# Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Çerçi (AK Parti, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim
- **Tarih:** 9 Temmuz 2003
- **Gündem:** SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-cerci-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209

> Mehmet Çerçi (AK Parti), 9 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)); konuşma 1.696 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı ve çok değerli üyeleri; 209 sıra sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak, AK Parti Grubu adına huzurunuza geldim; hepinizi, Grubum ve şahsım adına en derin muhabbet ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısının komisyonda, özellikle, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülmesi sırasında ben de bulundum ve oradaki eleştirileri, katkıları dinledim; fakülteden de hocamız olan çok değerli Prof. Dr. Nurettin Sözen Hocamızın buradaki eleştirilerini de dinledim, notlarımı aldım.

Değerli arkadaşlar, içerisinde doktor ve diğer tüm yardımcı sağlık personeli olmak üzere, yaklaşık 22 000 sağlık çalışanına yeni bir istihdam olanağı sağlayan bu tasarının temel 3 tane özelliği var. Birincisi, özellikle, eleman temininde zorluk çekilen doğu ve güneydoğu illeri başta olmak üzere... Tabiî, bu, daha sonra, Plan ve Bütçe Komisyonunda değişikliğe uğratıldı; bu doğu ve güneydoğu hadisesi, tüm Türkiye'nin eleman temininde sıkıntı çekilen bölgelerine şamil kılındı. Bunun için de, Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının görüşü ve Sağlık Bakanlığının önerileri doğrultusunda, Bakanlar Kurulu yetkili kılındı.

Birincisi; dediğim gibi, eleman temininde sıkıntı çekilen bölgelerde özellikle doktor ve uzman doktorların istihdamı konusunda Sağlık Bakanlığına bir yetki verilmekte ve bu elemanlar, bu doktorlar, kuraya tabi olarak, bu bölgelere gönderilmek istenmekte.

İkinci husus; özellikle yardımcı sağlık personeli konusunda, ÖSYM'nin yapacağı sınav neticesinde, bu bölgelere, yine sözleşme yapılarak, görevli sağlık personeli gönderilecek.

Üçüncü bir husus; gerektiği takdirde, üçüncü kişilerce görevlendirilecek personelden hizmet alımı söz konusu.

Değerli arkadaşlar, Sayın Nurettin Sözen Hocamızın ve komisyonlarda muhalefet partisi üyelerinin özellikle belirttiği bazı aykırı oy gerekçelerine değinmek istiyorum.

Bunlardan bir tanesi "bu yasa Anayasaya aykırıdır" gerekçesi.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye'de yaşayan insanların sağlığını korumak ve gerektiğinde onları tedavi etmek, Anayasa gereği, devletin sorumluluğundadır. Türkiye'ye baktığınız zaman, kuyruklarda bekleyen, acı çeken insanlar, sigortasız, herhangi bir sosyal güvenliği olmayan milyonlarca insan... Demek ki, yıllar yılı, devlet, Anayasa gereği kendisinin üzerinde olan bu yükümlülüğü tam anlamıyla yerine getirmiş sayılamaz. Bence, esas, Anayasaya aykırı olan budur; devlet, kendi toplumunun sağlığını korumakla yükümlüyken, yıllar içerisinde, bunu, hakkıyla yerine getirememiş.

Bir diğer eleştiri, muhalefet konusu ve aykırılık gerekçesi ise "eşit işe eşit ücret" konusu. Daha doğrusu, Nurettin Hocamızın da belirttiği gibi "burada, eşit işe, farklı ücret uygulaması getiriliyor" deniliyor.

Değerli arkadaşlar, birazdan gözlerinizin önüne sunacağım gibi, Türkiye'de, maalesef, bu sağlık sisteminin, yıllar içerisinde, bu hale gelmesinde, özellikle, eşit işe eşit ücret mantığının büyük sorumluluğu vardır. Biz, şunu savunuyoruz: Çok çalışan, ödüllendirilmeli, özendirilmelidir, teşvik olmalıdır, rekabet olmalıdır. Aynı kurum içerisinde bile olsa, eğer, bir doktor diğerinden daha fazla çalışıyorsa, elbette, daha fazla karşılığını almalıdır.

Bir diğer gerekçede "iş güvencesi ortadan kalkmaktadır" deniliyor. Değerli arkadaşlar, milyonlarca işsizin olduğu bir memlekette, onbinlerce sağlık ve yardımcı sağlık personelinin işsiz olduğu bir memlekette, siz, sözleşmeyle yeni bir istihdam alanı ortaya koyuyorsunuz; sözleşme yapıyorsunuz. Sözleşme dediğiniz hadise başlı başına bir iş güvencesidir ve sözleşmenin neticesinde, sözleşmenin bitiminde -eğer "iş güvencesi yoktur" diye bunu kastediyorsanız- idarenin ilgili kişilerin işine son vermesi için ciddî gerekçeleri olması gerekir. Onun da dışında burası bir hukuk devletidir. Siz kimsenin kaşına gözüne bakarak işine son veremezsiniz, hukuk yolları vardır. Onun için "iş güvencesi yoktur" şeklinde bir iddianın geçerli olması mümkün değildir.

Bir diğer iddia konusu şu: Hocamız "meslek örgütüyle uzlaşma aramıyorlar ve AK Parti demokratik olmayan tutum ve anlayış içerisinde. Bu AK Partiye özgü bir davranıştır" dedi.

Değerli arkadaşlarım, ben de bu meslekten gelmiş, bu mesleğin onurunu yaşayan birisi olarak söylüyorum; ülkemizde meslek örgütleri -özellikle ben sağlık adına bunu söyleyebilirim- maalesef, yıllar içerisinde hem meslektaşlarının hakkını koruması gereken hem de hizmeti alan toplumun hakkını koruması gereken meslek örgütü bu görevini hakkıyla yerine getirememiştir ve ideolojik saplantıların, önyargıların bakış tarzı içerisinde, toplumun tüm kesimleriyle, sağlık çalışanlarının tüm kesimleriyle diyalog içerisinde, ülkenin yarınlarını hazırlayacak, önünü açacak projeler geliştirememiş, devletçi bir ideolojiye saplanıp kalmıştır.

"Yepyeni bir anlayış, yepyeni bir kanunla karşı karşıyayız" dedi çok sevgili Hocamız. Evet, gerçekten ben de buna yürekten katılıyorum. Bu, yepyeni bir anlayış ve yepyeni bir kanun. İşte bu, AK Partinin Türkiye'de başlatmayı kendisine görev bildiği değişimin öncüsü adımlardır. Bundan sonra herkes bu yeniliğe alışmak durumunda. AK Parti, değişimin öncüsüdür, AK Parti, Türkiye'yi çağa taşıyacak yeniliklerin, yeni adımların öncüsü olacaktır. İşte bu cümleden de bu sonucu rahatlıkla çıkarabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bu yasa tasarısı vesilesiyle, tabiî, sağlığı konuşuyoruz, Türkiye'nin kronik bir vaka halini almış sağlık problemlerini ve çözüm yollarını konuşuyoruz. Gerçekten, Sağlık Bakanlığımız, maalesef, belki de ülkemizin en talihsiz bakanlıklarından biri. Yıllardan beri devasa boyutlara ulaşmış problemlerle yaşayan, büyüteç altına alıp baktığımızda insanı âdeta umutsuzluğa düşüren, çağın gerisinde kalmış bir sağlık sistemi. Elbette, vatandaşlarımızın sağlığını korumak ve ihtiyacı olduğunda ya da hastalandığında onu tedavi etmek, sosyal devlet ilkesinin temellerinden birisidir; ancak, bunlar, yıllardır anayasalarda ve yasalarda yer aldığı halde, nedense, vatandaşın sağlığı bir türlü gerektiği gibi korunamaz.

Sosyal güvenliği olan vatandaşlar dahi gönül huzuruyla sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor mu? Hasta-hekim arasında bir türlü çözülemeyen akçeli ilişkiler, bunun da ötesinde, hâlâ, milyonlarca sosyal güvenlik şemsiyesinden yoksun vatandaşlarımız. Hastalandığında veya yaşlandığında tutunacak bir dalı olmayan milyonların yaşadığı bir ülke burası. Çok şükür ki, aile bağları, akrabalık ilişkileri ve toplumsal kültür ve dayanışma ruhu, devletin bu konudaki eksikliklerini bir nebze olsun kapatıyor.

Sonuçta, verimli işlemeyen, işletilemeyen yüzlerce devlet müessesesi. Bu sistemde, elbette, hizmeti verenlerin ve hizmeti alanların çoğu mutlu değil. Bu kurumlarda çeşitli branşlarda, samimiyetle, yürekli ve fedakâr çalışanlar, bunun yanında, elbette, suiistimal eden ya da parasal çıkar ilişkilerine girenler de olacaktır; ancak, bu sistem, suyu getiren ile testiyi kıranı ayırmadığı müddetçe, bunun böyle sürüp gitmesi mukadderdir.

"Eşit işe eşit ücret..." Yasa böyle diyor. Eğer, klasik memur zihniyetiyle olaya yaklaşırsanız, doğru; ancak, sağlık hizmetinin kendisine özgü gerçekleri ışığında olaya daha yakından bir bakacak olursak; mesela, Türkiye'nin herhangi bir vilayet merkezini ele alalım; (A) hastanesinde 12 genel cerrah -bunlar, bugünün, Türkiye'nin gerçekleri- 5 fizik tedavi uzmanı, 2 nöroşirurji, yani beyin cerrahisi uzmanı- 15 de diş hekimi olduğunu varsayalım. Bunları, günlük yaşıyoruz. Bu arada, tabiî, bunları sayarken, üzerinde konuştuğumuz tasarıyla ilgili olarak, özellikle doğu ve güneydoğu illeri ile batının da birçok ücra ilçesinde ilçelerinde doktor ve yardımcı personel bulmakta da ciddî sıkıntılar var. Şimdi, bu 4 daldaki hekimlerle ilgili değerlendirme yapalım. Fizik tedavi uzmanının acili yok. Hekimler iyi bilir; 1 hekime haftada 1 veya 2 gün poliklinik sırası geliyor; 5 fizik tedavici... 2 veya 3 ameliyathane olduğunu varsayalım; genel cerrahî uzmanına 3-4 günde 1 ameliyat ve 1 poliklinik sırası gelir. Nöroşirurji uzmanına ise 2 günde 1 icap ve acil; yani, bir ayın 15 günü rutin mesainin yanı sıra icap ve ameliyatlar. Diş hekimlerine de -15 diş hekimi olduğuna göre- 3-4 tane unit olduğunu varsayalım, haftada 1 veya 2 gün poliklinik sırası. Evet, herkes 657'ye tabi; hemen hemen aynı eğitim ve statüde, derece, unvan, maaşları da benzer oranlarda. Evet, değerli arkadaşlarım, bu doktorların hepsi benzer maaşları alıyorlar; çünkü "eşit işe eşit ücret" demişiz. İşte, Türkiye'nin temel sorunu burada.

Bir diğer gerekçe: Sağlık hizmeti, kamu hizmetidir; o halde, bunu devletin vermesi gerekir. Bunu anlamak mümkün değildir. Gerçekten 21 inci Yüzyılda bu nedir, bu bir dogma mıdır?.. Bu anlayışların neticesi olarak sistem tıkanmış, verimli bir hizmet üretemez hale gelmiştir. Elbette, bu konularda fedakârca çalışan meslektaşlarımızda suç aramak doğru değildir. Bunun sorumlusu, sistemi içinden çıkılamaz hale getiren siyasî ve bürokratik kademeler olsa gerektir.

Peki, olması gereken nedir:

1- Sağlık hizmetlerinin rasyonel olarak yeniden ele alınıp değerlendirilmesi, hizmeti veren ve hizmeti alan kesimlerin memnuniyetini esas alacak yeni yaklaşımların ortaya konması gerekir.

2 - Devletin, vatandaşın sağlığını koruması anayasal bir görevdir. Bu görev "birinci basamak sağlık hizmeti" dediğimiz koruyucu ve yerinde sağlık hizmeti olarak değerlendirilmelidir. Diğer, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini vermek, yalnız kamunun vereceği bir hizmet alanı olmaktan çıkarılmalıdır. Ancak, sosyal devlet anlayışı gereği, devlet, tedavi edici sağlık hizmetlerinin finansmanını büyük ölçüde desteklemelidir. Ayrıca vatandaş ve üçüncü şahıslar, özel veya tüzelkişiler de bu finansmana katkıda bulunmalıdır. Yani, hizmetin verilmesi ile hizmetin finansmanı birbirinden ayrılmalıdır. Bu ilkeyi, AK Partinin hem Acil Eylem Planında hem programında hem de seçim beyannamesinde bulabilirsiniz. Eğer vaktim kalırsa onları da size burada arz etmek istiyorum. İşin en önemli, can alıcı noktası da burasıdır. İşin finansmanı ile hizmetin verilmesini birbirinden, artık, bu çağda ayırmak gerekiyor.

3- Genel sağlık sigortası çıkarılmalı, yeşil kart fiyaskosu tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Tabiî, şunu da belirtmek lazım; bu şartlarda yeşil kart bir fonksiyon icra ediyor. Ancak, 12 000 000 civarında yeşil kartlı çok çeşitli suiistimaller, haksız yeşil kart edinenler vesaire, bu işin ayrı bir boyutu.

Bunun yanı sıra devlet, sistemdeki aktörleri denetlemeli, yön gösterici olmalı ve rehberlik yapmalıdır. Dolayısıyla, hizmeti veren ve hizmetin finansmanını yapan kurumlar ayrıldıktan sonra, kurumsal denetleme devreye girecek, devlet de bu kurumları denetleyecektir.

Böyle bir sistem, çok çalışan ve çok riske girene karşılığını verecektir. Bu sistem, yarışmayı, rekabeti ve verimliliği beraberinde getirecektir.

AK Partinin Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı Taslağında da düşünüldüğü gibi, hastaneler özel idarelere, birinci basamak sağlık hizmetleri, yani aile hekimliği belediyelere devredilmeli. Bu meyanda, Sağlık Bakanımızın da daha önce sayın Meclis üyelerimizin huzurunda açıkladığı "Sağlıkta Dönüşüm Projesi" çerçevesinde, genel sağlık sigortası, aile doktorluğu, kamu hastanelerinin işletme haline dönmesi, yönetiminin mahallî idarelere devredilmesi ve sistemin özel hastanelere de açılması gibi temel unsurlar, Sağlıkta Dönüşüm Projesinin temel taşlarını oluşturmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, sağlık hizmetinin tehiri, tecili ya da tadili söz konusu olamaz. Kamunun verdiği diğer pek çok hizmet alanlarında bunlar belki mümkün olabilir; sağlığın sehv secdesi yoktur. Safra koliği geçiren ya da akut apandisit geçiren bir hastaya "hastaneyi kapattık" ya da "iki gün tatil ettik" diyemezsiniz. İşin aciliyeti ve önemi meydandadır.

Sayın milletvekilleri, bir sağlık kurumunun, yani bir hastanenin temel 4 tane unsuru vardır. Bir tanesi fizikî mekândır. Hepimiz milletvekiliyiz, hepimizin bölgelerinden, eminim, bu tür talepler geliyordur, "hastanemiz yetersiz, yeni hastane ihtiyacı var, şu hastanenin yeniden yapılması lazım" filan gibi. Bu sıkıntıları hepimiz yaşıyoruz.

Bir ikincisi, teknik donanım. Sadece binayı yapmak yetmiyor. Elbette cihaz lazım, alet edevat lazım. Türkiye, maalesef, tıp teknolojisinde yılların ihmaline uğramış ve tamamen dışarıya bağımlı bir hale getirilmiş. Bu işle uğraşanlar bilirler, her gün bir alet problem çıkarır, arıza yapar, bunun yedek parçası, servisi, vesaire. Alet olmazsa artık günümüzde tıp yok demektir. Tamamen teknolojiye dayalı bir sistem vardır tüm sağlıkta. Onun için, teknik donanım önemlidir.

Üçüncü temel unsur, personel. İşte, biz de bugün personeli konuşuyoruz. Her şeyiniz var; ama, personeliniz yok, yetişmiş uzman elemanlarınız yok; bir şey yapmanız mümkün değil. Özellikle doğu, güneydoğuda -bu yasayla ilgili olarak- ve diğer, Türkiye'nin ücra bölgelerinde hekimi tutamıyorsunuz. Öyle paradokslar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Çerçi (AK Parti, Manisa). “Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-cerci-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
