# İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.225)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mahmut Durdu (AK Parti, Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim
- **Tarih:** 17 Temmuz 2003
- **Gündem:** İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (SS.225)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mahmut-durdu-22-2003-07-17-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ss-225

> Mahmut Durdu (AK Parti), 17 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (SS.225)); konuşma 1.606 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DURDU (Gaziantep)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; İcra ve İflas Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclise ve yüksek huzurunuzda aziz milletime selam ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, incelemenize sunulan İcra ve İflas Kanunundaki değişiklik konusuna geçmeden önce, icra ve iflas mevzuatımızın tarihçesini özetlemek istiyorum.

1808 tarihli Senedi İttifak, 1839 tarihli Gülhane Hattı Hümayunu, diğer adıyla Tanzimat Fermanı, Batı hukukuyla tanışmamız olmuştur. Tanzimattan önce ve çok sonra, icra işleri, şeriat hükümleri dairesinde basit bir tarzda cereyan ediyordu; kadılar veya yüksek idarî memurlar yürütüyordu; fıkhî meseleler, Mecelle ahkâmına göre dağınık, kodifikasyonu eksik hükümlerle yürütülüyordu. O nedenle, icra ve iflas hukukunun tarihçesini -yaptığım incelemelerden ve okuduğum kitaplardan özet çıkararak- 5 safhada ve merhalede incelemek gerekir.

Birinci safhası şöyledir: 1295-1296 tarihli İlamatı Hukukiyyenin Sureti İcrasına Dair Muvakkat Kanunuyla başlamıştır. Bu yasa, 69 esas madde ve 1 geçici maddedir. İcra meselelerini karşılamaktan uzaktı. Adliye Nezaretinde teşkil edilen adliye encümeni kararlarıyla ve içtihatlarıyla bu boşluklar mümkün mertebe doldurulmaya çalışılmıştır.

Bu karar ve içtihatlar, 28.4.1340 Hicrî (1914 Miladî) tarihli Muvakkati Kanunuyla yasa durumuna gelmiştir. Bu ikinci İcra Kanunu Muvakkati, 149 maddeden ibaret olup, bariz özelliği, ilk defa hapis cezası getiriyordu. Değerli arkadaşlarım, daha önceki uygulamalarda bir hapis cezası söz konusu değildi.

Eski hukuk sistemlerinde -Hammurabi, Mısır, İsrail, Antik Yunan ve Roma hukukunda- borçluluk, köleliğe sebep oluyordu. Yani, bir kişinin köle olması için borçlu olması, borcunu ödeyememesi kâfi geliyordu. İslam hukukunda, borçtan dolayı esaret veya kölelik yoktur.

Muvakkat Kanunun 32 nci maddesinde "ifayı deynden imtina eden medyunun buna kudreti olduğunu alacaklı evrak veya muteber ihbarat ile ispat ederse reis borçlunun hapsini emreder" diye bir hüküm vardı. 35 inci maddesinde ise, hapis süresi belirtilmiştir ve bu süre 90 gündür. Bu müddet zarfında, alacaklı, borçluya nafaka bedeli olarak günlük 5 kuruş ödeyecekti.

Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; bundan sonraki aşamada, 1330 tarihli Muvakkat Kanunun bir özelliği de, ilamlı takiplere ilişkin olmasıdır. İlamsız takipler için bir takip yolu, maalesef, yoktu. İlamsız takip, Alman hukukundan esinlenilerek, 15 Mart 1928 tarih ve 1215 sayılı İcra Kanununa Bazı Mevat İlavesine Müteallik Kanunla ihdas edilmiştir. Ödemeye davet, borca itiraz, itirazın iptali, haksız itiraza yüzde 10 tazminat bu yasayla gelmiştir.

Bu safhada iflas ve konkordato müessesesi ise, Hicrî 18 Ramazan 1286 tarihli Ticareti Beriye Kanunuyla çözülüyordu. Özelliği ise, tüccar şahıslar ile ticaret şirketleri aleyhine olması idi.

24 Nisan 1929 tarih ve 1424 sayılı İcra ve İflas Kanunuyla ikinci safha başlamıştır. Bu yasa, İsviçre'den iktibas edilmiş olup, 345 maddeden ibarettir.

Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; ikinci safhada çıkarılan bu yasanın özelliği ise, cebrî icra hukukunun redaksiyon ve kodifikasyonuna dikkat edilerek tek kanunda toplanmasıdır. Hapis ile tazyik tamamen kaldırılmıştır. Borçlu korunmuş ve bu sebeple icra yavaşlamıştır. O nedenle, çok ciddî tenkitler almıştır. Bu tenkitler sonuç vermiş ve üç yıl sonra 19.6.1932 tarih ve 2004 sayılı Yasayla 150 madde tadil edilmiş ve böylece üçüncü safha başlamıştır. Bugün meriyetteki yasa esas itibarıyla bu yasadır. Özelliği ise, ilamların icrası ayrı bir bap olarak tanzim edilmesidir. İlamsız takiplerde; tetkik mercii hâkimlerinin yetkisi artırılmış, hacze iştirak daraltılmış ve cezalar artırılmıştır.

Dördüncü safhada, yasanın bekleneni vermemesi sebebiyle, İsviçre'den memleketimize davet edilen Prof.Dr. Hans Leeman'ın hazırladığı rapor ve dokümanları, 11.7.1940 tarihli ve 3890 sayılı Yasayla değişiklikler yapılmış ve yürürlük almıştır.

Bu yasayla merci hâkimine imza inkârında tetkikat yetkisi tanınmış, istihkak iddialarını neticelendirme, itiraz ve itirazın kaldırılması yetkisi ticaret mahkemelerinden alınarak merci hâkimliklerine verilmiştir.

Beşinci safha ise, 18.2.1965 tarih ve 538 sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bazı Madde ve Fıkralar Eklenmesine Dair Kanunla başlamıştır.

Bunun için, İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden, öğrencisi olduğumdan onur ve şeref duyduğum, merhum Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu görevlendirilmiştir. 2004 sayılı Yasanın 538 sayılı Yasayla değişik hükümleri elan yürürlüktedir.

Saygıdeğer arkadaşlarım, bugün müzakeresini yapacağımız İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının gerekçesi incelemenize sunulmuştur. Kısacası, bir ülkenin sağlıklı olması için, siyasî, hukukî, sosyal ve ekonomik ayaklarının sağlıklı olması gerekmektedir. Bu koşullar arasında uyum gerekir. Ekonomik hayat kimi zaman iniş ve kimi zaman çıkışlar gösterir. Ekonominin bu meddücezirinde şahıslar, hükmî şahıslar, ticarî işletmeler, vesaire borçlarını, edimlerini yerine getiremezler. Bu durumda, ekonomik varlığın devamı için koruyucu önlemler gerekmektedir. Alacaklıların ve borçluların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenlemek herkesin yararınadır. Kötü niyetli kişilerin İcra ve İflas Kanunundaki boşluklardan faydalanmaya çalıştıkları sık sık görülmektedir.

Bu tasarı hazırlanırken ödeme güçlüğü çeken şirketler hukukunda, Avrupa Birliği üyesi devletlerinde sorunları olduğu ve bunun için icra iflas mevzuatında tadil veya ilga çalışmalarının yapıldığı müşahede edilmiştir. Örneğin, Fransa ve İtalya'da bu çalışmanın yapıldığını biliyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinin tamamını içeren bir yasa da mevcut değildir, tasarı çalışmaları bitmemiştir. O nedenle, işbu tasarı hazırlanırken Anglosakson mevzuatı ve Kıta Avrupa yasal düzenlemeleri incelenmiştir. Bu cümleden olmak üzere, İsviçre İcra İflas Kanununun 1 Ocak 1997'de yürürlüğe giren metni esin kaynağı olmuştur. Bu metinde, hâkimin takdirine, adalet anlayışına, sağduyusuna önem verilmiş ve ilkeler önplana çıkmıştır.

Saygıdeğer arkadaşlarım, bu tasarıyla, yeniden yapılandırılmaya yönelik borçlu işletmelerin mallarının korunması ve değerinin artırılması, alacaklılar arasında adil bir çözümün bulunması, iflas ve konkordato prosedürlerinin zamanında, etkili ve yansız bir şekilde sonuçlandırılması, takip sürecinin alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlarının zedelenmeden, hassas dengeyi bozmadan hızlandırılması, hakların suiistimalinin önlenmesi ve en nihayet, icra sürecini yavaşlatan usul ve yöntemlerin değiştirilmesi amaçlanmıştır.

Meclis Başkanlığımız tarafından, siz, saygıdeğer milletvekillerine tasarı metni sunulmuştur. Gerek genel gerekçesini gerekse madde madde gerekçelerini tetkik etmişsinizdir. Gerçekten, günümüzde, İcra ve İflas Yasasının boşluklarını karşılayıcı bir metin durumuna gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ben, Adalet Komisyonundayım. Samimî söylüyorum; çoğu yasaları akılda tutmak mümkün olmadı. Gerek Cumhuriyet Halk Partisinin gerekse Adalet ve Kalkınma Partisinin saygıdeğer milletvekilleri, hepiniz, hepimiz, çok yüksek bir performans göstererek bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, yasalar çıkarmaya çalışıyoruz. Belki de, bir sene sonra, Avrupa Birliğine bir köşe, dönüş noktası olarak gördüğümüz, tarihe bazı yasaları, uyum yasalarını ulaştırmak için gece gündüz çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğine, uzun seneler -şahsım itibariyle söyleyeyim- ben karşıydım. Eğer, bugün, Türkiyemizin, 220 milyar dolar borcu yerine, 300 milyar dolar köşede bir parası olsaydı, belki, yine de karşı çıkardım; ama, karşı çıkışımın da haklı sebepleri vardı. Mesela, Türkî cumhuriyetlerle, yakın komşularımızla, daha başka alternatif bir birlik içinde bazı umutlar taşıyarak "bazı birlikler oluştururuz" umuduyla karşı çıkardım;ama, bugün kabul edelim ki, bir medeniyet projesi olarak Avrupa Birliği, kendisini bize kabul ettirmiştir. Bazı oluşumlar, ilk bakışta umutsuz da olsa, sonra umut durumuna geldiğini müşahede etmekteyiz.

Bakınız, 1945-1946 yıllarında kadim medeniyetin sahibi olan Avrupa, mağlup olmuş, yarısı Amerika'nın, diğer yarısı Rusya'nın hegemonyası ve şemsiyesi altına girmiştir. Bu, kadim medeniyet sahibi olan Avrupalıların ağrına gitmiş, 1952'de Kömür Birliğini, 1956-1957'lerde Roma Antlaşmasıyla, İtalya'da De Gaspery, bilmem, Alman Schumann ve Erhardt'ı, Brüksel ve Fransa'yı da yanına alarak bir oluşumu başlatmışlardır; ismi, Avrupa Ekonomik Topluluğu.

Tez derecesinde ben bu Roma Antlaşmasını, tez derecesinde 1963 yıllarındaki Ankara Antlaşmasını incelemiş bir arkadaşınız olarak müşahede ettim ki, bir ekonomik topluluk değil, bir siyasî birlik, bir Avrupa üniter devletini kurmak amacını taşıdığını, daha 1965-1966'larda müşahede ettim ve görüyorsunuz şimdi, Avrupa, bir azim büyük bir ülke olarak ortaya çıkıyor. Bu medeniyet projesinde, biz, Avrupa Birliğine kendi serbest irademizle girmek istediğimizi, daha 1963'lerde izhar etmişiz. Hatta, daha önce, 1959'da, rahmetli Menderes'in talebiyle talebimizi ortaya koymuşuz.

Şimdi, medeniyetler tarihine baktığımız zaman -ki, medeniyetler tarihini incelemiş bir arkadaşınız olarak söylüyorum- güneşin doğuş ve batışına benzer arkadaşlarım. Güneş, doğuda doğduğu zaman doğuyu aydınlatır, batıya geçtiği zaman batıyı aydınlatır. Geçmiş medeniyetlere bakınız, bunu müşahede edeceksiniz.

Fazla zamanınızı almak istemem. 500 sene geriye gidelim, fikren bir yolculuk yapalım. 500 sene geriye gidelim, hem zaman itibariyle gidelim hem de mekân itibariyle, bir Avrupa'ya geçelim, bir de Doğu toplumlarına geçelim.

Değerli arkadaşlarım, bundan 500 sene önce, Avrupa'da, bakıyorsunuz bir karanlık var; yıkanmak ayıptır, kral sarayında bile tuvalet yoktur, Versailles Sarayında bile, bir tuvalet haceti olduğu zaman, Haçlı seferleri münasebetiyle İslam âleminden almış oldukları levazımlıkları kullanırlar ve hatırımda yanlış kalmadıysa, o kral sarayının pencerelerinden aşağı atılırken o pis su "gare lau" diye de seslenirler. Bakınız, 15 inci Asırda, bırakınız 15 inci Asrı, 13 üncü Asırda "dünya dönüyor" diyen insanlar, ateşe atılmak tehdidiyle yargılanmışlardır. Giordano Bruno'nun başına gelenleri bilirsiniz; parametrik sistemi söylediği için ateşte yakılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bugün, tarihi okuyan arkadaşlarım bilir, Alman Arşidükü Şarlken'e "Ebulilim" derler; yani, ilimlerin babası. Niye böyle derler; çünkü, ilk defa, Avrupa'da devlet kütüphanesini kurmuştur. Halbuki, Şarlken, Avrupa'da, Almanya'da devlet kütüphanesini kurduğunda, oradaki kitap adedi belki Konya'daki Hasan Efendinin, Bağdat'taki Abdullah Efendinin şahsî kütüphanesindeki kitap adedinden 10 misli daha azdı. Şimdi, ben, bunu, Avrupa medeniyetini küçümser mahiyette söylemiyorum; heyecanınızı muhafaza etmek için, bilgi notu olarak vermeye çalışıyorum.

Şimdi, Avrupa'da bu karanlık çağ yaşanırken, bakıyoruz, o karanlık çağı aydınlatan iki tane damar var; ben, tetkik ettim ve buldum ki, bir tanesi Avicenna ekolü, ikincisi Averroshimo ekolü dedikleri, bir tanesi İbn-i Sina'nın, diğeri İbn-i Rüşd ve İbn-i Haldun'un ekolünden gelme, öğretmenliğinden gelme şahdamarlardır. Siz, Aquino'lu Thomas'ı incelerseniz, Jean Jacques Rousseau'yu , Montesquieu'yu izlerseniz göreceksiniz ki -samimî söylüyorum; bu, benim iddiam değildir- bu, Arnold Toynbee, Roger Garaudy gibi euro-komünizmin kurucusu olan, süper beyinlerden bir tanesi olan, Fransa'da ilim şûrasında üyelik yapan Roger Garaudy'nin de iddiası budur, Arnold Toynbee'nin de iddiası budur ve o iki şahdamar ki, Avrupa'da bir medeniyetin fışkırmasına zemin hazırlamıştır.

Bakınız, ben, Avrupa'nın bu karanlık çağını size sayarken, aynı dönemden daha eski dönemlere geçerek, Doğu toplumu sayılan İslam âleminden de bazı rakamlar vermek istiyorum. Hicrî 1 inci Asırda, Cabir bin Hayyam isimli şahıs, 654 cilt eser yazmıştır. Bu ciltlerden bir tanesi canlı hücre çalışmasıdır. İskenderiye ile İskenderun arasındaki mesafe, milimetrik olarak, Hicrî 2 nci Asırda hesaplanmıştır. 3,14 olarak devam eden pi sayısı, 21 rakama kadar, bugünkü bilgisayarların tespit ettiği rakamlara, daha Hicrî 3 üncü Asırda ulaşılmıştır. Bakınız, bugünkü 'logaritma' kelimesini analiz ediniz, etimolojik tahlil ve analizini yapınız, El-Harizmi'ye ulaşacaksınız; El-Harizmi ve algoritma... Cebirin incelemesini yaparsanız, Muhammed bin Cabir'e gidersiniz. Saymakla bitmez. Bugün, İbn-i Batuta, Farabî, İbn-i Rüşd'ler, bunların hepsi, Avrupa'da Sorbon Üniversitelerinin bahçelerinde heykelleri yapılmış insanlardır. Bunu, şunun için söylüyorum saygıdeğer arkadaşlarım: Heyecanlarımızı bir medeniyeti yakalamak için kullanalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mahmut Durdu (AK Parti, Gaziantep). “İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.225)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 17 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mahmut-durdu-22-2003-07-17-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ss-225 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
