# Orman kanununda değişiklik yapılması (s.s.224)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Işık (CHP, Giresun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2003
- **Gündem:** ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.224)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-isik-22-2003-07-30-orman-kanununda-degisiklik-yapilmasi-s-s-224

> Mehmet Işık (CHP), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.224)); konuşma 2.095 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; 224 sıra sayılı Orman Kanununda yapılacak değişiklikle ilgili kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, böyle bir tasarı hakkında konuşuyor olmaktan fevkalade üzgünüm. Akdeniz ve Ege sahilleri yanıyor. Yanan ormanların yanma sebebini, alınacak önlemlerin neler olduğunu, başkaca alınacak önlemler var mı, bunları görüşmemiz gerekirdi. Sayın Bakan, orman yangınlarının kasten çıkarıldığını ifade ettiğine göre, hangi amaçla yangın çıkarılıyor? Turizmimiz mi baltalanmak isteniyor? Millî servetlerimize bir kasıt mı var? Yoksa, Anayasamızın 170 inci maddesinde yapılan değişiklikten sonra yeni rant alanları mı yaratılıyor?..

Yanan yerler, koylara hâkim yamaç ve tepeler olduğuna göre, bu konuda, özellikle yeni rant alanları yaratılması konusunda tereddütlerimi burada ifade etmek istiyorum. Bunları konuşacak ve ne yapabiliriz diye düşüneceğimiz yerde, yeni orman yağmasına sebep olacak bir tasarıyı konuşuyoruz; bunun için üzgünüm.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşeceğimiz tasarının esas amacını gizlemek için içine sıkıştırılan, tabiat parkları ve tabiatı koruma alanlarını Kanunun 2 nci maddesinin uygulaması dışına çıkarmak ve kadastro çalışmalarını kolaylaştırmak gibi olumlu hükümler de var. Keşke bunları konuşsaydık ve hep birlikte, oybirliğiyle bu kanunu çıkarsaydık.

Esas amacı, kızılağaç ve kestane ormanlarını tamamen özel sektörün talepleri doğrultusunda, onların hammadde ihtiyacına tahsis etmeye yönelik olan bir tasarıyı görüşüyoruz. Bir sayın bakanın ve Orman Bakanının bu konudaki ilişkileri, artık, kamuoyuna, basın vasıtasıyla yansıtılmış durumdadır. Bu ilişkinin gizlenecek bir tarafı kalmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasada yapmak istediği değişiklikler ve bu tasarıyla Orman Kanununda yapmak istediği değişiklikler, İktidar Partisinin ormanlara bakış açısını yansıtması açısından altı çizilmesi gereken bir durumdur.

(1) 224 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli milletvekilleri, eğer müsaade ederseniz, mevcut Orman Kanununun ormanla ilgili tarifini ve yapılmak istenen değişiklikler konusundaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Orman Kanununun orman tarifi şöyle: "Tabiî olarak yetişen, emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları, yerleriyle birlikte orman sayılır." Yani, orman, üzerindeki ağaçlar gitse bile, orman sayılır; ancak, bunun istisnaları var. Bu istisnalar, çeşitli sazlıklar, bataklıklar, fundalıklar, meşelikler; bunun yanında, civarda tabiî olarak yetişmeyen ağaç türlerinden oluşan ağaç toplulukları; orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışındaysa her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan, tarım arazisi olarak kullanılan dağınık veya yer yer küme ve sıra halindeki ağaç ve ağaççıklar; yani, vatandaşın arazisinin kenarında bulunan grup halinde, küme halinde ağaçlıklar; bunlar istisnadır. Bir de orman sınırları dışında olup, yüzölçümü 3 hektarı aşmayan ağaçlıklar; bunlar da orman kapsamı dışındadır. Yine, sahipli arazide ve muhitin hususiyetlerine göre, yetişmiş veya yetiştirilecek olan fıstık çamlıkları, palamut meşelikleri dahil olmak üzere, her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar; bunlar, orman tarifinin dışında, orman sayılmıyor. Peki, orman hangisi sayılıyor; devlet ormanına bitişik olmayan, 3 hektarı geçen, tabiî olarak yetişen ağaç türlerinden olan ağaçlıklar.

Burada, şimdi yapılmak istenen değişikliklerle, bu kanunun 1 inci maddesinin (G) fıkrasındaki, orman sınırları dışında olup yüzölçümü 3 hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler içinde bulunan kızılağaç ve kestaneler, bu kapsam dışına çıkarılıyor, (H) fıkrasındaki, sahipli arazide ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar kapsamına alınıyor; yani, kızılağaç ve kestane, meyveli ağaç statüsüne alınıyor. Özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum; orman ağacı olmaktan çıkarılıyor, tamamen meyveli ağaç statüsü içinde değerlendirmeye tabi tutulmak isteniyor. Zaten, tasarının gerekçesi de -okuduğumuz zaman- aynı şeyi ifade ediyor.

Tasarıyla, orman sınırları içinde ve bitişiğinde, tapulu, orman sınırları dışında her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan kızılağaçlıklar ve aşılı kestanelikler, Orman Kanununun 1 inci maddesinin istisna bentleri kapsamına alınarak "3 hektardan büyük alanlarda kızılağaç yetiştiriciliği teşvik edilmektedir" deniliyor. Aslında, bu ağaçlıklar yok ediliyor, ne şekilde yok edildiğini ileride görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde orman amenajman planlarına göre, bugün, 99 538 hektar kızılağaç, 109 385 hektar kestane ağacı devlet ormanı mevcuttur. Özel mülkiyetteki kestane ve kızılağaç ormanları, bu rakamlara dahil değildir.

Özel mülkiyetteki ormanlar nedir; müsaade ederseniz, onu da ifade edeyim: Devlet ormanına bitişik olmayan, tapulu olan, 3 hektardan büyük her türlü ağaç ve ağaççığın bulunduğu yerler, tabiî olarak yetişen ağaç türleri, muhitte yetişmeyen ağaç türleri bu kapsam içerisinde değil; yani, 3 hektarı geçerse, buralar orman kapsamı içerisine giriyor. Eğer mülkiyeti, tapusu varsa, özel orman oluyor, eğer vakıflara aitse vakıf ormanı, devlete aitse devlet ormanları oluyor; yani, kanuna göre üç mülkiyet esası kabul edilmiş. Özel mülkiyetteki kestane ve kızılağaç ormanları, bu rakamlara dahil değil. Bu ormanlarda, yıllık 26 749 metreküp kestane, 42 057 metreküp kızılağaç etası mevcuttur; yani, her yıl, bu kadar verimi bu ormanlardan almak mümkündür.

Bu kanun tasarısıyla, 3 hektardan büyük ve özel orman statüsündeki kestane ve kızılağaç ormanlarından faydalanma amacıyla, kızılağaç ve kestane, 6831 sayılı Kanunun (G) fıkrasından, yani, 3 hektardan büyük ağaçlık fıkrasından, (H) fıkrasına aktarılarak, her türlü meyve ağaçları fıkrası içerisine alınıyor, yani fıstık çamı ve meşeliklerin kapsamı içerisine alınıyor.

Böylece, bilindiği üzere, 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı Yasayla devletleştirilen, bilahara çıkarılan iade kanunlarıyla iade edilmeyen ormanlar, bu yasa tasarısıyla, orman içerisinde ve bitişiğinde de olsa, tapulu ise, kızılağaç ve aşılı kestanelikler de serbest kullanıma açılmaktadır; yani, devlet ormanı olan sahalar, yeni bir iadeye tabi tutulmaktadır, orman alanları daraltılmak istenilmektedir. Anayasanın ilgili maddesine aykırı olarak ormanlar daraltılmakta, orman bütünlüğü ortadan kaldırılmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, kızılağaç ve aşılı kestane ağaçları, orman ağacı olmaktan ve bu ağaçların oluşturduğu ormanlar da, orman olmaktan çıkarılmakta, meyve ağacıyla aynı statüye getirilmekte, orman ağacı niteliği tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

Bu ormanlardan faydalanmada da, devlet ormanlarının dışında ve bitişiğinde olması halinde tapu, bitişik olmayan yerlerde de, her türlü tasarruf belgesinin geçerli olmasına olanak sağlanmaktadır.

Orman Kanununun 1 inci maddesinin (G) fıkrası, devlet ormanlarına bitişik olmayan, 3 hektardan -yani 30 000 metrekareden- büyük sahipli arazilerin, devlet ormanları gibi bir plan dahilinde işletilmesini -yani korunarak, yıllık artım miktarına göre faydalanmayı- düzenlemektedir. 30 000 metrekarenin altındaki ağaçlıkların sahipli olması halinde, sahiplerinin, kendi ihtiyaçları için, hiçbir kayda tabi olmadan faydalanmasına; pazar satışı için, orman idaresinin sahiplilik durumunu incelemesinden sonra, nakliye ve damgaya bağlı olarak faydalanmasına olanak sağlamaktadır. Böylece, bu ağaçlar damga ve nakliyeye bağlanarak, ormanlardan kaçak kesim yapılması önlenmeye çalışılmaktadır mevcut yasayla.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 hektardan büyük olan sahipli ağaçlıkların içerisinde, belki 50 - 100 hektar ve daha fazla büyüklükteki ormanların, bir muhtar belgesiyle, tümüyle kesilip bu arazilerin çıplak hale getirilmesini kabul edebilecek misiniz?!

Sahipli de olsa, 3 hektardan büyük bu sahaların, bir defada kesilip boşaltılmasına izin vermemiz halinde, Karadeniz Bölgesinin meyilli arazisi ve bol yağmurlu iklimi nedeniyle meydana gelecek heyelan ve sellerin sorumlusu kim olacak? Orman sınırlarının tespiti ve dolayısıyla, incelenen sahanın ormana bitişik olup olmadığını tespit etmek, orman kadastro komisyonlarının yetkisindedir. Bu tasarıyla, bu yetki şimdi muhtarlara verilmek istenmektedir. Her türlü tasarruf belgesine dayalı olarak, muhtarlarca işlem yapılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir. Her türlü tasarruf belgesinden ne kastedilmektedir; tasdiksiz yoklama kayıtları mı, adi satış belgeleri mi? Nedir bu her türlü tasarruf belgesi; bunların hukukî geçerliliği nedir?

Bazı belgeler mahkemelerde zilyetliğin ispatı için kullanılsa bile, mahkeme kararı olmadan tasarruf belgesi olarak kabulü mümkün değildir. Ülkemizde, en uzun yargı sürecinin mülkiyet konularıyla ilgili olduğu bilindiğine göre, bu kadar karmaşık bir sorunun muhtarlarca çözümlenmesi mümkün müdür; ayrıca, doğru mudur?

Orman Kanunuyla ilgili görüştüğümüze göre, son anayasa değişiklikleri sırasında, Sayın Maliye Bakanımız, kendisiyle ilgili bir konu gündeme geldiğinde, geçmişte bazı siyasetçilerin özdeyişlerine yeni bir özdeyiş benzetti; efendim "verdimse ben verdim", "Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz", "benim memurum işini bilir" gibi bir yaklaşımla "evet, bu araziyi satın aldım" dedi "tapusu da yok" dedi ve "ben buranın sahibiyim" dedi.

Şimdi, Sayın Bakandan soruyorum: Sayın Bakan, bu konu çok konuşulduğuna göre, mutlaka inceleme imkânı bulmuşsunuzdur; Sayın Maliye Bakanının satın aldığını iddia ettiği arazi, daha önce birisi tarafından işgal edilmiş bir araziydi herhalde. Bu arazinin 31.12.1981'den önce herhangi bir suretle hakkında tutanak tutulmuş mu; mahkemeye intikal etmiş mi; dava sicil dosyası Bakanlığa, Genel Müdürlüğe gönderilmiş mi; bugüne kadar ne işlem yapılmış; bu çok önemli. Eğer bu işlemler yapılmışsa, 1981'den önce orman vasfını kaybettiği için 2/B maddesi kapsamına girer; ki, bunu incelemek mümkün; devletin hafızası kuvvetlidir, kaybetmez. 1981'den önce yapılmışsa doğrudur; ama, 1981'den sonra ise, böyle bir resmî kayıt yok ise, o zaman, bu konuda ne gibi bir işlem yaptınız? Orman Kanununun 93 üncü maddesini uygulayıp el koydunuz mu ve üzerinde tesis varsa, bunu müsadere etmek, yıkmak göreviniz olduğuna göre yıktınız mı? Bu vesileyle sormuş oluyorum, tutanaklara geçmesi açısından.

Sayın Bakanın, şimdi çıkıp, vatandaşın bahçesindeki üç beş kızılağaç ve kestane ağacını kesemediğini söyleyerek sizi tereddüde sevk etmek isteyeceğini biliyorum. Eğer, mevcut 6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesi (G) fıkrası ile 116 ncı maddesinin (B) fıkrasını incelerseniz, özel mülkiyete konu olan her türlü ağaç ve ağaçlıkların sahiplerinin kendi ihtiyaçları için kesip kullanmaları, orman idaresine bilgi vererek faydalanmaları, damga ve nakliyatsız kullanmaları serbesttir; ancak, pazarlamak istedikleri takdirde, faydalanmaları, orman idaresinin damga ve nakliye vermesiyle mümkün olmaktadır; yani, kendi bahçesinden keseceği ağacı, yine, pazarlaması serbesttir; ancak, devlet ormanlarından kesilip kesilmediğinin tespiti açısından basit bir işleme tabidir. Eğer, bu konuda bir sıkıntı yaşanıyorsa, sorunun alınacak önlemlerle ve başka türlü tedbirlerle giderilmesi mümkündür. Sayın Bakanın niyeti, bu tasarıyla vatandaşın sorununu çözmek mi, yoksa, orman ürünü işleyen kuruluşlara ucuz ve kolay hammadde temin etmek mi?

Tasarıyla, 3 hektar büyüklük ve bitişik olmama kaydı kaldırılmakta ve hiçbir kayda tabi olmadan kızılağaç ve kestane ağaçlarının kesilip taşınmasına olanak sağlanmaktadır. Pazarda karşılaşılan kestane ve kızılağaçların devlet ormanından mı, özel mülkiyetten mi geldiği tespit edilemeyeceğine göre, sadece köy muhtarının verdiği bir belgeyle pazara getirilmesi ve belki aynı araçla ve aynı belgeyle birkaç sefer yapılması mümkün değil mi?! Bu, apaçık, devlet ormanlarındaki kestane ve kızılağaçların yok olmasına sebep olmayacak mı?! 218 000 hektar ormanın yağmalanmasını nasıl önleyeceğiz?! Kendi içinde bir ekosistem oluşturan 3 hektardan fazla özel mülkiyetlerdeki ağaçlıkların planlı olarak işletilmesi 6831 sayılı Kanunla sağlandığına göre, bu uygulamada ne yanlışlık var?!

Kızılağaç ve kestane ormanları, toprağın ıslahı ve özellikle heyelanların önlenmesinde biyolojik özellikleri dolayısıyla büyük fonksiyon icra etmektedir; bu faydanın ortadan kalkmasına izin verecek miyiz?!

Ormanlar, bir ülkenin en büyük zenginliğidir. Ormanların yeraltı su kaynaklarının devamlılığına, hava kirliliğinin önlenmesindeki, sel ve heyelanların önlenmesinde önemi bilindiğine göre, bu tasarıyla ne yapılmak istenmektedir?!

Ormanların devamlılığı dolayısıyla, direkt ve endirekt faydalanmak varken, altın yumurtlayan bu varlığı bir defada kesip faydalanmak doğru mudur?!

Kızılağaç ve kestane, hızlı gelişen bir türdür; çabucak kök sürgünü verir ve gelişir diyerek mazeret gösterilebilir; ancak, unutmamak lazım ki, ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, yine de kesimlik çağa gelmesi otuz kırk sene alır ve unutmamak lazım ki, kök sürgünüyle gelen bir ağaç, ne nicelik ne nitelik olarak tohumdan gelen bir ağacın yerini tutamaz. Eğer sahipli arazilerde mevcut ağaçların pazarlanmasında sıkıntı varsa, orman işletme şefliklerini, teknik eleman ve araç gereçle donatarak, mülkiyet konusunu iyi bilen bu elemanların, vatandaşın taleplerini kısa sürede sonuçlandırılmasını sağlamalıyız; böylece, hem ormanları hem insanlarımızı hem de doğayı korumuş oluruz; ancak, amaç, vatandaşın sıkıntısını gidermek mi, yoksa, baskı altında bazı özel şirketlerin hammadde ihtiyacını karşılamak mı?! Yapılmak istenen değişikliğin esas gayesi, 3 hektardan büyük sahipli ağaçlıkları özel orman statüsünden çıkarmaktır.

3 hektar, orman işletmeciliğinde en alt işletme sınırıdır. Bu büyüklükten sonra planlı işletmecilik yapılabileceği ilmen kabul edilmiştir. Şimdi, kestane ve kızılağaçta bu sınır kaldırılmakta ve büyüklüğü ne kadar olursa olsun, bir defada kesilip çıkarılmasına izin verilmektedir. Bu iznin, orman idaresince değil, köy muhtarlığınca verilmesi istenmektedir. Planlı özel ormancılıktan kaçınma sebebi nedir? Bu yasa, vatandaşın 3 hektardan fazla mülkiyetteki arazisinden faydalanmasını kısıtlıyor diyebilirsiniz. Bu Mecliste Kara Avcılığı Kanununu kabul ettik, kısıtlama getirmedik mi? Denizlerde avlanma yasağı var, kısıtlama değil mi?! Kamu menfaatı söz konusu olunca kısıtlama yapmakta ne sakınca var; ancak, hepimiz biliyoruz ve ben de ifade ediyorum ki, bu tasarı, kestane ve kızılağaç ormanlarını yok etmek için hazırlanmış bir tasarıdır.

Türkiye ormanlarının açma, yerleşme ve yangınlarla yok olma tehlikesine, şimdi yeni bir yağma usulü daha eklenmek istenmektedir.

Sahipli arazideki ağaçlıklardan faydalanmayı orman idaresinin denetiminden kaçırma sebebi nedir? 3 hektardan büyük sahipli ağaçlıkların özel orman statüsüyle işletilmesinde ne sakınca vardır?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının 1 inci maddesi ve 13 üncü maddesinde yapılmak istenen değişiklikle, 6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci ve 116 ncı maddesinde değişiklik yapılmak istenmektedir. Bu değişiklikle, bugüne değin özel orman statüsünde olan 3 hektardan büyük kestane ve kızılağaç ormanları özel orman statüsünden çıkarılarak, daha önce devletleştirilen ormanlar orman olmaktan çıkarılarak orman alanları daraltılmak istenmektedir.

Bu maddelerde yapılmak istenen değişiklik, Anayasamızın 169 ve 170 inci maddelerine aykırıdır. Bu tasarı bu şekliyle yasalaştırıldığı takdirde, tahmin ve ümit ediyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın onayından geçemeyecek ve dava açıldığı takdirde Anayasa Mahkemesince iptal edilecektir.

Ben, otuz yıla yakın, teknik eleman olarak Orman Genel Müdürlüğünde çalıştım; en alt birim olan işletme şefliğinden bölge müdürlüğüne kadar bizzat uygulayıcı olarak görev yaptım. Bu görevimin büyük bölümü, kestane ve kızılağaç ormanlarının bulunduğu Doğu Karadeniz Bölgesinde geçti...

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Doğu Karadeniz'de kızılağaç yoktur.

MEHMET IŞIK (Devamla) - Vatandaşın arazisinde mevcut küme, grup ve sıra halindeki her türlü ağaç türlerinden faydalanmasında herhangi bir sorun olmadığını biliyorum. Getirilen tasarı, 3 hektardan büyük kestane ve kızılağaç ağaçlıklarının özel orman olarak işletilmesini ortadan kaldırmaktadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET IŞIK (Devamla) - Efendim, müsaadenizle.

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Işık (CHP, Giresun). “Orman kanununda değişiklik yapılması (s.s.224)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-isik-22-2003-07-30-orman-kanununda-degisiklik-yapilmasi-s-s-224 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
