# 8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim
- **Tarih:** 8 Kasım 2007
- **Gündem:** 8.05.2007 TARİHLİ VE 5654 SAYILI NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARININ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE ENERJİ SATIŞINA İLİŞKİN KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (S.S.45)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-23-2007-11-08-8-05-2007-tarihli-ve-5654-sayili-nukleer-guc-santrallarinin-kurulmasi

> Mehmet Hilmi Güler (AK Parti), 8 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 8.05.2007 TARİHLİ VE 5654 SAYILI NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARININ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE ENERJİ SATIŞINA İLİŞKİN KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (S.S.45)); konuşma 1.952 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeniyle ilgili olarak gündem dışı konuşmaya cevap vereceğim.

Bu bakımdan, o bölgedeki nikel madeni, aslında, dünyada ihtiyaç duyulan metallerden bir tanesidir ve bu madenciliğe de biz önem veriyoruz ve rakam olarak da yaklaşık 50 bin tonun üzerinde bir rezervin olduğunu, biz -orada- düşünüyoruz. Şimdi…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Size herhâlde yeni gelen bir haber bu.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve bu bölgede de bu zenginliği, tabii ki çevreye zarar vermeden, en az etki yaptırarak bunu düşünüyoruz. Bu noktada, madenciliğin, zaman zaman, insaf sınırlarını aşan eleştirilere muhatap olduğunu görüyoruz, ancak yer altı…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Beni mi kastediyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yok, sizi değil, genel olarak söylüyorum.

Bu noktada, yer altı kaynaklarımız da zenginliklerimiz ve madencilik olmasa şu anda, şu salonda bile pek çok aleti kullanamadığımız için, belki de taş devri dönemine dönmüş oluruz, yani mikrofondan tutun, gözlük camına kadar, bütün, inşaatta kullanılan demire varıncaya kadar, buraya gelirken kullandığımız araçlara varıncaya kadar, hiçbirini kullanmamamız gerekir. Yani bir yerde, bir optimizasyon içinde olacağız. Tabii ki çevre, bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerden, yer altı, yer üstü zenginliklerimiz de bir bütün hâlinde ele alınacak ve bunu bir denge içinde yapmamız gerekiyor. Bunun için de zaten maden mühendisliği diye de bir dal var. Bu işin teknolojisini, projelendirilmesini yapan, işin ekonomik boyutuyla birlikte, çevre etki değerlendirmesini de yapan bir birim var.

Onun dışında da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü gibi, Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu ve görevlerinin büyük ölçüde maden ve yer altı zenginliklerinin, bunun içinde jeolojik araştırmalar dâhil olmak üzere yapan bir kuruluşumuz var ve Ulu Önder Atatürk’ün bir sözünü, MTA’nın kuruluş aşamasında söylediği bir sözü de hatırlatmak istiyorum: “Memleketin diğer meçhul servetlerini arayıp bulma görevini MTA’ya verdik, çalışacaklardır. Kendilerine, mesut sürprizler dileriz.” diyor.

Bu mesut sürprizleri, biz, bulmak üzere, yapmak üzere, arkadaşlarımız yıllardır çalışıyorlar ve bunu yaparken kömür de buluyorlar, bor da buluyorlar, nikel de buluyorlar, krom da, bakır, çinko da buluyorlar, jeotermal kaynakları da buluyorlar, yani bunun sayısını artırabiliriz. Bu bakımdan, ülkemiz, maden zenginlikleri bakımından da gayet iyi olan ülkelerden bir tanesi. Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak, normal olarak MTA’nın yaptığı, şu ana kadarki yaptığı sondajların bir ortalamasını alırsak, 120 metre civarındadır derinlik. Yani, bir seviye olarak yüzeyi alırsak, 120 metre kadar aşağıya ortalama olarak inmiştir. Ortalamadan bahsediyoruz. Avrupa Birliği rakamları 1.200 metredir. Yani, 10 kat daha derine inen sondajları vardır ortalama olarak. Yani, biz daha bu işin onda 1’indeyiz zenginliklerimizin tespiti bakımından. Yani, eğer Avrupa Birliğiyle mukayese edersek -ki onlar da çevreye duyarlı, onlar da çevreyi bozmadan bunları yapalım diye düşünüyorlar- ama, bizi onlar da ilgilendirmiyor, biz kendi değerlerimize bakalım, çevre değerlerimize, dolayısıyla orman zenginliklerimize de bakalım.

Yalnız, bu “maden” denen şey, bildiğiniz gibi, bizim isteğimize göre yerin altında oluşmuyor. Keşke mümkün olsa da maden zenginliklerimizi, yer altı zenginliklerimizi kendimiz dizayn edip en zararsız yerlerde oluşmasını bekleseydik. Bu, tabii, mümkün değil. Dünyanın oluşumu sırasında bu madenler belli yerlerde oluşuyor. Dolayısıyla, bunu, biz çevre etki değerlendirme raporuyla, herkesin de görüşünü alarak, canlı-cansız bütün değerlendirmeleri yaparak, bu değerlendirmelerin sonucunda eğer mahzuru yoksa veya o değerlendirmede artıları çok fazlaysa ve halk da bunu kabul ediyorsa buna göre bu çalışmayı yapıyor ve genellikle de bu gibi noktalarda ÇED raporunu ele alarak, bu değerlendirmeyi yaparak o işin işletmesinin yapılıp yapılmamasına karar veriyoruz. Tabii, bazen hoşlanmadığımız uygulamalar, zaman zaman istismar edilen uygulamalar da olmuyor değil. Bunlarla da biz mücadele ediyoruz. Bilhassa taş ocaklarında tasvip etmediğimiz uygulamalar var, ama bunların hepsinin sorumlusu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı değil. Çünkü biz arama ruhsatını veriyoruz, işletme ruhsatının yerel yönetimlerden belli şekillerde alındığı uygulamalar da oluyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Bunun için, kanunu da ayrıca değiştirmek istiyoruz. Bu değiştirmeyi yaptığımız takdirde daha kontrollü bir hâle gelecek.

Bu hafta sonu tüm madencilerle bir toplantı yapacağım. Yani, bütün taş ocakları da dâhil olmak üzere, onları toplantıya çağırdık.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bu Çal Dağı’ndaki madencilikle mi ilgili?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – O da dâhil, hepsi gelecekler.

Buna altın da dâhil, krom da dâhil, hepsi gelecekler ve onlarla bu uygulamaları birlikte tartışacağız.

Maden Yasası da, yine, bu sivil toplum örgütleri de dâhil, çevreci kuruluşlar da dâhil olmak üzere, bu Meclisten çıktı, yani, hepsinin görüşünü alarak yaptık. Ama, kanunlar da, bildiğiniz gibi, benim tabirimle, canlıdır. Yani, bu yasaların da uygulamalardaki arızalarını görüp yeniden dizayn etmemiz mümkün. Neticede ülkemiz için yapıyoruz bunları. Bu bakımdan, hataları, eksikleri varsa -ki, kanunlar dogma değil, bunları değiştirmek mümkün- bunu ele alacağız ve düzelteceğiz. Neticede çevre bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerdendir. Hele orman… Bizim bütün büyüklerimizin sözü vardır, yani “Dal kesenin, başını keserim.” diye. Bu derece de bu noktada hassasız. Ama, burada, bir optimizasyon söz konusu.

Belki şöyle yapacağız, yani, bu önerilerimden bazılarını söyleyeyim: Oradaki ağaçların hemen anında yerini değiştirip, özel sökme makineleriyle… O bile aslında beni rahatsız ediyor.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – 200 bin ağaç Sayın Bakanım, nasıl sökülür?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayır… O bahsettiğiniz bütün proje boyunca, aynı anda değil.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Gayet tabii…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yani, bir anda 200 bin ağacı, 100 bin ağacı böyle almak mümkün de değil. O biraz abartılı bir rakam.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Hayır, aynı anda demedim zaten.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve şöyle ifade edeyim: Bu tip işlerde çevre kirliği kadar bilgi kirliliği var, sizi tenzih ederek söylüyorum. Yani, bu tip şeylerde zaman zaman farklı açılardan bakan kişiler var. Bir yandan borumuzu çıkaralım diyoruz, bir yandan altını çıkartmayalım diyoruz. Bir yandan kömürü çıkaralım, kömür madenlerimizi, yerli kaynaklarımızı kullanalım diyoruz, ama, bir altın olunca iş birden değişiveriyor. Bunu anlamakta bazen zorluk çekiyoruz.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Çevreye zarar vermeden ama.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Nikelde durum biraz daha farklı. Nikel gerçekten dünyada zor bulunan ve dünya zenginlikleri açısından bize de bu zenginlikten pay düşen metallerden bir tanesi. Bu da bir parça Manisa tarafına bu imkân, bu şans gelmiş. Aslında bu bir fırsat iyi kullanılırsa.

Sülfürik asit meselesine gelince… Sülfürik asit eğer iyi kullanılırsa çevreye zarar vermeyecek çok yaygın asitlerden bir tanesidir, ama bunun elimine edilmesi, teknolojik olarak elimine edilmesi zararlarının mümkün ve bu da zaten projeyle oluyor. Yani, bununla ilgili olarak gerek kimya mühendisleri gerek kimya bilimcileri ve aynı zamanda malzeme bilimcileri, madenciler bunu kullanıyorlar yaygın bir şekilde. Biz de bunu, sülfürik asidi çok yaygın olarak kullanıyoruz. Bandırma’da da sülfürik asit fabrikamız var. Yani, bir sorun yok.

Ben hatta daha şeyini söyleyeyim, daha eleştiri kabul edilebilen, o siyanürle ilgili olanını söyleyeyim, ki, Kaz Dağı konusunda bu çok gündeme geldi: Ben yerinde gittim, gördüm. Ayrıca, müfettişlerimizi oraya gönderdim. İki ayrı grup gönderdim. Bir de ayrıca kendi özel danışmanımı oraya gönderdim. Kendim de hem havadan hem karadan gidip gördüm.

Mesela, bir Kaz Dağı çok farklı şekilde ele alındı. Kaz Dağı dediğimiz bölge hakikaten harikulade güzel bir yer. Yani, dünyanın oksijen kaynaklarından bir tanesi, insanın bakmaya doyamadığı güzellikleri olan bir yer. Ancak, burada Cenevizlilerden beri de madencilik yapılıyor. Osmanlı döneminde de yapılmış. Yani, burası maden kaynakları bakımından da zengin ve orada yirmiden fazla maden ve endüstriyel mineral var. Yani, o bölgenin Çanakkale Seramik’inden tutun da bütün fabrikaları bunu kullanıyorlar. Taş ocakları da var, maden ocakları da var ve Cenevizlilerden beri de maden çıkan bir yer. Zaten, Truva bölgesinin adı bu maden zenginlikleriyle olan bir yer ve altın da çıkarılıyor burada, fakat nedense bu altın konusu gündeme gelince borda, kromda, çinkoda, bakırda gösterdiğimiz, kömürde gösterdiğimiz toleransın dışına birden çıkıveriyoruz, “Altına hayır.” şeyi çıkıyor ortaya. Yani, bu ilginç ve biz bunu çıkarırken de -normal olarak 50 ppm’dir, yani, litrede 50 miligramdır Avrupa Birliğinin rakamları, kriteri- bizde çevre hassasiyeti çok daha yüksek olduğu için biz bunu 1 olarak kabul ettik, yani ellide 1 siyanür kullanılıyor işletmede. Ayrıca da orada çalışan şirket 0,5 olarak kullanıyor. Yani, yüzde 1 kadar düşük ve üstelik bu siyanür, sodyum siyanürdür, hidrojen siyanür değil. Hidrojen siyanürdür en zehirli olanı. Sodyum siyanür ondan daha az tehlikeli. Tehlikesiz değil, tehlikeli, ama canlılarla teması olmadığı sürece ve iyi yönetilirse bir sorun olmuyor ve Türkiye’ye 300 bin ton siyanür bileşiği giriyor, madencilikte bunun yüzde 1’i kullanılıyor. Yani, geri kalan yüzde 99’u şu anda gündelik hayatımızda kullanılıyor. Ama bu altın konusu olunca biraz daha hassasiyet ifade ediyor ve burada da iki türlü ruhsat var, biri arama ruhsatı, biri işletme ruhsatı. Arama ruhsatında arama yapılan yerlerde siyanür kullanılmıyor, hiçbir şekilde siyanür kullanılmıyor. Ama bazı basın organlarına bakarsanız, sular kirleniyor, havada siyanür bulutları dolaşıyor, etraf kurumuş, sanki böyle Hiroşima’daki atom bombasından sonraki yerler gibi resimlerle karşılaşıyoruz. Burada bir bilgi kirliliği var. Burada objektif olmak lazım, yani hatayı da söylemek lazım, doğruyu da söylemek lazım ve bunların arasında da ülkemizin çıkarlarını değerlendirmemiz lazım.

Bir misal vereyim: Eğer biz altın rezervlerimizin… Muhtemel rezervler de eğer ispatlanırsa biz dünyada 2’nci oluyoruz. Şu andaki haliyle 8’inci sıradayız, 7 ile 8 arasında oynuyoruz. Altın ithalatında da Hindistan’dan sonra 2’nciyiz. Şimdi böyle bir piyasa var. 5 milyar dolar da bunun ithalatına para ödüyoruz. Gerçi bunun bir kısmını satıyoruz, ihraç da ediyoruz. Yani, cari açık açısından o kadar büyük dengesizlik yok, ama 5 milyar dolarlık alıyoruz. Böyle bir ortamda dünya 2’ncisi olmamız da mümkün, eğer çevreyle iyi bir şekilde uyumlu sistem yaparsak ve yine şunu ifade edeyim: Toplumdaki bu çevre bilinci aslında bizi memnun ediyor, yani Kazdağı’ndaki hassasiyet de bizi memnun ediyor. Tek bizi rahatsız eden şey bilgi kirliliği. Bunu da gidermek üzere gittik, yerinde gördük, çalışmaları yaptık. Bununla ilgili olarak da ÇED raporu olması lazım işletilmesi için, aramadan işletmeye geçmek için. ÇED raporunda da zaten oradaki bütün ahali de oranın sakinleri de dinlenecek. Onlar da evet derlerse bu yapılacak, denmezse yapmayacağız. Bu kadar basit.

Bu arada da Maden Kanunu’nda da düzenlemeler yapmayı düşünüyoruz. Altının devlet payıyla ilgili miktarını, işletilmesiyle ilgili kısımlarını, Türkiye’de bunun endüstrisinin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını, millî varlıklarımızın yerinde kullanılması noktasındaki hassasiyetimizi de yeni maden yasasındaki uygulamada göstereceğiz.

Tabii, yasa değişikliği yapmadan şu anda başka bir şey yapmamız mümkün değil, ancak ben, Maden İşleri Genel Müdürlüğündeki henüz verilmeyen ruhsatları da durdurdum ve sıkıntılı olanları da incelemeye aldık. Onların hepsini, şikâyetleri olanları inceliyoruz. Orada da yanlış varsa düzelteceğiz, daha iyi bir hâle getirmeye çalışacağız. Çünkü daha evvelden 4 bin ruhsat yılda veriliyordu, biz bunu hızlandırdık, yeni bürokrasiyi azalttık, bu 18 bine kadar çıktı.

Gerçekten ülkemizde de büyük bir kalkınma hamlesi var. Madencilik şu anda en iyi zamanını yaşıyor. Nikel bile daha evvelden 5 dolar civarında iken şimdi 57 doları gördü. Yani böyle bir durum var. İnşaat sektörü geliştiği için taş ocaklarına büyük bir talep var. Tabii, bu talebin yanında istismar da oluyor. Biz de bununla mücadele edeceğiz, yani biz de bunun için buradayız.

O bakımdan, buradaki dengeyi iyi tutturmak lazım. Madenciliği de öldürmememiz lazım, çünkü 2 milyar dolarlık bizim bir ihracat kalemimiz bu, net. Mesela, otomotivde bakıyorsunuz, arada 20 milyar dolarlık ihracat var ama o kadar da ithalat var. Aradaki net miktar çok çok daha az. Yani, milyar doların altında. Sadece madenciliğinki net olarak 2 milyar doların üstünde. Yani, bu bakımdan bakarsak bu sektörün de -mermercilik de dahil olmak üzere- üzerine titrememiz lazım ve madenler arasında da pozitif ayrımcılık yapmamamız lazım. Yani, bora, kömüre, mermere gösterdiğimiz hassasiyeti altına da göstermemiz lazım. Yani, öyle dünya ikincisi olmak da kolay olmuyor. Dünya ikincisi olmak için de mutlaka çaba sarf edeceğiz, teknik birtakım tedbirleri de alacağız.

Nikel konusunda da Sayın Milletvekilim, Sayın Mengü, müsterih olunuz, yani bu noktada üzerinde çalışıyoruz.

Orman ve…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Bakan, Avrupa’da sülfürik asitle nikel ayrıştırılıyor mu? Var mı böyle bir ülke?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Şimdi, madeni olan yerde olur, yoksa yapmazsınız orada.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yunanistan’da var mesela, ama sülfürik asit kullanmıyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Var, diğer ülkelerde var. Ben size misal vereyim.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu). “8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 8 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-23-2007-11-08-8-05-2007-tarihli-ve-5654-sayili-nukleer-guc-santrallarinin-kurulmasi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
