# Türkiye ve türk kültürüne hizmet edenlerin unutulmaması hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mahmut Koçak (AK Parti, Afyonkarahisar)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 21 Şubat 2006
- **Gündem:** TÜRKİYE VE TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET EDENLERİN UNUTULMAMASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mahmut-kocak-22-2006-02-21-turkiye-ve-turk-kulturune-hizmet-edenlerin-unutulmamasi-hakkinda

> Mahmut Koçak (AK Parti), 21 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE VE TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET EDENLERİN UNUTULMAMASI HAKKINDA); konuşma 794 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MAHMUT KOÇAK (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerimin başında, hepinizi, saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Şöyle bir geriye yaslanır ve beni can kulağıyla dinlerseniz, sizi, birkaç dakika da olsa, başka bir dünyaya, duygu âlemine taşımak istiyorum.

Türkiye ve Türk kültürüne hizmet edenler unutulmamalıdır. Evet, milleti millet yapan değerler vardır, şahsiyetler vardır; hani, bir melodi var ya "unutmamalı, sevgiyle anmalı" diye; bizim kültür hayatımızda kutup yıldızlarımız vardır, bir çırpıda, büyük çoğunluğumuzun, isimlerini rahatlıkla sayabileceği kutup yıldızlarımız. Bazıları da vardır ki, eserlerini yaşattığımız, kalbimize, gönlümüze işlediğimiz; ama, isimlerini bilmediğimiz.

Ben, eserleriyle, yaşam mücadelesiyle, büyük kültürümüze, özgürlük sevdamıza hayatı pahasına katkı sağlamış, Azerbaycan'ın büyük istiklâl şairi Ahmet Cevad'ı, bilmeyenlere tanıtmak, bilenlere hatırasını saygıyla yaşatmak adına gündeminize geldim.

Hepimizin evinde, kalbinde, dilinde bir "Çırpınırdı Karadeniz" türküsü vardır. Söylendi, ağlandı, dinlendi; yazanı hiç hatırlanmadı. Siyasî polemiklere konu oldu; yazanın, hangi ruh halinde, hangi mekânda ve hangi ülkede yazdığı hiç hatırlanmadı.

Bu şiirden birkaç dörtlük hatırlayalım:

"Çırpınırdın Karadeniz

Bakıp Türkün Bayrağına

Ah deyerdin, hiç ölmezdim

Düşebilsem ayağına.

Ayrı düşmüş dost elinden

Yıllar var ki çarpar sinem

Vefalıdır, geldi giden

Yol ver Türkün Bayrağına.

Dost elinden esen yeller

Bana şiir, selam söyler

Olsun bizim bütün eller

Kurban Türkün Bayrağına" der.

Türkiye olarak, dünyanın neresinde olursa olsun, bayrağımıza, vatanımıza, kültürümüze hizmet etmiş ve eden herkese karşı sorumluluklarımız olduğunu unutmamalıyız; millet olmanın gereği budur, büyük devlet olmanın da gereği budur. Görevimizi yapmalıyız. Bu millet, hep vefalı olmuştur, vefalı olmalıdır. Mezarları bile belli olmayan, mana iklimimizi oluşturan bu şahsiyetlere hangi ödülü versek kifayetsizdir; ama, verilmelidir, mutlaka bir devlet nişanıyla ödüllendirilmelidir.

22 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, bizden öncekilerin unuttuğu, düşünmediği şeyleri düşünerek, tarihe karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Kuru kuru sevgi olmaz; bunu, bir devlet sorumluluğu içerisinde taçlandırmalıyız.

Karadeniz'de, Trabzon'da, Sarp'ta, Ardahan'da bir "Çırpınırdı Karadeniz" parkı ve anıtı yapılmalı, eseri ebedileştirmek için, orijinaline uygun klip ve film çalışmaları gerçekleştirmeli. Belgesel olarak Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye Ahmet Cevad'ı anma sempozyumlarıyla belgesel barış ve kardeşlik güçlendirilmeli. Yine, bu görevleri yerine getirmek için özellikle, Kültür ve Turizm Bakanlığımızı ve Dışişleri Bakanlığımızı göreve davet ediyorum. Eserleri yaşayan bu büyük şahsiyetlerin manevî huzurunda saygıyla eğiliyorum, rahmet ve şükranla anıyorum.

Bugünümüze ışık tutan bir şiirini, bu şiirin yaşanmış hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

1920'de Azerbaycan'ın Bolşevik Rusya tarafından işgalinden sonra, Ahmet Cevad için zor ve meşakkatli, tahkirler ve takiplerle dolu bir hayat başlar. 1937'de Türkçülükle ve karşı devrimle suçlanarak tutuklanır; askerî mahkeme kararıyla ölüm cezasına mahkûm edilir. 1937 sonlarında kurşuna dizilerek şehit edilmiştir. 1955'te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Başsavcısı, Ahmet Cevad'a karşı ileri sürülen bütün ithamların asılsız olduğunu belirterek, ölümünden sonra beraat kararı verir.

Fırtınalı, acıyla dolu bir yaşamın son meyvesi, son mısraı "Susmaram" şirini sizinle paylaşırken, 2004'te oğlu, birçok arkadaşımızın da tanıdığı Yılmaz Ahundzade tarafından bana verilen çok güçlü bir özgürlük şiirinin hikâyesini birkaç cümleyle anarak, ülkemde de ilk kez yayınlanmasına da öncülük edeceğim; bu bir vasiyet çünkü. Bu şiiri bana hediye eden Ahmet Cevad'ın oğlu Yılmaz Cevad Ahundzade…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koçak.

MAHMUT KOÇAK (Devamla) -…geçtiğimiz günlerde Bakü'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. "Susmaram" şiiri, 1937'de yazılmasına rağmen neden 2004 yılında gündeme gelmiştir, tam altmışyedi yıl sonra?!

Yakın arkadaşına hapishane ziyareti esnasında ezberlettirilen bir şiirdir bu şiir. Çünkü, yazılı metin olarak elde tutulması, yakalanması büyük bir suçtur, hatta, ölümle neticelenecek kadar büyük bir suçtur. Bu cezaya arkadaşının çarptırılmasını istemediği için sadece der ki: "Ağaçlara bakalım, ben söyleyeyim, sen dinle, ama, bunu ezberle; bugünler gelip geçecek; güzel günler, hürriyet dolu günler geldiğinde bunu yazıya döker, oğluma da ulaştırırsın ve bunu yayınlatarak, milletime de hediye edersin" der ve bu şekilde ezberlettirilerek bugünlere taşınır bu şiir.

Bana da, Türkiye'de bir siyasî parti liderimize ve o zamanın Kültür Bakanına hediye edilmek üzere emanet edilmiştir. 2004 yılında, ben de, emaneti yerine getirdim ve emaneti verdim, teslim ettim.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Büyük Gazi Mustafa Kemal'i de hatırlatan Ahmet Cevad, gelecek nesillere, 1937'de, yine böyle bir şubat ayında şöyle sesleniyor:

"Men bir gulam, yük altında ezilmişem, gardaşım,

Sevinç bilmez bir mahkumam, ahu-zardır sırdaşım.

Damga vurub, zencirleyib tullamışlar zindana,

Karlı-buzlu cehennemler mesken olmuşdur bana.

Mene dinme, sus deyirsen, ne vahtacan susacam,

Buhranların, hicranların, mahbesinde galacam?

Niye susum, konuşmayım, insanlıkda payım var,

Menim ana vatanımdır talan olan bu diyar.

Niye susum, konuşmayım, Türk yurdudur bu toprak,

Oğuzların, elhanların vatanında kimdir, bak!

Bu dünyada azadlığı şan şöhretten üstün tut,

Alçaklığı, yaltaklığı rezilliyi sen unut!

Nece susum, konuşmayım, men eyleyim heyanet?

Hanı sevgi, hanı vatan, de harda galdı millet?

Men bir gulam, yerim altun, suyum gümüş, özüm aç,

Atam mahkum, anam sail, elim her şeye möhtaç.

Men Türk evladıyam, derin aklım, zekam var,

Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?

Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,

Zülme garşı isyankaram, ezilsem de susmaram!" demiştir. (Alkışlar)

Tarihi Şan ve şerefle dolu onurlu milletimizi temsil eden bu Gazi Meclis, büyük kültürümüze hizmet etmiş herkese minnet borçludur. Onları asla unutmamıştır ve unutmayacaktır.

Saygılarımla. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mahmut Koçak (AK Parti, Afyonkarahisar). “Türkiye ve türk kültürüne hizmet edenlerin unutulmaması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 21 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mahmut-kocak-22-2006-02-21-turkiye-ve-turk-kulturune-hizmet-edenlerin-unutulmamasi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
