# Kktc hükümetinin sorunları hk. önerge üzerine

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim
- **Tarih:** 6 Mart 2003
- **Gündem:** KKTC HÜKÜMETİNİN SORUNLARI HK. ÖNERGE ÜZERİNE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2003-03-06-kktc-hukumetinin-sorunlari-hk-onerge-uzerine

> Mehmet Kemal Ağar (Dyp), 6 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KKTC HÜKÜMETİNİN SORUNLARI HK. ÖNERGE ÜZERİNE); konuşma 842 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ağar. (Alkışlar)

MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel, uzun yıllar, böylesine bir millî davayı, genç yaşından bu yana, Türk Mukavemet Teşkilâtında başlayıp, fiilen, silah dahil, her türlü mücadelesinde olan, daha sonra, siyasî veçhesiyle, önemli görevlerle, büyük millî davayı sürükleyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Değerli Cumhurbaşkanı Denktaş'ı dinledik. Davasına, meselesine, büyük bir vukufiyetle sahip olan ve bu konudaki direncini, Anavatan Türkiye'den yıllar boyunca aldığı büyük desteklerle götüren ve bugün karşı karşıya bulundurulmak istendiği zorluklara rağmen, sağlığındaki sıkıntılara rağmen, bu direncini muhafaza eden bu değerli devlet adamını, bizim ölçülerimize göre de bir millî davanın bu büyük kahramanını, tekraren, saygıyla selamlıyorum.

Böyle bir konuda, Mecliste, birçok meselelerin tartışıldığı -çok zaman, gündemdışı konuşmalarda, Türkiye'nin genelini de ilzam etmeyen meselelerin tartışıldığı- bir ortamda, bir millî mesele için, siyasî partilerin veya Millet Meclisi üyelerinin konuşmalarında, ben, şahsen, yadırganacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Sayın Kapusuz'un bu itirazının, şeklî bir itiraz olduğunu düşünüyorum. Mutlaka, bu konuşmadan sonra, muhtemelen Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş milyonlarca insanı mutlu edecek birkaç çift lafın da, o partinin sözcüleri tarafından edilmesinin, ben, şahsen, uygun olduğunu düşünüyorum. Hiç, bir müdahale şeklinde algılanmasın; ancak, bu konunun, milletimizin genelini ciddî anlamda meşgul ettiğini, düşündürdüğünü ve bu ölçüde de ilgilendirdiğini ifade etmek gerekiyor.

Çok muhterem milletvekilleri, eğer, uygun görürseniz, Sayın Öymen'in tarihsel çizgisine bazı ilaveler yapmak istiyorum.

Hiç şüphesiz ki, bu meselenin tarihî derinliğinde, 1959-1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları var. Bu anlaşmaların dibinde de, bu işin mimarı olarak, merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve 1960 Londra Anlaşmasını hasta yatağında imzalayan merhum Başvekil Adnan Menderes var ve onların, büyük bir dirençle, büyük bir ustalıkla ortaya koydukları diplomatik münasebetler, çalışmalar sonucunda, hepinizin bildiği gibi, bugün, hâlâ, uluslararası hukuktan kaynaklanan bütün haklarımızı öne sürebildiğimiz uluslararası metinlerdir, dokümanlardır. Kendilerini ve o dönemin iktidarı Demokrat Partinin bu konudaki hizmetlerini, bu kürsüde hatırlamamak mümkün değildir.

Daha sonrasında, 1963 yılında ortaya çıkan katliamlar sonucu, yine, devrin Başbakanı rahmetli İsmet İnönü döneminde de bombardıman yapılmış ve bir ölçüde güvenlik sağlanabilmiştir.

Daha sonrasında, 1967'de abluka koymak durumunda kaldığımız dönemin de Başvekili Sayın Süleyman Demirel ve daha sonrasında -zamanınızı almamak bakımından detaylarına girmiyorum- 1974'te de, hepimizin bildiği gibi, darbe sonucunda, 1960'taki garantörlük anlaşmasından doğan hakkımız da, Sayın Ecevit'in liderliğindeki CHP-MSP hükümeti döneminde, Sayın Erbakan'ın Başbakan Yardımcısı olduğu dönemdeki hükümetin fevkalade dirayetli kararıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarılı bir müdahalesiyle, o günden bu güne güvenlik sorununun yaşanmadığı Kıbrıs olayı, siyasî platformda devam edegelmektedir.

Biraz evvel de, detaylarına inmeksizin, Sayın Denktaş'ın genel hatlarıyla belirttiği gibi, meselenin temelinde var olan güvenlik, egemenlik, iki toplumluluk gibi temel meselelerin çözümlenmediği, daha da karmaşık hale getirildiği ve âdeta çizilen haritalara bakıldığında da muhtemel bir askerî anlaşmazlık sonucunda bizim aleyhimize cereyan edebilecek değişikliklerin yapıldığını görmekteyiz. Bir askerî uzmanın ifadesine göre, bu haritanın çizilebilmesi ve gelecekte muhtemel çatışmalarda Türk tarafına dezavantaj sağlayabilecek ölçülerde de yapıldığı açık bir gerçektir. Bunun ötesinde, Kıbrıs Rum kesiminde yapılan son seçimi göz önüne aldığımız, bir analiz yaptığımız vakit, son on sene zarfında Klerides'in başkanlığını yaptığı dönemde, en son olarak Avrupa Birliğine kabul edilme konusu dahil olmak üzere, siyasî platformda sağlanan Kıbrıs Rum kesimi açısından birçok başarıya rağmen, o topluluğun başkan olarak Klerides'i kabul etmeyip, biyografik geçmişi itibariyle, EOKA'nın önemli simalarından birisi olan bugünkü başkanları Papadopulos'u seçmesindeki ruh haletini de bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu başarılar bile tatmin etmemekte, fanatik görüşleri olan, geçmişte EOKA içinde militanca çalışmaları olan bir diğer adayın tercih edilmesi, gelecekte Kıbrıs'taki tehlikelerin hangi boyutta olacağının çok net bir ifadesi olarak karşımızda durmaktadır. Hal böyleyken, bugün Sayın Denktaş'ın konuşmasından da öğrendiğimize göre -takip edebilme imkânı bulamamış idik- Çankaya Köşkünde yapılan zirvede kendisine yönelik desteğin bugün de Büyük Millet Meclisimizce tekraren ifade edilmesi, hepimizi, elbette, memnun edici bir husustur.

Biraz evvelki tarihi gelişiminde de anlattığım gibi, 1959'dan bu yana Parlamento altında görev yapan bütün iktidarların, bütün başvekillerin bu konudaki tavırlarında hiçbir farklılık yoktur. Hal böyleyken, Kıbrıs davası gibi ciddî derinliği olan bir meselede başka türlü davranmanın da imkânı yoktur; Çünkü, Kıbrıs davası, bizim cihanşümul bir imparatorluğun mirasçısı olduğumuzu hatırlatan bir meseledir; Kıbrıs davası, Türkiye'nin stratejik güvenliğiyle doğrudan ilgili bir meseledir; Kıbrıs davası, Türkiye'nin güvenilirliğiyle ilgili bir meseledir ve Kıbrıs davası, Türkiye'nin, gelecekte karşı karşıya kalacağı dışpolitikayla ilgili bütün meselelerde tavizkâr bir tutum başlattığı zaman, bu tavizlerin daha hangi başka noktalarda istenmesi konusu, sınırlarının açık olduğu bir konudur ve nihayetinde, Kıbrıs davası bir millî davadır. Bugün, Avrupa içerisinde İrlanda'dan tutun İspanya'ya kadar, hangi mesele çözümlenebilmiştir ki, Kıbrıs davasının bizim sürekli öne sürdüğümüz bütün şartların aleyhinde çözümlenmesi konusundaki bu baskıları kabullenebilelim. Bunların kabullenilmesi, 50'li yıllarda, ilk defa Türkiye'nin ve Anadolu topraklarında yaşayan insanların, kendi Anadolu yarımadasının, Trakya'nın dışında yaşayan insanları olduğu, soydaşları olduğu, onlara karşı bir mükellefiyetleri olduğu konusunda çok büyük ve önemli bir hatırlatmadır. Ayrıca, çok uzun yıllardan beri devam eden, geri çekilmemize set vuran bir olaydır. Meseleyi bu mahiyetiyle ve milletin derinliklerinde var olan hissiyatı kavramaksızın görmenin hiçbir anlamı olmadığı, bugün, bilinen bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Meselenin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmaya, görüşülmeye başlandığı andan itibaren devam eden istikrarlı çizginin, bu dönemki hükümet ve Büyük Millet Meclisi içerisinde de aynı şekilde sürdürüleceğine olan inancımı tekrarlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ). “Kktc hükümetinin sorunları hk. önerge üzerine”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 6 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2003-03-06-kktc-hukumetinin-sorunlari-hk-onerge-uzerine (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
