# Atatürk orman çiftliğinin tasvibe sunulan 1998 ve 1999 yılı hesapları (ss.110)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2003
- **Gündem:** ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİNİN TASVİBE SUNULAN 1998 VE 1999 YILI HESAPLARI (SS.110)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-05-27-ataturk-orman-ciftliginin-tasvibe-sunulan-1998-ve-1999-yili-hesaplari

> Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti), 27 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİNİN TASVİBE SUNULAN 1998 VE 1999 YILI HESAPLARI (SS.110)); konuşma 3.762 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mimarı, inşa edeni ve kurucusu olan Atatürk'ün Türk Milletine armağan ettiği, büyük tarihsel ve kültürel özelliği yanında, Ankara halkı için hayatî önemi haiz Atatürk Orman Çiftliği konusunda Yüce Heyetinize bilgi arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(1) 110 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Atatürk Orman Çiftliği konusu, yazılı ve görsel basında sürekli yer alan ve toplumun çeşitli kesimlerince de tartışılan bir konu olmasına rağmen, biraz sonra arz edeceğim üzere, Atatürk Orman Çiftliğine ilişkin sorunların çözümlenmesi bir yana, giderek sorun yumağı haline gelmiş bir yerdir. Bu itibarla, KİT Komisyonunun 13 Haziran 2001 tarihinde yapılan toplantısında şartlı ibra olunan Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün 1998 ve 1999 yılları faaliyetlerinin 3346 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca KİT Komisyonu tarafından bir defa daha görüşülmesi için bendeniz ve arkadaşlarımın imzasıyla verilen itiraz müzekkeresi üzerine, KİT Komisyonunun 20 Şubat 2003 tarihli toplantısında, müdürlüğün 1998 ve 1999 yılları faaliyetlerinin ibra edilmemesi nedeniyle; yani, o gün KİT Komisyonuna yaptığımız müracaatta -yine, şükranlarımı arz ediyorum- KİT Komisyonu üyelerinin tam bir mutabakatla itirazımızı kabul ederek ibra etmeme doğrultusundaki kararları sonucu, bugün, Yüce Meclisimizde, gündemi, Atatürk Orman Çiftliği konusuyla oluşturmuş bulunuyoruz. Ayrıca, hükümetimizin, konuya verdiği önemi ve Ankara halkı için en uygun biçimde çözümlenmesi konusundaki kararlılığını belirtmek istiyor, bu önemli konunun çözümü için her sayın üyenin canı yürekten sağlayacaklarına inandığım katkıları için de peşinen şükranlarımı arz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Büyük Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin iktisadî açıdan kalkınmasının, dolayısıyla, muasır medeniyet seviyesine ulaşmasının ve özel sektörün gelişip güçlendirilmesinin temini için, o zamanın kıt kaynaklarına rağmen tesis ettiği KİT'ler yanında -malumlarınız olduğu üzere- tarım alanında da, millete önderlik ve öğreticilik yapmak amacıyla, yurdun çeşitli yörelerinde çiftlikler tesis etmişti. Atatürk'ün, tamamen şahsî gelirleriyle tesis ettiği bu çiftliklerden birisi olan ve 1925 yılında kurup 1937 yılına kadar bizzat sevk ve idare ettiği Atatürk Orman Çiftliği de, arazinin ıslah ve tanzim çalışmaları suretiyle başkent Ankara'nın yeşillendirilip güzelleştirilmesi, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhî yerler meydana getirilmesi, ziraatın eğitim ve öğretiminde de katkıda bulunması, rekreasyon alanları, içinde kurulacak hayvanat bahçeleriyle çocuklara eğitim alanında faydalar sağlaması bakımından, bu amaçla, 11 Haziran 1937 tarihli Bağış Mektubuyla hazineye, yani, dolayısıyla Türk Milletine hediye edilmiştir.

Atatürk'ün, büyük bir öngörüyle Türk Milletine hediye ettiği Atatürk Orman Çiftliği, ne yazık ki, aradan geçen altmışaltı yıl içinde korunup geliştirilmesi bir tarafa, Bağış Mektubundaki amaç doğrultusunda bile tasarruf sağlamadığı gibi, çeşitli kişi ve kurumlara tahsis olunan, işgal olunan araziler nedeniyle, arazi varlığı, başlangıçta 52 000 dönüm olmasına rağmen, bugünkü kayıtlara göre 33 524 dönüme gerilemiştir. Bu veriler de, son dönemin yöneticileri ve Yüksek Denetlemenin titiz ve hassas çalışmaları sonucunda bu hale gelmiştir; ondan evvel, âdeta, oğlan yemiş oyuna gitmiş, çoban yemiş koyuna gitmiş hesabıyla, neyin nerede olduğunu bilen bir Allah'ın kulu yokmuş. Öyle ki, bu son yönetimin, işgallere ilişkin olarak yaptığı ciddî, tutarlı çalışmalar sonucu, tam 945 dönüm arazinin, halen şu anda işgal altında olduğu belirlenmiştir. Bu işgal ve arazi kayıplarına neden olan, ihmal dahi kabul edilemeyecek tasarrufları şu vereceğim iki örnekle somutlaştırmak -bir iki örnek vereyim ki, zihinlerde daha iyi canlanabilsin- ve geçmişte yapılan vurdumduymazlığın hangi boyutlara ulaştığını arz etmek istiyorum izninizle. Müdürlüğün mülkiyetinde olan, hemen yakınımızda, Balgat semtinde, en işlek arter üzerinde bulunan 960 metrekarelik bir alan ve anılan semtteki -rayice göre yüksek değerlere sahip, metrekaresi yaklaşık 10 000 000 000 filan, değeri trilyonlar ediyor- arsaya, fuzulî şagil olarak bir kişi tarafından iki katlı bina yapılıyor. Bir kişi, gitmiş, Balgat'ın ortasındaki 960 metrekarelik bir arsayı işgal etmiş ve üzerine iki katlı bina yapmış. Bu arsa kimin; Atatürk'ün bizzat tapulu malı; Atatürk Orman Çiftliğinin.

Adamcağız, ana caddeye cephe olan bu arsaya iki katlı bina yapmış, yine ana caddeye cephesi olan iki dükkândan birisini eczacıya, diğerini de sakatatçıya kiraya vermiş. Bütün bunlardan sonra, doymamış, bir bölümünü oto yıkama istasyonu haline getirmiş, oto yıkamadan arta kalan yerleri de düzenleyerek değişik işlere kiraya vermiş ve diğer bölümlerin, ilgili tarafından kullanıldığı ancak Mayıs 2002'de tespit edilmiş. Bu durum tespit edilince, bu yöneticiler tarafından hemen mahkemeye, müdahalenin men'i, haksız inşaatının kali ve ecri misil talebiyle dava açılmış.

Şimdi, bakın işin ilginçliğine: Arsaya yapılan haksız müdahalenin çok eski yıllara dayanması -yaklaşık yirmi yıla dayanması- ve fuzuli şagilin, burada haksız kazanç sağlamasına rağmen, dava açma tarihinden itibaren hukuken beş yılı aşan süre içerisinde zamanaşımı söz konusu olduğundan ötürü...

O iki katlı binayı yapıp, eczaneye, sakatatçıya, otomobil yıkayıcısına kiraya verip geriye kalanını kullanan adam "ne yapıyorsunuz siz; burayı, yirmi seneyi aşkın zamandır ben kullanıyorum; gidin buradan; burası benim malımdır" diyor "yahu, burası tapulu, Atatürk'ün arazisi" diyorlar; o "ben, burayı, yirmi seneyi aşan zamandır kullanıyorum" diyor; yani, merdi kıpti şecaat arz edeyim derken, sirkatini söylermiş ya; adam, mahkeme heyetine, Atatürk'ün arazisini, bilâbedel işgal ederek, yirmi yıldır kullandığını bizzat kendisi ifade ediyor. Yirmi senedir yönetim nerede?! Ortada yok. Yani, bu fuzuli işgal sonucu, buradan haksız kazanç sağlamasına rağmen, ancak, beş yıllık süreyi aştığı için, öbürleri bırakılmış ve 1997 yılından itibaren ecri misil talep edilebilmiştir. Dolayısıyla, dava açılıncaya kadar hiçbir işlemin yapılmaması, hukukî yollara başvurulmaması ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranılması, ilgililerin nasıl sorumsuzca davrandıklarının çok açık bir kanıtıdır.

Bir sürü örnek var da; bu spesifik örnekten sonra, yine, çok ilginç, hafızalarınızda kalsın diye vereceğim bir örnek de şu: Hipodrom yapımı için kiralanan ve uygulama imar planında hipodrom alanı olarak belirlendikten sonra... Yani, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından kiralanıp, hipodrom yeri olarak belirlendikten sonra, hukuken hiç imkânı olmadığı halde, parselasyon imar planları yapılan alanın, imar, ada ve parsellerine dahil edilen; mülkiyeti Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğüne ait arazilerden düzenleme ortak payı olarak alınan 335 dekar arazi örneğinde olduğu gibi...

Bakın, 335 dekar arazi, hipodrom yapılmak üzere kiralanıyor, alınıyor ve o arada, projeler yapılırken -bilirsiniz- Belediye Kanunundaki meşhur 18 inci maddenin uygulanması sonucunda, 335 dekar arazi örneğinde olduğu gibi, bu arsaya elkonuluyor. Elkonuluyor; ancak, 5659 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca, Orman Çiftliği arazilerinin devir ve temlikinin ancak kanunla mümkün bulunması dolayısıyla, Orman Çiftliği yöneticileri horul horul uyurken veya görmezlikten gelirken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı olayı fark ediyor, diyor ki: "Bu 5659 sayılı Yasaya göre, biz, burada, kanun çıkarmadan, 18 inci madde dahil olmak üzere, hiçbir tasarrufta bulunamayız ve Orman Çiftliğinden bir metrekare arazi bile alamayız. Şimdi, 18 inci madde uygulaması yüzünden 335 dekar arazi alıyoruz; dolayısıyla, bu konuda şu yetkilileri bir uyaralım." 31.8.1995 tarihinde 865 sayılı bir yazı çıkarıyor ve Orman Çiftliği Müdürlüğüne, bu kanundan bahsederek, imar düzenlemesine muvafakat etmeleri için "yapılacak imar düzenlemesine ya muvafakat edin, hukukî platformuna oturtun ya da itiraz hakkınızı kullanarak bu planın iptalinin sağlanması gerektiği konusunda hareketlenin" diyor, müdürlüğü uyarıyor Büyükşehir Belediyesi, 1995 yılında. Çok açık biçimde bu şekilde izah etmesine ve bu tasarrufa, mevcut yasa karşısında kayıtsız kalınamayacağını hatırlatmasına rağmen, müdürlükçe, hâlâ uykuya devam ediliyor ve hiçbir girişimde bulunulmadığından, bugün, de facto durum olarak 335 dönüm arazi belediye adına tescil ediliyor. Dolayısıyla, biraz evvel söylediğim örnekte olduğu gibi, belediyenin "yapmayın, yetişin, müdahale edin, şu arsanıza sahip çıkın" diye uyarmasına rağmen, adamlar, arsaya, Atatürk Orman Çiftliğinin, Atatürk'ün tapulu arazisine bile sahip çıkmama gafletini gösteriyorlar. Bu nedir; Atatürk'ün, yıllar evvel ileriyi görerek -sanıyorum- bunlara mesaj göndermek üzere söylediği bir ifade vardı. İktidar deyince hep hükümeti düşünürler, herhangi bir konudaki iktidarı elinde bulunduranlar için söylüyor ve "iktidar sahipleri şahsi menfaatlarını müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilir. Hatta bu iktidar sahipleri, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunabilirler" diyor ya; demek ki, bugünkü yöneticileri görmüş de onlara mesaj olsun diye söylemiş yıllar öncesinden. (AK Parti sıralarından alkışlar) Evet, bu kadar gaflet olur mu?!. Kanun çıkarmadan 1 metrekarenin alınmasının, bir çivi çakılmasının mümkün olmadığı, Atatürk'ün öz ve öz tapulu arazisi ve koruyun diye millete hediye ettiği arazisine bile oradaki yöneticileri sahip çıkmamış.

Şimdi, kaldı ki, Orman Çiftliği alanı, 1998 yılında Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca birinci derecede tarihî ve doğal SİT alanı olarak tescil ve ilan olunmuştur; yani, bir de SİT alanıdır aynı zamanda.

Orman Çiftliği arazilerinin kullanımı ve işletilmesi, kent bütünü içinde açık ve yeşil alanlar bütününün, arazi kullanım planlaması çerçevesinde yapılmalıdır. Arazi kullanım planlamasını esas alan bitkisel üretim deseni yeniden tespit edilirken, yeni anlayışın geleneksel tarımsal faaliyetlerinden vazgeçilerek, kent içi tarımsal faaliyetler bağlamında tarım ormancılığına dönüştürülmesi sağlanılmalıdır.

Bu durumda, Atatürk'ün "yeşili görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki, âmâ bir insan dahi yeşiller arasında olduğunu fark etsin" sözü, vasiyeti ve özdeyişi yerine getirilmiş olacaktır bu yeşile sahip çıkılırsa.

Orta Anadolu steplerinde kurulan başkent Ankara'nın yaşanabilir bir kent olması, şehir içinde yer alacak yeşil alan ve parklar ile şehir dışında oluşacak bir yeşil kuşağın varlığına bağlıdır ancak. Mevcut yapısıyla Orman Çiftliği arazileri, söz konusu yeşil ve açık alanlar için önemli bir potansiyeldir çünkü; ama, bütün bunlara rağmen, 2002 Temmuz ayı itibariyle Müdürlüğün, çeşitli kişi ve kuruluşlara kiraya verdiği ve mülkiyetin gayri ayni hak tesis ettiği taşınmazlarının sayısı 124 olup -124 tane taşınmaz- bu taşınmazların yaklaşık alanı ise 5 717 dönümdür, yani, 6 000 dönümdür. Bu kiralamaların büyük bir bölümü, maalesef, arazilerin Bağış Mektubundaki amaç doğrultusunda kullanımıyla bağdaşmayan kiralamalardır.

Arkadaşlar, vakıflara, bu tür büyüklerimizin bağışlarına, bağış mektuplarına bakmazsak, dünyaya vakıf medeniyeti olarak nam salmış bir ülkenin çocukları olarak, gelecekte, zannediyorum, çok üzülürüz.

Ayrıca, araziler üzerinde kiracılar tarafından yapılan sabit tesisler nedeniyle, araziler, sadece gasp edilmekle kalmayıp, arazi niteliğini de kaybetmişlerdir. Kiracıların kullanımına verilen arazilerin büyük bir bölümü -arkadaşlar, sıkı durun, Atatürk'ün arazisi gasp ediliyor ve üzerinde kurulan tesisleri incelediğinizde- diskotekler, hipodromlar, lokantalar, büfeler, benzinlik tesisleri, spor tesisleri, garajlar, sosyal tesisler, asfalt depo tesisleri, çevre yolu, kömür deposu, enerji nakil hatları, bowling salonları, fabrikalar, kil istihraç sahaları, kanalizasyon atık ve su kolektör tesisleri sahası haline getirilmiş, bağış amaçları dışında kullanımları için kiralanmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Moloz dökme sahası...

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla) - İşte, atık dedik ya.

Öte yandan, Müdürlüğün, Bakanlar Kurulunun 11 Mayıs 1998 tarih ve 98/11395 sayılı kararıyla kabul edilen Satın Alma ve Kiraya Verme Yönetmeliğinin 4 maddesinin iptali ve yürütmenin durdurulması için -izninizle, şükranlarımı arz etmek istiyorum- şu andaki mevcut Sayın Meclis Başkanımız Yılmaz Ateş Bey tarafından Danıştaya açılan dava sonucunda, Danıştay 10. Dairesinin kararıyla, Müdürlüğe ait taşınmaz malların, artık, geçmişteki gibi yanlış uygulamalarına dur denilecek ve taşınmaz malların trampa edilmemesi ve bunlar üzerinde mülkiyetin gayri aynî hak tesis edilmemesi, devlet kurum ve kuruluşlarına beş yılı aşan kiralama yapılamaması, gerçek ve tüzelkişilere kiralanacak taşınmazların münferit ve küçük parçalarla sınırlı tutulmaması ve yine, beş yılı aşan kiralama yapılmaması konusunda verilen hüküm ile bu hususlara aykırı olan yönetmelikteki kanunsuzluklar düzeltilmiştir. Bu manada, Sayın Ateş'e şükranlarımı arz ediyorum. (Alkışlar)

Marifet iltifata tabidir. Türkiye'de, birçok görevlinin yattığı bir dönemde, bir insan, bunu, kendine görev ittihaz etmiş, dava açmış ve bu davayı sonuçlandırarak bir yanlışı önlemişse, buna şükran duymaktan başka hiçbir şey söylenemez.

Değerli arkadaşlar, şimdi bu girizgâhtan sonra, gelelim, bugün, tarihte bir ilki yaşatan itirazımıza. Nedir bu ilk dediğinizde; bugüne kadar şartlı ibrayı -biraz evvel anlatmıştım- artık, yok ettik. Bundan böyle, bir daha, bu Mecliste, şartlı ibrayı nasıl şartlı ibra edersiniz, ibra etmeyin diye huzurunuza gelemeyeceğiz; ama, bu, büyük bir mesafedir; inşallah, bir daha böyle bir yanlış yapılmaz.

Şimdi, sizlere, Orman Çiftliği Müdürlüğünün 1998 ve 1999 yılları faaliyetlerinin neden ibra edilmemesi gerektiği konusundaki itirazlarımın sebeplerini izah etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun, yine, titiz çalışmaları... Bir şeyin hep altını çizmeye çalışıyorum yıllardır; yani, gerek Millî Savunma Komisyonu üyeliği yaptığım zamanlarda gerekse KİT Komisyonu üyeliği yaptığım zamanlarda, çok büyük bir mutlulukla tespit ederek, hep hakkı teslim etmeye çalıştığım bir konu vardır; o da, Türkiye'de, hâlâ, dersini çalışarak gelen bazı müesseseler vardır, bunlar ayaktadır ve bunların moral değerleriyle gidiyoruz. Bunlardan biri asker, biri de Yüksek Denetleme Kurulu üyeleriyse, bunlara da burada şükranlarımı arz ediyorum. Onların yaptığı titiz çalışmalar sonucunda, Orman Çiftliği Müdürlüğünün 1998 ve 1999 yılları faaliyetlerine ilişkin olarak hazırladığı, hepinizin bildiği o temennilerden oluşan çalışmalarda üç konuya itiraz etmiştim. Onlar -aynı konular iki yılda da, yani, 1998 ve 1999'da da paylaşıldığı için, şu anda burada hep birlikte konuşuyoruz- nedir;

1- Orman Çiftliği arazisi üzerinde Marmara Oteli diye bir otel var. Otelin kiralanmaları sözleşmelerinin gereklerinin yerine getirilmemesiyle ilgili tespitlerin yapıldığı temenniler.

2- Kira bedellerinin, emsal ve rayiç bedellerine uygun hale getirilmemesinin talepleriyle ilgili temenniler.

3- Toprak dökümü alanına ilişkin... İhaleyi kazanan firmanın... Çok enteresan bir şekilde, yetkisiz bir insana, telefon selamıyla yer teslimi yapılarak, bu memleketi, 8 milyar lira civarında... Çok enteresan yani... Adamcağız ihaleyi almış, birisini göndermiş, telefonla da "bu adama yer teslim edin, paraları da buna verin" demiş. Orman Çiftliği yöneticileri "öyle mi, hoş geldiniz, buyurun, burası sizin alanınızdır, tepe tepe kullanın" demiş. Adam paraları yatırmamış, yatırmadıktan sonra fark etmişler ve "yahu buranın sahibi sen değil misin" deyince "benimle ne alakası var kardeşim, bana yer teslim yaptınız mı, zabıt var mı, evrak var mı?" "Yok." "Benden niye hesap soruyorsunuz" demiş ve dolayısıyla, muhatap bulunmayınca, orada da paralar gitmiş. Son olarak itirazlarımızdan birisi de buydu.

Şimdi, ayrıca, bu itirazların dışında, konuşmamın başında arz ettiğim, arazi işgal ve kayıpları ile arazilerin amaç dışı kullanımları da itirazımızın başlıca diğer gerekçeleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu konularda, Yüce Heyetinize bilgi arz edeceğim. Mülkiyeti Orman Çiftliği Müdürlüğüne ait arazi üzerinde bulunan meşhur Marmara Oteli davası... Meşhur diyoruz; çünkü, ben, artık, bu Marmara Otelinin, yıllardır yılan hikâyesi olan, mahkemede bitmeyen davalarına da iştirak ediyorum, gidiyorum; orada da, inşallah, bu yılan hikâyesi bitirilecek ve en kısa zamanda olay sonuçlandırılacaktır diye ümit ediyorum. Sıkıntı yumağı anlatmakla bitmiyor. Hep kısa anlatıyorum diyorum ya, burada anlatsak haftalar sürer.

Arkadaşlar, bakın, Atatürk Orman Çiftliği arazisinde uzun yıllardır kullanılan, o zaman meşhur olan bir Marmara Oteli vardı. Bu, Emekli Sandığının tasarrufu altındaydı, sonra, Emekli Sandığı buradan ayrılınca, mevcut, o zamanki yönetim, 1984 yılında "burası kaldıkça metruk bir hale geliyor, bunu bir restore ettirelim, ihaleye verelim, yap-işlet-devret modeline benzer bir modelle de değerlendirelim" diyor ve ihaleye çıkıyor. İhaleye çıkınca, müracaat eden firmalardan birisinin teklifi uygun görülüyor. Bu, Orman Çiftliğinin içinde iki katlı bir bina; yani, Ankara'nın şınorkeli olan, hava bacası olan, akciğeri olan bir Orman Çiftliği düşünün, bilinmeyen bir izinle onun ortasında yapılmış bir otel var -de facto durum- çalışıyor ve burayı kullanılır hale getirmeye çalışıyorlar. İhaleye çıkarıyorlar, ihaleye çıkan firmaya diyorlar ki: "Sen, iki katlı bu binayı restore et." "Nasıl?" "Siz, restore ettikten sonra, burayı, yıllık 25 000 000 lira kirayla 10 sene işletin, daha sonra bize devredin." "Devredelim" diyor müteahhit firma, Kayalar İnşaat diye bir firma. Bu teklif kabul görüyor ve Kayalar İnşaata "iki katlı bina restore edilerek, ilk altı ayda restorasyonu tamamlansın, ikinci altı ayda da rekreasyon alanları, gezinti alanları tamamlansın ve hizmete açılsın, 10 yıl sonunda da burayı bize geri devredin" diye yapılan anlaşmadan kısa bir müddet geçtikten sonra, sözde bu ihaleyi alan Kayalar İnşaat, bir hesap kitap yapıyor -yahu, ben, meşhur bir inşaat firmasıyım, burayı niye iki kata yapalım- birdenbire, diyor ki, 4 yıldızlı bir oteli iki katlı halde tutacağımıza, şuna bir iki kat daha ilave edelim ve 5 yıldızlı bir otel olsun, 10 yılda geri vereceğimize 20 yılda geri verelim, kirasını da yılda 52 000 000 lira verelim diyor; yani, pintilik etmeyelim, yılda 25 000 000 lira vereceğimize 52 000 000 lira verelim diyor.

Bu zekice teklifini hemen yönetime götürüyor. Yönetim de, bakıyor, hakikaten olabilir, niye olmasın diyor ve adamlara, yeni bir ihale yapılması gereken şartlar oluştuğu halde, sadece... Niye; çünkü, daha önceki iki ihalede ortaya çıkan diğer firmalar, eğer, burayı 5 yıldızlı otel, 20 yıllığına kullanabilme imkânı olduğunu bilseler ona göre teklif sürerlerdi. Sen, şimdi, 4 yıldızlı otel yapacağım diye 10 yıllığına alıyorsun; ama, sonra müracaat ederek, 20 yıllığına çıkarıyorsun ve 1 yıldız farkıyla... KİT Komisyonunda da söylemiştim, öyle mübarek bir yıldız ki, adama tam 10 sene orayı tepe tepe kullanma imkânı veriyor!

Yetti mi; yetmedi. Şimdi, aradan biraz zaman geçiyor. Bu kadar meşhur bir inşaat firması olmasına rağmen, daha önce yaptığı zemin etütlerinin bir daha gözden geçirilmesi ihtiyacını hissediyor ve bir zemin etüdü yapıyor. Profesyonel inşaat firması yani!.. Önce yaptığı zemin etütlerinin doğru olmadığını fark edince, koşa koşa, tekrar, doğru yönetime gidiyor. Diyor ki: "Ey yönetim, yahu, ben sizden burayı aldım; ama, bunun zemin etütleri tutmuyor. Vallahi, 4 katlı binayı çekmez. Allah korusun, başımıza iş çıkar. Onun için, gelin, biz, bu işi burada durduralım. Siz, bana, bu otelin yan tarafında yeni bir yer verin. Bu verdiğiniz yeni yerde, ben, size 14 katlı bina yapayım, yap-işlet-devret modeliyle size geri iade edeyim." Bunun üzerine karşı tarafın evet veya hayır demesi lazım değil mi normal olarak; ne evet ne hayır... Karşı taraftan hiç ses yok; yani, Orman Çiftliği yöneticilerinden hiçbir ses yok. Adamcağız "sükût ikrardan gelir" diyerek, gidiyor, yapmak için ihalesini aldığı binayı burada bırakıyor, yan tarafa geçiyor, yan tarafta bina inşaatına başlıyor. Başka bir arazide bina yapmaya başlıyor; izin yok, ruhsat yok, kâğıt yok, mukavele yok; hiçbir şey yok yani. Koca bina yükseliyor.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Yönetim onu durdurur!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla) - "Yönetim onu durdurur" diyor. Vallahi, hâlâ durduramamış yani, 1984'ten 2003 yılına kadar aradan tam ondokuzbuçuk sene geçmiş.

Şimdi, bakın, bu bina yükseliyor. Ee, yeter artık değil mi yani, adamcağızın, artık, bu müktesebatıyla, kifafı nefs etmesi lazım. Hayır, etmiyor. Ne diyor; diyor ki: "Bu iş böyle olmaz. Ben bu inşaata başladım, ama, her ne kadar, sen, sükût ettin de öyle ikrar ettiysen, kabul ettiysen, vallahi, yaptığım hesaplara göre ben zarar edeceğim herhalde." "Ee, ne yapalım?" "O zaman, burayı bana 49 yıllığına verin" diyor. Adamcağıza, o zaman, sözle "yok, bu da olmaz artık" diyorlar. Sözle "yok, olmaz" deyince, Kayalar İnşaat Firması, hemen, haklılığını ispat edebilmek için, kendisine yapılan zulmü izale ettirebilmek için doğru mahkemeye koşuyor ve mahkemeye bir dava açıyor. Diyor ki: "Yahu, kardeşim, ben, geldim, bu adamların arazisinde, bütün iyiniyetimle, hiçbir izin ve ruhsat almadığım halde, koca bir bina yapıyorum; ama, bu pahalı, yetmiyor, yetiştiremiyorum; 20 yılda finanse edemem; öyleyse, 49 yıllığına bana izin verin ki, ben, bu işin altından kalkayım" diyor. Bunun üzerine, mahkeme heyeti düşünüyor taşınıyor uzun zaman, en sonunda karar veriyor; 3 kişilik heyette, mahkeme başkanı "hayır, olmaz böyle bir şey" diyor; ama, 2 tane mahkeme üyesi "olur, bal gibi olur" diyor ve öyle bir karar çıkıyor ki, ihalesiz, ruhsatsız, izinsiz, mukavelesiz başlattıkları inşaat, 49 yıllığına, adamların inhisarına geçiyor ve o gün bugündür, bu muvazaa, bu problem devam edip gidiyor; sene 1984, sene 2003...

Geldiğimiz noktada, mevcut yöneticiler, çok yoğun mesai sarf ediyorlar bu usulsüzlüklerle ilgili, bu hukuksuzluklarla ilgili. Arkadaşlar, altını çizerek söylüyorum; ta yıllar gerisine gittim, 1984 yılına kadar gittim, bütün hesapları inceledim, 1993, 1994 yılına kadar, Orman Çiftliğinin Marmara Otelini bu adamlara nasıl verirsiniz diye, ne Orman Çiftliği yönetimden birisi hareketlenmiş ne onları performans denetimine tabi tutan Yüksek Denetleme Kurulu hareketlenmiş ne de ondan sonra... Adamcağız 1984 yılında inşaata başlamış; ama, tabiî, bitirebilmesi için, Turizm Bakanlığından, DPT'den ve Hazineden teşvik alması lazım; o müracaatları da yapmış. Ondokuz senedir, adamcağız, oradan oraya, mekik dokur gibi, gidiyor, yalım yalım yalvarıyor "yahu, bana niye kredi vermiyorsunuz; teşviklerimi aldım" diyor. Adamcağız bir de kredi alamıyor ya, kredi vermeyen Turizm Bakanlığı da, Hazine de bu konuda mesul... Yani, bu, mizahî bir edayla anlattığım olayda, Orman çiftliği yöneticileri mesul, müteahhit firma mesul, bu müteahhit firmanın, yapılan bu sıkıntılı tasarrufları performans denetimiyle tespite memur ve mecbur olan Yüksek Denetleme Kurulu üyeleri sorumlu; bakanlıklar, yani, Hazine, DPT ve Turizm Bakanlığı sorumlu. Son tahlilde, biraz evvel anlattığım, mahkemede 2'ye karşı 1 dedim ya, adamın tapulu arazisi değil, izni yok, bilmem ne yok; ama, 49 yıllığına vermiş mahkemenin sorumluluğunu tartışmak durumundayız diye düşünüyorum ve bütün bunların ışığında geldiğimiz noktada, 1984 yılından 1999 yılına kadar ve geldiğimiz tarihe kadar uyuyan yönetimlerden başka...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dağcıoğlu.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

... alt komisyonlarda ve üst komisyonlarda bu olayı fark etmeden veya fark etse de görmezlikten gelmek suretiyle, KİT komisyonları ayağıyla siyaset de suçlu. Dolayısıyla, fesimizi önümüze koyup, ciddî bir tespit yapmalıyız. Yani, Türkiye, bu dönemde, artık, kirlerinden temizlenmeli, aklanması gereken bir dönem olarak tarihe geçmeliyse, hep beraber -hepinize şükran duygularımı arz ediyorum- az önce, nasıl ki Halk Bankasında, bir tane bile fire vermeden Yüce Meclis kabul etmişse, Orman Çiftliği konusunda da, bu yapılan sıkıntıları, bu yapılan zulümleri, bu yapılan yolsuzlukları, bu yapılan haksız iktisapları önlemenin yolu olarak, yine aynı şekilde ortak karar vermeliyiz diye düşünüyorum; yani, altı yedi müessese, hepsi birden, kendisini hesaba çekmeli ve bütün bu hesaplaşmalardan sonra, 2000'li yıllarda geleceğe omuz omuza, umutla gitmeliyiz diye düşünüyorum.

Onun için, Orman Çiftliğinde, bu Marmara Otelini, temizliklerin başlayacağı bir milat olarak kabul etmenizi rica ediyorum. Neden; çünkü, Türkiye'nin kurucusu ve birçok insanın da, arkasına kocaman resimlerini koymak suretiyle, cambaza bak edasıyla, yolsuzluklarına kılıf olarak değerlendirmeye çalıştığı, Aziz Atatürk'ün tapulu arazisine, onun anısına ve onun müktesebatına hiç değilse, saygı göstermeyi beceremezsek, biz bu memlekette hiçbir pisliği düzeltemeyiz, hiçbir pisliği temizleyemeyiz diye düşünüyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)- Malî miladı gömdünüz; malî milat olamaz!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)- Sayın Bakan, yani, burada, bu kadar, hepimizin hassasiyet gösterdiği bir konuda konuyu başka tarafa taşırsanız, bence, olayın füsunu gider diye düşünüyorum ve ben bunu sizin fark edeceğinizi düşünüyorum.

Arkadaşlar, Orman Çiftliğinin Marmara Oteli davası böyle sıkıntılı.

Bunlardan başka, kira davalarına gelelim. Sanki, Marmara Otelini, Atatürk Orman Çiftliği değil de babalarının çiftliği gibi düşünmeye ve kullanmaya alışmış olan insanlar, bu arada, orada bir sürü araziyi de kiraladıklarında, küçücük rakamlarla, bu memleketi, Orman Çiftliği ayakta kalsın diye direnen yöneticileri de sıkıntıya sokmuşlar ve ekonomik sıkıntılarla, arzu edilen rekreasyon alanlarının bile gerçekleştirilmesi doğrultusunda hareketlenememişler. Yeni gelen yönetim -iki üç sene oldu zannediyorum- işte, yine Yüksek Denetlemeyle senkronize olmak suretiyle öyle bir çalışma başlatmış ki, ilk defa göğüs göğüse bir mücadeleyle -buradan şükranlarımı ve tebriklerimi iletiyorum mevcut yönetime- ne yapmış; ayda 38 milyon lira olan kirayı 200 milyar liraya çıkarmışlar. Aylık geliri, 199 küsur milyar liraya... Nasıl yapmışlar bunu; göğüs göğüse bir mücadeleyle. 3 liraya, 5 liraya peşkeş çekilircesine verilen kira bedellerini güncelleştirmişler, 5 milyara, 10 milyara, 40 milyara, 50 milyara çıkarmışlar ve dolayısıyla, aylık geliri 200 milyar liraya tırmandırmışlar. Şimdi, zannediyorum, bu yıl, artık rakamlar çok daha katlayacak ve belki de üzerimizden birtakım yükleri kaldıracak.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)- Sayın Dağcıoğlu, şu miktarı bir daha tekrarlar mısınız; 38 milyondan 200 milyara mı çıkmış?

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)- 38 milyardan 200 milyara... 199 küsur milyar...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)- Ama, aylık değil, yıllık bu rakam.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)- Aylık söylüyorum; Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında aylık yazıyor.

Şimdi arkadaşlar, burada rakamlar şuradan önemli; yani, tam 7 misli artmış; 38 milyar nere, 200 milyar nere!.. Peki, neredeydi o ana kadarki yöneticiler; o ana kadarki yöneticilerden -birçok KİT Komisyonu üyesi arkadaşımızın da bildiği gibi- birisi ölmüş, birisi de emekliliğin tadını çıkarıyor şu anda; ama, Yüksek Heyetinizin izniyle, zannediyorum, verilecek kararla, bizi destekleyerek vereceğiniz kararla, ümit ediyorum, ilk defa, burada, bunlar da adaletin eline teslim edileceklerdir ve gereği yapılacaktır diye düşünüyorum.

Arkadaşlar, burada, Sayın Başkanımızın sabrını zorlamak istemiyorum; söylenecek o kadar çok şey var ki; ancak, şu anda, artık, kira tespit davalarının bile Türkiye'de bir ilke imza atar şekilde yılan hikâyesi gibi olduğu, 1995 yılında açılmış bir kira davasının 2003 yılına kadar hâlâ bitirilmediğinin gündeme getirildiği bir günde, 52 000 dönümden 19 000 küsur dönümüne el konulmak suretiyle, çeşitli yollarla gasp edilmek suretiyle 33 000 dönüme düşürülmüş olan araziye, bundan böyle hep birlikte sahip çıkacağımızı ümit ediyor, desteklerinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat). “Atatürk orman çiftliğinin tasvibe sunulan 1998 ve 1999 yılı hesapları (ss.110)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-05-27-ataturk-orman-ciftliginin-tasvibe-sunulan-1998-ve-1999-yili-hesaplari (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
