# 2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Dülger (AK Parti, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 8. NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-dulger-22-2003-03-26-2003-mali-yili-butcesi-8-nci-tur-gorusmelerinde

> Mehmet Dülger (AK Parti), 26 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 8. NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 996 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DÜLGER (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurunuzda, Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini arz etmek üzere bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi, şahsım ve Parti Grubum adına, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası sistem yapısında, varlığını günden güne daha çok hissettiğimiz yeni düzen içinde, Türkiye'nin, hak ettiği yeri alabilmesi için, şu soruyu, açıklıkla cevaplandırma zarureti vardır: Türkiye, yeni dünya düzeni içinde, sadece jeopolitik konumuyla mı, yoksa politikalar oluşturma etkinliğiyle mi yerini alacaktır? Aslında, bu sorunun cevabı açıktır; Türkiye, yeni dönem içinde, politikalar oluşturma etkinliğiyle yer alacaktır. Jeopolitik konum, söz konusu politikaların ağırlığını artıracak önemli bir faktördür.

Politika deyince akla, vizyon, ufuk, açıklık, yeni kavramlar, birikim, istikamet, metot ve tutarlılık gelir. Dünyamızda ve etrafımızda cereyan eden ve sıcaklığını yakından duyduğumuz olaylar, ifade etmeye çalıştığım anlamdaki bir siyaset, bir dışsiyaset anlayışının oluşması için, zamanın kapıya dayandığının işaretini vermektedir.

İşe dünya vizyonundan girelim. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan ve yarım yüzyıl boyunca hâkim olan iki kutuplu sistem, soğuk savaşın ardından sona ermiş, Amerika Birleşik Devletleri, özellikle askerî alanda olmak üzere, her alanda tek kutup olarak ön plana çıkmıştır.

Uluslararası sistemdeki ikinci bir dönüşüm süreci ise, 11 Eylül 2001 tarihinde, Amerika Birleşik Devletlerine yapılan terörist saldırılar sırasında yaşanmıştır. Amerika Birleşik Devletlerine karşı girişilen terörist saldırılar, ulaştığı nokta, hedefleri, yöntemleri ve yıkıcı etkisi açısından, terörizm tehdidinin küresel bir boyutunu ve asimetrik özelliğini şüphe götürmeyecek şekilde gözler önüne sermiştir.

Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül saldırılarının yarattığı travmanın da etkisiyle, uluslararası planda etkin ve önleyici saldırıya dayalı bir strateji benimsemiştir. Giderek görünürlük kazanan tek kutupluluk, uluslararası kurumların varlık nedenlerini ve uluslararası hukukun üstünlüğünü sorgulayarak, tek taraflı müdahaleler ve durumlar yaratmaya başlamıştır. Avrupa bütünleşmesi önemli aşamalar kaydetmiş, Avrupa Birliği ve NATO, yeni üyelerle daha da genişleme sürecine girmiştir; ancak, ne Avrupa Birliğinin ne diğer bölgesel güç konusundaki ülkelerin Amerika'yı dengeleyecek ağırlıkta olduğunu söylemek mümkündür.

Bir yandan küreselleşme egemen bir tema olarak ortaya çıkarken, diğer taraftan, bölgeselleşme, aynı hızlı adımlarla ilerlemektedir. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratik değerler, uluslararası normların temeli olarak kabul edilmektedir. Dünyanın belli bölgelerinde bu normlara dayalı bölgesel barış ve işbirliği çabaları sürerken, diğer bazı bölgeleri ise, çatışmalara ve insanların maruz kaldığı acılara sahne olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1989'da Berlin Duvarının yıkılması ve Sovyet sisteminin çökmesinden sonra, Doğu Blokunda yaşanan köklü değişimler sonucu, Avrupa Birliğinin, merkezî ve Doğu Avrupa yönünde genişlemeye yönelmesi, 1959 yılından beri üye olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi daha karmaşık bir hale getirmiştir. 1999 Helsinki Zirvesinde tanınan, ancak açık bir yol haritası içermeyen adaylığımız, çok kısa bir zaman diliminde gerçekleştirdiğimiz köklü reformlar ve dış politikada gösterdiğimiz kararlı tutum ve girişimler sayesinde, Kopenhag Zirvesinde büyük ölçüde açıklığa kavuşmuştur. Artık, Türkiye'nin önünde, şarta bağlı da olsa, bir tarih ve açık bir hedef bulunmaktadır. Genişleyen ve derinleşen Avrupa Birliğine üyelik hedefimiz, dış politikamızda temel konulardan biri olmaya devam etmektedir.

Dış politikamızın öncelikli diğer bir konusu da, Kıbrıs meselesidir. Avrupa Birliğinin Kıbrıs konusunda benimsemiş olduğu Yunan ve Rum tutumu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin sunmuş olduğu öneriye de, Annan Planına da yansımıştır; gerek hükümetimizin gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının iyi niyetli çabalarına rağmen, müzakerelerden olumlu sonuç alınamamıştır.

Kıbrıs'ta eşit egemenliğe dayalı, Kıbrıs Türklerinin güvenlik ve geleceklerini teminat altına alan ve ülkemizin çıkarlarını koruyan, kalıcı ve kabul edilebilir bir çözüm sağlanması için, Kıbrıs politikamızın sağlam kaynaklarla güçlendirilmesi ve etkin girişimlerimizin sürdürülmesi bir zorunluluk arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir dünya hâkimiyeti senaryosunun ilk perdesini teşkil eden Irak bunalımı ve onun Avrasya'da yayılma istidadı, sadece Türkiye için değil, bütün dünya için de 21 inci Yüzyılın ilk ve en çetrefil konusudur.

Ne yazık ki, Irak'ta, sadece siren sesleri, füze ve bomba patlamaları duyulmakta; kan, duman, yıkım, insanlık dışı davranışlar ve dinmeyen bir şiddet hüküm sürmektedir. Artık, söz, uçak ve gemilerin dümenlerini tutan ellere, tetik çeken parmaklara ve Başkan Bush'a aittir. Balta girmemiş orman kanunlarının hükmünü sürdürdüğü bu âlemde, insanlık, merhamet ve barış çağrılarının, yüksek ahlakî değerlerin akis bulması, hiç olmazsa bir süre için mümkün görülmemektedir.

Bu bunalımda, Türkiye, çok istisnaî bir konumdadır; Irak'ın komşusudur, Amerika Birleşik Devletlerinin müttefikidir; gerilimleri yatıştıran, barışçı, uluslararası meşruiyet, hak ve adalet taraftarı ilkeli politikalar izlemekte kararlıdır; Irak Savaşı sırasında olduğu gibi, savaş sonrasında da böyle kalmaya devam edecektir.

Millî menfaatlarımızı en önde tutan dış politikamızda alınan kararlar ve izlenen uygulama, demokratik sürecin işletilmesiyle oluşmuştur. Türkiye, yüksek menfaatlarının gereğini, özgür iradesiyle yerine getirmiş, desteğini halkından ve uluslararası meşruiyete saygısından almıştır. Türkiye, bir denge ve istikrar politikası izlemektedir. Bu politika sayesinde, başarılı bir kriz yönetimi gerçekleştirilmiş, savunmamız pekiştirilmiş, dünyada savaşın meşruiyetinin tartışılmasının yolu açılmış, tamamı Müslüman olan bir halkın Müslümanlar yoluyla telef edilmesi engellenmiş, barış müzakerelerinin sürdürülebilmesi için, maharetle, çok kıymetli zaman kazanılmıştır. Büyük bir istikrarsızlık ortamında, Türk dış politikasının temel ilkelerine, aziz milletimizin ve Yüce Meclisinin hür iradesine sadakat göstererek yüksek menfaatlarımızı koruyabilmek, başlıbaşına bir başarı sayılmalıdır. Zira, Türkiye'nin, bir ölçüde de müttefiklerinin taarruzu altında olduğu unutulmamalıdır. Aynı kararlılıkla sürdürülmesine devam edilecek olan bu politika, köklü devlet geleneğimizin, milletimizle sağlam bir dayanışma içerisinde olmamızın, kararlılığımızın, tutarlılığımızın ve gerektiğinde risk almaktan çekinmeyen cesaretimizin eseridir.

Bu çetin imtihan, çatışma ve tehditler karşısında, bir kere daha, gerçek bir ittifakın, ahde vefa, vukuf hakkı, istikrarlı standart, dayanışma, karşılıklı anlayış ve güven gibi temel ilkeler çerçevesinde oluştuğu takdirde, tarafları tatmin eden ve başarılı kılan bir siyasî sonuca ulaşabileceğini göstermiştir. Gerçek bir ittifak ile emir kumanda mekanizması arasındaki fark, iyice belirgin hale gelmiştir.

Silahlar nasıl olsa susacak. Uzak olmadığını dilediğimiz bir gün, bir masa etrafında, olup bitenlerin muhasebesi yapılacaktır. AK Parti Grubu olarak, dileğimiz, o günün aydınlık, şefkat ve merhamet dolu, karşılıklı çıkarların adilane gözetildiği ve gelecek kuşaklara ibret dersleri çıkarma imkânı veren bir gün olmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 808'i yurt dışında, 1 438'i yurt içinde olmak üzere, toplam 5 346 kişilik bir kadroyla, yurt dışında 163 temsilcilikle görev yapan Dışişleri Bakanlığının bütçesi, 2000-2003 yılları arasında, genel bütçeden, binde 3 ile binde 4 arasında değişen bir pay almıştır. 2003 yılı için öngörülen 531,5 trilyon liralık bütçe, yaklaşık 303 000 000 dolar civarında bir değere tekabül etmektedir.

Dışişleri Bakanlığı bünyesinde, sayın üyelerin bilgilerine sunmak üzere özetle dile getirmeye çalışacağım birkaç konu var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Dülger (AK Parti, Antalya). “2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 26 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-dulger-22-2003-03-26-2003-mali-yili-butcesi-8-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
