# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Malik Ecder Özdemir (CHP, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/malik-ecder-ozdemir-23-2010-12-19-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Malik Ecder Özdemir (CHP), 19 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.010 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2011 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın ceza ve infaz kurumları bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri olarak yaklaşık üç yıldan bu tarafa Türkiye’de 20’ye yakın cezaevini ziyaret ettik. Bunun dışında, yurt dışında Almanya’da, Hollanda’da ve son olarak İsviçre’de çeşitli cezaevlerini ziyaret ettik. Amacımız, Türkiye ile Avrupa’daki cezaevi koşullarını kıyaslayabilmekti. Hemen baştan söylemeliyim ki son zamanlarda yapılan bir kısım cezaevlerinin fiziksel yapısı, tutuklu ve hükümlülere sağlanan olanaklar anlamında Avrupa’daki cezaevlerinden çok fazla bir farkı yok. Ama hemen arkasından ifade etmeliyim ki ülkemizdeki cezaevlerinin büyük çoğunluğunu oluşturan ve koğuş sistemine dayalı olan cezaevlerinin fiziki koşulları gerçekten çok kötü. Van ve Bandırma cezaevlerinde 20 kişilik, arkadaşlarım, 20 kişilik koğuşlarda 60-70 kişi bir arada, üçlü ranzalarda yatıyorlar. Ranzalar yetmiyor, yer yatakları yaparak bu cezaevinde yatan tutuklu ve hükümlüler var.

Kısaca birkaç cezaevinden örnek vermek istiyorum: Batman M Tipi Cezaevinin kapasitesi 362, toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 571 Sayın Bakan. Muş E Tipi Cezaevinin kapasitesi 670, genel toplam insan sayısı 704. Diyarbakır D Tipi Cezaevinin kapasitesi 688, toplam kalan insan sayısı 759. Yine Diyarbakır E Tipi Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 744, değerli arkadaşlarım, kalan insan sayısı 1.361; yani 744 kişiye göre yapılmış bir cezaevinde 1.400 kişiyi siz tutuklu ya da hükümlü sıfatıyla tutuyorsanız o cezaevinde sudan, sıcak sudan, yemekten, kaliteli hizmetten söz etmenin olanağı yoktur. Sayın Bakan çok iyi biliyor, çoğu cezaevinde doktor yoktur. Sıcak su yeterince akmıyor. Cezaevlerinde çoğu yöneticilerin keyfî uyguladıkları disiplin cezası giderek bir başka cezalandırmaya dönüşmüş vaziyette.

F tipi cezaevlerinde Sayın Bakan, sizin döneminizde çıkardığınız 46/1 no.lu genelge hâlâ uygulanamıyor.

Az sayıda bulunan çocuk cezaevlerinin dışında, Türkiye’de çocuklar daha çok yetişkinlerle birlikte aynı cezaevinde kalıyorlar ve bu çocuk koğuşlarında 15-20 ergin çocuk birlikte gece gündüz bir aradalar ve giderek bu çocuklar arasında cinsel taciz ve istismar suçu artmaktadır. Sayın Bakan, kadın mahkûmların yanında kalan çocuklar var yani masum çocuklar. Ama, anneleriyle aynı kaderi paylaşmak durumunda olan bu çocuklara devlet el uzatmalı, bu çocuklar için mutlaka kadın cezaevlerinde, ayrıca, bu çocuklar için bir kreş olanağı düzenlenmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım -benden önceki konuşmacı arkadaşlarım söyledi- bugünkü gün itibarıyla cezaevlerinde 121.098 tutuklu ve hükümlü kalıyor. Bunların da yüzde 50’sinden fazlası “tutuklu” sıfatıyla kalıyor. Oysa, Sayın Bakan bilir, Batılı ülkelerde bu oran yüzde 15’in üzerinde değildir. Tutuklamanın giderek fiilî bir cezaya dönüştürülmüş olması, bir taraftan cezaevi kapasitesini artırmakta, daha önemlisi, insanların adalete olan güvenini sarsmaktadır.

Sayın Bakan, merak edip soruyorum: Özel yetkili mahkemelerce gizli tanık ve isimsiz ihbar mektuplarına dayalı davaların hukuk anlayışıyla, hukuk devletiyle bağdaşır bir tarafı var mı? Bizim dışımızda kaç hukuk devletinde, özellikle isimsiz ihbar mektupları ve gizli tanık ifadelerinden oluşan davalar açılır?

Silivri’yi –her vesileyle söylüyorum- giderek Silivri’yi bir toplama kampına dönüştürdünüz. Bu ülkenin aydınlarını, demokratlarını, yurtseverlerini, gazetecilerini, sendikacılarını, bilim adamlarını, rektörlerini iki yıldan bu tarafa bu cezaevinde tutuyorsunuz.

Şimdi, aynı toplama kampında yeni bir dava başladı, Balyoz davası. Bu davadan tutuklu olanları, yine İnsan Hakları Komisyonu olarak birlikte gittik, Hasdal Cezaevinde ziyaret ettik. Hani, kendi savaş uçağını düşürmeyi planlayan komutanlar, camileri bombalamayı düşünen, planlayan komutanlarla ilgili dava. Sayın Bakan, elinizi vicdanınıza koyun, hangi hukuk devletinde, bin sayfalık, on bin sayfalık bir iddianame hazırlandıktan sonra, davanın başlamasına bir gün kala o mahkemenin başkanı ve üyeleri değiştirilir? Böyle bir hukuk anlayışı olabilir mi?

Yine Sayın Bakana soruyorum: Yasalarımızda birinci sınıf hâkim ve savcıların sadece ve sadece Yargıtayda yargılanabilecekleri açık hükümken Erzurum Özel Yetkili Mahkemesinin eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında düzenlediği hukuk dışı dava adalet anlayışımıza, adalet tarihimize kara bir leke olarak geçecektir. Asıl yetkili mahkemeye, Yargıtaya gelmeyen dosya bir türlü gelmedi. Erzurum-Diyarbakır-İstanbul hattında bu dosyaya 5 bin kilometre yol yaptırdınız ve yine söylüyorum: Yargıtay tarihinde ilk defa dosyanın asıl evrakı gelmediği için dosyanın fotokopisi üzerinden karar verilen bir dava oldu ve herhâlde bu cumhuriyet tarihimizde, hukuk tarihimizde ibretlik bir olaydır. Çok fazla sözü uzatmaya gerek yok. Sayın Bakan, bugün bozduğunuz bu adalet sistemi gün gelecek size de lazım olacak.

Çok fazla örneğe boğmadan güzel bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilinen bir öykü aslında ama günümüz Türkiye’sine çok uyuyor. Hani çok eski yıllarda krallıkla yönetilen bir ülkede, sözüm ona, mahkemeler ve hâkimler de varmış. Bu ülkenin gelenekleri gereği eğer o kentte sıradan bir yurttaş ölürse kilisenin çanı 1 kere, eşraftan birisi ölürse 2 kere, devlet yöneticilerinden birisi ölürse kilisenin çanı 3 defa çalarmış. Kilisenin çanı, sadece kral öldüğünde 4 defa çalarmış. Gel zaman git zaman bu kentte bir olay yaşanıyor ve olay mahkemeye intikal ediyor. Davanın sanığı olarak gösterilen, aslında suçsuz olan, masumiyeti toplumca bilinen adam hâkim karşısına çıkıyor. Aslında davayı izleyenler “Bu sıradan, rutin bir dava nasıl olsa beraatla sonuçlanacak.” diye beklerken, olmadık, anlaşılmadık, o zamana kadar görülmedik bir kararla sanık mahkûm ediliyor para cezasına. Mahkemeyi izleyen yurttaşların kafasında bir kargaşa, bir endişe “Nereden çıktı bu karar?” diyerek dağılıyorlar. Biraz sonra kilisenin çanı çalmaya başlıyor. İlk sesi duyanlar diyorlar ki: “Herhâlde bir vatandaş öldü.” Çan 2 defa çalıyor, “Eşraftan biri öldü galiba ama kim öldü?” diye merak ediyorlar. Çan durmuyor, 3 kere çalıyor “Ha, herhâlde devlet yöneticisi birisi öldü.” diyorlar ama çanın sesi 4’üncü defa duyulduğunda ahalide bir telaş, herkes bir tarafa koşturuyor, “Eyvah, kralımız öldü galiba!” diye bir telaş ve bir panik başlıyor. Ama işin kötüsü çan durmuyor; 5 defa, 6 defa çalınca şehirde korkunç bir gerginlik, herkes telaş içerisinde: “Ne oldu?” O güne kadar yaşanmamış bir olay. Ve bu endişeyle, telaşla herkes kiliseye doğru koşuyor. Bakıyorlar ki kilisenin çanını her zamanki kilisenin çan görevlisi çalmıyor, adaletsiz yere mahkûm edilmiş adam çalıyor. İnsanlar yanına yaklaşıyor ve büyük bir merakla diyorlar ki: “Ne oldu? Ne oldu da, kraldan daha büyük kim öldü ki sen çanı 5-6 defa çaldın?” Cevap ilginç: “Adalet öldü.” diyor.

Şimdi, Türkiye’de çanlar uzun süredir çalıyor Sayın Bakan. Eğer “Biz iktidarız, bize bir şey olmaz.” diyorsanız, gün gelir hesap döner, bir gün gelir bu keser, onu bunu kesen keser sizi de kesebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Adaletin herkese yarayacağına, herkesin adalete ihtiyacı olduğuna inanmamız gerekiyor.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütçenin hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Malik Ecder Özdemir (CHP, Sivas). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/malik-ecder-ozdemir-23-2010-12-19-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
