# Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Akif Paksoy (MHP, Kahramanmaraş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim
- **Tarih:** 18 Mart 2010
- **Gündem:** BİYOGÜVENLİK KANUNU (SS.:473)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-paksoy-23-2010-03-18-biyoguvenlik-kanunu-ss-473

> Mehmet Akif Paksoy (MHP), 18 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİYOGÜVENLİK KANUNU (SS.:473)); konuşma 1.008 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitler Günü vesilesiyle vatanı uğruna, bayrağı uğruna, milleti uğruna gözünü kırpmadan destan yazarak, canla başla çarpışarak şehit düşen bütün evlatlarımızı rahmetle anıyor, gazilerimiz ve yakınlarına uzun ömürler diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin acilen bir biyogüvenlik kanununa ihtiyacı olduğu bir gerçektir ve doğrudur. Bugün dünyada geliştirilen birçok bitki çeşidinin genetik yapısında bizim bitkisel kaynaklarımızın genleri vardır. Bu açıdan konuya yaklaştığımızda bugün bu kanun tasarısını zevkle, şevkle tartışmamız gerekirdi, ancak karamsarız, mutlu değiliz, umutlu hiç değiliz. Üzülerek ifade edeyim ki AKP İktidarı bu konunun öneminin farkında bile değil.

Değerli milletvekilleri, belki bir çoğunuz hiç hatırlamayacaktır. AKP iktidara geldiği ilk günlerde halkımız ile bir sözleşme anlamını taşıyan Acil Eylem Planı hazırladı. Burada bir biyogüvenlik kanun tasarısı hazırlanacağı vadedilmemişti. Ancak 3 Ocak 2003 tarihinde yayınlanan Acil Eylem Planı’nda EDP-80 kod ile “Transgenik yani GDO’lu bitkilerin üretim, tüketim ve ticareti konularını içeren AB ile uyumlu bir yönetmelik hazırlanacaktır.” denilmekte ve bu işlemin en geç on iki ay içinde bitirileceği belirtilmekteydi ancak bu yapılmamıştır.

Daha sonra -sanırım 2004 yılıydı- bir Ulusal Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı hazırlandığını duyduk. Kurumların görüşleri alındı. Hepimiz, bu önemli bir konu, kısa zamanda Meclis gündemine hemen getirilir diye bekledik ancak hepimiz yanıldık, bu kanun tasarısı bir türlü Meclis gündemine gelmedi. Derken, 26 Ekim 2009 tarihinde Bakanlık tarafından ani bir kararla bir yönetmelik çıkartıldı. Kapalı kapılar ardında apar topar çıkarılan bu yönetmelik kimseyi memnun etmedi, kamuoyunda kıyamet koptu. Çünkü daha önceki teamüllere aykırı olarak, yönetmeliğin içeriğinin bırakın sivil toplum örgütleriyle paylaşılmasını, Bakanlığın ilgili birimleri dahi bu yönetmelikten bihaberdi. Hatta bazı sivil toplum örgütü başkanları, bu yönetmeliğin taslağını ilk defa ABD Büyükelçiliğinden temin ederek inceleme fırsatı bulduklarını ifade ettiler. Kamuoyunda, bu yönetmeliğin gündem değiştirmek amacıyla çıkarıldığı yönünde yaygın bir kanaat oluştu. Hükûmet, insan sağlığı ile ilgili çok önemli bir konuyu, gündemi değiştirmek için kullanmaktan çekinmedi.

Sayın milletvekilleri, yönetmelik ile ilgili yasal süreci hepimiz biliyoruz. Geçen süre içinde yönetmelik birkaç defa değiştirildi. Nihayet bugün, her ne kadar 2004 yılında hazırlanan kanun tasarısından içeriği çok farklı da olsa ve artık başından "ulusal" kelimesi de çıkarılan Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı Meclis gündemimize geldi.

Şimdi ben soruyorum:

1) Bu mevzuatın düzenlenmesi için neden yedi yıl beklenildi?

2) Bu beklemede, Bakanlar Kurulunda etkin görev yapan bakanların çocuklarının GDO'lu ürün ithalatı yapmalarının etkisi var mıdır?

3) Geçen bu yedi yıllık süre içinde bazı bakanların ve üst makamların çocuklarının alışveriş merkezlerinde GDO’lu mısırları bardak bardak satarken herhangi bir tedbir alınmış mıdır? Bu GDO’lu ürünleri, bu ürünlerin tehlikesinden habersiz bir şekilde halkımıza, çocuklarımıza satıp yedirenlerin vicdanları rahat mıdır? Bu sayın büyüklerimizin çocukları, eğer bu yasa 2004 yılında çıkarılmış olsaydı bardak mısır işine girerler miydi?

4) 2004 yılından beri Biyogüvenlik Kanun Tasarısı hazırken, bu kanun tasarısını Meclise getirmek yerine, ani bir kararla, 26 Ekim 2009 tarihinde bir yönetmelikle düzenleme niçin yapıldı? Bu ani düzenlemede, gündemi değiştirme yanında, AKP içinde Başbakanla arası açılan ve Başbakanı kızdıran bir eski bakana ve üst makama ders vermek amacı var mıdır? Çıkarılan bu yönetmelikle, artan soya fiyatlarıyla kimler köşeyi dönmüştür?

Sayın milletvekilleri, bu soruları daha da artırmak mümkündür. Biyogüvenlik kanunuyla ilgili süreç kötü yönetilmiştir. Hükûmet, birçok konuda olduğu gibi bu kanun tasarısını da bir rant ve hesaplaşma vasıtası olarak görmüştür. Bu yaklaşımlar yanlıştır. Zaten yasa tasarısı da, ülkemizin sahip olduğu zengin biyoçeşitliliğimizi, insan ve çevre sağlığımızı korumaktan uzaktır. Tasarı, biyogüvenlik kanunu olmaktan çıkıp bir GDO’lu ürünler mevzuatına dönüşmüştür.

Sayın milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, biyoteknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmektedir. Ülkemiz bu gelişmelere yabancı kalamaz, kalmamalıdır da. Yine hepimizin bildiği gibi, özellikle bitkisel biyoçeşitlilik bakımından ülkemiz çok zengindir. Her türlü stres koşullarına dayanıklı onlarca bitki türümüz vardır. GDO teknolojisinde şimdiye kadar kullanılan genler daha çok bakteri kökenlidir. Hâlbuki ülkemizde yetişen bazı bitki türlerinin sahip olduğu genler ile modern teknoloji yöntemleri kullanılarak hastalık ve zararlılara dayanıklı yeni çeşitler geliştirmemiz mümkündür. Bu bitki türlerinin sahip olduğu genler üzerinde çalışmayı ve onlardan faydalanmamızı bekliyorlar. Diğer yandan biz ülke olarak gerek tohumluk için gerekse bitki hastalık ve zararlıları için kullandığımız zirai mücadele ilaçlarına her yıl binlerce dolar ödüyoruz. Kültürel tedbirler için yaptığımız harcamalar ayrı bir maliyet. Hâlbuki, sahip olduğumuz bu zengin kaynağı ve modern biyoteknolojiyi kullanarak olumsuz toprak ve iklim koşullarına dayanıklı çeşitler geliştirmemiz mümkündür.

Her ne kadar İktidar bunun farkında değilse de bu çalışmaları yapacak kalite ve kapasitede insan kaynağımız ve altyapımız vardır. Bütün mesele organizasyon ve bütçedir. Bu yasa tasarısı ile biz bu düzenlemelerin yapılmasını beklerdik. Bu yasa tasarısının amacı, mevcut biyolojik kaynaklarımızı korumak, sahiplenmek, geliştirmek, yönetmek ve onları insanımızın faydasına kullanılabilir hâle getirmek olmalı idi. Bu yapılmamıştır. Mevcut yasa tasarısı ile biyolojik kaynaklarımızı korumak belki mümkün olabilecektir ancak modern biyoteknolojiyi kullanarak yeni çeşitler geliştirmemiz bu tasarının kanunlaşmasından sonra daha da zor olacaktır. Biz Hükûmeti defalarca uyarmamıza rağmen önerilerimizi kabul etmemiştir. Bundan sonra üniversitelerimizin, araştırma kuruluşlarımızın dışarıdan araştırma materyali temini daha zor olacaktır. Bu yasa tasarısı, söz konusu bu araştırma kuruluşlarımız için ilave bir kaynak da yaratmadığı gibi yeni bir düzenleme ve organizasyon da oluşturmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, biraz da tarımın genel durumuna değinmek istiyorum. Burada Sayın Bakanı ve İktidar sözcülerini dinledik. Elbette yaptıklarını anlatacaklar. Bunları yadırgamıyoruz. Burada tarımda yapılanları yeterli bulmayan İktidara mensup milletvekillerinin varlığını da biliyorum. Tarım can çekişiyor. Köyler boşalıyor. Çiftçilerimiz üretimden kopuyor. Ama siz öyle abartılı rakamlar veriyorsunuz ki mevcut durum ile çizdiğiniz resim arasındaki tenakuzu anlamakta zorluk çekiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 2002 yılı sizin miladınız oldu ya, bende 2002 ile 2008 yılı destekleme rakamları… Ki 2002 yılı için Bakanlığın üç ayrı yayınında üç ayrı rakam var: Birinde 1,8 milyar TL (bu, 2008 yılı Bakanlık Faaliyet Raporu’nda), birinde 2,8 milyar TL (bu, 2004 yılı Tarım Şûrası’nda), birinde ise 3,1 milyar TL (2005 yılı Bakanlık Faaliyet Raporu’nda). Doğal olarak Sayın Bakan en küçük rakamı kullanıyor. Ben, Bakanlığın rakamlarını değil, Ziraat Odalarının rakamını kullanarak size bir oran vereyim, siz de gidin kontrol edin hangisi doğru.

Biz 2002 yılında 2,28 milyar TL destek vermişiz. Siz 2008 yılında 5,4 milyar TL destek vermişsiniz. Diyeceksiniz ki: “Sizin 2 katınızdan fazla destek vermişiz.” Çıkıp övüneceksiniz. Hakkınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Akif Paksoy (MHP, Kahramanmaraş). “Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 18 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-paksoy-23-2010-03-18-biyoguvenlik-kanunu-ss-473 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
