# V. tur (adalet bak.,yargitay başk.,danıştay başk.,enerji ve tabii kaynaklar bak.)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2003
- **Gündem:** V. TUR (ADALET BAK.,YARGİTAY BAŞK.,DANIŞTAY BAŞK.,ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAK.)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2003-12-20-v-tur-adalet-bak-yargitay-bask-danistay-bask-enerji-ve-tabii-kayn

> Mehmet Hilmi Güler (AK Parti), 20 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: V. TUR (ADALET BAK.,YARGİTAY BAŞK.,DANIŞTAY BAŞK.,ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAK.)); konuşma 3.057 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENERJİ TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin Genel Kurulumuz tarafından, inşallah, hayırlısıyla kabul edilmesini temenni ediyorum; çünkü, enerji konusunda, ülkemiz önemli adımlar atmaktadır. Geldiğimiz nokta da iyi bir noktadır; çünkü, hem dışa bağımlılığımızı azaltırken hem yanlışlıkları düzeltiyoruz hem de olayın sosyal boyutunu düşünerek, kalkınma noktasında hem sanayicimizin hem ihracatçımızın önündeki engelleri kaldırıyoruz; bu arada, tüketicimiz için de, halkımız için de, milletimiz için de faydalı olabilecek hayırlı kararlar alıyoruz.

Geldiğimiz noktaya, Türkiye olarak olaya baktığımız zaman; 1923 yılında ülkemizin yüzde 94'ü karanlıkta idi; o zaman, ancak yüzde 6'sı elektrikle aydınlanıyordu. Şimdi, ise -bir mukayese için söylüyorum- hâlâ çok iyi bir durumda değiliz; çünkü, dünyadaki birincil enerji kaynaklarına baktığımız zaman, gelişmiş ülkelerde yaklaşık olarak 5 ton, petrol eşdeğeri olarak baktığımız enerji kaynağının, ülkemizde oldukça düşük olduğunu görüyoruz; 1,1; dünya ortalaması ise 1,6. Demek ki, o zaman, yapacağımız çok şeyler var.

Biz, Bakanlık olarak, göreve geldiğimizde, neyle karşılaşacağımızı az çok biliyorduk; bunun için de hazırlığımızı yapmıştık, gelir gelmez de, sanki elimizle bulmuş gibi, şartlar kötü de olsa, bir manzarayla karşılaştık ve burada da süratli bir şekilde, şikâyet etmeden, bahane etmeden, herhangi bir mazeret göstermeden çalışmalara başladık. Yaptıklarımızı da halkımıza büyük ölçüde duyuramadık; ama, en azından faturalarından bunu rahatlıkla görüyorlar; çünkü, geçen seneki elektrik fiyatlarıyla, doğalgaz fiyatlarıyla bugünkü şu anda ödediklerine baktıkları zaman, bunu çok rahat görüyorlar.

Ayrıca, hiç yapılmayanları da yaptık. Mesela 800 000 ton kömür meselesi var, şu anda, fakir fukara, evinde sıcak bir şekilde oturuyor, soğuğa teslim olmadı. Burada da, yine, hem Bakanlığımızın hem de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun bu noktadaki katkıları gayet önemli oldu. Kaynaklarımızı ortaya koyduk; bunları da çok verimli bir şekilde kullanarak ülkemizin hizmetine sunuyoruz.

Şimdi, burada birkaç temel nokta söyleyeceğim. Aslında, değerli üç milletvekili arkadaşımızın sözlerine tabiî ki cevap vereceğim; ama, en azından, bir felsefemizi, yaklaşım tarzımızı sunmak istiyorum.

Bir kere biz, geçmiş yönelimli değil, gelecek yönelimliyiz; yani, böyle bir idareyi ele alıyoruz; sorun yönelimli değil, çözüm yönelimliyiz; böyle bir yönetimi benimsedik ve bunun için de risk almaktan çekinmiyoruz. Biz, halkımıza, yolsuzlukların üzerine gideceğiz dedik, gittik; usulsüzlüklerin üzerine gideceğiz dedik, gittik. Hiç çekinmeden yaptık bunları; çünkü, çekinilecek bir şey yoktu. Doğru olmanın verdiği gücü kullandık, doğru olmanın verdiği hakkımızı kullandık ve geri adım atmadan dik bir şekilde durarak bunların üzerine teker teker gittik ve gene teker teker gidip bunları düzelteceğiz.

Burada, yapmak istediğimiz şey şu: Biz, uygulamalarımızla bir kere şunu gördük ki, sistem, bizim olumlu olarak aldığımız bütün tedbirlere olumlu cevap veriyor. Demek ki, o zaman bu düzeltilebilir bir durumdur ve bunun için de çalışmalarımızı teker teker sürdürüyoruz.

Bir kere, şunu söyleyeyim -çünkü, zaman zaman arkadaşlar bunu da bana söylüyorlar- açıklamam için bir fırsat oldu diye: Göreve geldiğimizde halef - selef durumunda olduğumuz bir değerli bakan, bana "işte, geldiğinde yaklaşık 1,6 katrilyon para bıraktım" demişti. Tam tersine, çok daha fazla bir borç, aşağı yukarı 2,5 katrilyon kadardı. Ben buna sadece gülümsedim; çünkü, devlet terbiyemiz bunu gerektiriyordu. Bürokratlarla konuştum, nerede bu para dedim; çünkü, bizden önceki hükümetin paraya da, kaynağa da çok ihtiyacı vardı. Eğer böyle bir kaynak olsaydı zaten kendisi kullanırdı. Onlar da "maalesef, böyle bir şeyi yazmak zorunda kaldık" dediler, ben de üzerinde fazla durmadım.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Nakit mi bırakmış?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Tam tersine, borçlar bırakmışlardı; 1,6 katrilyonu bir yana bırakın, 2,5 katrilyon kadar bir borç vardı.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir)- Keşke söyleseydiniz.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla)- Bunu da, sadece bildirmiş oluyorum; çünkü, cevap verilecek bir durumda değildi, zaten durum açıktı; çünkü, kaynağa ihtiyacı olan bir hükümetti. Eğer öyle bir para olsaydı, zaten kendisi kullanırdı.

Gelir gelmez yaptığımız şey şu oldu: Önce, bir kan kaybını durdurmak istedik. Kan kaybı ise, hatalı yönetimden dolayı ortaya çıkan bozukluklardı, israftı, yanlış enerji politikasının uygulamalarıydı ve maalesef, yolsuzluk, usulsüzlük olarak nitelendirebileceğimiz durumlardı. Gelir gelmez, bunların -zaten, halkımıza da söz verdiğimiz için- üzerine yürüdük; israf için yürüdük, hatalı yönetim için yürüdük ve bu değişiklikleri yaptık.

Netice olarak şunu söyleyebilirim ki, ilk adımda yaptığımız, hiç zam yapmadığımız halde, hatta indirimler yaptığımız halde, enerji KİT'leri kâra geçti ve biz de, bu kârı halkımıza yansıttık. Bu kadar kötü şartlarda aldığımız bir durumda, indirimler de yaparak... Bunu, elektrik uygulamalarında, faturalarında zaten görüyorsunuz. Doğalgazda da bunları yaptık.

Bazıları, bunlar için "işte, dolarda artış olmadı" filan diyorlar; ama, neticede, bir enflasyon vardı, petrol fiyatları yükselmişti. Bir misal vereyim size: Şu anda petrol fiyatları 33 dolar civarında. Bizim, doğalgaza zam yapmamız lazım; çünkü, doğalgaz, sadece dolarla ilgili değil, aynı zamanda petrol fiyatlarıyla da ilgili; bir fiyat mekanizmasıyla, bir formülle hesaplanıyor. Buna rağmen bunları yapmıyoruz; çünkü, Ruslarla yaptığımız anlaşma son derece avantajlıydı ve bu avantajı da bunlara yansıttık. Geçen ay yüzde 4,5 civarında zam yapmamız lazımdı, onu da yapmadık; çünkü, bu anlaşmalarla, biz, bunları tek fiyata indirdik.

"Al ya da öde"yi çok olumlu noktalara getirdik, yaz - kış fiyatlarını ayarladık. Bunların dışında, aldığımız diğer avantajlı şeyler var. Anlaşma yaptığımız ülke, diğer ülkelerle olan ticarî dengesinin bozulmaması için bunları açıklamamamızı söyledi ve netice olarak da, biz bu centilmenlik anlaşmasına uyuyoruz. Bu nedenle, sizlere, bu güzel anlaşmanın detaylarını anlatma zevkini tadamamaktan dolayı üzüntülüyüm; ama, zaten, bunun yansımalarını, siz, neticede, faturalarınızda olumlu olarak görüyorsunuz.

Biz, yaklaşım tarzımızda, çözümsüzlüğün çözüm olmadığını hep ortaya koyuyoruz. Bizim anlayışımızda, çözümsüzlük çözüm değildir. Onun için, bunu kim yaptıysa ettiyse, bütün çalışmalarda hataları düzeltmek bizim vazifemizdir. Yanlış olanı elimizle, dilimizle düzeltmek de, zaten bizim inancımızın gereğidir. Biz, bunların üzerlerine kesin olarak net bir şekilde zaten gidiyoruz.

Burada bizim yaklaşım tarzımızda, devlet adamı-politikacı ilişkilerinde, biz, daha çok, devlet adamlığı tercihini kullanıyoruz. Bunun için de, yaptıklarımızı zaten halk da büyük bir ciddiyetle görüyor. Burada bizim tek amacımız, ülkemizin, milletimizin, halkımızın ve devletimizin menfaatlarını korumaktır. Bunları da kim olursa olsun yapmak niyetindeyiz. Kim bu hataları, eksiklikleri yapıyorsa, bunların da üzerine gitmek, bizim vazifemizdir, hiçbir ayırım yapmadan da gideceğiz, bunları da açıklamaktan ayrıca mutluluk duymaktayım.

Bizim yine önemli bir amacımız ve hedefimiz, ülkemizi dünyadaki en büyük 10 ekonomi arasına sokmaktır. Bunda da enerji konusunun, enerji ve tabiî kaynakların çok büyük önemi var; bunun bilincinde olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Ancak, ne var ki, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, tek başına bir bakanlık değil, enerji diplomasisi açısından Dışişleri Bakanlığıyla, işin gelir-gider dengesi bakımından Hazine ve Maliye Bakanlığıyla, sulama ve diğer açılardan Tarım ve Köyişleri Bakanlığıyla, çevre ve diğer madenler açısından bakacak olursak da, Çevre ve Orman Bakanlığıyla çok yakın ilişkileri olan bir bakanlık. O bakımdan, aldığımız kararları mutlaka bu disiplinlerarası yaklaşımla ele almak durumundayız ve bundan da hiçbir zaman şikâyetçi değiliz. Çünkü, biz bir takım oyunu oynuyoruz. Bütün bakanlarımızla, bütün bakanlıklarla çok uyumlu bir halde çalışıyoruz ve başka zamanlarda rastlanmayan bir uyum içinde de ikili, üçlü kombinezonlarla bakanlıklararası projeler yürütüyoruz. Geçenlerde de sulamayla ilgili ortak çalışmaları, Tarım Bakanlığımızla yürüttük. Aynı zamanda, Çevre ve Orman Bakanlığıyla ağaçlandırma faaliyetleri sürdürüyoruz. Tabiî, bunlar, Enerji Bakanlığının, daha çok, pahalı enerji, pahalı elektrik, pahalı benzin, pahalı doğalgaz çalışmalarından dolayı, öncelik hep bunlara verildiği için, yaptığımız diğer çalışmalar gözükmüyor; bir DSİ'nin yaptığı, bir BOTAŞ'ın, bir TPAO'nun yaptıkları çok rahatlıkla görülemiyor; ancak, dediğimiz gibi, biz, başka hükümetlerin beş yılda yaptıklarının çok daha fazlasını bir yıl içerisinde yaptık. Zaten bunları halkımızla beraber siz de büyük ölçüde görüyorsunuz. Bir misal vereyim, BOTAŞ'ın yaptıklarını söyleyeyim: Türkiye, doğalgaza geçtiği yıldan itibaren -bakarsanız- yaklaşık onsekiz yılda 5 000 kilometrelik çelik boru döşemiştir. Bizim ise, birbuçuk yılda döşeyeceğimiz çelik boru miktarı 4 000 kilometredir. Yani, neredeyse, eğer bunu yıl başına bölerseniz 9 -9,5 kat fazla bir üretimdir ve amacımız da 60 ile doğalgaz götürmektir.

Biz, doğalgazı, çevre dostu bir yakıt olarak görüyoruz. Anlaşmaları iyi yapılırsa, çevre açısından son derece faydalı bir yakıttır. Biz, elektrik üretiminden ziyade, bunu çevre açısından düşünüyoruz ve bunu şehirlerin ısıtılmasında birinci öncelikli olarak düşünüyoruz, sanayide hammadde olarak kullanılmasını arzu ediyoruz -gübre üretimi gibi- bununla ilgili de projelerimiz var. Ancak, bunları gerçekleşmeden söylemeyi de şu anda erken buluyorum, yersiz buluyorum.

Bir de, bir dünya perspektifini, bir vizyonumuzu ortaya koymak istiyorum. Şu anda kullandığımız, tükettiğimiz enerjinin üçte 2'sinde dışa bağımlıyız. Önlemini almadığımız takdirde, 2020 yılında, enerjide yüzde 80 oranında dışa bağımlılığımız kötü bir şekilde artacaktır. Bu ise, ülkemizin mukadderatıyla yakından alakalıdır. Bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Yaptığımız bütün çalışmalar da, Bakanlığın ismini bir politika mottosu haline, ifadesi haline getirmektir. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının temel politikası, daha çok, tabiî kaynaklarımıza, doğal kaynaklarımıza bağlı bir uygulama olarak ortaya çıkıyor. Burada su ortaya çıkıyor, kömür ortaya çıkıyor; rüzgâr, jeotermal, güneş enerjisi ortaya çıkıyor ve hidrojen enerjisi ortaya çıkıyor, küçük HES'ler olarak ortaya çıkıyor. Bunlarda da çok ciddî çalışmaları, biraz sonra cevapları verirken de ifade etme imkânım olacak.

Bir de yakın çevremize bakacak olursak, petrolün yüzde 67'si yakın çevremizde, Kafkaslar Ortadoğu bölgesinde, öbür tarafta doğalgazın yüzde 40'ı gene bizim bölgemizde bulunuyor -bunlar, bilinen rezervler açısından- ve yakın çevremizde, şöyle bir elips şeklinde çizdiğimiz zaman haritayı, yıllık 600 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var alım ve satım açısından. Bunların hepsinin veya çok büyük bir miktarının ülkemizin üzerinden geçme durumu var. Bu, Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesiyle, Şahdeniz Projesiyle ve aynı zamanda elektrik olarak da UCT'ye bağlı olarak ülkemizden geçecek. Bugün Kuzey Afrika ülkeleri dahi, Cebelitarık üzerinden Avrupa'ya geçmekten ziyade bizi tercih etmek istiyorlar. Evvelki hafta Suriye'de yaptığımız toplantıda 6 ülkeyle bunun özel görüşmelerini yaptık. Yani, sadece doğalgaz ve petrol değil, aynı zamanda elektrik konusunda da ülkemiz, hem bir köprü hem de bir terminal olma durumunda. Böyle olduğu zaman, böyle bir ülkenin kararlılığı da çok önemli olacaktır; çünkü, bütün menfaatların da kesildiği bir ülkedir; demokratik açıdan da, ekonomik açıdan da, kararlılığı için de, bu, önemli bir faktördür. Bunu geçmişteki talihsiz olaylarla mukayese ettiğiniz zaman, ne demek istediğimi çok daha rahat bir şekilde anlamak mümkün olacaktır.

Biz, jeopolitiğimizi, ülkemizin kalkınması için ve aynı zamanda hem demokratik hem de ekonomik açıdan kararlılığının korunması açısından önemsiyoruz. Bu bakımdan, bu noktada ciddî projelerimiz var ve görüşmelerimizde, Yunanistan'la önümüzdeki hafta yapacağımız görüşmelerde bu biraz daha netleşecek; çünkü, ülkemizden doğalgazın Yunanistan'a oradan da Avrupa Birliğine geçme durumu var. Bunun için iki ayrı loop söz konusu. Bir tanesi, Yunanistan üzerinden İtalya'ya kadar giden güney ringi, ikinci olarak da, gene Bulgaristan, Romanya üzerinden Macaristan ve Avusturya'ya giden bir ring. Böylece, Avrupa bizim doğalgazımızı, Şahdeniz'den gelecek doğalgazı dört gözle beklemektedir. Buna karşılık, Hazar hidrokarbonları diye bahsettiğimiz bu kaynakların yanında, İran doğalgazının ve Suriye üzerinden gelecek Mısır doğalgazının ve Suriye doğalgazının birleşik olarak geçmesi ve son olarak da, yine, Irak'tan geçecek doğalgazın Avrupa'ya geçme görüşmeleri şu anda yapılmaktadır. Bu, ülkemizin önemini artıracaktır.

Avrupa'nın ihtiyacı 100 milyar metreküptür. Bu doğalgazın sadece nakliyesi için 15 dolar almış olsak, 1 500 000 000 dolar yapar. Bunun dışında, ihtiyacımız olan doğalgazı da almamız şeklinde, enerjinin ve doğalgazın emniyeti, sürekliliği sağlanmış olacaktır; bu da önemli bir avantajdır.

Bunun dışında, elektrikte biraz önce bahsettim; şu anda, ihmal ettiğimiz -tartışmasına burada girmek istemiyorum- Türkmenistan'dan elektrik almaya başladık. Bu, çok anlamlı bir harekettir, çok anlamlı bir anlaşmadır. Şu anda çok az alıyoruz, 300 000 000 kilovat saatle başladık; ama, siz, elektriğin aynı zamanda doğalgazdan üretildiğini, Türkmen elektriğinin Türkmen doğalgazından üretildiğini düşünürseniz, bu hareketimizin önemini ve büyüklüğünü çok iyi takdir edersiniz diye düşünüyorum.

Şimdi, onun dışında, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesi bütün hızıyla yürümektedir. Bu projede en ufacık bir gecikme yoktur; bütün çalışmalar zamana bağlı olarak gitmektedir. Zaman zaman, her üretimde, her işletmede, her yatırımda olduğu gibi, bazı çevresel faktörlerle bazı yavaşlamalar olsa dahi -biz, çok büyük projeler yürüttük- çok büyük projeler gerçekleştiren bir ülke olarak, mühendisler grubu olarak, bu projeyi de zamanında, yüzümüzün akıyla çıkaracağız ve böyle büyük bir projenin de gerçekleşmesinin şerefine hepimiz ulaşmış olacağız. Bunda en ufacık bir tereddütümüz yoktur.

Şimdi, burada, birkaç temel noktaya daha girmek istiyorum tabiî kaynaklar açısından. Burada da önemli konu, tabiî ki, su; ki, su, petrol kadar önemlidir, belki ondan daha da önemlidir; suyumuzun kıymetini biliyoruz; ancak, enerji üretiminde suyun miktarının yüzde 35 olduğunu ifade edeyim. Bununla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Sadece küçük hidroelektrik santrallarından elektrik elde etme konusunda Türkiye'nin potansiyeli 10 milyar kilovat/saattir. Bununla ilgili olarak da, hem DSİ hem TEMSAN hem de Elektrik Etüt İşleri çalışmalarını sürdürmektedir. Bununla ilgili kendimize özgü, Türkiye'ye özgü hidroelektrik tribünlerinin dizaynı yapılıyor. Bunları tip projeler halinde çıkarıp, ülkemizde değişik bölgelere projeleriyle dağıtacağız ve bunları yaygınlaştıracağız. Bu, bizim çok önemli bir projemizdir. Bilhassa belli yüksekliklerin olduğu yerlerde baraj yapmadan bunları kurmak, bize büyük avantajlar kazandıracaktır.

Rüzgâr enerjisi konusunda, yenilenebilir enerji konusunda zaten yeni bir yasa çıkarıyoruz; buna, jeotermal enerji, güneş enerjisi dahil olacaktır. Bu noktada da biz, dağı taşı rüzgâr enerjisiyle donatmak istiyoruz; çünkü, topraklarımız içinde tarıma elverişli olmayan, orman vasfı olmayan yerler var. Buralarda tarıma ve ormana birinci önceliği verdikten sonraki geri kalan kısmı, rüzgâr enerjisine açmak istiyoruz; tabiî, rüzgâr kabiliyeti, rüzgâr enerjisi bakımından imkânı varsa. Bu noktada bu projeleri destekleyeceğiz. Güneş enerjisi ve jeotermal konusunda da önemli çalışmalarımız var. Zaten, bu yasayla da bunlar teşvik edilecektir.

Hidrojen enerjisi konusunu, zaten programımıza koymuştuk, parti programımızda vardı ve Dünya Hidrojen Enerjisi Teknoloji Merkezini İstanbul'a getirme kararını aldık ve Viyana'da bu anlaşmayı imzaladık. Burada ilk defa, dünyada hidrojen enerjisi gibi ileri bir teknolojik alanda, diğer dünya ülkeleriyle beraber yarışa katılıyoruz ve ayrıca, burada, Hidrojen Enerjisi Teknoloji Merkezinde avantajımız olacaktır; çünkü, UNIDO'yla yaptığımız anlaşmada, bu merkez İstanbul'da kurulacak, uzmanlar orada çalışacaklar. Hidrojen enerjisinin şöyle bir özelliği var; yandığı zaman, tekrar su buharına dönüşüyor, karbondioksit gibi çevreyi kirletmiyor, sera etkisi yapmıyor. Batılıların kullandığı ifadeyle söyleyeyim, hidrojen ekonomisi, hidrojen dönemi başladı; başlayacak değil, başladı ve burada, ülkemiz, büyük bir avantajı yakalamış oluyor. Bundan dolayı da, böyle bir anlaşmaya imza attığım için, ayrıca mutluyum.

Şimdi, öbür taraftan, petrol konusunda, Petrol Piyasası Yasasını çıkardık. Petrol Piyasası Yasası, cumhuriyet tarihinin önemli yasalarından bir tanesidir. Daha evvel, bu piyasa, birkaç sayfalık yönetmeliklerle yürüyordu. Yaklaşık olarak 27-30 milyar dolarlık bir piyasayı, bütün aktörleriyle beraber -bunun içinde petrol dağıtım şirketleri var, bayiler var, otogaz meselesi var, LPG bayileri var- yaklaşık 20 000 bayiin ve 56 dağıtım firmasının, şirketinin bulunduğu böyle bir önemli sahayı bir yasaya kavuşturma şansını bulduk. Burada, sayın muhalefetin de olumlu yaklaşımını takdirle yâd etmek istiyorum. Demek ki, ülkemizde şu anda önemli işler yapılıyor.

Petrol aramayla ilgili kanunu da yakında çıkaracağız; o da, Başbakanlığa gönderildi. Maden yasa tasarısı, son istasyonunda diyeyim; o da, yakında Genel Kurula getirilecek. Böylece, başta kömür olmak üzere, tabiî kaynaklarımız, yasaların verdiği düzen ve tertip içinde ele alınmış olacak. LPG yasası, taslak olarak hazırlandı; o da, yine Başbakanlığa iletildi. Bunlar da, yakında, piyasayı düzenlemek için, bizlere önemli avantajlar sağlayacak.

Ben, buradan, biraz da eleştirilere cevap vermek istiyorum. Üç değerli arkadaşımızın bazı eleştirileri oldu. Onlardan bir tanesi, kömürle ilgili. Nuri Çilingir Bey tarafından, bizim, kömür konusunda yeterli ilgiyi göstermediğimiz anlamında bir eleştirisiyle karşılaştım; onu ifade etmek istiyorum. 2002 yılında kömürün kullanılma oranı yüzde 22'ydi; 2003'te ise bu rakam yüzde 10-11 civarına düşecekti ve bunun gerektirdiği rakam da 13 500 000 ton olacaktı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - ...biz, aldığımız önlemlerle, bunu 18 000 000 tona çıkardık; yani, bize verilen programa göre hareket etseydik 13 500 000 ton olacaktı; biz, bunu 18 000 000 tona çıkardık. Yine, 2004 yılında, bu, yüzde 16 civarında olacaktı; biz, bunu 20 000 000 tona çıkaracak şekilde çalışmalarımızı yapıyoruz. Ancak, burada, belki sizi şaşırtan şu olabilir, Nuri Beyi de şaşırtan o olabilir diye düşünüyorum. Bu santralların yapıldığı yıllardaki enerji tahminine göre rakamlar konulmuş; bu rakamlara göre de, ekonomik kriz çıkınca 25 milyar kilovat/saatlik bir enerji düşmesi ihtiyacı olduğu için, buna göre de kömür ayarlaması bu şekilde olmuş; ama, biz, gelir gelmez buna el koyduk ve kömüre aşırı bir ağırlık vererek, bunu 13 500 000 tondan 18 000 000 tona çıkardık; ayrıca, fakir fukaraya dağıtmak üzere de, Soma'dan, hiç hesapta yokken, eylül ayında verdiğimiz bir kararla, 800 000 ton kömür çıkardık, bu 800 000 ton kömürün 550 000 tonu, şu anda, vatandaşlara dağıtılmış vaziyettedir ve şu anda, belki de, onlar da evlerinde bunu yakarak, sıcak bir ortamda bizi seyrediyor olabilirler; bunu da gerçekleştirmiş olduk. Burada, tamamen yerli kaynaklar devreye girdi. Daha evvel, bunun çok daha az miktarları -ki, bu rakam geçen sene yüzde 60 kadardı- ithal kaynaklarla, büyük ölçüde, sağlanıyordu; hem dışarıya döviz harcamayı ortadan kaldırdık hem yerli işçimiz çalıştı hem yerli kaynaklarımız çalıştı hem de nakliyecilerimiz bundan faydalandı; bu da, yine, bizim yaptığımız çalışmalardan.

Bu arada, yine, Nuri Çilingir Beyin bir cümlesini düzeltmek istiyorum. Teknik olarak boru hep enerji kaynağı olarak söylüyorlar; bor, enerji kaynağı değil; sodyum bor hidrür diye bir bileşiği hidrojen taşıyıcısı olduğu için, biz, bunun üzerinde Bor Araştırma Enstitüsünde çalışmalar yapıyoruz; yani boru bir daha enerji kaynağı olarak söylememek lazım. Teknik olarak, bor, enerji kaynağı değil; ama enerji üretiminde kullanılabilecek bazı bileşikleri var, bu bileşiklerini kullanmak mümkün olabilir.

Bu arada Tacidar Beyin söyledikleriyle ilgili birkaç noktayı cevaplandırmak istiyorum. Bitlis'te kaldığı oteldeki sıkıntı, tabiî, beni de üzdü.

TACİDAR SEYHAN (Adana) - Otel değil, polisevi efendim.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Sayın milletvekilimizin, polisevinde böyle tatsız bir gece geçirmesi beni de üzdü; çok sevdiğim bir arkadaşımız. Ancak, şunu söyleyeyim, tesisatlar gerçekten çok sahipsiz kalmış, kavrulmuş; yani dokuz yıldır bunlara el atılmamış; şimdi biz bunu düzeltmeye çalışıyoruz ve neticede de bununla ilgili düzeltmeler yapıldı, minimize edildi; ama, düzeltildi diyemiyorum. Çünkü, kayıp kaçak oranı da oralarda fazla ve bütün evlerde, bütün odalarda, eğer, siz de kendi evinizde ısıtıcı koyarsanız, kendi evinizdeki kablolar da ısınmaya başlar, kavrulur. Burada, ben, vatandaşlarıma, özellikle şu kışı rahatça çıkarmak için -kaçak kullananlara sesleniyorum- en azından, bunu çok daha ölçülü bir şekilde kullanmaları... Zaten, biz, onların üzerine kararlı bir şekilde gidiyoruz; bunu da ayrıca söyleyeyim.

Ayrıca, Bor Araştırma Enstitüsünün geç çalışmaya başladığından bahsetti; burada bir gecikme sözkonusu değil, ancak yönetim kurulu üyesi seçilirken, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden ve YÖK'ten gelecek üyeler çok geç geldi, tekit yazısı yazmamıza rağmen geç geldi ve bundan dolayı yönetim kurulunu geç teşekkül ettirdik; ancak, bu zamanı biz kaybetmedik; çünkü, uzmanlarımız bu çalışmaları sürdürüyordu, 9 tane proje hazırladık, bu 9 tane projenin 3'ü Eti Holding tarafından, 6'sı özel sektör tarafından yapılacak ve bunun içinde çok ilginç ürünler de sözkonusu olacak; yanmaz kumaştan tutun, çinko borat örneğinden giderek, yanmaz tekstil ürünlerinden yanmaz kâğıda kadar, özel ürünler üzerinde çalışıyoruz. Belki, birtakım kıymetli kâğıtların yanmayanını da, içinde Türk borunun kullanıldığı ürünler olarak geliştirebiliriz; buna, banknotlar da dahil. Böyle çalışmaları şu anda sürdürüyoruz; ama, bunlar ar-ge çalışmaları olduğu için, zaman alacak çalışmalardır, gecikme söz konusu değil. Zaten bu Bor Araştırma Enstitüsünün de bir yerde fikir babası durumunda olduğum için, ben, bunu çok yakından takip ediyorum. En ufak bir gecikme söz konusu değil. Kaldı ki, size şunu söyleyeyim: Birtakım şeyler, size, gecikiyor gibi gelebilir; biz, lineer olarak hareket etmiyoruz; yani, doğrusal olarak hareket etmiyoruz, biz, logaritmik olarak hareket ediyoruz. Siz, bizim yaptığımız çalışmalarda, zamanı normal kayıtlarla mukayese edemezsiniz. Biz, başkalarının yaptığı çalışmaları, çok daha kısa zamanda yapacak kabiliyete, ekibe ve yeteneğe sahibiz; onun için de, merak etmeyin.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu). “V. tur (adalet bak.,yargitay başk.,danıştay başk.,enerji ve tabii kaynaklar bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2003-12-20-v-tur-adalet-bak-yargitay-bask-danistay-bask-enerji-ve-tabii-kayn (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
