# Manisa ilinde üzüm bağlarında yaşanan doğal afetlerle ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 13 Nisan 2004
- **Gündem:** MANİSA İLİNDE ÜZÜM BAĞLARINDA YAŞANAN DOĞAL AFETLERLE İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2004-04-13-manisa-ilinde-uzum-baglarinda-yasanan-dogal-afetlerle-ilgili

> Mehmet Ali Şahin (AK Parti), 13 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MANİSA İLİNDE ÜZÜM BAĞLARINDA YAŞANAN DOĞAL AFETLERLE İLGİLİ); konuşma 2.253 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Gündemdışı konuşma yapan üç değerli arkadaşımız, değişik konularla ilgili düşüncelerini ve önerilerini dile getirdiler. İlki, Balıkesir Milletvekili arkadaşımız Sayın Sedat Pekel'in, ülkemizdeki işsizlik ve istihdam sorunuyla ilgili bir konuşmasıydı. Bu konuşmaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Başesgioğlu cevap vereceklerdi; ancak, Azerbaycan Devlet Başkanının Türkiye'yi ziyareti sebebiyle yapılan bir çalışma nedeniyle, hem Sayın Başesgioğlu hem de Tarım Bakanımız, bugün, şu saatte, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunamıyorlar. Ben, her iki Bakan arkadaşım adına, gündemdışı yapılan bu konuşmalara cevap vermeye gayret edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, hızla değişen teknoloji, bilgi ekonomisi, küreselleşme ve artan uluslararası rekabet, diğer alanlarda olduğu gibi, işgücü piyasalarını ve çalışma yaşamını da etkilemektedir. Tüm ülkelerde, ekonomilerin istihdam yaratma kapasiteleri tartışılmakta, giderek daralan istihdama ve buna bağlı olarak artan işsizliğe tüm dünyada çareler aranmaktadır. Bugün, dünyada -bunlar resmî verilerdir- 186 000 000'u açık işsiz olmak üzere, toplam 550 000 000 insan ya hiç çalışmamakta ya da eksik çalışmaktadır. Ülkemizin de en önemli sorunu -biraz önce, milletvekili arkadaşımızın da ifade ettiği gibi- işsizliktir. Ülkemizde işsizlik oranı yüzde 10,5 civarındadır; eksik istihdamla birlikte, atıl işgücü yüzde 15,3'tür.

İşsizlik, gelir yoksunluğu nedeniyle, bir yönüyle fakirliğe yol açarken, diğer yönüyle bireyler üzerindeki sosyal ve psikolojik etkileriyle sosyal dışlanmaya da neden olmaktadır; dolayısıyla işsizlik, ekonomik sonuçlarının yanı sıra, aynı zamanda toplumsal ve sosyal bir sorundur. Bu nedenle Hükümetimiz, 2004 yılını "işsizlikle mücadele yılı" ilan etmiştir. İşsizlikle mücadelenin bilinen en etkin yolu, yeni işlerin yaratılması, üretim, yatırım ve büyümedir. Hükümetimiz, büyüme, yatırım ve istihdam artışına uygun ekonomik ortamı hazırlama gayreti ve çabası içerisindedir. Ekonomide istikrarı sağlamaya yönelik çalışmalarımız neticelerini vermeye başlamıştır. Enflasyon ve faiz oranlarındaki rekor düşüşler devam etmektedir. Ülkemiz, yıllardır özlemini çektiği güven ortamı ve istikrarlı büyüme sürecine girmiştir. Değerli arkadaşlarım, bunun yanı sıra Hükümetimiz, işletmelerin, yatırım, verimlilik ve istihdamı artırıcı faaliyetlerini destekleme kararlılığındadır. Diğer yandan, tek başına ekonomik büyüme, mevcut işsizlere ve her yıl işgücü piyasasına giren 700 000 gencimize iyi işlerin, yani, iyi ücretli ve sigortalı işlerin sağlanmasında da maalesef yeterli değildir. Nitekim, son iki yıldır ekonomide yaşanan olumlu gelişmelere ve büyümeye rağmen istihdamdaki daralma henüz aşılamamıştır. Bu da bize, sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin yanında, başta insan kaynaklarına yatırım olmak üzere, işgücü piyasası reformlarına, aktif istihdam politikalarına yönelme zorunda olduğumuzu göstermektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, küreselleşme ve teknolojik değişmeler, üretim biçimlerini, ekonomileri, firma ve organizasyon yapılarını değiştirmektedir. Bu değişime, firmaların, sektörlerin ve işgücünün uyumu da kuşkusuz ki gereklidir. İşgücü piyasasının modernizasyonu ve uyumunu sağlamak için, Hükümetimiz geçtiğimiz bir yıl içinde önemli adımlar atmıştır. Bu düzenlemelerde temel hedeflerimiz, iş piyasamızın, çağın gerekleri doğrultusunda modernizasyonu ve etkinliği ile işgücü verimliliğinin sağlanması, işletmelerimizin rekabet yeteneğinin ve çalışanların sosyal haklarının geliştirilmesi, endüstriyel ilişkilerin ve sosyal güvenlik kurumlarımızın kurumsal yapılarının güçlendirilmesi olmuştur.

Bu reformlardan en önemlisi, şüphesiz, 4857 sayılı İş Kanunudur. Esnek çalışma modelleri ile iş güvencesi arasında denge kurmaya çalışan yeni yasayla, hem istihdam artışı hem de firmalarımıza küresel rekabette avantaj sağlanması düşünülmüştür. Ayrıca, yasayla, eşit davranma ilkesi, yıllık izin sürelerinin artırılması, ücret garanti fonu, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik düzenlemelerle çalışanların haklarında iyileştirmeler getirilmiştir. Uygulama süresince, gerekli durumlarda sosyal tarafların görüşlerini de alarak, yeni yasal düzenlemelere açık olduğumuzu da huzurunuzda belirtmek durumundayım.

Değerli arkadaşlarım, diğer önemli bir düzenleme, yabancıların çalışma izinlerini düzenleyen 4817 sayılı Kanundur. Yabancıların istihdamına ilişkin mevzuatımızın dağınık yapısı yabancı kaçak işçilerle etkin mücadele edilmesini engellemiş, ülkemiz kayıtdışı istihdamının da önemli bir unsuru olan ve sayıları yaklaşık 1 000 000'u bulan yabancı kaçak işçi sorununun ortaya çıkmasının başlıca nedenlerinden biri olmuştur. Yeni yasayla, yabancıların Türkiye'de çalışmalarına ilişkin dağınık mevzuat ve yetkiler tek merkezde toplanmış, çalışma izin sistemi düzenlenmiş, işverenler ve işçilerimiz için haksız rekabet oluşturan kaçak yabancı çalıştırılmasını engelleyecek ciddî yaptırımlar getirilmiştir.

İşgücü piyasamızda gerçekleştirilen diğer önemli reformlar, kurumların etkinliğini ve verdikleri hizmetlerin kalitesini artırmaya yönelik olmuştur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, SSK, Bağ-Kur ve İŞKUR Yasalarının çıkarılması, kayda değer önemli gelişmeler arasında sayılabilir.

Değerli arkadaşlarım, dünyada, işsizlikle mücadelede aktif politikaların önemi artmıştır. İşgücü piyasalarındaki gelişmelerin izlenmesi, işsizliği önleyici ve istihdamı koruyucu tedbirlerin geliştirilmesi, istihdam düzeyinin artırılmasına yönelik ulusal istihdam politikalarının oluşturulması ve bu politikaların uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

İşsizlere, niteliklerine uygun iş bulma, danışmanlık ve meslek eğitimi hizmetlerinin verilmesi, işletmelere ihtiyaçları olan nitelikli işgücünün temin edilmesi, önemi artan istihdam hizmetleridir. Ayrıca, özürlüler, eski hükümlüler, kimsesizler, uzun süreli işsizler gibi istihdamda dezavantajlı gruplara yönelik hizmetlerin etkinleştirilmesi ve bu gruplara yönelik özel projelerin geliştirilmesi de büyük önem arz etmektedir. Burada merkezî kurum, Çalışma Bakanlığına bağlı İŞKUR'dur, İŞKUR olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, büyüme ve istihdam artışında en büyük görev özel sektöre düşmektedir. Ülkemizde gerçekleşmesi gereken önemli bir zihniyet değişimi de, kamu ve özel sektör hizmetleri üzerine olmalıdır. Her yıl, iş piyasasına giren yaklaşık 700 000 gencin sadece 50 000'e yakını kamuda istihdam edilebilmektedir; geri kalanına, özel sektörün istihdam yaratması gerekmektedir. Biz, istihdamın özel sektör eliyle yapılmasını tercih ederken, elbette, devlet olarak kayıtsız kalamayız. Özel sektörün istihdamı geliştirme ve iyileştirmesine yönelik her türlü çalışmasını desteklediğimizi, sanıyorum takip ediyorsunuz. İstihdama yönelik teşviklerimizi kısaca hatırlatmak gerekirse, işsizlik sigortası prim oranları 2004 yılında da 1'er puan indirimli uygulanmaktadır. Böylelikle, piyasaya yaklaşık 1 katrilyon Türk Lirası kaynak bırakılmıştır. Asgarî ücret artışının işverenlerin istihdam yükünü artırmaması için, asgarî ücret üzerindeki sigorta prim maliyetlerinin bir kısmı devlet tarafından üstlenilmiştir. Burada da, 1,1 katrilyon Türk Lirası civarında Hazine katkısı gerçekleştirilmiştir.

Ayrıca, bölgesel gelişmişlik farklarını gidermek ve gerice yörelerde yatırım ve istihdam düzeyini artırmak için, kişi başına millî geliri 1 500 doların altında olan 36 ilde, sosyal sigorta primi, vergi, enerji ve arazi teşvikleri getirilmiştir.

Nitekim, bu konudaki yasanın çok kısa bir süre önce, ocak ayı içerisinde çıktığını biliyorsunuz. Bu konudaki yönetmelik hazırlıkları devam etmektedir. Şu anda, ülkemizin 53 vilayetinde, yatırım yapmak isteyene, Hazinece, devletçe bedava arsa verilmesi söz konusudur; 36 vilayetimizde de, biraz önce ifade ettiğim gibi, enerji teşviki, prim teşviki ve vergi primi teşviki söz konusudur.

Hükümet olarak, biz, özel sektörü yatırıma teşvik edelim, böylece özel sektör yeni istihdam alanları açsın ve biz de işsizliğe bir çare bulalım diye bu düzenlemeleri yaptık.

Tabiî ki, bu düzenlemenin uygulamasına bakacağız. Bu uygulamada aksayan yönleri, yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne Hükümet olarak getiririz ve ilave atılması gereken adımlar varsa -ki, bana göre vardır- bu adımları da kısa sürede atarız.

Ocak ayı içerisinde çıkarmış olduğumuz bu yasal düzenlemenin, inanıyorum ki çok olumlu yönlerini ve gelişmelerini pek yakında göreceğiz. Seçimler dolayısıyla bu vilayetlere de gittiğimizde, valilerle konuştuğumuzda, özellikle organize sanayi bölgelerine yatırım için çok yoğun talepler olduğunu gördük ve hatta, bazı valilerimiz, organize sanayi bölgelerinde yatırım yapmak isteyen insanlara, iş sahiplerine, sanayicilere "verebileceğimiz arsa kalmamıştır; bu nedenle, şimdi, Millî Emlak Genel Müdürlüğünden, Maliye Bakanlığından yeni hazine arazileri tahsisini isteyeceğiz" demişlerdir. Bu bizi sevindirmiştir. Bu yasanın uygulanması, zannediyorum, Türkiye'de istihdamın artmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2004 yılındaki birinci önceliğimiz, işsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması olacaktır. Bakanlık olarak, istihdamın artırılmasına yönelik işgücü piyasası reformlarına ve modernizasyonuna 2004 yılında da devam edilecektir. Bu çalışmalarımızda "Avrupa İstihdam Stratejisi" bizim için önemli bir kılavuz olacaktır.

2004 yılında ikinci önceliğimiz, kayıtdışı istihdamla mücadeledir. Kayıtdışılık, bir yönüyle, devletin sigorta ve vergi gelirlerini azaltırken, diğer yönüyle, çalışanların sosyal sigorta haklarından mahrum kalmasına yol açmaktadır. Vergi, sigorta ve diğer kanunî yükümlülüklerini ödemeyen kayıtdışı sektör, verimsiz üretimiyle, bu yükleri ödeyen kayıtlı sektörle haksız rekabet içindedir. Bu nedenle, kayıtdışı istihdamın önlenmesine ve sigortalı çalışmanın geliştirilmesine yönelik çalışmalarımız 2004 yılında daha da hız kazanacaktır.

Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki dönem, başta ulusal meslek standartları kanunu tasarısı olmak üzere, Kıdem Tazminatı Fonu Kanunu, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, hava iş kanunu ve genel sağlık sigortası kanunu tasarıları ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununa ve sosyal güvenlik sistemine ilişkin düzenlemeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirmeyi planladık. Bu konudaki çalışmalarımız son aşamadadır.

Hedefimiz, ülkemizin en önemli sorunu olan işsizliği azaltmak, verimliliği ve kayıtlı istihdamı artırmak ve böylelikle halkımızın refah seviyesini yükseltmek, sosyal korumayı ve endüstriyel ilişkileri güçlendirmek ve Avrupa Birliği standartlarını yakalamaktır. Bu hedefe ancak tüm tarafların işbirliğiyle, geniş bir sosyal diyalog ve sosyal katılımla ulaşılabileceğinin bilincindeyiz.

Sayın Pekel'in ülkemizdeki işsizlik ve istihdam sorunuyla ilgili yapmış olduğu konuşmaya ve bu konuyu gündeme getirmesine teşekkür ediyorum, takdirlerimi sunuyorum. Kuşkusuz, Hükümet olarak, Türkiye'nin en önemli sorununun işsizlik olduğunun bilinci içerisindeyiz. Biraz önce ifade ettiğim gibi, bu konuyu çözmek, Hükümetimizin öncelikli hedefidir. İşte, biraz önce açıkladığım, çıkarmış olduğumuz yasa ve bu yasayı takip edecek diğer yasalar, sanıyorum, ülkemizde üretimi ve yatırımı hızlandıracak ve böylece istihdama da ciddî bir imkân sağlayacaktır.

Bursa Milletvekili arkadaşımız Sayın Mehmet Emin Tutan ve Manisa Milletvekili arkadaşımız Sayın Hasan Ören Beyin gündemdışı yapmış olduğu konuşmaya da kısaca cevap vermek istiyorum. Biraz önce de ifade etmiştim; Tarım Bakanımız bir toplantı nedeniyle şu saatte Genel Kurulumuzda bulunamıyor. O nedenle, bu konuda gündemdışı konuşmaya cevabı ben arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemiz, başta kuraklık, sel, dolu, don zararı gibi doğal afetlere daima açık olan ve bu afetlerin sık sık vuku bulduğu bir coğrafyada yer almaktadır. Oluşan bu afetler dolayısıyla çiftçilerimiz önemli ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Devlet tarafından gerekli yardımlar sağlanmadığı takdirde, çiftçilerimiz, tarımsal üretimlerini sürdürmekte zorlukla karşılaşıyorlar. Bu da, ülkemizin, maalesef, bir gerçeğidir. Bu yıl, birçok ilimizde, tarımsal üretimde, don, sel ve fırtına gibi olumsuz iklim koşullarından etkilenme meydana gelmiştir. Zarar gören il ve ilçelerde komisyonlar kurulmuş ve hasar tespit çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalar tamamlandıkça çiftçilerimize gerekli yardımların yapılması da, kuşkusuz ki, tedbirler arasındadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün itibariyle, doğal afete maruz kalan üreticilerimize yardım edilmesi amacıyla yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler -altını çizerek ifade ediyorum- bütçeden yeterli kaynak ayrılamadığı için tam anlamıyla etkili olamamaktadır. Şunu da belirtmek istiyorum ki, 2002 yılı başına kadar, ülkemizde doğal afete maruz kalan üreticilere yardım yapılmasını sağlayan iki yasal düzenleme vardı. Bunlardan birincisi, 14 Temmuz 1948 tarihinde yürürlüğe giren 5254 sayılı Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanundur. Bu kanun çerçevesinde, kuraklık, don, sel, haşere, yangın ve benzeri afetlerden mahsulü zarara uğrayıp tohumluğu kalmamış ve kredi kuruluşlarından tohum kredisi alamayacak halde bulunan üreticilere gerekli yardım yapılmaktaydı. 5254 sayılı Kanun -yani, biraz önce özetini verdiğim kanun- 3 Mart 2001 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 4629 sayılı Bazı Fonların Tasfiyesi Hakkında Kanunla, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.

Doğal afete maruz kalan üreticilere yardım sağlayan bir diğer kanun ise, 20 Haziran 1977 tarihinde yürürlüğe giren 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanundur. Bahsettiğim 2090 sayılı Kanun tamamen yürürlükten kaldırılmamasına rağmen, Kanunun fonla ilgili maddeleri yürürlükten kaldırıldığı için, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren, doğal afete maruz kalan üreticilere aynî veya nakdî olarak ihtiyaç duyulan yardım yapılamamaktadır. 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun kapsamında, tarımsal ürünleri, canlı-cansız üretim araçları ve tesisleri değer itibariyle en az yüzde 40 oranında zarar gören ve tarımsal üretim imkânı kalmayan çiftçilere yardım yapılması öngörülmekteydi. Görüldüğü gibi, bugün itibariyle, doğal afete maruz kalan üreticilerimize, mevcut yasal düzenlemeler ve kaynaklarla, arzu edilen seviyede yardım yapılamamakta ve bu nedenle de yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, nedir bu yeni düzenleme; bu düzenlemeler bağlamında, diğer ülkelerde de başvurulan en etkin araç -biraz önce milletvekili arkadaşım da dile getirdi- tarım sigortası uygulamasıdır. Bu husus, 58 inci ve 59 uncu hükümet programlarında ve acil eylem planında da yer almıştır. Biraz önce milletvekili arkadaşımız da ifade ettiler.

Tarım sigortaları hakkında kanunun en kısa sürede, devlet destekli olarak çıkarılması ve ülkede oluşan bu boşluğun doldurulmasının sağlanması için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı koordinasyonunda yapılan çalışmalar son aşamaya gelmiş ve Bakanlar Kuruluna sevk noktasındadır. Bu, şu demektir: Böyle bir yasal düzenleme, önümüzdeki birkaç hafta içerisinde, yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne gelecektir.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Üretici Birlikleri de gelecek...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Bu yasa çıkarılırken, tamamıyla siyasî mülahazalardan uzak bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği, çiftçilerimizin menfaatına olan bu düzenlemenin iktidarıyla muhalefetiyle görüş birliği içerisinde gerçekleştirileceği inancını taşıdığımızı huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemiz, tarımsal üretim potansiyeli bakımından dünya üzerinde önemli bir yere ve ekolojiye sahiptir. Ülkemizin sahip olduğu bu varlık, başta meyve ve sebze olmak üzere çok çeşitli ürünlerin yetiştirilmesine imkân tanımaktadır. Ülkemizde üretilen meyve ve sebzeler, gerek yurtiçi tüketimimizin karşılanması ve gerekse bu ürünlerin bir kısmının ihraç edilmesi açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Meyve ve sebze ihracatımızın artırılmasında rakip ülkelere nazaran avantajlı bir konuma geçebilmek amacıyla ürünlerin uluslararası kalite ve normlarda dış pazarlara sunulması amacıyla bakanlığımızca tedbirler alınmaktadır. Bu arada, belirli ihracat teşvikleri de uygulanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği üzere, ülkemizde tarım ürünlerine yönelik ihracat teşvikleri, tarım ürünlerinin ticaretini uluslararası kurallara bağlayan Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması çerçevesinde sağlanmaktadır. Bu çerçevede, her yıl Tarım ve Köyişleri Bakanlığının da katkılarıyla, Dış Ticaret Müsteşarlığınca tarımsal ürünlerde ihracat iadesi yardımlarına ilişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu tebliği hazırlanmaktadır. Bu tebliğ kapsamında, buharda veya suda kaynatılarak pişirilmiş, dondurulmuş meyve ve sert çekirdekli meyveler için azamî yüzde 20 ödeme oranıyla, ton başına 82 ABD Doları; dondurulmuş meyve, sebze ile meyve ve sebze işlemeye dayalı gıda maddeleri için, yine, azamî yüzde 20 ödeme oranıyla, ton başına 68 dolar ihracat teşviki verilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkan, son cümlemi söylüyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

2004 yılı uygulamalarına ilişkin tebliğ çalışmaları da şu aşamada tamamlanmak üzeredir; sanıyorum, bir iki hafta içerisinde o da tamamlanacaktır.

Don ve diğer tabiî afet zararına maruz kalan üreticilerimize ve vatandaşlarımıza, tabiî ki, bu aşamada geçmiş olsun dileklerimizi ifade ediyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Manisa çiftçisine, üzümcüsüne ne yapılacak Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarımıza, bizi sabırla dinleme nezaketini gösterdikleri için teşekkür ediyorum.

Yerinden soru soran arkadaşıma, kuşkusuz ki, ilgili bakan olan Sayın Güçlü, bir vesileyle buraya geldiğinde yazılı veya sözlü olarak cevap verecektir.

Hepinize, yeniden, saygılar, sevgiler sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul). “Manisa ilinde üzüm bağlarında yaşanan doğal afetlerle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2004-04-13-manisa-ilinde-uzum-baglarinda-yasanan-dogal-afetlerle-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
