# Türkçe'deki bozulma ve yabancılaşmanın nedenleri ile toplumsal birlik ve beraberliğimiz üzerindeki etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla meclis araştırılması açılmasına ilişkin önerge ( 10/365 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Atilla Maraş (AK Parti, Şanlıurfa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim
- **Tarih:** 13 Şubat 2007
- **Gündem:** TÜRKÇE'DEKİ BOZULMA VE YABANCILAŞMANIN NEDENLERİ İLE TOPLUMSAL BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA MECLİS ARAŞTIRILMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGE ( 10/365 )
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620377.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-atilla-maras-22-2007-02-13-turkce-deki-bozulma-ve-yabancilasmanin-nedenleri-ile-toplumsal-birlik

> Mehmet Atilla Maraş (AK Parti), 13 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKÇE'DEKİ BOZULMA VE YABANCILAŞMANIN NEDENLERİ İLE TOPLUMSAL BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA MECLİS ARAŞTIRILMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGE ( 10/365 )); konuşma 2.040 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ATİLLA MARAŞ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ekrem Erdem ve 106 arkadaşının vermiş olduğu, dilimizde son yıllarda artarak devam eden bozulma ve yabancılaşmanın nedenlerinin araştırılarak, toplumsal birlik ve beraberliğimiz üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi ve gereken tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırma açılması talebiyle ilgili, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Türkçe, yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan, gelişmiş, zengin bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Türkçe, en geniş coğrafya parçasında konuşuluyor, çünkü, bugün, artık, Türk dili, sadece Anadolu'da, Balkanlarda, Türkistan'da ve Sibirya'da değil, çalışmak amacıyla Avrupa'ya, Amerika'ya, Avustralya'ya giden vatandaşlarımız sayesinde dünyanın dört bir bucağında konuşulur hâle gelmiştir. Türkçenin lehçeleri dediğimiz kolları, Balkanlardan Uzakdoğu'ya kadar geniş bir coğrafyada konuşma ve yazı dili olarak kullanılıyor. Türkçe, bugün Türk dil ailesinin en fazla konuşulan kollarından biridir. Bugün, 70 milyon kişinin konuştuğu Türkiye Türkçesi, sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde değil, diğer bölgelerde de konuşulan ve yazılan dillerdendir. 1980'lerin ortasında, UNESCO, hazırladığı bir raporda, Türkçenin, dünyanın beşinci büyük dili olduğunu açıklamıştı. Şüphesiz, bu raporu hazırlayanlar, Türk dilini ve lehçelerini bir bütün kabul ederek bu sonuca ulaşmışlardı. Bugün, dünyada, Türk dilinin çeşitli kollarını konuşan 200 milyonu aşkın insan bulunduğu sanılmaktadır. Burada, herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçeye çevirisi yapılabiliyorsa, felsefe eserleri Türkçeye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı dillere çevrilebiliyorsa, Türkçe, bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin üretilebildiği ve her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe bir bilim dilidir. Türkçenin bilim dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler ve iddialar boş iddiadan öteye gidemezler. Türkçe gelişmiş bir dildir diyoruz, çünkü, Türkçenin söz varlığı bugün 110 bine ulaşmıştır. Şimdi, burada, Değerli Bakanımın demin konuşmasında "Türkçeleşmiş kelimeler, sözcükler Türkçedir." dediği iddiaya ben de katılıyorum. Aksi takdirde, bugün, 110 bin kelimeye, sözcüğe ulaşmış olan sözlükteki kelimelerin tamamını atmamız gerekir.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Niye tamamını atalım? Yüzde 80'i Türkçe!

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Mesela, bakın "kefen", "defter", "kitap", "kâğıt", "meclis", "devlet", "millet", "cumhuriyet", "halk", "parti", "kravat", "pantolon", "saat", "rozet", "duvar", "tavan", "taban", "lamba", "elektrik", şimdi bunların hepsini atarsak, Türkçede bir şey kalmaz. Bunların hiçbirisinin aslı Türkçe değil, ama, bunlar Türkçeleşmiş kelimelerdir, sözcüklerdir. Dolayısıyla, Sayın Bakanımın bu iddiasına ben de katılıyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - "Cumhuriyet Halk Partisi" Türkçe mi Atilla Bey?

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - "Cumhuriyet Halk Partisi" Türkçeleşmiş Türkçe efendim. "Cumhuriyet Halk Partisi" Türkçeleşmiş Türkçedir.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Karşılığı varsa diyoruz. Karşılığı olan sözcükleri kullanalım.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Var, var, karşılığı da var.

Türk Dil Kurumunun 1945'te çıkardığı birinci baskı Türkçe Sözlük'teki kelime, sözcük miktarı 32 bindir. Bugün, değerli bir dil bilimci olan Sayın Mehmet Doğan'ın sözlüğünde sözcükler 80 bin kelimeyi geçmiştir. Türk Dil Kurumumuzun çıkardığı sözlükteki kelime miktarı da 110 bini aşmıştır. Demek ki, cumhuriyetin ilk yıllarında 32 bin civarında olan daraltılmış, atılmış, yani, kendi kültür ve medeniyetimizin bir aracı olan dil, cumhuriyetin ilk dönemlerinde anlaştırma adına birçok Türkçeleşmiş kelime "Arapçadır, Farsçadır" gerekçesiyle atılmıştır, ama, şimdi, çok şükür, yaşayan, konuşulan dil bizim olduğu için, bugün Türk Dil Kurumunun da kabul ettiği artık 110 bin kelimelik çok zengin bir dil hâline gelmiştir Türkçe, yani asli hüviyetine kavuşmuştur.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Neden şikâyet ettiğinizi anlamadım ben.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - UNESCO, daha sonraki yıllarda hazırlamış olduğu raporlarda Türk dil ailesini bir bütün kabul etmeyerek, her Türk lehçesini sıralamada ayrı ayrı değerlendirdi. Böylece, Türk dilinin sıralamadaki yeri değişti. Bu durum gerçeği değiştirmez. Yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bir alanda, Türk dilinin birbirine uzak ve yakın lehçeleri konuşulmakta, yazı dili olarak kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde, Türkiye Türkçesinin, güncel birtakım sorunlarına karşılık, kültür, sanat, edebiyat ve bilim dili olduğu artık bugün tescil edilmiştir.

Türkçe, kavramlar yönünden de son derece zengin bir dildir. Akrabalık ilişkilerimize verdiğimiz önemin sonucu, akrabalıkla ilgili sözler, başka hiçbir dilde görülmeyecek kadar fazladır, zengindir. Pek çok dilde, bırakınız "baldız", "görümce", "elti" gibi sözlerin karşılıklarını "teyze" ile "hala"yı ayırt edecek sözler bile yoktur. Renk adlarımız, renklerin en küçük ayrıntısına kadar tonlarını verecek şekilde zengindir; "yavruağzı", "gülkurusu", "gök mavisi" gibi.

Sözlük kullanma alışkanlığımız da aslında tam olarak gelişmemiştir, sözlere kendimize göre anlamlar yükleyip kullanırız. Bu durum, yalnızca yabancı kaynaklı sözleri değil, Türkçe kökenli sözleri de birbirine karıştırıp yanlış kullanmamıza yol açıyor. Söz gelimi "gözaltına almak" ile "gözlem altına almak" sözleri yerli yerinde kullanılamıyor. Bu yanlışı kitle iletişim araçları yapınca yan- lış kullanma, artık, toplumda hızlı bir şekilde yayılıyor. Sözleri yerli yerinde, bilerek kullanmak gerekir. Anlamı bilinmeyen sözler için mutlaka sözlüğe müracaat edilmesi gerekmektedir.

Türkçenin kullanımıyla ilgili olarak yaşanan sorunların başında, söyleyiş bozukluğu geliyor. Türkçe kökenli sözlerde söyleyiş bozukluğu fazla görülmüyor, ama, yabancı kaynaklı, alıntı sözlerde söyleyiş bozukluğuna sık sık rastlamaktayız. Bu yanlışlardan kurtulmak için, kullandığımız sözün doğru söylenişini bilmemiz gerekiyor. Dilimizde karşılığı bulunan sözlerin Türkçesini kullanmak da, bu yanlışlardan bizi kurtarır. Dilimizde karşılığı olmayan sözleri de kullanırken Türkçede kabul görmüş ve yaygınlaşmış şekilleriyle kullanmamız gerekmektedir. Türk Dil Kurumunun yayımlamış olduğu Türkçe Sözlük'ün 2005 yılındaki baskısında bu tür sözlerin söylenişleri de verilmiştir; uzun söylenmesi gereken ünlüler, ince söylenmesi gereken ünlüler belirtilmiştir. Radyo ve televizyon sunucularına, spikerlerine bu konuda büyük görevler düşmektedir. Sunucu ve spikerler sözleri doğru biçimlerde söylerlerse doğru biçimler toplumda daha hızlı olarak yayılır. Önemli olan, Türkçeyi doğru ve güzel kullanma konusunda bir duyarlılığın ve bilincin uyanmasıdır.

Günümüz Türkçesinin en önemli sorunu, yabancı dillerin, özellikle İngilizcenin Türkçeyi olumsuz olarak etkilemesi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan ve İngiliz kültürleri bütün dünya dillerini etkilemeye başlamıştı. Türkiye'de İngilizceyle öğretime başlandığı 1950'lerde Anglosakson kültürünün yoğun etkisi de kendini hissettirmişti. İngiliz sadece Türkçeyi değil başka dilleri de etkiliyordu. Fransızlar dillerini korumak amacıyla yasa bile çıkardılar.

Yabancı dil öğrenme düşüncesi zamanla yabancı dille öğretime dönüştü ve yaygınlaştı. Çocuklarımıza yabancı dil öğretelim, hatta, çocuklarımız bir dil değil birkaç dil öğrensinler, ama, yabancı dille öğretim yanlış bir yoldur. Öğrenciler yabancı dili yabancı dil derslerinde öğrensinler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özentiyle dilimize yabancı sözlerin girişi son yıllarda giderek arttı. Türkçesi varken yabancı kaynaklı sözleri kullanmak, bize göre, özentiden başka bir şey değildir. Yabancı dillerin etkisinin artması Türkçenin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiledi. "Divan Oteli" demek dururken "Hotel Divan", "Marmara Oteli" demek dururken, "The Marmara" demek, Türkçenin söz dizimi özelliklerini zorlamaktır.

Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama, anlatım kalıbı yabancı kaynaklı. Doğru olmayan bu kullanışlar giderek yaygınlaşıyor. Mesela, "çay içmek", "kahve içmek" yerine ne diyoruz, "çay almak", "kahve almak", "çay alır mısın", "kahve alır mısın", "özür dilerim" yerine "üzgünüm" gibi kullanışlar, bunlara sadece birkaç örnektir.

Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor. Türkçemize, son yıllarda, Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden bir söz akımı olduğu gerçektir. Sözlerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve yeni üretilen aletler ülkemize gelirken, adlarıyla birlikte geldiler, yani, "air-conditioner" gibi, "disket" gibi, "faks" gibi, "kamera" gibi, "monitör", "printer", "radyo", "televizyon", "video", "walkman", ilâ âhirihi. Dilimizin doğal gelişmesi içerisinde bu aletlerin en az bir kısmma karşılık bulunabildi, bir kısmına ise bulunamadı. Mesela, "buzdolabı", "bilgisayar", "derin dondurucu" vesair.

Yeni bulunan ve üretilen aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları, kullanıcılarıyla ilgili sözler de dilimize girmeye başladı. Hatta, bu sözlerden fiiller de üretildi, türetildi. Mesela, "disk jockey" kısaltılmışı "DJ" olarak değil, İngilizcedeki söyleniş biçimiyle "di jey". "Video jockey" "VJ" değil, "vi jey" biçiminde kullanıldı. "Fakslamak", "zaping yapmak", "zumlamak", vesaire.

Yabancı kaynaklı söz kullanmak artık bir özenti hâline gelmiştir ülkemizde. Günlük hayatta, çarşıda, pazarda, radyoda, televizyonda, basında, okulda, sporda, kısacası her yerde yabancı kaynaklı sözler artık bilinçsizce ülkemizde kullanım alanına girmiştir. Şimdi, bu olumsuz duruma karşılık toplumda Türkçe bilincini, Türkçe şuurunu uyandırmak ve canlı tutmak zorundayız. Şimdi, bu yozlaşmanın ve yanlış kullanımın önüne geçmenin önemli yollarından bir tanesi, öncelikle toplumda Türkçe bilincinin uyandırılması demiştik, ancak, özellikle iş yeri adlarındaki yabancılaşma karşısında yerel yönetimler belki etkili olabilir diye düşünüyorum. İş yeri açılışı için, mesela, ruhsat başvurusuna gelen iş sahiplerine, yabancı ad vermemek, ad vermek isteyenleri engellemek... Mesela belediyelerimiz tarafından böyle bir girişimde bulunulabilir. Adam dükkân açıyor "Tabelaya ne koyacaksın, Türkçe mi, yoksa demin saydığım isimleri mi koyacaksın?" diye böyle bir engel de konulabilir.

Dilin söz varlığının zenginleştirilmesi, bütün bilim dallarında öğrenim ve araştırmanın sürdürülmesi için dile terimlerin kazandırılması, dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması gerek ve şarttır. Bunlar yapıldığında dilde iyileştirme, daha doğru bir söyleyişle gelişme ve zenginleşme yaşanır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere, dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir.

Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildi- ği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine de katkıda bulunabiliriz. Bu yapılmadığı takdirde yabancı sözler, yabancı terimler dilimize girer. Dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması da ayrıca gereklidir.

Birer özenti alıntısı niteliğinde olan "şov", "konsensüs", "transformasyon", "efor" gibi gündelik kullandığımız bu sözlerin Türkçe karşılıkları olmasına rağmen kullanıyoruz. Öncelikle, bu özenti alıntılarının ayıklanması gerekir ve dilimizi, kendi asli kelimeleriyle kullanmaya özen göstermemiz gerekir. Üstelik, bu alıntı sözler, dildeki birkaç sözün yerine kullanılmakta, dilde yoksullaşmaya da meydan vermektedir.

Türkçede "değişim", "dönüşüm", "kabuk değiştirme" gibi ince anlam özelliklerine sahip sözlerimiz varken, bunların yerine kullanılan "transformasyon" kelimesi dildeki yabancılaşmanın, yani söz varlığında yoksullaştığımızın bir kanıtıdır. Üstelik, bu sözü, kimileri "transformation", kimileri de "transformasyon" diye kullanıyor. Hâlbuki "değişim", "dönüşüm" diyebilir.

Türkçenin şu andaki en önemli sorunu aslında, dildeki yabancı öğelerin arındırılmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil, saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almış bir dildir. Türkçenin İngilizceye de verdiği sözler vardır. Mesela, bunlardan en ilgi çekici olanını aktarayım: Son zamanlarda, dilimize İngilizceden girdiğini sandığımız "kiosk"tur. Bu söz, Türkçeden İngilizceye geçen "köşk" sözünden türemiştir. İngilizler "köşk" diyemiyor "ki- osk" diyorlar. Ama, bunun aslı bizim. Bizden de İngilizceye geçen kelimeler var.

Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü, dilin kimliğini bozacak derecede olmamalıdır. Bir dil, gerek duyduğu sözlerin karşılığı bulunamaması durumunda, yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratılarak alınabilir. En kötüsü, dilin söz dizimi özelliklerinin yabancılaşması, yabancı eklerin dile girmesi, dilin mantığına aykırı kullanışların yaygınlaşmasıdır. Türkçede çokluk eki "1ar", "1er" varken, İngilizcedeki çokluk eki olan "s" yani s'nin kullanılması, Türkçede "nm", "nin" eki varken Ingilizcede "s" ekinin kullanılması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur.

Geçenlerde İnternet'te gördüm. Bir sayfada şöyle diyor: "Okuls" diyor, "okulları" demiyor, "okuls." Ne demekse okuls? Yani, bu "s" ekinin İngilizceden ne kadar böyle taklit edilerek kullanıldığının bir göstergesi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dilimizi bekleyen tehlikeye gelince, üçüncü bin yılın henüz başlarındayız. İnsanlığı yeni bin yılda nelerin beklediği, geleceğin dünyasının nasıl olacağı, bilimde hangi noktalara ulaşılacağı gibi çeşitli konularda bilim adamları birtakım öngörülerde bulunuyorlar. Bu öngörülerden biri de yeryüzündeki dillerle ilgili. Yeni bin yılın daha ilk yüz yılı sona ermeden, yeryüzündeki pek çok dilin yok olacağı öngörüsünde bulunuluyor. Tabii, bu çok ürpertici bir tablo. Bir dilin yok olması demek, bir kültürün, bir medeniyetin de ve bir ulusun da yok olması demektir. Dilini kaybeden bir ulusun bireylerinde genlerin birkaç kuşak daha yaşayacağı, ulusların biyolojik olarak varlıklarını sürdürebileceği ileri sürülebilir.

Milleti oluşturan en önemli öge dil olduğuna göre, dili yeryüzünden silinmiş bir milletin varlığının da silinmiş olacağı bir gerçektir. Geçmişte bu durumun çok örnekleri vardır. Ancak, Türkçe için böyle bir tehlike söz konusu değildir. Türk milleti diline sahip çıktıktan sonra karamsar olmaması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Maraş, bir dakika süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Teşekkür ederim, tamamlıyorum efendim.

Bu bilinç, bu şuur uyandıktan sonra, Türkçemizin geleceği konusunda da artık endişeye mahal kalmamalıdır.

Üçüncü bin yılda Türkçemizi aydınlık günlerin beklediğine ben şahsen inanıyorum. Evet, şiir okuyayım. Ülkemizde Türkçeyle ilgili tek resmî kurum olan Türk Dil Kurumu, bunun yazım kılavuzları, sözlükleri, dil bilgisi kitapları hazırlama görevi bu Kuruma tevdi edilmiştir. Ancak, bu işi yapan başka kurum var dersek, herkesin bir kenara çekilmesi, Türkçenin katledilmesine seyirci kalmak demek olur.

Bu noktada, bir şairimizin bir dörtlüğünü bari burada serdedeyim. Bir şairimiz dille ilgili şöyle diyor:

"Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize,

İstanbul konuşması,

En saf, en ince bize."

Türkçe, bizim kimliğimizdir, adımızdır, soyadımızdır, türkümüzdür, şarkımızdır. Türkçe, bizim ses bayrağımızdır. Bayrağımızı koruduğumuz gibi dilimizi de koruyalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Maraş...

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Efendim, bir cümle kaldı.

BAŞKAN - Buyurun efendim, buyurun.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Yahya Kemal'i unuttum, o da "Türkçe, ağzımda anamın sütüdür." diyor, burada onu da analım.

Bayrağımızı koruduğumuz gibi dilimizi de korumalıyız. Bu bakımdan, dilimizdeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konması bakımından Meclis araştırma komisyonunun kurulmasını ben de düşünüyor ve katılıyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Atilla Maraş (AK Parti, Şanlıurfa). “Türkçe'deki bozulma ve yabancılaşmanın nedenleri ile toplumsal birlik ve beraberliğimiz üzerindeki etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla meclis araştırılması açılmasına ilişkin önerge ( 10/365 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 13 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-atilla-maras-22-2007-02-13-turkce-deki-bozulma-ve-yabancilasmanin-nedenleri-ile-toplumsal-birlik (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620377.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
