# Çeşitli vergi kanunlarında değişiklik yapılması hak.kanun tasarısı(ss.236)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim
- **Tarih:** 29 Temmuz 2003
- **Gündem:** ÇEŞİTLİ VERGİ KANUNLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAK.KANUN TASARISI(SS.236)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-22-2003-07-29-cesitli-vergi-kanunlarinda-degisiklik-yapilmasi-hak-kanun-tasarisi-ss

> Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 29 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ VERGİ KANUNLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAK.KANUN TASARISI(SS.236)); konuşma 1.787 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı, esas itibariyle, çeşitli vergi kanunlarının uygulanmasında ortaya çıkan sorunları çözmek amacıyla düzenlenmiştir ve bu kapsamda, başta vergi kanunları olmak üzere, çok çeşitli kanunlarda değişiklikler yapılmaktadır. Uygulamada karşılaşılan sorunlar nelerdir; çok çeşitlidir: Banka kredi kartlarıyla vergi ödenmesinden, kredi kartı sözleşmelerinde bankalar ile kredi kullanıcılarının, vatandaşların düzenledikleri sözleşmelerde Damga Vergisine kadar, Özel Tüketim Vergisi uygulamasındaki çeşitli sorunlara kadar. Şüphesiz, bunları çözmek gerekiyor, bunlar için bir yasal düzenleme ihtiyacı varsa, bunları da yapmak gerekiyor.

Esasen, tasarının komisyonlardaki görüşmeleri sırasında bu konulardaki sorunların çözümüne yönelik olarak düzenlemelerin yapılmasına ve düzenlemelerin iyileştirilmesine Cumhuriyet Halk Partisi olarak katkı da verdik. Ancak, çok önemli değişiklikler beklerken, hükümetin uygulamada karşılaşılan sorunları çözecek bir tasarıyla yetinmesini doğrusu doğru bulmuyoruz. Vergi sisteminde yapılması gereken ve hükümetin de acil eylem planlarında olsun, hükümet programlarında olsun yapmayı vaat ettiği, taahhüt ettiği birçok değişiklik var.

Tasarı, uygulamada karşılaşılan sorunları çözmeye yönelik bir tasarıdır, o şekilde açıkladım; ancak, bu düzenlemeleri yaparken, kanaatimizce, yanlış olduğunu düşündüğümüz, katılmadığımız birtakım düzenlemeler de var. Örneğin, Emlak Vergisi Kanununun çok doğru bir düzenlemesi vardır. Bu da şudur: Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan maaş alan bir vatandaşımız, Sosyal Sigortalar Kurumundan olabilir, Bağ-Kurdan olabilir veya Emekli Sandığından olabilir, bu kurumlardan maaş alan bir emekli vatandaşımız varsa, bu emekli maaşı dışında başkaca bir geliri yoksa, bu vatandaşımızın sahip olduğu, oturmakta olduğu ev, Emlak Vergisine tabi değildir; daha doğrusu, Bakanlar Kurulu kararlarıyla Emlak Vergisi oranı sıfır olarak belirlenir.

(1 ) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(2)236 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Tasarı, bu konuda bir düzenleme yaparak, bu Emlak Vergisi sıfır olan emeklinin binasının 150 metrekareyle sınırlı olmasını öngörüyor. Bu konuda zaman zaman basında yazılar, haberler çıkmaktadır. Haber değil daha doğrusu da, birtakım değerlendirmeler yapılmaktadır. Gecekonduda oturan vatandaş ile Boğaz'da yalıda oturan bir emekli vatandaşın kıyaslaması yapılmak suretiyle, boğazda yalısı olan emekli vatandaş Emlak Vergisi ödemezken, gecekonduda oturan vatandaş Emlak Vergisi ödemektedir. Konuya böyle bir örnekten yaklaşırsak, hakikaten, emeklinin sahip olduğu konutta da bir düzenleme yapılması gerektiği ortaya çıkar; ancak, Emlak Vergisi Kanununda bir şart var: Bir emeklinin emekli maaşı dışında başka herhangi bir geliri yok ise, oturduğu ev Emlak Vergisinden istisna, daha doğrusu, vergi oranı sıfır. Boğaz'da yalısı olan, Boğaz'da evi olan emekli var mıdır bilemiyorum; varsa da, sayısı kaç tanedir veya varsa da bu emekli vatandaşımızın bir başka geliri yok mudur, takdirlerinize sunuyorum. Boğazda yalısı olan bir emekli vatandaşın herhalde bir başka geliri, bir kira geliri veya başka bir yerden elde etmekte olduğu bir geliri vardır. Bu şekilde çok uç örnekleri esas alarak, tasarıyla, Emlak Vergisi Kanununun bu temel hükmünü değiştirmeyi doğru bulmuyoruz. Emekli, bir evi var, yüzölçümü ne olursa olsun, bu yüzölçümüyle bağlantı kurmaksızın, bu emeklinin oturduğu evinin Emlak Vergisi oranının, öteden beri olduğu gibi, sıfır olması gerekir. Tasarının bu konudaki düzenlemesine katılmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Yine, 2003 yılı içerisinde çıkarılmış olan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul etmiş olduğu bir kanunla, Gelir Vergisi Kanunundaki bir istisna kaldırılmıştı. Bu istisna neydi; kanunî ve iş merkezi Türkiye dışında bulunan -ki, bunlara, teknik tabiriyle "dar mükellefler" diyoruz- dar mükelleflerin Türkiye'deki irtibat bürolarında çalışan personeline, Türkiye dışında elde ettiği dövizlerden yine döviz olarak ödediği ücretler, Gelir Vergisinden istisnaydı. Bu istisna, vergi planlamasına yol açtığı gerekçesiyle, bu yıl içerisinde yürürlüğe giren bir kanunla kaldırılmıştı. Hakikaten, böyle bir istisna ve bu istisnanın sınırsız, ilelebet olması, Türkiye'de herhangi bir iş merkezi olmayan şirketlere, vergiden kaçınmak amacıyla uygun bir ortam yaratıyordu. Her şirket bunu kullanmayabilir; ama, kullanan şirketler vardır. Bu sakınca görülerek, kabul edilen bir yasayla bu istisna kaldırılmıştı ve son derece doğru bir düzenleme yapılmıştı. Önümüzde bulunan tasarıyla, daha önce yürürlükten kaldırılan, birkaç ay önce yürürlükten kaldırılan bu hüküm yeniden ihdas edilerek, irtibat bürolarında döviz olarak ödenen ücretlerin, yine vergiden istisna edilmesi hükmü getirilmektedir. Bu geriye dönüşü doğru bulmuyoruz.

Yine doğru bulmadığımız bir düzenleme, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ilişkin düzenlemedir. Hepinizin bildiği gibi, Türk hukukunda, Türk vergi hukukunda "Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar" diye bir müessese vardır. Bunun amacı, vakıflar herhangi bir kamu hizmetini üstlenmiş yürütüyorsa -örneğin, bir eğitim hizmeti yürütüyor olabilir, bir sağlık hizmeti yürütüyor olabilir- bu hizmetler kamunun yükünü azalttığı için, kamunun yükünü azaltan bu vakıflara da Bakanlar Kurulu vergi muafiyeti verebilir. Bu şekilde vergi muafiyeti tanınan vakıflar, sistemde çeşitli ayrıcalıklardan yararlanırlar.

Yeni Medenî Kanunun yürürlüğe girmesi sırasında yapılan bir düzenlemeyle, Bakanlar Kurulunca vakıflara vergi muafiyeti tanınması şeklindeki düzenleme, yetki yürürlükten kaldırıldı. Bu yürürlükten kaldırmadan sonra bir boşluk oluştu ve Bakanlar Kurulunun vakıflara vergi muafiyeti tanıma konusunda herhangi bir yetkisi kalmamış oldu. Aynı zamanda, geçmişte vergi muafiyeti tanınmış olan vakıflarla ilgili olarak ne yapılacağı sorusu da ortada kaldı. Bu boşluğu, gerçekten, gidermek gerekiyordu. Tasarıyla getirilmiş olan bir hüküm bu boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle herhangi bir itirazımız doğal olarak yok. İtiraz ettiğimiz nokta, Bakanlar Kurulunca vakıflara vergi muafiyeti tanınabilmesi için, vakıfların harcamalarının en az yüzde 80'inin kamu kurumlarının yürüttüğü hizmetlere ilişkin alanlarda olması gerekir. Vakıflar gelirlerinin yüzde 80'ini, örneğin, eğitim harcamasına, sağlık harcamasına ve benzeri diğer harcamalara harcıyor ise, bu vakıflara vergi muafiyeti tanınabilir. Buradaki yüzde 80'lik şart, tasarıyla üçte 2'ye getirilmektedir; bunu doğru bulmuyoruz. Neden doğru bulmuyoruz: Yüzde 80, oturmuş olan bir şarttır. Yıllardır, buna göre içtihatlar oluşmuştur, vakıflar tarafından benimsenmiştir ve vakıfları kamu hizmeti sunma konusunda daha ciddî bir çizgiye getirmiştir. Bu oranın yumuşatılarak üçte 2'ye indirilmesini doğru bulmuyoruz.

Tasarının katılmadığımız düzenlemeleri bunlar. Tasarı, ifade ettiğim gibi, beklediğimiz birçok konuda düzenleme yapılması ihtiyacı varken, şüphesiz, ihtiyaç duyulan birtakım düzenlemeleri yapabilir, onları yapmaktadır; ancak, onlardan daha acil yapılması gereken düzenlemeler vardı; örneğin, bir enflasyon muhasebesi -biraz önce kambiyo affında konuştuk- sistemin acil ihtiyaçlarındandır. Enflasyon muhasebesi, henüz, bu yasama döneminde komisyonlarda veya Genel Kurulda görüşmeye vesile olmamıştır, görüşme takvimi içinde bu yoktur.

Enflasyon muhasebesi, neden önemlidir: Vergi barışı yapılmıştır. "Vergi barışı" olarak isimlendirdiğimiz vergi affıyla hükümet, vergide yeni bir sayfa açma iddiasında olmuştur, geçmişin birikimlerini temizlemek, geçmişin sorunlarını geleceğe taşımamak ve vatandaşın önünde yeni bir sayfa açmak. Vergi barışını, vergi affını burada çok konuştuk, çok tartıştık; onun ayrıca tartışmasını yapmaya gerek yok. Ancak, hakikaten, mükelleflerin önünde yeni bir sayfa açabilmek için, onu, mükellefi sistem dışına iten unsurları vergi sisteminden ayıklamak gerekirdi; enflasyon muhasebesi de bunlardan biriydi. Enflasyon muhasebesinin yokluğu, bu anlamda son derece önemlidir. Neden önemli; yeni sayfa açılabilmesi için, mükelleflerin gerçekten kayıt içine girerek işlemler yapabilmesi için, bu, hakikaten gerekliydi.

Şimdi, uygulamaya konulan kayıtdışıyla mücadele için Maliye Bakanlığının bir tebliğiyle uygulamaya konulan bir düzenleme var; miktarı 5 milyar lirayı aşan ödemelerin banka sisteminden yapılması. Bu, son derece doğrudur; kayıtdışıyla mücadelede önemli bir adımdır; ama, bu adımı destekleyecek başka adımların atılması gerekir. Enflasyon muhasebesi burada da çok önemlidir. Yoksa, tek başına 5 milyar liralık ödemelerin banka sisteminden yapılmasının sağlayacağı faydalar bir yere kadardır; bir yerde yine sınırlı kalır, kayıtdışını çözmekte yeterli olmayabilir.

Kayıtdışı halen bütün hızıyla devam ediyor. Rakamlara bakarsak bunu görürüz, uygulamaya bakarsak bunu görürüz. Kayıtdışını önleyebilmek için enflasyon muhasebesini mutlaka getirmek gerekir. Vatandaşın, mükellefin kazancının enflasyona isabet eden kısmını, enflasyondan kaynaklanan kısmını vergilememek gerekir. Enflasyon muhasebesi budur.

Bu, Türkiye'de bir yatırım ortamının oluşturulması için de şarttır. Hem yabancı sermayenin gelmesi hem yerli sermayenin yurtdışına kaçmaması hem de bizim, Türkiye'deki yerli müteşebbisimizin uluslararası alanda rekabet gücü kazanması için gereklidir ve zorunludur. Bunu, hükümetin çok daha fazla geciktirmeden Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmelere, görüşme ortamına taşıması gerekir.

Bunları yapmalıyız. Bunları yaparken hükümet çeşitli alanlarda kendi taahhütleriyle çelişen uygulamalar yapmıştır. Örneğin "yeni vergi getirme kolaycılığına gitmeyeceğiz" demesine rağmen ek vergileri getirmiştir. Ek Emlak Vergisi, ek Motorlu Taşıtlar Vergisini getirmiştir. Bunlar 2003 yılı bütçesinin dengelerinin kurulması adına getirilmiştir. Hatırlayacaksınız ocak ayında ilk paket açıklanmıştır, daha sonra 1 Martta tezkerenin reddinden hemen sonra 3 Martta yaklaşık 15,9 katrilyon liralık ikinci paket açıklanmıştır. Bunun içerisinde ek vergiler ve çeşitli harcamalardan yapılması planlanan tasarruflar vardı. Bunlar da yeterli olmamıştır, geçtiğimiz günlerde, faizdışı fazlayı tutturabilmek için 2,3 katrilyon liralık bir paket daha açıklanmıştır. Bu paketin içerisinde de yine çeşitli vergiler vardır. Özel işlem vergileri, eğitime katkı payı gibi yükümlülüklerin artırılması vardır ve bu üç paketle bu yılı çıkaracağımız da meçhuldür. Neden meçhuldür; çünkü, hükümet bir yandan bu paketleri açıklarken bir yandan ekonomi politikasında bu paketlerle uyumlu politikalar da götürememiştir; âdeta ekonomi alanındaki dağınıklık, ekonomi alanındaki politikasızlığın bütçeye yarattığı yüklerin telafisi amacıyla bu paketler getirilmiştir. Yoksa, başlangıçta çok daha tutarlı bir politika ortaya konabilseydi eminim bu paketlerin bir kısmına ihtiyaç olmayacaktı.

Faizler hâlâ yüksektir. Reel faizler hâlâ yüzde 30 düzeyindedir. Geçen yıl sonunda, seçim sonrası ortamda nominal faizler yüzde 50'lerin dahi altına inmişti ve 2002 sonunda enflasyonun yüzde 30,6 oranında gerçekleştiğini düşünürsek gerçekte o zamanki reel faizlerin bugünkü reel faizlerden daha yüksek olmadığını görürüz. Bugün yüzde 46'lara, 47'lere düşmüş olan nominal faizlerin, hedef enflasyonla kıyaslandığında, onunla birlikte dikkate alındığında, reel faizlerin düşmediğini, hâlâ, yüzde 30'lar civarında olduğunu görürüz. Yüzde 30'lar civarında bir reel faizle bu borçları çevirmek son derece güçtür. Hükümetin bunu gerçekten ciddiye alması gerekir ve borç stoku, burada, bu geceki konuşmalarda açıklandı, konuşuldu; borç stoku azalmamıştır. Borç stoku, sekiz aylık dönemde, dolar cinsinden 27 milyar dolar artmıştır. 70 katrilyon liralık içborcu ödemiş olmak bir şey değil. Tabiî ki, yıllardır Türkiye borç alıyor, borç ödüyor. 70 katrilyon liralık borcu ödemek bir başarı değil. Önemli olan, bu borcu ödedikten sonra borç stokunda bir azalma yaratılmış mıdır. Azalma yaratılmış değil ise, o zaman, bütün bu üç paketle ödediğimiz, vatandaş olarak, toplum olarak ödediğimiz toplam 22 katrilyon liralık fatura boşa gidecek demektir, bu sıkıntıları boşa çekmişiz demektir.

Sosyal güvenlik sistemi açığı devam ediyor. Sosyal güvenlik sisteminde çok büyük iddialarla ortaya çıkan hükümet, hedeflediği açığı tutturamamaktadır. Bütçede, sosyal güvenlik için 14,9 katrilyon liralık açık öngörülmüştür. Daha ilk sekiz ayda bunun 8,9'unu harcamıştır; yani, yüzde 56'sını harcamıştır. Yıl sonunda hedef aşılacaktır; 16, 16,5 belki 17 katrilyon lirayı bulacaktır, eğer, hükümet, o konuda önlem almaz ise.

İşsizlik Fonuna değinmek istiyorum. Bakın, İşsizlik Fonunu da hükümet amacına uygun kullanmamaktadır. Belki, kanunda yazılı amacına uygun kullanmaktadır, doğru; ama, İşsizlik Fonunun amacı neydi; işsiz kalan vatandaşlarımıza, işsiz kaldıkları dönemde, belli sürelerle, belli miktarlarda yardımda bulunmaktı. İşsizlik Fonundaki tutar 6,7 katrilyon liradır; ama, hükümetin yıl başından bu yana ödediği rakam, sadece 112 trilyon liradır, yüzde 2'sinden bile azdır. Türkiye, en ağır işsizliği yaşadı, milyonlarca insanı işsiz kaldı ve halen işsizlik oranı artıyor. Ekonomideki büyüme oranına rağmen, ihracatın artıyor olmasına rağmen, enflasyon oranının düşüyor olmasına rağmen işsizlik rakamlarına baktığımızda, aralık sonundan mart sonuna kadar işsizliğin, yaklaşık, yüzde 20'ye yakın bir oranda arttığını görüyoruz; işsizlik artıyor.

Sadece üç göstergenin iyi olması, her şeyin iyi gittiği anlamına gelmez; diğer alanları da iyi yönetirseniz iyi olur.

İşsizliğe dönecek olursak; 6,7 katrilyonluk fonu hükümet neden işsizlere bir yardımda bulunmakta kullanmıyor acaba?! Eğer, bu fon, bu dönemde işsizler için kullanılmayacaksa, başka hangi dönemde kullanılacaktır?! Bunu, sizlerin takdirine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu düzenlemeleri yapalım, vergi kanunlarındaki sorunları çözelim; ama, bu sorunları çözerken de, ekonomide yaşadığımız bu önemli sorunları dikkatimizden kaçırmayalım.

Bu konuları dikkatinize sunmaya çalıştım. Dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “Çeşitli vergi kanunlarında değişiklik yapılması hak.kanun tasarısı(ss.236)”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 29 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-22-2003-07-29-cesitli-vergi-kanunlarinda-degisiklik-yapilmasi-hak-kanun-tasarisi-ss (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
