# Ssk ve bağ-kur alacakları için tanınan sürenin uzatılması hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Aydın (AK Parti, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 135. Birleşim
- **Tarih:** 24 Temmuz 2008
- **Gündem:** SSK VE BAĞ-KUR ALACAKLARI İÇİN TANINAN SÜRENİN UZATILMASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-aydin-23-2008-07-24-ssk-ve-bag-kur-alacaklari-icin-taninan-surenin-uzatilmasi-hakkinda

> Mehmet Aydın (AK Parti), 24 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 135. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SSK VE BAĞ-KUR ALACAKLARI İÇİN TANINAN SÜRENİN UZATILMASI HAKKINDA); konuşma 955 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Benden önce konuşan arkadaşlarımızın da söyledikleri gibi hem Basın Bayramı’mızı kutluyoruz bugün hem de sansürün kaldırılışının 100’üncü yıl dönümünü.

Her iki konuyu da burada çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım çünkü önemini hepimiz yaşıyoruz, hepimiz biliyoruz. Basın hep önemliydi, bugün daha çok önemli, daha çok etkili, dolayısıyla daha çok mühim.

Bunun pek çok sebebi var. Birkaçına kısaca temas edecek olursam: Evvela insan kaynağıyla ilgili. Daha iyi yetişme imkânına sahibiz bugün, yetiştirme imkânına sahibiz. Özellikle iftihar ederek söylüyorum ki, kadın basın mensupları basın hayatında varlıklarını günümüzde çok daha güçlü bir biçimde hissettirmeye başladılar. Bu, sadece Türk basın hayatında değil, dünya basın hayatında da önemli bir konuma geldiler. Eğer, dünyanın büyük gazetelerini okuyacak olursak, New York Times gibi, Washington Post gibi, orada genç Türk basın mensuplarının ve bu arada basın mensubu genç Türk kadınlarının köşe yazılarını, yorumlarını, haber değerlendirmelerini sık sık görmeye başladık. Bu, Türkiye için oldukça yenidir. Bunun teşvik edilmesi lazım, bunun tebrik edilmesi lazım.

İkincisi: Bilgi ve haberleşme teknolojisinin baş döndürücü gelişiminin erişimi temel küresel boyutta kolaylaştırmasıdır. “Ulusal” “yerel” sözlerinin bugün bile çok fazla anlamı kalmadı, çünkü “yerel” dediğimiz, aslında basın hayatı, düğmeye bastığınız zaman dünyanın pek çok yerinde takriben yüzde 70’inde, yüzde 75’inde görülebilecek durumdadır. Bugün Türkiye’de küçük bir ilimizde çıkan gazeteyi dünyanın pek çok yerinde takip etmek, okumak ve o konuda bilgi sahibi olmak mümkündür. Bu da yepyeni bir boyut getiriyor basın hayatına.

Ayrıca, ifade özgürlüğünün pek çok zorluğuna rağmen, pek çok sıkıntısına rağmen daha çok genişlediğini, daha çok derinleştiğini ve bugün küresel alanın içinde, küresel olanın içinde bir değer ve anlam kazandığını biliyoruz.

Burada akla gelen önemli soru şu: Bu özgürlüğün sorumluluk içinde kullanılıp kullanılmadığı meselesidir. Kullananlar da var -memnuniyetle ifade edelim, teşekkürle hatırlayalım- ama ne yazık ki kullanmayanlar da var, kullandığını zannedenler de var. Bugün sadece Türkiye’nin değil, yeryüzünün en önemli sorunlarından biri işte bu özgürlük ve sorumluluk ilişkisidir. İçinde bulunduğumuz küresel, modern durum, özgürlük, sorumluluk dengesini sağlama çabasının yoğunluk kazandığı, kazanmış olduğu bir durumdur.

Bilgi kaynakları âdeta sınırsız ama cehalet hâlâ meydanlarda, yapıcı eleştiri hâlâ yeterli değil. Olayları olumsuz önyargıların, dar ideolojik kalıpların penceresinden görme hâlâ nadir karşılaşılan bir durum değil. Pazar gittikçe daha etkili olmaya başlıyor.

Karikatür krizini hatırlayalım: Orada bir inancın, bir medeniyetin kutsallarına hakareti bile ifade özgürlüğü olarak değerlendirenler oldu. Bunu hararetle savunanlar oldu. “Başkalarının kutsalı beni ilgilendirmez.” diyenler oldu. “Ben kanunun yasak dediğine bakarım, başkalarının ‘ahlak’ dediği beni ilgilendirmez.” diyenleri gördük.

Bunların hiç değilse azalması için her ülkede çağdaş bir yasal altyapıya ihtiyaç vardır ve benden önce konuşan arkadaşımın ifade ettiği gibi bu yasal zemin Türkiye’de önemli ölçüde güçlü bir hâle getirilmiştir 2004 yılında.

Öz denetime, gönüllü olarak konmuş –“gönüllü olarak konmuş”un altını çiziyorum- basın ahlak kuralları manzumesine –sansürüne değil- ihtiyaç vardır. Karikatür hadisesi gibi olaylar karşısında dünya basın hayatında acil müdahale mekanizmalarının oluşturulmasına, konuşlandırılmasına acilen ihtiyaç vardır. Medya okuryazarlığının yaygın ve etkin hâle getirilmesine ihtiyaç vardır. Haklar, özgürlükler ve sorumlulukları artık küresel boyutta konu edinen eğitim-öğretim kurumlarına, okullara ihtiyaç vardır. Öz denetimi, öz takibi, öz değerlendirmeyi özgürlük ve sorumluluk içinde gerçekleştirecek kurumlaşmaya yahut daha güçlü bir şekilde kurumlaşmaya ihtiyaç vardır. Takdirde cömert, yapıcı eleştiride cesur, sivil inisiyatife ihtiyaç vardır.

Bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, en azından azaltılması için basın dünyasının, yönetimlerin ve bütün genişliğiyle sivil toplumun kendi kısmi otonomluklarını koruyarak, birlikte ve diyalojik bir anlayış içinde ilişki kurmaları ve bunu her türlü kurumsal yapıya destek verecek şekilde güçlendirmeleri gerekiyor.

Hiçbir iktidar sansürden medet umamaz. Hiçbir iktidar haberleşmenin önemini görmezlikten gelemez. Ama haber vermenin de yayın yapmanın da ciddi kuralları olduğunu burada hepimizin bir daha hatırlamamız lazım.

Kini ve nefreti yaygınlaştıran yazıları, değerlendirmeleri özgürlük alanı içinde mütalaa etmek doğru değildir. Bir ülkenin temel yapısını, demokratik değerleri zayıflatmak hiçbir zaman özgürlük alanının içinde mütalaa edilmemelidir. Bir ülkenin milletiyle, devletiyle bölünmezliğini hedef alan yayınları hiçbir zaman temel özgürlükler içerisinde göremeyiz. Elbette bu konuda değerlendirme zorlukları vardır, farklılıkları vardır. Ama o konuda herkesin kendi fikrinin doğru olduğuna inanması gibi bir tutum içinde olursak, o mevzuda hukukun ve aynı zamanda etik kuralların duyarlılığını dikkate almazsak o zaman herkesin hürriyet anlayışı, açıkça söyleyeyim, ortada bir hürriyetsizliği doğurur. Bugün, tekrar ediyorum, bu sadece Türkiye içinde değil, dünyada da ciddi sorunların doğmasına sebep oluyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün demokrasi dünyada da kırılganlık tehlikesiyle yüz yüzedir. Eğer son dönemlerde çıkan entegrasyon yasalarına bakarsak, eğer son dönemlerde çıkan birtakım azınlıklarla ilgili Avrupa’da -çünkü 5 milyon civarında insanımız bugün Batı’da yaşıyor- ilişkilere bakarsak gerçekten de demokrasinin ne kadar korunmaya muhtaç, ne kadar ihtimama muhtaç olduğunu görürüz. Özellikle, demokrasinin dünyanın pek çok yerinde daha çok canlanmaya ve güçlenmeye başladığı bir dönemde Batı’da demokrasinin kırılganlığı hepimizi endişeye sevk etmelidir ve bu konudaki düşüncelerimizi çok açık bir biçimde, her yerde ama özellikle Batı dünyasında dile getirmek durumundayız. Dolayısıyla, bugün basın özgürlüğü de ve bu özgürlüğün kullanılmasıyla birlikte doğan hak ve sorumluluk da birlikte düşünmek durumunda olan konulardır ve bunu sadece bir ülke bazında değil, bir küre bazında, bir yeryüzü ölçeğinde düşünmemiz gerekiyor. Çünkü hakikaten artık biz istesek de istemesek de küresel bir kentte yaşıyoruz; artık dünya basını bizim de basınımızdır, bizim basınımız dünyanın basınıdır. Artık bulunduğu yer kadar yakmıyorlar. Çünkü bulunduğu yer gerçekten limitin çok ötesine gitmiş bir yerdir, bir konumdur. Bu bakımdan, ben, bütün zorluklara rağmen, bu son derece önemli, son derece belirleyici, son derece hayatî konumda olan meslek mensubu arkadaşlarımın, basın mensubu arkadaşlarımın bayramlarını kutluyorum, başarılar diliyorum ve ümit ediyorum ki, insan hakları rejimimiz ve demokrasimiz her gün, her an daha güçlendikçe basın da kendisini bu özgürlük içinde hissedecek ve hiç şüphem yok, her an artan bir sorumluluk içinde, bu üzerinde durduğum özgürlük ve sorumluluk konusunu, o ilişkilerin ortaya çıkardığı durumu çok daha iyi, insanlığın lehinde kullanabilecek bir durumda ilerleyecektir.

Bu konuda da umutsuz, bu konuda da kötümser olmamız için hiçbir sebep yoktur diye düşünüyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Aydın (AK Parti, İzmir). “Ssk ve bağ-kur alacakları için tanınan sürenin uzatılması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 135. Birleşim tutanağı, 24 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-aydin-23-2008-07-24-ssk-ve-bag-kur-alacaklari-icin-taninan-surenin-uzatilmasi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
