# Akaryakıt kaçakçılığının ekonomiye insan ve çevre sağlığına verdiği zararların araştırılmasına ilişkin (10/238)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim
- **Tarih:** 4 Ocak 2005
- **Gündem:** AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİYE İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINA VERDİĞİ ZARARLARIN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN (10/238)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2005-01-04-akaryakit-kacakciliginin-ekonomiye-insan-ve-cevre-sagligina-verdigi-za

> Mehmet Hilmi Güler (AK Parti), 4 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİYE İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINA VERDİĞİ ZARARLARIN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN (10/238)); konuşma 1.855 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Akaryakıt kaçakçılığı -isminden de biraz anlamlı olarak bahsetmek istiyorum- epey can sıkıcı ve bizi üzen bir konu. Bakanlığımız bu konuda uzunca bir süredir diğer bakanlıkların ilgili birimleriyle çok ciddî bir çalışma içinde. Ancak, detaya girmeden önce, bu noktada size işin büyüklüğünü rakamlarla ifade etmek istiyorum, olayın vahametini ve ciddiyetini iyi bir şekilde görelim diye.

Rakam olarak bakacak olursak, toplam akaryakıt piyasası 25 milyar dolar civarında ve petrol arzı olarak da rakama bakarsak, 34 400 000 tonluk bir petrol arzı var. Bunun 9 700 000 tonu ithalatla karşılanıyor. 3 800 000 ton da ihraç ediyor gözüküyoruz. Akaryakıt olarak bakarsak, tüketim miktarımız da, toplam olarak 30 600 000 ton. Ama, bu hesaplarda şunu görüyoruz: Maalesef, bir kaçakçılık var. Biz, bu kaçakçılık miktarını yapılan hesaplamalarla tespit edebiliyoruz; bir de, istihbarî raporlarla elde ettiğimiz rakamlarla bunu görüyoruz ki, bu, 2 milyar dolar civarındadır. Daha fazlaydı; fakat, aşağı yukarı bir senedir -ki, daha evvele de dayanıyor- kontrol dozajını, denetleme dozajını artırdık ve bu rakam şu anda 2 milyar dolar civarında. Bunun kabaca yüzde 80'inin denizden olduğunu, yüzde 20'sinin de diğer yollardan olduğunu hesap ediyoruz.

1996-2003 yılları arasında olayı incelediğimiz zaman, şöyle garip birtakım verilerle karşılaşıyoruz:

Otomobil sayısı yüzde 45 artmış; halbuki, benzin ve LPG'deki artış yüzde 9 civarında.

Motorine baktığımız zaman, burada durum, maalesef, daha vahim. Ağır vasıta sayısı yüzde 63 artmış, motorindeki (mazottaki) artış ise yüzde 12 civarında. Yani, ağır vasıta yüzde 63 arttığı halde, nedense, motorindeki artış yüzde 12'de kalmış.

Biz, bunun üzerine çok ciddî olarak gidiyoruz ve bunu yapanların da gözünün yaşına bakmayacağız; bunu, kesinlikle bilin; ama, burada amacımız, bu işleri yapanların sistemin içerisine girmesini sağlamak; yani, caydırıcı unsurla, bunları sistemin içerisine sokmak. Bununla ilgili çok bilinçli, çok ciddî faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Piyasaya bakacak olursak -biraz daha rakam vereyim size- 25 milyar dolarlık bu petrol piyasasında, 21 adet büyük akaryakıt şirketi, 56 adet de LPG dağıtım ve pazarlama şirketi var. Akaryakıtta 13 000 bayi var ve13 000 bayide, yaklaşık 50 000 kişi çalışıyor. LPG'de ise, 18 000 ana bayi var, 30 000 tali bayi var ve 400 000-450 000 kişi de burada çalışıyor; yani, böyle, büyük, dev bir sektör ve biz, Petrol Piyasası Yasasıyla, bu çalışmaları, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna devrettik. Yani, bunu da, serbest piyasaya geçmek adına yapıyoruz ve 1 Ocaktan itibaren de, akaryakıt, petrol fiyatları serbest hale geçti.

Şimdi, böyle bir durumda -size, gözünüzün önüne bir gelsin diye söylüyorum- 30 tonluk bir tankeri düşünün; bu tanker, eğer, mazotla yüklüyse, ÖTV ve KDV kaybına 40 milyar lira olarak bakabilirsiniz. Yani, gözünüzün önünden geçen bir tankere 40 milyar liralık bir ÖTV ve KDV kaybı şeklinde bakabilirsiniz, yaklaşık olarak. Böyle bir kayıp, bizim ekonomimizi doğrudan etkiliyor. Biz, IMF'den kredi almak için uğraşırken... Kredi... Bu, bizim kendi özkaynağımız; kendi kaynağımızdan bunu kaybediyoruz. Dolayısıyla, ekonomimizi bu gayet olumsuz bir şekilde etkiliyor.

Öbür taraftan baktığımız zaman, standartdışı yakıtlarla araçların motorları berbat oluyor. O da bir ekonomik kayıp. Ki, bu, hesaba kitaba henüz daha vurulmadı.

Onun dışında, ayrıca, çevre kirliliği... Çünkü, standartdışı olunca, doğrudan doğruya ham petrolü bile "kalorifer yakıtı" diye satabiliyorlar bunlar. Ve kükürdüyle çevreye zarar veriyor, kurşunuyla zarar veriyor, diğer zararlı maddeleriyle zarar veriyor.

Şimdi, böyle olunca, tabiî, biz bunun üzerine yürüyoruz, çok ciddî olarak yürüyoruz ve gerek emniyet birimlerimizle gerekse jandarmayla, gümrüklerle bu çalışmayı çok sıkı bir şekilde sürdürüyoruz ve biraz önce söylediğim gibi, bunların sistemin içine girmesini arzu ediyoruz. Zaten, sektörün de -memnuniyet verici bir tarafı- çok büyük bir kısmı bundan müşteki, şikâyetçi. Onlar da bunun düzelmesini çok arzu ediyorlar ve sektörün temsilcilerinin, sektörün doğrudan doğruya ilgililerinin de bu konuda bize çok candan, çok samimî yardımları var; ama, bizim buradaki esas amacımız, bunu kökünden ve çok sistematik ve bilimsel bir şekilde çözmek. Seneler önce de, biz, bunun üzerinde rahmetli Adnan Kahveci ile beraber çalışmıştık; TÜBİTAK'ta beraber çalışırken de, daha sonraki benzer çalışmalarda da üzerine gitmiştik. O, daha çok pompa istasyonlarıyla ilgiliydi; ama, şimdi biz bunu kökünden çözmek niyetindeyiz.

Gördüğümüz şey şu: Aslında yasalar var; fakat, esas olan, bu yasaların uygulayıcıları; yani, insan faktörü burada çok önemli. Bu noktada çok ciddî tedbirler almamız lazım. Bir de, devlette bu işle ilgili olan kurumların sayısı çok fazla; birbirleriyle görev kesişmeleri ve görev boşlukları var. Bunları bir sistematik haline getirmeye çalışıyoruz. Ama, bu noktada bunların üzerine çok kararlı bir şekilde gidiyoruz. Zaten bizim de bir yerde kaderimiz bu; gerek elektrikte, gerek kömürde, gerekse doğalgazda hep bu yanlışlıkların üzerine kararlı bir şekilde gittik. Malum, doğalgazdaki indirimleri biliyorsunuz, kömürde çok büyük bir piyasayı kontrol etmeye başladık ve bundan dolayı kömür fiyatlarında düşüşler oldu. Şu anda yaptığımız hesaba göre, Türkiye'de geçen seneye göre ton başına 50 dolar civarında düşüş var, TKİ'de yaptığımız çalışmalarla. Hem fakir fukaraya dağıttığımız kömürle hem de piyasaya girerek bu fiyatları kontrol etme yönünde çalışmalarımız var.

Elektrikte, bildiğiniz gibi 660 000 elektrik hırsızını -elektrik hırsızı diyorum ben bunlara artık- yakalamış durumdayız; bunların üzerine gidiyoruz. Şimdi sıra bunda. Bunda da zaten yoğun bir çalışmayla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Şimdi, burada, yaptığımız çalışmalarla ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum. Olayın yalnız bir güvenlik sorunu olmadığını bilmenizi arzu ederim. Bu aynı zamanda sosyal bir konudur, sosyal boyutu olan bir olaydır. Onun için olayı sadece bir güvenlik boyutuyla, ekonominin dar kalıpları içinde almamamız gerekiyor. Olayın sosyal boyutu son derece önemli. Onun için bunu birlikte düşünmemizde yarar var.

Ülkemizde genel olarak ithalat, transit ihracat ve antrepo rejimlerinin suiistimaliyle ortaya çıkan petrol ürünleri kaçakçılığında şu noktaları tespit ettik: Deniz araçları kullanılarak ihraç amaçlı petrolün içpiyasaya sürülmesi, dağıtım şirketlerinin izin alınan miktardan fazla akaryakıtı ülkeye sokmaları, petrol boru hatlarına vana takılması, transit olarak ülkemizden geçirilen akaryakıtın yurt içinde satılması, ham petrolün kalorifer yakıtı olarak satılması, solvent, redüktör ve dişli yağının akaryakıta katılması yoluyla gerçekleştiriliyor.

Tabiî, bu, ülkemizin öteden beri kanayan bir yarası; biraz önce size anlattım. Bu, özellikle 1996 yılından itibaren çok daha kötü bir durum arz etmişti; ancak, dediğim gibi, iki yıldır üzerlerine çok ciddî olarak gidiyoruz.

Peki; neler yaptık, bununla ilgili olarak Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele Koordinasyon Çalışma Grubu kuruldu. Bunun içinde Gümrük, Denizcilik Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Jandarma, Sahil Güvenlik, Enerji Bakanlığı, Maliye var. Bunların hepsi bir bütün halinde, bir koordinasyon merkezi kurduk; bunlar çok ciddî çalışıyorlar; ancak, karşımızdaki insanlar da maalesef çok sistematik çalışıyorlar ve bu sistematik çalışmayı bizim mutlaka tersine çevirmemiz lazım. Romalı bir düşünürün "tehlike asla tehlikesiz yenilemez" diye bir sözü var. Biz bunun tehlikesini de biliyoruz; ama, bunun üzerine çok ciddi bir şekilde, çok kararlı bir şekilde gidiyoruz.

Bunlarla ilgili rakamlardan bazı bilgiler vereyim size: İki yıllık dönemde Emniyet Genel Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen 425 kaçak akaryakıt operasyonunda toplam 4 300 000 litre kaçak mazot ve türevi ele geçirildi, bu olaylarda 722 kişi yakalandı. Jandarma Genel Komutanlığınca gerçekleştirilen -ki, çok sistematik çalışıyor; ben buradan ilgili komutanlara teşekkür ediyorum ve takdirlerimi sunuyorum- 3 421 kaçak akaryakıt operasyonunda 16 170 000 litre kaçak mazot ve türevi ürün ele geçirildi, 5 468 kişi yakalandı. Sahil Güvenlik Komutanlığınca da gerçekleştirilen 27 kaçak akaryakıt operasyonunda 1 715 000 litre kaçak mazot ve türevi ürün ele geçirildi ve toplam olarak, iki yıllık dönemde, 3 873 kaçakçılık olayında yaklaşık 22 190 000 litre akaryakıt ürünü ele geçirildi. Peki, bu, yeterli mi; kesinlikle yeterli değil. Bu, son derece, daha ciddî olarak üzerine gitmemiz gereken bir konu ve bunun üzerine gidip, mutlaka, bu konuyu, teknik yönden de çözmek durumundayız; zaten, bu, bizim görevimiz.

Bununla ilgili olarak çok ilgi çekici metotlar var. Ben, bu metotlara, burada girmek istemiyorum zamanınızı almamak için; ama, çok ilginç metotlar uygulanıyor. Bunların içinde, sevk irsaliyelerinde yapılan numaralar, onun dışında, depolarla antrepolarla denizden uzatılan ilave borular var; bunlarla karşılaşabiliyorsunuz. Ayrıca, vanalarla ilgili, çok teknik -maalesef, bunlar, hep, parantez içinde ünlem olarak söylediğim acı gerçekler- olarak yapılanlar var. Ancak, bunlar, tabiî, bir yandan da parası olan insanlar olduğu için, aynı zamanda, kanunun deliklerinden, boşluklarından da yararlanmayı çok iyi bilen insanlar. Bunun için, yasal tedbirler anlamında, biraz önce söylediğim koordinasyon noktasında, bizim daha ciddî çalışmalar yapmamızı mecbur kılıyor; ama, dediğim gibi, burada, kararlıyız ve bunu da, diğer sorunlu işler gibi çözeceğiz.

Bununla ilgili bir yasa çıkardık biliyorsunuz, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununu ve burada, hemen hemen, iktidarıyla muhalefetiyle bir konsensüsle bunu çıkardık. Burada da aldığımız ciddî birtakım tedbirler var. Mesela, akaryakıt dağıtım şirketince lisans almaksızın lisansa tabi faaliyetlerin yapılması halinde 500 milyar lira, sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesi halinde 200 milyar lira, kanunun getirdiği yükümlülüklere uymayanlara kurumca 50 milyar lira... Bunların, ayrıca, lisanslarının iptal edilmesi meselesi var. Bu arada "ulusal marker" dediğimiz, kabaca depoya damlatacağınız bir kimyasalla, bunların karakteristiğini daha kolay takip edebileceğiniz uygulamayı, yasayla, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı olarak getirdik, bu yasalaştı. Şimdi, bunu, biz, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna devrettik.

Bir yeni uygulamamız daha var, daha doğrusu bir yeni projemiz daha var; inşallah, bunu da uygulamaya geçirmeyi düşünüyoruz. Bütün bu depoları... Yani, alınan bu tedbirlerin yeterli olduğu noktasında tereddütlerimiz olduğu için, bunu kökünden çözmek için iki tane yol var.

Bunun bir tanesi, bu depoların, içine koyacağımız elektronik problarla, cihazlarla bir merkezden kontrolünün sağlanması. Bununla ilgili projemiz tamamlandı. Bu projeyi, yakında, sizlerin dikkatine ve kamuoyunun dikkatine arz edeceğiz. Bunu yaptığımız zaman, bir merkezden, mesela, Ankara'daki bir merkezden Türkiye'deki bu depoları kontrol etme imkânımız var; bu projeyi gerçekleştirdik. Bunu, ilk defa, burada, size açıklıyorum; ama, bunun uygulanması için, mutlaka, ayrıca karar almamız gerekiyor, bunun mutlaka tartışılması lazım.

Türkiye'de, bu noktada yapılması gereken faaliyetler var; çünkü, Türkiye'de, yaklaşık olarak 30 yerde 70 büyük depo var ve bu depolarda oluyor ne oluyorsa ve buralara gemilerle geliyor; gemilerde çift konşimento var; hangisini isterseniz onu gösteriyorlar.

Onun dışında, yurtdışına, biz, Irak'a petrol satıyoruz. Petrolün büyük bir kısmı Irak'a gitmeden dönüyor, içpiyasada satılıyor, belki oraya su gönderiyorlar, suyu boşaltıp, tekrar oradan petrol alıp geliyorlar. Bunları tespit ettik; ama, bunların kökünden çözülmesi için... Yoksa, biraz önce, sayılardan size bahsettim; şu kadar iş yakalanmış; ama, bunlar, aslında, ufak işler. Bunun, mutlaka, büyük işler noktasında ve kökünden çözülmesi için, bu dediğim birinci metodun mutlaka uygulanması lazım; yani, depoların kontrolü.

İkincisi de, bunların vergi meselesi. Tabiî ki, vergiler belli noktada olunca cazip hale geliyor; o da, Sayın Maliye Bakanımızın, Hazinenin ve Ekonomik Üst Kurulun birlikte yapacağı çalışmayla olacak. Dolayısıyla, olayın bu kısmını daha geniş, kapsamlı bir çalışmayla sürdürmek durumundayız.

Bir de, solvent ve bazyağı meselesi var; bu da apayrı bir konu. Bunlar, yakıt niyetine kullanılıyor ve buradaki rakam da yaklaşık 90 000 000 - 100 000 000 dolar; ama, bunun daha büyük zararı, paradan ziyade, motorların canına okuyor, motorları berbat ediyor, dişlilerin ömrünü kısaltıyor ve daha önemlisi, insan sağlığı için son derece zararlı kimyasalların, başta kükürt olmak üzere, atmosfere karışmasıyla zarar veriyor. Onun için, bu çalışmayı çok geniş kapsamlı olarak yürütüyoruz. Bu noktada da, dediğim gibi, 1996 yılından 2003 yılına kadar otomobil sayısında yüzde 45 artış varken benzin ve LPG yüzde 9 artıyorsa, ağır vasıtaların sayısında yüzde 63 artış varken motorin yüzde 12 artıyorsa, mutlaka bunun önüne geçmek için daha ciddî çalışmalar, daha kapsamlı çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bunun için de, çalışmalarımızı belli bir disiplin içinde sürdürüyoruz. İşin ciddiyeti açısından ve belli bir nezaketi açısından, yaptığımız ve yürüttüğümüz çalışmaların detayına daha fazla girmek istemiyorum; çünkü, bu noktada, biz, kararlıyız; aynı zamanda, sektörün çok büyük bir kısmının bize yardımcı olması ve dürüstçe, bu tedbirlerin alınması yönünde bizi desteklemesi, bize büyük güç veriyor. O bakımdan, ben, bu vesileyle, sektörün ilgililerine de ayrıca teşekkür ediyorum.

Ayrıca, bu konuda, komisyonun kurulması noktasında Meclisimizin alacağı kararı da takdire bırakıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu). “Akaryakıt kaçakçılığının ekonomiye insan ve çevre sağlığına verdiği zararların araştırılmasına ilişkin (10/238)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 4 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2005-01-04-akaryakit-kacakciliginin-ekonomiye-insan-ve-cevre-sagligina-verdigi-za (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
