# Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ali Susam (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2010
- **Gündem:** MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-susam-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503

> Mehmet Ali Susam (CHP), 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)); konuşma 1.874 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün önemli bir yasayı konuşuyoruz. Bu yasayla ilgili olarak toplumun çok geniş kesimleri bu Parlamentoda konuşulacak şeyleri ilgiyle izliyorlar, sadece madenciler değil, tarımın çok önemli bir kesimini oluşturan zeytinciler, orman alanlarıyla ilgili düşünceleri olanlar ve benzeri bu işle iştigal eden birçok kesim izliyor.

Konuşmama başlamadan önce, en son Zonguldak maden kazasında, Karadon’da 30 tane maden işçimizin şehit olmasını, 2 tanesinin hâlâ bulunamamış olmasını ve böyle bir ortamda, maden kazalarının çok yoğun yaşandığı son dönemlerde Maden Kanunu’nu konuşmanın çok ciddi şekilde sorumluluk isteyen, her boyutuyla incelenmesi gereken bir konu olduğunun, bu anlamıyla da madencilikle ilgili hem Enerji Bakanlığının hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çok ciddi tedbirler alması gerektiğinin, toplumumuzun bu konuda çok duyarlı olması gerektiğinin altını çizerek başlamak istiyorum ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenciliğe böyle bir anlayış içerisinde bakıyoruz, madenciliği önemsiyoruz, maden sektörünün sorunlarını çözme konusunda çok hassas ve duyarlı olmaya özen gösteriyoruz. Çünkü biliyoruz ki -az önce bir kanun tartışılırken ortaya çıktı- Türkiye’nin bundan sonraki süreçte ihracatını artırma konusunda neler yapılması gerektiği tartışılırken, üretime dayalı ve ithalat oranı azaltılmış, kendi üretiminin oranı yükseltilmiş bir ihracat politikasının doğru olduğu söylendi. İşte maden bunlardan bir tanesi. Maden aşağı yukarı yüzde 100 ham maddesi bizde olan, bu ham maddesi bizim doğal rezervlerimiz olan bir alan.

Madeni iki alanda kullanıyoruz: Birincisi sanayimizin ham maddesi olarak kullanıyoruz; ikincisi, madeni alıyoruz, işliyoruz ve ihracat ürünü olarak, uç ürün olarak satarak ciddi bir şekilde ülkemize döviz getiriyoruz. Bugün, madencilik sektörünün bu alanda yaptığı rakamlar 3 milyar dolar civarındadır. En önemli sektörlerin başında da madencilik içerisinde mermercilik ciddi bir aşama katetmiş, mermercilikte fuarcılık olarak dünyanın ikinci uluslararası fuarını düzenleyen ülke olma konumu ve doğal rezervimizin yüksekliği nedeniyle de çok ciddi bir şekilde iddialı bir noktadayız.

Değerli arkadaşlarım, işte Madencilik Kanunu’nu konuşurken bu yaklaşımla bu komisyonlara katıldık. Bu kanun, 2004’te çıkarılmış kanunun Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ve doğan ruhsat alamama boşluğunu giderme noktasında ciddi, 2009 11 Haziranında Anayasa Mahkemesinin “Bir yıl içerisinde yeni bir kanun çıkartın.” şeklindeki önerisiyle, Bakanlığın yaptığı hazırlığı 3/3/2010 tarihinde Başbakanlık da Komisyona havale etti. Komisyona gelen kanun tasarısı, Komisyondan alt komisyona havale edildi ama Başbakanlıktan, Bakanlığın hazırlayıp Komisyona gelen ve alt komisyona havale edilen kanun tasarısı, alt komisyona gittiğimizde tamamen değişmiş bir şekilde, farklı bir kanun şeklinde geldi. Sordum: “Arkadaşlar, ya, ne oldu kısa bir süre içerisinde bu kanunu değiştirdiniz?” Dediler ki: “Sektörün talepleri vardı, bu taleplerini değerlendirdik, bu talepleri değerlendirerek yeni bir kanun hâline getirdik.” Orada Bakanlık temsilcilerine de, Müsteşar Yardımcısına da, tüm yetkililere de şunu söyledim: “Bu iş ciddiyet gerektirir. Madencilik gibi önemli bir sektörü… Bir yıl önce Anayasa Mahkemesi iptal etmiş ‘Bir yıl içerisinde yeni bir kanun çıkar.’ demiş ve siz, yapmış olduğunuz hazırlıkları… Alt komisyona indiğinizde çok farklı bir şekilde yeni bir tasarıyla karşı karşıya geliyorsunuz. Bu, Bakanlığın bu konuda ciddi bir zaafı olarak kendini göstermiştir.” dedik. Gelen kanun üzerinde konuşmaya başladık, onda da baktık ki değişikliklerin ardı arkası kesilmeden yeni öneriler geliyor. Dört tane tasarı oluştu. En son, Başbakanlıktan gelen tasarıya… Alt komisyonda bir tanesi geldi, o yetmedi; Ali Rıza Öztürk arkadaşımızın hazırladığı teklif vardı, ikisi birleştirilmişti, o yetmedi; Afif Demirkıran’la Mustafa Bey’in hazırladığı teklif geldi. O arada, bir tane de Zonguldak’taki maden işletmeciliğinin özelleştirilmesiyle ilgili bir kanunda, limanın özelleştirilmesiyle ilgili bir teklif geldi, o da yetmedi. Son hâliyle buraya gelen şu tasarı, AKP Grubunun, biraz sonra göreceğiniz on beşe yakın önerisiyle tekrar değiştirilerek önünüze gelecek ve bugün bu kanunu tartışacaksınız. Bu süreci niye anlatıyorum, biliyor musunuz? AKP’nin ve Enerji Bakanlığının bu kanundaki ciddiyetini algılamanız için anlatıyorum.

Sektör ne istiyordu bizden? Sektör diyordu ki: “Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerle ilgili kısa bir, ruhsatlandırmada çektiğimiz sıkıntıları giderecek üç maddede değişiklik yapın ve biz hemen, üretim sezonunun başladığı, baharın geldiği aylarda hızla bu kanunu Meclisten çıkartıp ruhsatlarımızı alalım.” Ama AKP, buraya, kendi kafasında olan, sektörün beklentilerini değil, kendi kafasında olan her şeyi içine soktu, ondan sonra da bir sürü tepkiler başladı. Hani şair demiş ya: “Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.” diyor Orhan Veli, onun Timur Selçuk da şarkısını yapmıştı. Giderayak bu yasa içerisine ne gerekiyorsa konmaya çalışıldı; işte, Orman Kanunu girdi, zeytincilikle ilgili kanun girdi, yaban hayatı ve avcılıkla ilgili kanun bunun içerisine girdi. Peki, bugün bunların hepsini çıkartıyoruz. Niye bir buçuk ay bizi bu kanunlar üzerinde tartıştırdınız veya niye şimdi çıkartıyorsunuz? Çıkartmanızın iki nedeni var: Birincisi, eğer biz bu kanun içerisinde yapabilirsek, bu kanunlarda yapılması gereken, kendimiz için gerekli değişiklikleri yapalım ve bu şekilde ormanı da değiştirelim, zeytinciliği de değiştirelim. Bunu savunurken de şöyle bir söylem vardı, madenlerle ilgili felsefe şu olmalıdır diyor iktidar partisi: “Yerin altındaki yerin üstündekinden değerliyse yerin altındakini çıkarmak için yerin üstündekilerini feda edebiliriz.”

Değerli arkadaşlar, bu doğru bir madencilik politikası değildir.

NURİ USLU (Uşak) – Biri yenilenebilir, birisi yenilenemez madendir, kaynaktır.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Ben size bir cevap vereyim. Kızılderili Şefinin, Cherokee’nin dediği gibi “Bir dere kuruduğunda, son balık tutulduğunda, son ağaç kesildiğinde, beyaz adam paranın yenilmeyeceğinin farkına varacaktır.” Bu dünyada, madencilik yaparken hiçbir zaman çevreyi unutmayacaksınız. Hele hele bu ülkede, zeytin ağacını hiç unutmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Zeytin ağacının mukaddes bir ağaç olduğunu, zeytin ağacının bu ülkenin en az altı bin yıllık geçmişinde damgası olduğunu, kabul ettiğimiz her dinî kitapta zeytinden bahsedildiğini ve Türkiye’de zeytinciliğin iddialı, dünyada birinci olabilecek bir potansiyeli içinde barındırdığını hiç unutmayacaksınız. Madencilik sektöründe 3 milyarlık ihracat yaparken 2 milyar 500 milyon liraya yakın sıvı yağ ithal ediyor bu ülke. Zeytinyağını Türkiye’de daha iyi noktaya taşıma noktasında hepimiz sorumlu davranmalıyız. İşte, sizin o kanuna sonradan soktuğunuz, Körfez Bölgesi’nin, Marmara Bölgesi’nin, Ege Bölgesi’nin, Akdeniz Bölgesi’nin zeytin üreticileri, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, TARİŞ, Marmarabirlik, o bölgenin belediyeleri, o bölgenin halkı güçlü bir direnç koydular ve o direnç sonucunda geri adım atmak zorunda kaldınız çünkü gereken buydu, yapılması gereken buydu.

Değerli arkadaşlar, Zeytincilik Kanunu’nu Maden Kanunu’nun içerisinde görüşme aymazlığı içerisinde olmak, bu ülkenin önceliklerini ve değerlerini doğru değerlendiremediğinizin göstergesidir. Onun için, Zeytincilik Kanunu’nu, burada, hem toplumsal direnç hem bizim bu anlamıyla komisyonlarda yaptığımız ciddi muhalefet sonucu çıkarmak durumunda kaldınız.

Değerli arkadaşlarım, madencilik sektörünün dinamik bir sektör olduğu, KOBİ’lerden oluşmuş çok önemli bir sektör olduğu açıktır ama bir hataya da düşülmemelidir. Bakınız, madencilik sektöründe 2004’teki kanundan sonra, kanunun bazı maddeleri iptal edildikten sonra ciddi bir ruhsat artışı gerçekleşmiş ve madencilik sektöründe “çantacılık” dediğimiz, maden ruhsatı alarak ruhsatları işletmek değil, ruhsat üzerinden para kazanma anlayışı içerisinde bir sürü maden üreticisi çıkmıştır. Gerçek madenciye, gerçekten madencilik yaparak bu ülkeye kaynak kazandırmak, bu ülkeye istihdam yaratmak, bu ülke için ihracat yapmak isteyen, bu ülkenin sanayisine üretim yapmak isteyen, tüm maden sektörüne emek veren, bu zorlu işi dağlarda, bayırlarda yapmaya gayret eden maden sektörünün vefakâr temsilcilerine sonsuz şükranlarımı sunarım ama Bakanlık koridorlarında dolaşarak “çantacı” diye tabir edilen insanların maden ruhsatı üzerinden para kazanma anlayışına son vermek bu maden yasasındaki en temel görevlerimizden biri olmalıdır ve biz, bunu, bu Komisyon çalışmaları sırasında ön planda tuttuk.

Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda, madenciliği teşvik etmenin yolu madenle ilgili ciddi teşviklerden geçer. Madencilik sektörü emek yoğun bir sektör. Bu emek yoğun sektör ciddi istihdam yaratıyor. Bu ülkede madencinin giderlerinin başında, çalıştırdığı emek yoğun istihdamın yarattığı işçilik vardır, madencinin tükettiği elektrik, enerji vardır, tükettiği akaryakıt vardır ve madencinin bunun dışında ciddi şekilde yaşadığı başka zorluklar vardır. Bu zorlukların aşılmasında eğer madencinin ayakta kalmasını sağlamak istiyorsanız bu kanunda getirilmesi gereken birinci öncelik, madencinin çalıştırdığı işçiler üzerindeki vergi yükünü indirmektir; dünyanın en pahalı elektriğini kullanan, dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanan ülke olmaktan bu ülkeyi çıkarmaktan geçer. Bunlar konusunda gerekli adımları atmıyorsanız, bunun madenciye getirdiği hiçbir katkı yoktur.

Madencilik Kanunu’nu değiştirirken, madencilik alanında ciddi bir şekilde, madenin ham madde olarak dışarıya çıkmasını değil, yüksek teknolojiyle ülke içerisinde yatırım yapılmış fabrikalarda işlenip mamul madde ve katma değeri yüksek madde hâline, mamul madde hâline getirilerek ihraç edilmesinin önünü açmaktır, teşviklerini buna vermektir; bu noktada ülke sanayicisini teşvik etmektir. Bu anlamıyla, bizim bu kanun sırasında savunduğumuz temel şey bu olmuştur. Madencilik sektörünü bu anlamıyla teşvik edin. Enerjide, işçilik maliyetlerinde, akaryakıtta ve teknoloji geliştirerek ihracat noktasında destekleyin dedik. Madencinin özellikle devlet hakkı konusunda yeni artırımlarla zor durumda bırakılması yerine, başka teşvikler noktasında desteklenmesi gerektiğinin önünü çizdik. Buradan çıkarak, madencilikte iki tercihin hiç unutulmaması gerektiğinin altını çizdik. Bir, çevreye saygılı bir madencilik yapacaksınız; iki, insana saygılı bir maden işletmeciliği yapacaksınız.

Değerli arkadaşlar, bunları söylerken, “Madencilikle ilgili üç maddelik kanun çıkarın.” derken, madencilikte daha geniş kapsamlı bir kanuna ihtiyaç yok anlamında söylemedik. Dedik ki: “Madencilikle ilgili geniş kapsamlı bir kanun daha çıkarabiliriz.” Bu konuda Mecliste bir komisyon kurduk: Madenciliğin Sorunlarını Araştırma Komisyonu. Bu Komisyon ülke içerisindeki birçok madeni gezdi, hatta hatta uluslararası seyahatler yaparak o ülkelerde bazı değerlendirmeler yaptı. Belki kısıtlı olarak sadece hangi alanlara gittiğini bilmiyorum -bizim arkadaşlarımız katılmadılar- ama eğer yeni bir geniş kapsamlı maden kanunu çıkacaksa, bu Madencilik Araştırma Komisyonunun da verileriyle, o Komisyon Raporu dikkate alınarak daha geniş kapsamlı bir kanun çıkarılmalıdır. Bu iddiayı söyledik ve bu konunun takipçisi olmaya özen gösterdik.

Arkadaşlarımız bu konudaki önerilerimizi dikkate almadılar ama bazı konularda öneriler dikkate alındı. Bu maden işletmeciliğinde özellikle son dönemlerde yaşanan, ruhsat sahiplerinin redevans yoluyla işletmecilik yaptırdığı işletmecilerin o madenlerde iş güvenliğini ve işçi sağlığını dikkate almadan, madenlerde güvenliği oluşturmadan sırf kâr amacıyla yapmış oldukları çalışmalar sonucu yüzlerce insanın hayatına mal olan maden kazalarının önüne geçilmesi konusundaki tavrımızdır.

Değerli arkadaşlar, bu konuda, her madende bir maden mühendisinin nezaretinde, aramadan başlayarak çalışmanın olmasını koşul koyduk. Her vardiyada asgari bir maden mühendisinin olmasını koşul koyduk. Teftişlerin bağımsız yapılabilmesinin önünü açacak koşulları bu maden yasası görüşülürken koyduk. Bu anlamıyla redevans işletmeciliği yapanların sorumluluğunu bu maden yasasında getirmeye özen gösterdik ve aynı şekilde, bunların, doğacak kazalardan her türlü sorumluluğunun artırılması konusunda elimizden gelen gayreti gösterdik. Yani, maden işletmeciliğinde insana saygılı işletmecilik yapılabilmesi için ne gerekiyorsa onun yapılabilmesi konusunda elimizin ve gücümüzün yettiği kadar değişiklik önergelerini verdik ve bu konuda verilmiş önerilere de destek olduk, bundan sonra da daha iyisini yapmak görevimizdir.

Bakın arkadaşlar, 2004’ten bu yana taşeron sistemi gelişmeye başladıkça Türkiye’deki maden kazalarında ölüm oranları artmıştır. Bu rakamları vermeme gerek yok ama sizler burada yaşadınız. Bu anlamıyla maden ocaklarındaki bu taşeron sisteminin gözden geçirilip kaldırılması, iş yaşamı ve iş güvenliği açısından sendikalı, sigortalı ve çalışma güvenliği sağlanmış bir çalışma ortamının oluşturulması herkesin görevidir.

“Yüzde 98 madendeki kazalar önlenebilir.” diyor dünyadaki istatistikler, “Yüzde 2 önlenemez noktasında, kader.” diyor. Ama bizim ülkemizde bazen, bu ülkedeki kazaları madenciliğin doğal bir gereğiymiş gibi gösteren hükûmet ve iktidar anlayışları olması, bu ülke insanını ciddi şekilde yaralamış ve üzmüştür. Bu kader değildir, bu önlenebilir bir olaydır ve insana saygı duyan bir işletmecilik anlayışının gereğidir.

Çevreye saygılı bir işletmecilik anlayışı da madencilikte üzerinde durmamız gereken en önemli bir konu olmuştur. Bundan dolayı Zeytincilik Kanunu’nu, bundan dolayı Yaban Hayatını Koruma ve Av Kanunu’ndaki değişikliği, bundan dolayıdır ki Orman Kanunu’nda yapılması gereken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) - …Orman Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili konularda hassasiyetimizi dile getirdik ve bugün önünüze gelen tasarı, bütün bu aşamalardan sonra, bütün bunlar çıkarak… Önünüzdeki tasarıda çıkmamıştır ama AKP’nin vereceği önergeler ve bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda vereceğimiz önergelerle bu Meclisten çıkartılacaktır.

Bu, şunu göstermiştir, değerli arkadaşlar: Kendi kafanızdaki yasaları çıkartmak isteseniz de Türkiye’de öyle bir kamuoyu vardır ki, size bunu müsaade etmez. Siz nasıl bir yasayı değil, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yasayı çıkarma noktasına geldiğiniz noktada, Türkiye kamuoyu da arkanızda olacaktır, bu Parlamentoda bulunan milletvekilleri de arkanızda olacaktır. Onun için Zeytincilik Kanunu’nu bir daha hiçbir şekilde bu yasaların içerisine sokmaya çalışmadan bu işleri yapın.

Bu duygularla bu yasanın ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ali Susam (CHP, İzmir). “Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-susam-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
