# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 10 Mayıs 2005
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku-2

> Mehmet Hilmi Güler (AK Parti), 10 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)); konuşma 1.078 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Kepenek Hocaya bazı açıklamalar yapmak için söz almış bulunuyorum, konuyla da ilgisi açısından. Aslında, birkaç noktaya değindi; bunlar da açıklanmaya ihtiyacı olan konular. Bir tanesi, bu yolsuzluk, usulsüzlük diye bahsettiğiniz noktalar. Biz, orada yapılması gerekeni geciktirmeden ve çok ciddî olarak yaptık ve üzerine ciddî olarak gittik ve biz, orada, halının altına süpürmedik olayı ve bu, aslında, şu anda da yargı sürecinde olduğu için, yargıya saygımızdan dolayı konuşmuyoruz; bunu özellikle bilesiniz; ama, aynı saygıyı da, biz, başkalarından da bekliyoruz; çünkü, yargı, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken ciddî bir konu ve titrediğimiz bir konu. Orada hiç kimsenin etkilenmesini istemeyiz ve sizler de iyi bilirsiniz ki, suçu ispat olunmadıkça herkes masumdur; ama, biz şunu yapıyoruz: Ciddiyetle üzerine gidiyoruz ve o arkadaşlarımız, aynı zamanda, üretim rekorları kıran arkadaşlardır, ciddî arkadaşlardır ve bir tanesi, o bahsettiğiniz kişi de dört defa dönmüş değildir; yani, dört defa değil, belki, orada, zaman zaman yararlandığınız basın organlarında da bunlar böyle çarpıtılmış olarak oluyor; ama, doğrusu ikidir ve bu iki de, öyle bir bilgi geldiği için ikinci defa gönderilmiştir; yoksa, insan reddedileceğini bile bile bir yere göndermez. Öyle bir bilgi gelmiştir ve ona göre de gönderilmiştir. Diğer arkadaşımız ise reddedilmeden gitmiştir ve hiç beklemeden de onaylanmıştır. Yani, burada, şu veya bu şekilde izah etmek de doğru değil; çünkü, makamlara, üst makamlara da saygımız var. Neticede, biz öneriyoruz, sorumluluk da bize aittir.

Kaldı ki, vekâlet filan diye bahsettiğiniz şeyler... Şöyle, merak ettim, Sayın Baykal'ın da Enerji Bakanlığı zamanındaki şeyleri; orada da 3 tane müsteşar yardımcısı vekâleten atanmış. Yani, bu vekâlet müessesesi olabiliyor. 3 tane müsteşar yardımcısı vekâleten atanmıştır. O zaman da, Sayın Baykal mutlaka onu belli bir esbabımucibeyle, gerekçeyle yapmıştır; onu da saygıyla karşılıyoruz; çünkü, neticede, işlerin beklemeye tahammülü yoktur, herkesin de uygun arkadaşlarla çalışma arzusu vardır; çünkü, sonuçta, hepimiz mesulüz; iyi de olsa, kötü de olsa o sorumluluk benimdir.

Gelelim nükleer meseleye. Aslında yenilenebilir enerjiyle nükleerin uyuşmadığının ben farkındayım; ama, Sayın Kepenek hakikaten benim çok sevdiğim, saydığım bir hocamızdır, büyüğümüzdür; ona açıklamak açısından bunları söylemeyi uygun görüyorum.

Nükleer enerji, özellikle petrol fiyatlarının çok yükseldiği günümüzde pek çok ülkenin tekrar rağbet ettiği bir enerji konusu. Karadeniz'de -ben de Karadenizliyim sizin gibi- o bahsettiğiniz kanser konularıyla nükleer enerjinin hâlâ bağlantısını tıp şu ana kadar bulamıyor; ama, hakikaten, kanserde artış var; ama, bu kanserdeki artış ile bunun arasındaki ilişkileri -ben de mühendis olduğum için, anlayamadığım için- tabiî ki doktorlara, hekimlere sormamız lazım. Ancak, size şunu ifade edeyim, atık sorun da çözülmüş vaziyette ve bugün, nükleer enerji konusunda en fazla hassas olmasını beklediğimiz, umduğumuz İskandinav ülkelerinde de büyük bir ilgi var. Finlandiya bir tanesini kuruyor. İsveç daha evvel durdurma kararı aldığı nükleer enerjiye tekrar giriyor. Fransa yüzde 78'ini nükleer enerjiden üretiyor. Keşke, biz de Fransa gibi, 70'li yıllarda ani, o kararı, o isabetli kararı alsaydık da, gemileri denizden döndürmeseydik spot alımlarla, Akdeniz'de, böyle, kepçeyle balık avlar gibi petrol gemilerini döndürmeseydik de, o zaman keşke nükleer enerji kararını alsaydık; çünkü, etrafımızda zaten nükleer enerji var; bizim, devekuşu gibi kafamızı kuma gömmeyle bundan kurtulmuyorsunuz. Ermenistan'da var, Ukrayna'da var, Romanya'da var, Bulgaristan'da var, hepsinde var yani. Neticede, bizim de bunu yapmamız lazım. Aksi takdirde, ben burada bir felaket tellallığı -eskiler gibi- yapmak istemiyorum; hani karanlıkta kalacağız, şöyle olacak, böyle olacak demiyoruz; ama, bizim hesabımıza göre 2009-2010 yıllarında, arz ve talepte, talebin karşılanması için yeni bir yatırım yapılması gerekecek, biraz daha fazla yapılması gerekecek. Bunun da yolları var. Dediğim gibi, arzu ederseniz, cebinizde bol para varsa elektrik satın alırsınız veyahut daha evvel olduğu gibi doğalgaz alırsınız, petrol alırsınız, hatta kömür alırsınız. Şu anda İskenderun'daki santral kömürle çalışıyor, biliyorsunuz. Bunlar alınırken de sizler yine hayattaydınız Sayın Hocam, hem de etkin, yetkin yerlerdeydiniz; dolayısıyla, bunlar hepimizin hayatta olduğu dönemlerde gerçekleşti.

Şimdi de bizim yapacağımız şey şu: Bizim yaptığımız hesaba göre, biz, yaklaşık 5 000 megavatlık -sayıyı misal olsun diye veriyoruz- 2015 yılına kadar yapılmasında yarar olduğunu, planlayarak, hesaplayarak görüyoruz; ama, Allah bize eğer petrol verir, doğalgaz verir -şu anda biz Akçakoca'da doğalgaz sondajını yapıyoruz ve dakikası dakikasına takip ediyorum, 525 metreye indik- bakarsınız bulursunuz, hesaplarımızı gözden geçiririz. Bunlar dogma değil, yani, dediğim gibi.

Kömür seferberliği yapıyoruz; tekrar, bütün Türkiye'yi karış karış yeniden tarıyoruz, acaba belli derinliklerde kömür var mı diye; eğer bulursak başımızın üstünde yeri var.

Su seferberliği... Bildiğimiz, DSİ'nin mevcut su kaynakları dışında acaba yeni su kaynaklarımız var mı diye suyu da şimdi arıyoruz. Tıpkı petrol arar gibi, su ve jeotermal kaynakları arıyoruz.

Bu arada, petrol konusunda da, dediğim gibi, Artvin'de -memleketinize çok yakın- orada da sondaj yapacağız, denizden 40 mil açıkta; ama, biz var veya yok demiyoruz, bütün mesele sondajla belli olacak. Orada 4 500-5 000 metre deniz seviyesinden aşağıya ineceğiz. Bulursak ne âlâ, o zaman hesaplarımızı yeniden gözden geçiririz.

Yani kim ister riske girmeyi; ama, size şunu söyleyeyim, teknoloji çok gelişti. Biliyorsunuz, bıçak ekmek de keser, adam da keser. Dolayısıyla, bizim yapacağımız şey, bu teknolojiyi insanın hizmetine uygun bir halde kullanmak. Hepimiz mühendisiz, hepimiz hesap kitap biliyoruz, buna göre de yaparız; çünkü, dünyada şu anda 441 tanesi çalışıyor, 31 tanesi inşa halinde ve üstelik de etrafımızda var.

Keşke, Fransa gibi, biz de yapsaydık da, fazlamızı satsaydık. Hani bir zamanlar toprağı mı vereceksiniz, şu mu olacakmış, bu mu olacakmış, plan mı pilav mı hesabı yaparken, keşke nükleer santrala girseydik de fazlasını satıp, onun parasıyla petrol alsaydık. Bunları yapmadık. Şimdi, petrol fiyatları yükseldi ve herkes sıraya girdi. İsterseniz, belki istediğiniz zaman bu santralları alma imkânınız da olamayabilir; yani, erken gelir oturur misali. Onun için, biz bunları yapacağız.

Ayrıca, atık meselesi de çözülmüş vaziyette. Size şöyle söyleyeyim: Normal olarak, 2 500-3 000 megavatlık bir santralın atığını 2-3 metreküplük alanlara gömebiliyorsunuz ve bu atıkları sizden almak isteyenler de var; yani, getirin bana, ben bu atığı proses edeyim diyenler de var. O bakımdan, atık da sorun değil. Bunlar, aslında, birtakım lobilerin ortaya attıkları iddialar. Eğer öyle olsa, hiç kimse, 441 tanesini çalıştırmaz ve size şunu söyleyeyim: Biz de çevreye son derece saygılı insanlarız; hiç kimse, hayatını, geleceğini, çoluğunu çocuğunu tehlikeye atmak istemez. Şu anda o 441 taneyi durdursak, öyle bir imkânımız olsa elimizde, şu andaki karbondioksit miktarının ikiye katlanacağını hesap ediyor bilim adamları; yani, hesap edin, bir tarafta karbondioksit var... Mesela, ben, Sayın Erdal İnönü'nün -iyi bir fizikçidir, çok iyi bir fizikçidir ve üstelik de sosyal demokrattır; ama- çok iyi biliyorum ki, nükleer enerjide çok olumlu görüşleri var; yani, bunun, siyasî görüşle filan da alakası yok; bu, bir ekonomik meseledir, çevre sorunudur. Bunu çözdükten sonra... Üstelik de, karbondioksit emisyonu olmayan yeni bir sahadır. Ben, herkese tavsiye ediyorum.

Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 10 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
