikle nitelikli hastanelere aşırı talep nedeniyle yüklenilmesi sonucu, üçüncü derecede yani ciddi hastalıkları olan hastaların randevu bulması mümkün olmayacaktır. Peki, bu hastalar ne yapacaktır? Tamamı özel hastanelere koşacaktır. İşte, bu kanunun en tehlikeli yanı budur. Zaten şu anda, ortaklıklar vasıtasıyla özel hastane zincirlerimizin birçoğu yabancıların eline geçmiştir. Bu kanunla birlikte, geri kalan hastanelerin hisse değerleri artarak yabancıların eline geçmesi ise kaçınılmazdır. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” sözü “Ama yabancıların tekelinde hastanelerde çalışan Türk hekimlerine emanet ediniz.” şekline dönüşecektir. Bu kanun, özel hastaneler açısından değerlendirilse gerçekten çok başarılı bir kanundur. O nedenle, özel hastanelere sağlamış olduğu bu fırsattan dolayı bu kanunu hazırlayanları tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapılması gereken, bugünkü sistemin olumsuzluklarını giderecek bir yasa çıkarmaktı. “Peki, bugünkü sistemdeki temel tenkitler neler?” derseniz, bunları şöyle özetlemek mümkündür:

Birincisi: Öğretim üyesi hekimlerin kamu hastanelerinde hasta bakım ve tedavileriyle daha az ilgilenme iddiası.

İkincisi: Yine öğretim üyesi hekimlerin eğitim ve araştırma ile daha az ilgilendikleri iddiası.

Üçüncüsü: Muayenehanelerine yönlendirme iddiası.

Dördüncüsü: Hekim-hasta-para ilişkisi iddiası ve nihayet haksız kazanç iddiası.

Peki, bu yasayla bunlar ortadan kalkacak mı? Kaldırabilecek misiniz? “Kalkacaktır.” diyebiliyor mu Bakanımız? Hayır. Bunların hiçbiri ortadan kalkmayacaktır. Peki, muayenehanelerin kapatılmasında ne sakıncalar doğacaktır? Buradaki sakıncalar ise şöyle olacaktır:

Birincisi: Kayıt dışı etkinlik artacak. Yani mesai saatleri dışında özel hastanelerde ameliyatlar ve tıbbı her türlü işlem konsültasyonları artacak.

İkincisi: Kamu hastanelerinden özel hastanelere kaçış modeli. Kaçış kademeli olarak artacak yani alanında en iyi olan doktorlar kaçacak öncelikle.

Üçüncüsü ise: Özellikle Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde azalmış olan eğitici personel daha da azalacaktır.

Değerli arkadaşlarım, üniversitelerde on ikiye kadar olan mesai Sağlık Bakanlığı hastaneleri düzeyine çıkarılmalıydı. Yani ne yapılması gerektiğini söylüyorum şimdi.

İkinci olarak da sözleşmeli şeflik veya öğretim üyeliği sistemi getirilmeliydi.

Üçüncü olarak “Performans sistemi = hedef koy + iste” şekline dönüştürülmeliydi.

Dördüncü olarak muayenehaneler kapanmamalı, aksine sisteme daha aktif dâhil edilmeliydi yani “Kayıt altına al, kriter koy, kontrol et.” şekline dönüştürülmeliydi.

Beşinci olarak da tamamlayıcı sağlık sigortası geliştirilmeliydi. Bu sistem nedir, ne sağlar derseniz, bu sistem sayesinde muayenehaneler sisteme dâhil olur, muayenehanelerden para kalkar, özel hastane farkı halkın cebinden çıkmazdı. Bu sistem nedir, nasıl uygulanıyor derseniz, bir oran vermek istersem, Fransa’daki nüfusun yüzde 86’sı isteğe bağlı tamamlayıcı sigortalıdır.

Değerli arkadaşlarım, dünyada gelişmiş ülkeler bu sorunlara nasıl çare bulduysa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Kürşat Atılgan (MHP, Adana). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 14 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kursat-atilgan-23-2010-01-14-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
