# T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2003
- **Gündem:** T.HALK BANKASI A.Ş.NİN TASVİBE SUNULAN 1997 YILI HESAPLARINA AİT 3346 SAYILI K.8.MAD.KİT RAPORU (SS.109)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-05-27-t-halk-bankasi-a-s-nin-tasvibe-sunulan-1997-yili-hesaplarina-ait-3346

> Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti), 27 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.HALK BANKASI A.Ş.NİN TASVİBE SUNULAN 1997 YILI HESAPLARINA AİT 3346 SAYILI K.8.MAD.KİT RAPORU (SS.109)); konuşma 986 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketinin Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca denetlenmesi sonucunda hazırlanan 1997 yılı raporunda çok sayıda soruşturma talebi vardı. Bu ciddî taleplere rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu, bir yıldır gündemine almadığı Halk Bankasının 1997 yılı hesaplarını, nihayet 12 Ocak 2001'de şartlı olarak ibra etmişti. Bu karar, ısrarlı itirazlarımıza rağmen, o zamanki koalisyon hükümeti milletvekillerinin çoğunluğunun komisyonda ağırlık koymalarıyla birlikte çıkmıştı. Daha açıkçası, istisnalar olmakla birlikte, geçen dönemki KİT Komisyonu, bu hesapları, maalesef, üzülerek ifade ediyorum ki, bir el çabukluğuyla geçiştirmeye çalışarak, bir nevi, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gidilmesine engel olmuştu.

Doğrusu, Halk Bankasının hesaplarının şartlı ibrası, hem Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun hazırladığı raporda yer alan çok sayıda iddia ve soruşturma talebi dikkate alındığında ve hem de 3346 sayılı Yasa hükümleri uyarınca doğru olmamıştır gibi görünüyor. Zira, Yüksek Denetleme Kurulu raporunda belirtildiği gibi, ilgili şirketlere kredi verilirken, düzenlenen istihbarat raporlarındaki olumsuzluklara ve hatta, bir kısmı hakkında diğer kamu bankalarınca takibe geçilmesine rağmen, kredi verilmesinde gereken hassasiyet gösterilmemiştir; yani, bir kamu bankasına kredi talebiyle müracaat eden bir firma, aynı anda -basın, medya aracılığıyla ayyuka çıkmış şekilde- başka kamu bankalarından çok ciddî takibatlara uğramasına rağmen, bu insanlar, bu olayları, bu takibatları görmemiş, duymamış gibi hareket ederek, yeni kredi verilmelerinde gerekli hassasiyetleri göstermemişlerdir.

Değerli milletvekilleri, sadece 1997 yılında, Halkbankın, batık kredilerden dolayı 1,1 katrilyonluk zararı vardır. Bu batık kredinin karşılığı için 2001 yılı bilançosuna da 1,1 katrilyon liralık karşılık ayrılmıştır. Tasfiye olunacak alacaklar tutarının bugünkü değeri, birtakım hesaplama yöntemlerine göre -ilgililere, Genel Müdürlüğe sorduğumuzda- 5-5,5 katrilyon liraya ulaşmaktadır; yani, olayın vahameti, rakamları düşündükçe daha da artarak gitmektedir. Ülke yöneticilerinin bir kuruşluk kredi bulabilmek için uluslararası alanda gösterdiği gayretleri hesaba kattığımızda, bu ifade ettiğimiz ve şimdi, bu görüşmeler sonucunda tespit etmiş olduğumuz yaklaşık 5-5,5 katrilyon liranın ne denli büyük bir önem arz ettiğini hepinizin dikkatlerine sunuyorum.

Şimdi, Halk Bankasınca, söz konusu dönemde, bankacılık teamüllerine aykırı olarak, âdeta "al da batır" dercesine verilen ve dolayısıyla, geri dönüşü olmayan, tasfiye olunacak alacaklar hesaplarında takip edilen, birçoğunun davaları devam eden çok sayıda usulsüz kredi işlemi söz konusudur.

Burada, Halkbankın 1997 yılına ait bilanço ve netice hesaplarının soruşturulması yönündeki talebimizin de ne derece tutarlı olduğunu göstermek için, Türkiye Halk Bankası AŞ'nin 1997 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporunda, kredilendirme işlemlerinin Hazine Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulunca soruşturulması temenni edilen firmalara da kısaca değinmek istiyorum.

Şimdi, kurbağaya "bir şarkı söyle de dinleyelim" demişler. O da "tam adamını buldunuz; hem sesim çok güzeldir hem de çok iyi şarkı bilirim; ama, ağzımı açınca su doluyor, ben yapayım" demiş ya -hepinizin bildiği bir hikâyedir- burada da, bu tür yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, hortumlamaların üzerine gittiğimiz bir dönemde, Yüksek Denetleme Kurulu elemanlarımızın da çok ciddî ve titizlikle yaptığı performans denetiminin sonucunda, KİT Komisyonumuzun üyelerinin yapmış olduğu ciddî çalışmalar sonucunda, Yüce Parlamentoda oluşturulan soruşturma ve araştırma komisyonlarında yapılan çalışmaların sonucunda, maalesef, şu andaki verilere göre, geldiğimiz noktada, bir arpa boyu yol katedemeyişimizle karşı karşıyayız. Neden; çünkü, siz, eğer, bankacılıkla ilgili bu yolsuzlukları sır mesabesinde kabul ederek, Yüce Meclis üyelerini üçüncü tekil şahıs hükmüne indirgemek suretiyle, Yüce Meclisin mensuplarına birtakım bilgileri bankacılık sırrı diye vermezseniz, tabiî ki, bu yolsuzluklar katlayarak devam edecek ve bunu önlemek de mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum.

İşte, bugün, tarihte bir ilki gerçekleştirdiğimiz, şu anda yaptığımız bu toplantı, KİT Komisyonunda da bir tarihte ilkti. Bugün Genel Kurul gündemine de inmesi, bir ilki gerçekleştirilen, şartlı ibra müessesesinin âdeta tarihin tozlu raflarına itilmiş, atılmış olan dosyaları uzanıp almak suretiyle gündeme getirdiğimiz bu çalışmalar, eğer Bankacılık Kanununun 22/8 inci maddesi ve İçtüzüğün 105 inci maddesindeki değişiklikler olmazsa, yaptığımız bu çalışmalarda hep birbirimizle işaret yoluyla anlaşmak suretiyle, esas birbirimize vermemiz gereken bilgileri verememek suretiyle ve hatta, aynı konsorsiyumun, aynı oluşumun ek firmaları niteliğinde olan firmalara farklı kod numaralarıyla verildiği için, kredilerin bir merkezde buluştuğunu bilebilme şansımız olmadığından, yolsuzlukların de ne devasa boyutlara ulaştığını tespit etme imkânımız yok.

Şimdi, mesela, benim itirazıma konu olan 1997 yılındaki 14 tane maddeyi, sizlere, zamanım ölçüsünde tek tek arz etmeye çalışacağım; ama, bunların en başında ve en çarpıcılarından birisini, şu anda, ilgilerinize ve bilgilerinize sunuyorum:

Halk Bankası Levent Şubesinden 52, 71, 94 ve 95 sabit numaralı firmalara -ki, bu firmaların sahipleri, baba-oğul olarak Türkiye'de çok bilinen, meşhur, büyük iş adamlarımızdandır; bunların devletin yüksek organlarında çok yakınları da vardır- bu insanlara, 96 000 000 dolarlık dövize natık teminat mektubu ve aval, 12 500 000 marklık dövize natık teminat mektubu kredisi değişik zamanlarda kullandırılmıştır.

Grup firmaları hakkında düzenlenen istihbarat raporlarında, adı geçen firmaların yatırım yapma amacıyla aldıkları yatırım kredilerinin kontrolden çıktığı ve kendi yatırımlarının 40-50 katı tutarında kredi kullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, istihbarat raporlarının çok eski olduğu, firmaların asıl faaliyet alanlarında değil de aracılık işlemleri yaptıkları, işlem hacimlerinin çok üzerinde borçlandıkları belirtilmesine rağmen, yeni istihbarat raporları düzenlenmeden, bu sıkıntıların giderildiği ispat edilmeden, gruba tahsis edilen kredi tutarı gittikçe artırılmıştır.

Şimdi, bu gruba tahsis edilen krediler, öyle enteresan bir şekilde müesseseler pas edilerek gerçekleştiriliyor ki... Yüksek kredilerde, dövize natık teminat mektuplarında, mesela, bir ithalatta, KDV iadesi için, geçici olarak bir mektup şeklinde verilen bir kredi, daha sonra, yönetim kurulu toplantısından geçtikten sonra şubeye intikal ettirildiğinde, bu kredi tahsis edilen kişi şube müdürüne gidiyor, diyor ki: "Arkadaş, ben, her ne kadar KDV iadesi için bunu almışsam da, ben, yurt dışında ucuz kredi buldum; dolayısıyla, bu teminat mektubunu, yurt dışındaki ucuz kredi için kullanacağım." Banka yöneticisi şube müdürü de, yukarıdaki genel müdür yardımcısıyla kurduğu irtibat sonucunda "evet, bunu verebilirsiniz, hiçbir mahzuru yoktur" diye talimatı alarak, KDV iadesi için gümrüğe verilmek üzere ve geçici şekilde verilmiş olan teminat mektubunu, hemen, yurt dışından bulduğu sözde ucuz krediyi, anlaşmalı bankalarla ilişkilendirmek suretiyle nakde çeviriyor; adam nakdi kullanıyor; vergilerini de ödemiyor, taksitlerini de ödemiyor, cezalarını da ödemiyor. Daha sonra, bunlar, zaman içerisinde birikince, zamanı geldiğinde, yurt dışındaki, ucuz kredi buldum dediği banka, direkt olarak Halk Bankası yetkililerini süresi içerisinde uyararak "bakın, bizden, bu mektubunuzla vermiş olduğumuz kredilerin ödenmeleri gerçekleşmiyor; dolayısıyla, bunları irat kaydediyoruz" diye, nakde çevirdiklerinde, firmaya geri dönüldüğünde, ortada, maalesef, firma kalmamış oluyor. Nasıl kalmamış oluyor?..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat). “T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-05-27-t-halk-bankasi-a-s-nin-tasvibe-sunulan-1997-yili-hesaplarina-ait-3346 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
