# Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ali Aslan (HDP, Batman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 10 Nisan 2018
- **Gündem:** Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=68698
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-aslan-26-2018-04-10-devlet-su-isleri-genel-mudurlugunun-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kan

> Mehmet Ali Aslan (HDP), 10 Nisan 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle); konuşma 1.037 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HDP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünya Roman Günü’nü de buradan kutluyorum “…”(x) diyorum kendi ana dilleriyle.

Yine, aynı şekilde Asuri-Süryanilerin Bahar Bayramı ve Diriliş Bayramı’nı da buradan kutluyorum. Aynı şekilde, Hazreti İsa’nın dili olan ve şu anda Süryanilerin kullandığı Süryanice, Aramice olarak da bu bayramı kutlamak istiyorum: “…” (x)

Yine, arkadaşlar tabii ben kanun tasarısı üzerinde konuşacağım ama ondan önce şu anda Adana’da olan vahim bir olayı size nakletmek istiyorum: Bazı öğrenci evleri ve aile evleri Furkan Vakfının eğitim evleri, yurt evleri diye mühürlendi, kapatıldı ve hem öğrenciler hem aileler maalesef dışarı atılmış durumda.

Arkadaşlar, bu görüntüler Suriye’deki göçmen kardeşlerimize ait görüntüler değildir. Bakın, öğrenciler maalesef geceleri dışarıda yatmak zorunda kalıyor, bir kısmı eşyalarını evden alabilmiş bir kısmı da evleri mühürlendiği için maalesef eşyalarını dahi alamamıştır.

Yine, hani “Kızlar okusun.” diyoruz ya maalesef birçok kadın öğrenci evleri mühürlendiğinden dışarıda gecelemek zorunda kalıyor. Geçen perşembeden bu yana bir haftadır bu durum maalesef sürmektedir.

Yine, yeni evli, sekiz ay önce evlenen -zarar gelmesin diye ismini vermeyeceğim- ve eşi dört buçuk aylık hamile olan bir ailenin de evini mühürlemişler ve kaç gecedir maalesef dışarıda yatmak zorunda kalıyorlar; bu, bebeğe de zarardır.

Tabii, biz, bu yapılan zulümleri buradan haykırmaya devam edeceğiz. Merhum Ali Şeriati’nin şu sözünü hatırlatmak isterim: “Bir zulmü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurunuz, ifşa ediniz.” Yine, Peygamber (AS) “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, gücünüz yetmezse kalbinizle müdahale edin.” diye buyurmuştur. Ben de şu anda icra makamında olan sizlere bu zulmü anlatıyorum ki siz bu zulmü ortadan kaldırınız; bu, iktidarın vazifesidir.

Bakın, arkadaşlar, belgesiz konuşmuyorum. Kendilerine -öğrencilere, ailelere- tebligat yapılmış “Evleri boşaltın.” diye. Tebligattan bir gün sonra ilgili öğrenciler ve aileler valiliğe başvuruyor, valilik de Çukurova İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne onları yönlendiriyor. İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü de -burada yazıyor, Sayın Bakanımıza da takdim edebilirim- “İlgili evlerin Furkan Eğitim Vakfıyla herhangi bir ilgisi yoktur, meskendir, evdir. Herhangi bir mühürleme işlemi yapılmayacaktır.” diye kendilerine yazılı belge verdiği hâlde, ertesi gün polis orayı basıp evleri mühürlüyor.

Arkadaşlar, ilgili kanun tasarısı üzerine tabii konuşacağız, çok önemli. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu 15 Mart 2018 ile 4 Nisan 2018 tarihleri arasında bu çalışmayı komisyondan geçirmiş. Tabii, sadece bir alanı değil, birçok alanı ilgilendirmektedir. Tarım arazilerinin toplulaştırılması, su birliklerinin feshedilmesi, orman alanlarında yer altı depolarının kurulması gibi çok sayıda konu başlığı yer almaktadır. Tarım, orman ve su alanında köklü değişiklikler öngören bu kanun tasarısında meslek odalarının, derneklerin, sivil toplum örgütlerinin ve akademisyenlerin neredeyse hiçbir şekilde görüşlerine başvurulmamıştır ve yine tasarı kamuoyunda yeterince tartışılmamıştır. Yine aynı şekilde, son anda Komisyona geldiği için, hatta son gün de bile maddeler eklenmiştir, milletvekillerinin, özellikle muhalefet, hatta iktidar milletvekillerinin dahi ne inceleme ne mantık yürütme zamanı, fırsatı olmuştur.

Su, toprak ve ormanların varlığı ve korunması tüm canlıların yaşamı için hayati önemdedir. Bunlarla ilgili alınacak kararlarda, çıkarılacak yasalarda ve o uygulamalarda son derece titiz olunması ve olası sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak tarım arazilerinin toplulaştırılması, su birliklerinin feshedilmesi, ormanda yer altı depolarının kurulması vesairesi, sadece günümüzün değil, geleceğimizin, gelecek nesillerimizin ve ülkedeki bütün -tarım olsun, su olsun, orman olsun- servetin tarumar edilmesi, yıkılması anlamına gelmektedir maalesef bu kanun tasarısıyla.

Ekosistem, su, orman, meralar, kıyılar halkın gereksinimi haricinde kullanıma açılmamalı ve korunmalıdır. Ekolojik, kültürel, toplumsal yıkım proje ve politikalarına karşı partimiz havayı, suyu, dereleri, denizleri, gölleri, toprağı, ormanları, kısacası yaşam ve yaşam alanlarımıza ait bütün her şeyi savunmaya devam edecektir.

Yine, maalesef su, su havzaları, toprak, orman, ekosistem ticarileştirilmeye açılmaktadır. Yani, birilerinin menfaati gözetilerek bu düzenlemeler yapılmaktadır. Bağı, bahçesi, tarlası olan şahısların yaşam hakkına, yaşam alanlarına, mülklerine de el konulabilecektir. Çiftçinin geçimlik yaşam hakkı da yok sayılacaktır. Toprak toplulaştırmayla meralara, tarlalara, bağlara, bahçelere zorla el konarak endüstriyel tarıma açılmaktadır.

Çiftçilerin yönetiminde olduğu demokratik kitle örgütü sulama birlikleri özelleştiriliyor, çiftçilerin kurumu olmaktan çıkarılıyor. Çiftçinin geçimlik üretimlerini devre dışı bırakacak, topraklarına da el koyacak ve bu şekilde de GDO’lu ürünlerin üretiminin önü açılmış olacaktır.

Yine, dereler üzerinde dağıtılan HES lisansları ve su kullanım hakkı sözleşmeleriyle Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Trakya’nın her yerinde derelerin kullanım hakkı son birkaç yıl içinde hızlıca kırk dokuz yıllığına şirketlere devredilmiştir. Doğaya ait alanların kullanım hakkını şirketlere devrederken sadece suyu metalaştırmamakta, su havzalarını da ticarileştirmektedir.

Tarım ve hayvancılık DSİ’nin ve yetkilendirilmiş bir şirketin kararlarına bağlanamaz. DSİ, şirketler ve DSİ’nin bağlı bulunduğu Bakanlık da bu konuda yetkili kılınamaz. Halkların geçimlik yaşamını sürdürdüğü, barındığı yaşam alanlarına el konulamaz. Şirketlerin kullanımına sokulmayı meşrulaştırmayı öngören bu yasa kesinlikle çıkmamalıdır.

Yine aynı şekilde, bu yasa başlı başına Anayasa’ya, insan hakları sözleşmelerine aykırıdır, daha da önemlisi doğanın kendi fıtri kanununa aykırıdır. Su satılacak ya, her ne kadar “su işletim bedeli” adı altında geçiştirilmeye çalışılıyorsa da işin özü, Allah’ın yağmurunu, suyunu halka satmaktır.

Şimdiye kadar, bakın arkadaşlar, DEDAŞ, elektrik üretimi bu şekilde özele devredildi. Ne oldu? Bundan yine halk, yurttaş, çiftçi zarar gördü ve dolayısıyla aslında ülkenin ekonomisi zarar görüyor. Bakın, on gün önce Kızıltepe’deydik. On gün boyunca elektrikler kesikti ve ekinler sararmıştı, toprak çatlamıştı. Bizzat ben bölgeye gittim. Yurttaşımız ne yaptı? Artık bir işe yaramayan o alanlarda mecburen kendi hayvanlarını otlatarak en azından telef olan o ekinleri bu şekilde kullanmaya çalıştı ve 2 milyon dönüme yakın arazinin 600 bin dönümü bir hafta önce bu şekilde telef oldu. Tabii “bir hafta önce” diyorum, son gelen fotoğraflar da arkadaşlar böyle, o 600 bin herhâlde 1 milyona çıkmıştır. Niye? Çünkü elektrik de aslında artık günümüz teknolojisine göre neredeyse hava ve su gibi temel bir ihtiyaçtır. Kalkıp bunu özelleştirdiniz, adam istediğine ceza kesiyor, istediği zaman elektriği kesiyor. İşte ekinler, çiftçimiz de bu şekilde maalesef zarar görmektedir. Dün de Kızıltepe’nin Başak yani Sınara köyünde DEDAŞ yetkilileri gidip elektriği kesmek istemiş ve ilginçtir, bunu yaparken de iktidar, maalesef, askeri ve polisi DEDAŞ’ın emrine vererek yurttaşın elektriğini kesmesi için onlara yetki veriyor. Ya, böyle bir şey olur mu? Yani devletin, iktidarın bu anlamda hizmet etmesi gerekirken ekinler kurusun diye gidip elektriklerini kesmesi için onlara kolluk kuvveti de tahsis ediyor, yani el insaf.

Özellikle 1’inci maddede bu var, su kaynakları ve havzaların üzerine ve etrafına kurulacak olan güneş enerji sistemi için devasa türbinler kurulması öngörülüyor. Bu türbinler bu arazilerin üzerine binlerce ton molozun dökülmesine, hava, toprak ve suyun kirlenmesine, yer altı ve yer üstü canlı cansız organizmaların olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır. Bölgenin habitatını ve ekosistemini tümden bozma riski taşıyan böyle düzenlemede çevresel etki değerlendirmesi raporuna dahi gerek duyulmaması büyük bir sorun teşkil etmektedir.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ali Aslan (HDP, Batman). “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 10 Nisan 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-aslan-26-2018-04-10-devlet-su-isleri-genel-mudurlugunun-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kan (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=68698

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
