# 2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2013
- **Gündem:** 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=28211
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-24-2013-12-20-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi-2

> Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 20 Aralık 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE); konuşma 2.402 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve televizyonlardan bütçe görüşmelerini izleyen vatandaşlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bir bütçe görüşmesini daha gerçekleştireceğiz. Ancak, geleneksel olarak bütçe görüşmeleri yapılırken, hep bütçe konuşurken bu sefer Türkiye’nin gündemi bir anda farklılaştı ve Türkiye’nin gündemi bugüne kadar görmediği ölçüde bir başka konuyla meşgul oldu.

Değerli milletvekilleri, İstanbul’da cumhuriyet savcılarınca başlatılan soruşturma çalışmalarının dördüncü günündeyiz.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Oo Sayın Bakan gelmiş! Ne yüzle gelmiş! [CHP sıralarından alkışlar (!)]

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu süre içerisinde kamuoyuna intikal eden bilgiler gerek ülke yönetiminin gerekse Hükûmetin son derece vahim, ciddi bir durum içerisinde olduğudur. 4 Bakan hakkında çeşitli iddialar basında yer almaktadır. Hiç şüphesiz ki bir hukuk devletinde, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hukukun bu temel ilkesini siyasetin merkezine almış bir partiyiz; insan haklarına, hukuka, “suçsuzluk ilkesi” olarak isimlendirdiğimiz masumiyet karinesi ilkesine saygılı bir partiyiz. Herkesin de bu ilkeye saygı göstermesini arzu ederiz.

Ancak, yine, bir hukuk devletinde işleyen, işlemesi gereken bir kural vardır. Cumhuriyet savcıları soruşturmalarını Anayasa’nın, yasaların kendisine çizmiş olduğu görev alanı içerisinde yaparlar. Bu görev alanı içerisinde siyasetin, hükûmetin, başbakanın, bakanların müdahale etmemesi, müdahale teşebbüsünde bulunmaması gerekir. Bu da bir başka hukuk kuralıdır. Fakat, duruma baktığımızda, tablo, hukuk devleti ilkesi çerçevesinde bir tablo değildir.

Bugüne kadar, hukuksuz birçok davada hiç sesini çıkarmayan Sayın Başbakan, yetkililer, bakanlar, bu defa masumiyet karinesine, suçsuzluk ilkesine sıkı sıkıya sarılmış durumdalar ve “Mahkeme edilinceye kadar, mahkemeler karar verinceye kadar hiç kimse suçlu sayılmaz.” diyorlar. Elbette, bu da bizim görüşümüzdür. Ama, bu ilkeye sarılan Sayın Başbakan, bakanlar “Savcıların görevlerini yasalar çerçevesinde bağımsız bir şekilde yapması gerekir.” şeklindeki hukuk devletinin bir diğer ilkesini bir kenara atmışlardır, soruşturmayı sulandırmaya çalışmaktadırlar. Soruşturmayı yürüten savcıların yanına müdahil olmak üzere başka savcılar görevlendirilmiştir. Polis müdürleri, emniyet müdürleri görevlerinden alınmaktadır. Görevden alınma gerekçeleri, savcı emriyle görev yapan polislerin bu görevini neden amirlerine bildirmediğidir. Bu, başlı başına bir hukuk skandalıdır. Bizim kanunlarımıza göre, ceza hukuku sistemimize göre, polis cumhuriyet savcısının emriyle görev yapıyor ise adli kolluk hizmeti görevi yapıyordur ve bundan dolayı sadece ve sadece savcıya karşı sorumludur, bu görevi amirlerine herhangi bir şekilde bildirir ise bu bir suç teşkil eder. Görüyor musunuz “Polisler böyle bir görevi, operasyon görevini amirlerine bile haber vermiyor, İçişleri Bakanının oğlu tutuklanıyor; bundan Bakanın bile haberi yok. Böyle acıklı bir durum olabilir mi, böyle vahim bir durum olabilir mi?” diye durumdan şikâyet edenler, gerçekte bir hukuk kuralını ayakları altına almaktadırlar. “Bizim Hükûmet dönemimizde bakanların oğlu da gözaltına alınır, bundan bakanların da haberi olmaz, biz böylesi bir sistem kurduk.“ diyerek bundan bir övünç payı çıkarmak yerine, buradan polisleri, emniyet müdürlerini cezalandırmak isteyen hukuk dışı bir anlayış var, bunu kabul etmek mümkün değildir. Türkiye’de gerçekten vahim bir durum vardır. “Neden polisler amirlerine bunu haber vermedi? Bu suçtur.” Ayrıca, bu şu demektir: Yani ciğeri neden kediye emanet etmediniz? Bunu istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe görüşmelerinde bu konunun yeterince irdelenmesi gerekir. 4 bakanla ilgili olarak bir fezlekenin hazırlandığı basında yer aldı, böylesi bir bilgi basında yer almış durumda. Bu fezlekeler acaba ne durumdadır? Normal olarak, Adalet Bakanlığı üzerinden Başbakanlık kanalıyla bu fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal etmesi gerekir ama şu ana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine böylesi bir bilgi, doküman, belge intikal etmemiştir. Bunun akıbeti hakkında Sayın Hükûmet bilgi verirse bundan mutlu oluruz. Ancak, bu tablo şunu göstermiştir ki bu bütçe görüşmeleri bugüne kadar olmadığı şekilde meşruiyetini yitirmiştir. Bu bütçe dokümanları, 2014 yılı bütçe kanun tasarısı ve 2012 yılı kesin hesap kanunu tasarısı meşruiyetini yitirmiştir. Sayıştay raporlarının yokluğu nedeniyle esasen bir meşruiyet tartışması içine girmiş bulunan bu bütçeler, şimdi, savcılarca yürütülen bu soruşturmalar nedeniyle ikinci bir meşruiyet tartışmasının içine girmişlerdir. Bu bütçeler artık meşruiyetini yitirmiş bütçelerdir.

Meşruiyet, sadece klasik anlamıyla Parlamento çoğunluğu veya o hükûmetin arkasındaki halk desteği veya seçimlerde aldığı oy oranı değildir. O, işin birinci şartıdır ama ikinci şartı, o hükûmet doğru ve adil işler yapacaktır. Doğru ve adil işler yapmayan hükûmet, seçimlerde hangi oy oranını alırsa alsın meşruiyetini yitirmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, biraz önce burada iktidar partisi grubu adına konuşan Sayın Nurettin Canikli, uzun uzadıya Sayıştay raporlarından söz etti ama üzülerek ifade edeyim ki kendi uzmanlık alanı olmasına rağmen Genel Kurula doğru bilgi vermemiştir, eksik bilgi vermiştir, Genel Kurulu yanıltıcı bir şekilde konuyu anlatmıştır. Ben size kanunlara göre doğruları anlatacağım, kararı siz verin.

Sayın Canikli şuraya bir tomar, bir balya rapor getirdi. O raporların bir bölümü de burada; ben de örnek olarak bunları getirdim, sizlere sunacağım. Dedi ki: “Bu raporlar bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine geliyor muydu? Gelmiyordu, ilk defa şimdi geldi. Yani önceki hükûmetler döneminde gelmeyen raporlar şimdi gelmeye başladı.”

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkı, demokrasilerin en temel kavramıdır. Bütçe hakkı demokrasileri yüceltir, yükseltir. Bütçe hakkına saygı duyan demokrasiler gerçekten insan hak ve özgürlüklerine önem veren, onlara saygı duyan demokrasilerdir, ikisi beraberdir bunların. Bütçe hakkı yok ise insan hak ve özgürlüğü de yoktur, ikisi atbaşı gider bunların.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkı, devletin yapacağı harcamaların kapsamı ve büyüklüğü ile yani nerelere, ne miktar harcama yapacağı ile bu harcamaların yapılması için bunların finansmanını oluşturmak üzere milletin ödeyeceği vergilere milletin kendisinin karar vermesidir. Millet demokrasilerde bu kararını, seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla ve bütçe kanunları çıkararak alır. Yani, Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri, milletin temsilcisi olarak milletin bütçe hakkını buradaki oylarıyla, görüşleriyle bütçe kanunları çıkarmak suretiyle ifade eder. Demokrasilerde hükûmetler, bütçe kanunlarıyla parlamentodan vergilerin toplanması konusunda izin, harcamaların yapılması konusunda yetki alırlar. İşte, Parlamentonun Hükûmete vermiş olduğu bu vergi toplama izninin ve harcama yapma yetkisinin usulüne ve amacına uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemek, milletin en tabii hakkıdır. Bütçe hakkı, bütçeyi çıkarmakla bitmez, aynı zamanda bu bütçe uygulamasının sonuçlarını da milletin denetleyip bilmesi gerekir. Yine bütün demokrasilerde bu denetimi parlamentolar adına sayıştaylar yapar, Türkiye’de de bu denetimi Sayıştay yapmaktadır. Sayıştay, bütçe hakkının millet adına bekçisidir.

2003 yılı Aralık ayında bu Parlamento, iki partili Parlamento, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinden oluşan Parlamento, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’nu kabul etti. Hep birlikte kabul ettik bunu. Biz de o yasaya destek verdik, kamu mali yönetiminde reform yapıyorduk çünkü. Eksiklikleri olmasına rağmen o yasaya destek verdik. Daha sonra Sayıştay dedi ki: “Benim kendi kuruluş yasam çıkmadı, o da çıksın ki ben gerçekten bütçe hakkına uygun bir denetim yapayım.” Daha sonra 6085 sayılı Sayıştay Yasası 2010 yılı sonunda çıktı. Ama bu yasalar çıktıktan sonra, Sayıştay raporları hazırlanmaya başladı, Adalet ve Kalkınma Partisi attığı adımdan pişman oldu, “Eyvah, bu denetim raporları Parlamentoya gelecek ve benim ne kadar usulsüz işlemim varsa bunu bütün millet bilecek.” dedi. Buna tahammül edemedi. 4 Temmuz 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluk oylarıyla bir yasayı kabul etti ve Sayıştayın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunması gereken raporların kapsamı daraltıldı, Sayıştayın performans denetimi yapma yetkisi kaldırıldı. Biz bu yasayı Anayasa Mahkemesine götürdük. Anayasa Mahkemesi 27 Aralık 2012 tarihinde bu yasayı iptal etti. Ondan sonra Hükûmeti yine bir telaş aldı. Nisan 2013 tarihinde yeni bir kanun teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi AKP Grubu. Bu yetkiyi, Sayıştayın Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde elde ettiği yetkiyi elinden almak, raporları budamak için bir teklif verildi. Biz büyük tepki gösterdik, birçok toplum kesimi bu teklife tepki gösterdi ve Hükûmet geri adım atmak zorunda kaldı. Orada geri adım atan Hükûmet bir başka şey yaptı. Bu sefer fiilen bütün üyelerini kendi Parlamento çoğunluğuyla tayin ettiği, Sayıştaydaki Rapor Değerlendirme Kurulu üzerinden bu raporlara müdahale ederek Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesi gereken denetim bulgularını bu raporlardan çıkarttı, konu budur. Sayın Maliye Bakanı üç gün önce şunu söyledi: “Biz Sayıştaya 25 milyon harcama kaydını verdik. Sayıştay bu denetimi yapıp Türkiye Büyük Millet Meclisine verebilir.” anlamında bir değerlendirme yaptı.

Sayın Canikli, siz bir balya rapor getirdiniz.

Sayın Canikli konuşup gitti galiba.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Buralarda, buralarda.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben kendisini dinledim oysa.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O da dinliyor, buralarda.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Neyse, kendisi bilir tabii ki. Yani, ben onu mahcup etmek amacıyla burada değilim ama mahcubiyetini görmek isterdim doğrusu.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz dinliyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz dinliyoruz, o da dinliyor sizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, bakın, “Bugüne kadar bu raporlar gelmedi, ilk defa bizim dönemimizde geldi.” diyor. Evet, geldi. Adalet Bakanlığı raporu altı sayfa, Sayıştay diyor ki, aynen okuyorum: “Denetim görüşü oluşturabilmek için gerekli mali rapor ve tablolar ile bilgi ve belgeler yukarıda ilgili bölümde açıklandığı üzere Adalet Bakanlığı yönetimi tarafından sağlanamadığı için Adalet Bakanlığının 2012 yılına ilişkin mali rapor ve tabloları hakkında görüş bildirilememektedir.” (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Canikli, rapor bu. Bu, Adalet Bakanlığı, burada başka bakanlıklar da var bakın, sadece beş altı bakanlığı örnek olarak getirdim. Bir kısmı belki birkaç sayfa daha fazla olabilir. Üst üste koyarsanız o balyayı eder, içerik yok.

Ne diyor Sayıştay Yasası’nın 38’inci maddesi? Burada “Dış denetim genel değerlendirme raporu” başlıklı 38’inci madde diyor ki: “Sayıştay denetçileri…” Örnek Adalet Bakanlığını verdiğim için oradan gideyim. “…Adalet Bakanlığının hesaplarını denetler; Adalet Bakanlığı gerekli mali tabloları verir; ayrıca, harcama belgelerini Sayıştay denetler; bu denetim sonucunda düzenlenen raporlar Adalet Bakanlığına tebliğ edilir; Adalet Bakanlığının yetkilileri bu raporda tespit edilen hususlara cevaplarını verirler; Sayıştay bu cevaplardan bir kısmını uygun görebilir, gördüklerini raporun dışına çıkarır; kalanlar ilgili Sayıştay dairesine gider; görüşülür; o 38’inci maddedeki prosedürü izler ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bu raporlar gelir.”

Sayıştayın ilgili yönetmeliği burada, yönetmelik eki tablo “Olumlu Görüş İçeren Denetim Raporu Formatı” başlığını taşıyor. Ekler bölümü var, denetim raporunun ekinde ilk yer alması gereken konu, denetim bulgu ve önerileridir. Yani, denetim bulguları burada yer alacak.

Şimdi, bir tartışma var: “Efendim, bu mali tabloları kim verecek?” Sistem değişti, eskiden Ankara Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü tüm devletin harcamalarını yapıyordu; Jandarmanın ödemesini yapıyordu, Tarım Bakanlığının ödemesini yapıyordu, Sayıştay o muhasebe müdürlüğünü denetliyor ve rapor düzenliyordu. Sistem değişti şimdi yeni yasayla. Her kurumun, yani Adalet Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Jandarma, her neyse, her kurumun kendi mali tablosu olacak, bilançosu olacak, mizanı olacak, alacakları, borçları… Yani, tahakkuk esaslı bir muhasebe sistemine geçildi. Adalet Bakanlığı diyor ki: “Ben, bunları hazırlayıp veremedim.” E, bir yandan övünüyorsunuz “Tahakkuk esaslı muhasebeye geçtik.” diye, daha onun gereğini yerine getirmemişsiniz. Geçtik o kısmını, ama öbür tarafı denetledi, Ankara Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğündeki harcamalarını Sayıştay denetledi. Sayın Bakan söylüyor “25 milyon harcama verisini Sayıştaya verdik.” O harcama denetimi sonrasında yazılan rapor nerede? Cevaplar nerede? Böyle bir rapor yazılmadı mı? Meclisten kaçıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkına saygı göstermeyen bir iktidar vardır. Sayıştay raporlarını, Sayıştayın denetim bulgularını Türkiye Büyük Millet Meclisinden gizleyen bir Hükûmet vardır. O nedenle, bu bütçe meşru değildir. Türkiye’de, bütçe oylamaları aynı zamanda güven oylamalarıdır. Sayıştay raporları olmaksızın kabul edilen bu bütçeler nedeniyle, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz bunlara “hayır” oyu vereceğiz ama özellikle iktidar partisi grubu milletvekillerine sesleniyorum: Bu kadar yolsuzluk iddialarından sonra, denetimin bu kadar önemli olduğu gerçeği ortaya çıktıktan sonra elbette memleketi bütçesiz bırakmamak için bütçeye oy verebilirsiniz ama gelin, şu kesin hesap kanunu tasarısına oy vermeyin. Hesabını vermeyen bir hükûmet vardır burada. Bu hesap vermeyen Hükûmete buradan lütfen bir ders verelim.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan Başbakanlık dönemini üçe ayırıyordu; çıraklık, kalfalık, ustalık. Şimdi görüştüğümüz 2014 yılı bütçesi Sayın Başbakanın ustalık dönemi bütçesi olmuş oluyor ve hatta ustalık döneminin zirvesindeyken hazırlanmış olan bir bütçe oluyor. Dolayısıyla, “2002 yılında enkaz devraldık.” edebiyatıyla yere batırdığı 2002 yılında Türkiye ekonomisinde var olan sorunların on bir yıllık iktidar döneminden sonra çözülmüş olması, en azından çözüm yolunda adım atılmış ve o konuda bir mesafenin alınmış olması gerekir; ustalık bunu gerektirir. Bakalım, kendisini “usta” olarak tanımlayan Sayın Başbakan bu konuda hakikaten bir başarı sergileyebilmiş mi?

Yine, bütçeler millî gelirin yeniden dağıtılmasının aracıdır, ekonomide 2014 yılında 1,7 trilyon liralık bir millî gelir yaratılacak. 436 milyar liralık bir bütçe büyüklüğüne sahibiz yani millî gelirin yüzde 25’i oranındaki bir bütçeyle, o büyüklükteki bir harcama büyüklüğüyle, devlet, ekonomide yeniden dağıtım faaliyetinde bulunacaktır. Yani 436 milyar liralık vergi, vergi dışı gelir veya borçlanma hasılatı, bütçede öngörülen harcamalar yoluyla ekonomiye iade edilecektir. İşte, bu süreç, vatandaşı doğrudan ilgilendirmektedir. “Bu bütçe bana ne getirecek?” sorusunun cevabını vermek önemlidir. Bütçeyi bu iki açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Ancak gördüğüm şudur: On bir yıldan sonra, on ikinci yıla giren Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri artık yorulmuştur. “Metal yorgunluğu” diye bir kavram vardır. Belli bir süre sonra, metal, özelliğini kaybeder, metali oluşturan atomlar birbirini tutma kabiliyetini kaybederler, metalin mukavemeti azalır. Şimdi iktidarın durumu budur. İktidar yorgunu bir AKP vardır. Bu bütçe, iktidar yorgunu AKP’nin bir bütçesidir.

TÜİK’in gelir ve yaşam koşulları araştırması var. TÜİK’in rakamlarına göre, vatandaşımızın yüzde 61’i borç ve taksit ödemelerini yapmakta zorlanıyor, 2012 yılı rakamı; 2011 yılında da rakam bu, yüzde 61 düzeylerinde. Yani 2011’den 2012 düzeyine borç ve taksit ödemelerinde zorlanan geniş bir vatandaş kitlemiz var, vatandaşımızın yüzde 61’i.

Ağır kış şartları içerisindeyiz. “Evimin ısınma ihtiyacını bütçemle karşılamakta zorlanıyorum.” diyen vatandaşlarımızın toplam vatandaşlara oranı yüzde 37. Bu rakam, 2011’de yüzde 35, 2011’den 2012’ye durum daha ağırlaşmış. Vatandaş, kışın ısınma ihtiyacını karşılayamıyor. Vatandaşlarımızın oturduğu evlerin yüzde 41’inin çatısı sızdırıyor, duvarları nemli ve vatandaşımızın bunu onarma imkânı yok, 2011’de de durum aynı, iyileşme diye bir şey yok burada.

İki günde bir et veya tavuk yiyemeyen vatandaşımız, toplam nüfusun yüzde 56’sı. Evet, vatandaş, bütçesini borçla çeviriyor, borç çarkıyla çeviriyor ve Türkiye’de tüketici kredileri Avrupa Birliğinin 2 katına ulaşmış durumda, konut kredisi hariç. Hükûmetin bu konuda aldığı önlemler var, gerçekten, Hükûmeti kutluyorum, vatandaşın bu zor durumu karşısında çok önemli önlemler almış. Birincisi, kredi kartlarını sınırlandırıyor. İkincisi, taksitli satışlardaki taksit sayısını azaltacak düzenlemeyi hazırlamış, bütçeden sonra, yeni yılda hemen bunu yürürlüğe koyacak ama bir konuda, ısınma konusunda almış olduğu bir önlem var ki o konu da tebrike değer, Ankara’da doğal gaz karneyle dağıtılıyor! İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkiye’yi, o dönemin Cumhuriyet Halk Partisini “karne”yle eleştiren Sayın Başbakan, 2023 vizyonuna doğru giderken, Ankara’da doğal gazı karneye bağlamış durumda. Evet, Sayın Başbakan, böyle bir Türkiye’yi bizim önümüze koymuş durumda.

Sayın Başbakan asgari ücretle ilgili rakamlar verdi burada, asgari ücretle ne kadar süt, peynir, pirinç alındığına ilişkin rakamlar verdi. Sayın Başbakanın rakamlarını ciddiye almıyorum, yanlış çünkü. Sayın Başbakan Maliye Bakanına başvursun lütfen, Sayın Maliye Bakanı da TÜİK’in rakamlarını alıyor, kullanıyor ama Sayın Başbakan başka bir ölçü kullanmış, ben doğrusu, anlayamadım. Asgari ücretle satın alınacak süt miktarını 435 litre olarak sunuyor ve “Asgari ücretle şu kadar mazot alıyor, şu kadar pirinç alıyor, şu kadar şunu alıyor…” diyor Başbakanımız. Vermiş olduğu rakamların hepsi yanlış, ortalama rakamları söylemeye çalışıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Doğru rakamlar, kesin rakamlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz, Sayın Aydın, buraya çıkıp bu konuda bir şey söyleyemeyeceksiniz, diyeceksiniz ki: “Ya, kusura bakmayın, Sayın Başbakan asgari ücretin netini almamış, brütünü almış.” (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan asgari ücretin brütüyle millete burada “Senin satın alma gücün ne kadar arttı.” diyor. Yazıktır, yazıktır, yazıktır değerli arkadaşlar!

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, İstanbul). “2014 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı ile 2012 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-24-2013-12-20-2014-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2012-yili-merkezi-2 (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=28211

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
