# (10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Işık (CHP, Giresun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim
- **Tarih:** 1 Haziran 2004
- **Gündem:** (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-isik-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule

> Mehmet Işık (CHP), 1 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE); konuşma 1.079 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; orman köylülerinin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerileriyle ilgili olarak kurulan Meclis Araştırması Komisyonumuzun raporu hakkında şahsî görüşlerimi belirtmek istiyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, söze başlamadan önce, hak etmediğim kadar iltifatta bulunan Komisyon Başkanımız Nusret Beye teşekkür ediyorum.

Yalnız, bir konuyu da konuşmadan geçemeyeceğim. Biz, komisyon olarak, Nusret Beyin Başkanlığında, gayet huzurlu, fedakâr, özverili ve onun sağladığı olanaklarla fevkalade iyi şartlarda çalıştık. Sabah gün doğarken yola çıktık, gece yarılarına kadar çalıştık, hatta buzların üzerinde, zincir takma noktasına kadar giderek, çalışma yaptık. Bu, büyük bir huzurun sağlanmasıyla oldu, bir ekip çalışmasıydı ve bunu sağlayan da, bizim, Değerli Başkanımız Nusret Beydi. Arkadaşlarım adına da, burada, bu vesileyle, huzurunuzda teşekkür etme ihtiyacı duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, 20 000 civarında orman köyümüz var; bunun 13 000 kadarı orman kenarı köyler, 7 000 kadarı da ormaniçi köylerdir. Sorun, daha çok ormaniçi köylerden kaynaklanıyor. Yani, orman kenarı köyler, çoğu zaman, tarımda yeterli araziye sahip, üretim yapılabilen topraklara sahip köylerdir. Ormaniçi köyler ise, tamamen sarp arazide, verimsiz, genişletilemeyen, genişletildiği takdirde ormana zarar veren köylerdir; onu, bir defa birbirinden ayırmak lazım. Sorunu 7 000 köyün üzerinde yoğunlaştırırsak ve çözümleri de onun üzerinde yoğunlaştırırsak, bazı çözümlerin beraberinde yapılması mümkün.

Bu köyler, özellikle orman içinde yaşayan köyler, çoğu zaman birbirine çok uzak, 15-20 kilometre mesafelerde bulunan mahallelerden oluşan, dağınık, yerleşik, arazisi tamamen meyilli, hayvancılığa elverişli olmayan, merası bulunmayan, sulanacak arazisi bulunmayan köyler. Bunlara eğitim, sağlık, su, elektrik, telefon götürmek çok masraflı ve yapılamamış bugüne kadar, sorun da buradan kaynaklanıyor. Şimdi "geçmişte şu kadar az hizmet yapıldı, buralara götürülmedi, bu yüzden bu insanlar bu noktada" tarzında tartışmalara girmekte fayda görmüyorum. Durum bu; köylülerimiz, 50 ile 300 dolar arasında fert başına düşen gelirle yaşamak mecburiyetinde bırakılmış, bu yoksulluk beraberinde orman üzerindeki baskıları artırmış; ne ormanı koruyabilmişiz ne insanımızı orada mutlu edebilmişiz. Sorun burada. Bu komisyon da buna çözüm bulmak için çalıştı, bu bakış açısıyla çalıştı ve tahmin ediyorum, bazı arkadaşlarımız yeterli bulmasa da, özveriyle ve zamanı en iyi kullanarak çalıştı.

Anayasamızın 169 uncu ve 170 inci maddeleri, orman köylülerinin kalkındırılmasını devletimize görev olarak vermiştir. Diğer bakanlıklar yanında, bu görevin aslî yürütücüsünün Orman Bakanlığı olması lazım gelir; ancak, Sayın Bakanla, ben, pek ormancılık politikası konusunda anlaşamıyorum, onu da açıkça söyleyeyim; farklı bakıyoruz meselelere. Nitekim, işte, kızılağaçtı, 17 nci maddede yapılmak istenen değişiklikti, 2/B maddesi uygulamalarıydı; bunlar, bana şahsen -şahsım adına konuştuğum için şahsen diyorum- ters gelen, pek içime sindiremediğim, ormana zarar vereceğini düşündüğüm yaklaşımlar.

Ancak, beni üzen bir konuyu da burada belirtmek istiyorum. Araziden geldikten sonra, komisyon toplantısı yaptık. Sayın Başkanımız, Orman Bakanından bir randevu alıp, bizi Sayın Bakana götürecekti; bu sorunları bizzat kendisiyle de görüşerek anlatmak istemiştik. Zannediyorum, bu randevu sağlanamadı. Sayın Bakan, çok önemli işleri olması dolayısıyla olacak, ikibuçuk aydır bir randevu veremedi ve Sayın Başkan bizi oraya götüremedi. Bunu da, burada sitem olarak iletmek istiyorum; ama, Başkanımızdan kaynaklanan bir sorun olmadığını da biliyorum.

Yasalara göre, ormaniçi ve orman kenarındaki köyler orman köyleri olarak tarif ediliyor; ancak, orman köylüsü denilince genel bir tanım yapılmakta. Sanki hepsi aynı şartları taşıyormuş gibi, aynı ekonomik durumdaymış gibi bir mütalaayla orman köylerine yaklaşılıyor. Orman köylerinin içerisinde 50 ilâ 200-300 dolar gelirle yaşamak mecburiyetinde olan köylüler olduğu gibi, seracılığa başlamış, hayvancılığı gelişmiş, yeterli toprağa sahip orman köyleri de var, bilhassa bitişik köylerde. O bakımdan, orman köylerini incelerken öncelikle ve ivedilikle orman köylerinin ekonomik bakımdan sınıflandırılmasının yapılması gerektiğini düşünüyorum, ekonomik durumuna göre yeniden bir tasnife tabi tutulmalıdır. Bu tasnif üç şekle bağlanır:

Devlet desteğiyle, kredilerle, eğitimle yerinde kalkındırılabilecek köyler.

İkincisi, zaten kalkınmış köyler. Biraz önce konuşan arkadaşlarımız örnek verdiler -onu, biraz sonra vereceğim bir örnekle ben de destekleyeceğim- kalkınmış, ekonomisi düzelmiş; ama, statüsü orman köyü olan köyler.

Bir de, ne yaparsanız yapın, içinde bulunduğu şartlarda yerinde kalkınması mümkün olmayan, devletin götürdüğü yatırımların da pek fayda sağlamadığı, dağınık olduğu, verimsiz olan köyler. O halde, orman köylerini yeniden bir sınıflandırmaya tabi tutup, neler yapılabileceğini ona göre tespit etmek gerekiyor.

Sayın Başkan izah etti, orman köyleriyle ilgili olarak çalışmaya başlamadan önce, Ankara'da bu işle ilgilenen tüm resmî ve özel kurumları, sözü olacak herkesi dinledik ve bu birikimlerle araziye gittik. Araziye giderken, araştırmamızda, ormanların yoğun olduğu ve kendine özgü şartları taşıyan bölgeleri ayırdık. Buralar, Akdeniz Bölgesi, İstanbul ve Trakya yöresi -tabiî, Muğla da dahil- Doğu Karadeniz Bölgesi, Bolu ve Adapazarı idi. Bunlar, ayrı coğrafî şartlarda, arazi yapıları ve yerleşim şekilleri farklı olan bölgelerdi. Bu bölgelere bizzat giderek -ama, köylere, en ücra köylere giderek- sorunları yerinde gördük, dinledik ve buna göre bu raporu tanzim ettik; ancak, özellikle Trakya yöresinde yeterli arazinin mevcut olduğunu, köylerin, kredilerle, yerinde kalkınabileceğini tespit ettik; onlar, eğitimle, desteklerle ve altyapı hizmetleriyle yerinde kalkındırılabilir.

Akdeniz Bölgesinde, sahile yakın orman köyleri seracılığa başlamış. Bu bölgede, ekonomik bakımdan, artık, belli bir seviyenin, hatta, Türkiye ortalamasının üzerine çıkmış yöreler de var; ama, bu yörelerde sera kurulan araziler de, hazineye ait araziler veya orman arazisi. Şu anda kurmaya devam ediyorlar. 2 dönüm seradan da 20-30 milyar lira gelir sağladıklarını söylediler.

Buradan başka bir noktaya geleceğim; onun için, bunları, önce, bilgi olarak sunuyorum.

Karadeniz Bölgesinde ve Akdeniz Bölgesinin yüksek kesimlerindeki köylerinde çok büyük bir sefalet var, açlık var. Gerçekten, buralarda yaşayan insanların, bugüne kadar, devlet nimetlerinden faydalanamamış olmasını, devletin onlara elini uzatamamasını, Türkiye Cumhuriyetinin bir eksiliği olarak burada belirtmek istiyorum.

Orman köylerinin durumlarına göre sınıflandırması yapıldıktan sonra, ikinci önemli sorun...

Sayın Başkan, zaman da azalıyor galiba. O zaman, kısa keseyim.

Derhal orman kadastrosu bitirilmeli, 2/B uygulamaları netleştirilmeli, 2/A bölgeleri; yani, köylerin taşınacağı tarıma elverişli topraklar tespit edilmeli, o yüksek dağ köylerinin; yani, yerinde kalkındırılması mümkün olmayan köyler süratle aşağı çekilerek verimli topraklara yerleştirilmeli.

Şimdi, Sayın Bakan diyecek ki, parayı nereden bulacağız, kaynak yok. 2/B maddesinden gelen paralar burada toplanmalı; bu paralar, kadastro için, ağaçlandırma için, köylerin kalkındırılması için, köylerin kalkındırılıp başka yerlere yerleştirilmesi için kullanılmalı. Bunun da yasal dayanağı bu Meclisten alınmalıdır. Bunun dışında, özellikle fakir, yoksul köylülerin 2/B maddesiyle sahip olduğu, halen kullandığı yerlerinden de para almamak şartıyla söylüyorum bu sözümü. Derhal tabiî; yasa gereği de o.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET IŞIK (Devamla) - Sayın Başkanım, teşekkür için 1 dakika eksüre istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Işık.

MEHMET IŞIK (Devamla) - Boşaltılan köyler de süratle ağaçlandırılmalı ve yeni orman alanları da böylece kazanılmalı. Hem orman kurtarılmalı, orman üzerindeki baskı kaldırılmalı hem de yeni orman alanları kazanılmalıdır.

Bu komisyonun, ben içinde olduğum için söylemiyorum, gerçekten büyük bir özveriyle çalıştığını, önerilerinin gerçekçi olduğunu, uygulanabilir olduğunu; ama, işin zor olduğunu, yürek istediğini, cesaret istediğini, soluk istediğini, uzun vadeli bu çalışmanın planlanıp havza bazında planlanıp, uygulanması halinde bu sorunun, orman üzerindeki köylülerin baskı sorununun ve orman köylülerinin yaşam sorununun biteceğine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Işık (CHP, Giresun). “(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-isik-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
