# Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Mehdi Eker (AK Parti, Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 3 Haziran 2003
- **Gündem:** TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mehdi-eker-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm

> Mehmet Mehdi Eker (AK Parti), 3 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)); konuşma 1.879 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tarım, bugüne kadar ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde büyük katkılar sağlamış, bugün de bu rolünü sürdürmeye devam eden önemli bir sektördür. Artan sanayileşme çabalarına, endüstri ve hizmet sektörlerindeki gelişmelere rağmen, ülkemizde 23 000 000 civarında tarım nüfusu vardır. Bu, toplumun yüzde 34'üne tekabül etmektedir. Bu miktar, Avrupa Birliği ülkelerinin toplam tarım nüfusundan fazladır. Yine, ülkemizde gayri safî millî hâsıla içinde tarımın nispî payı giderek azalıp, yüzde 14'e düşmesine rağmen, sivil işgücü içindeki oranı hâlâ yüzde 40'lar mertebesindedir. Bu nedenle de, geniş bir toplum kesimini ilgilendirmesi sebebiyle üzerinde dikkatle durulması gereken bir sektör konumundadır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde sanayi ve hizmet sektörlerinin önemli mesafe kaydettiği bir gerçektir; ama, ihracatımızın sektörel kaynakları, üretim ilişkileri ve istihdam yapısı dikkate alındığında, Türkiye'nin hâlâ bir tarım ülkesi olduğu da diğer önemli bir gerçektir. Geniş ve değişik özelliklere sahip coğrafî yapısı, aynı anda farklı iklimleri yaşayabilme imkânı, geniş ürün yelpazesi ve halen kullanılamayan potansiyeliyle tarım sektörü, ülkemiz ve insanlarımız için hayatî değerde olma özelliğini korumaktadır.

Değerli arkadaşlar, gündelik hayatımızda, insanlık tarihi boyunca henüz bir yüzyılı bile bulmayan birçok teknolojik alet ve ekipman olmadan da, insanoğlu yeryüzünde varlığını sürdürebilir; ama, tarım sektörünün birer ürünü olan gıda maddelerini tüketmeden insanoğlunun varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bu nedenle de, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tarım stratejik bir sektördür.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, sahip olduğu arazi varlığı ve agroekolojik zenginliğiyle dünya tarımında da önemli bir paya sahiptir. Buğday gibi bazı hububat türlerinde, fındık gibi coğrafyamıza has bazı ürünlerde dünya üretiminde ilk 10 sırada yer almaktayız.

Değerli arkadaşlar, üretici olarak 23 000 000 insanı, tüketici olarak 70 000 000'un tamamını ilgilendiren tarım sektörü, geçen zaman içinde yapısal sorunlarını çözememiş; aksine, yeni sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, bugün, bu oturumda, tarım sektörünün uzun yılların ihmali sonucu birikmiş yapısal sorunlarını ve bu konularda neler yapılabileceğini konuşacağız.

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki, ülkemizin tarımsal nüfusu fazladır. Bütün Avrupa Birliği ülkelerinin tarım nüfusundan daha fazla insan, bizim ülkemizde, tarımla uğraşmaktadır ve bu nüfusun, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, geliri düşüktür. Tarımda çalışan insanlarımızın millî gelirden aldığı pay, maalesef Türkiye ortalamasının çok altına, 1 000 dolar civarına düşmüştür.

Ülkemizde tarım işletmeleri, zaman içinde sayıca artarken -ki, bu sayı 4 000 000'a ulaşmış- ölçek olarak küçülmüştür. Bugün gelinen noktada, tarım işletmeleri, teknik ve ekonomik açıdan belirlenen optimum büyüklüğün altında olup, çok sayıda parçadan oluşmaktadır. Bu yapı, ekonomik işletmeciliğin ve verimliliğin önündeki en önemli engellerdendir. Böyle bir yapıda, ekonomik üretim değil, ancak, maişet tarımı yapılabilir ki, bu da çağdaş bir ülkeye yakışmamaktadır.

Verimli ve kaliteli bitkisel ve hayvansal üretimin en önemli faktörü, kullanılacak teknoloji ve girdi düzeyidir. Yüksek vasıflı tohumluk, gübre, ilaç ve diğer girdilerin miktar ve kalite olarak düşük düzeyde kullanılması, verimliliği etkilemektedir. Türkiye, gerek bitkisel gerekse hayvansal üretim için gerekli yüksek vasıflı damızlık, tohum ve diğer girdiler açısından hâlâ dışa bağımlıdır. İthalata dayalı bu girdilerin pahalı olması kullanımı etkilemekte ve bu da üretim seviyesini düşürmektedir.

Tarım sektörünün tabiat şartlarına bağlılığı asgarî düzeye indirilememiş; bu manada, altyapı ve sulama sorunu halledilememiştir. 8 500 000 hektar civarındaki potansiyele rağmen, bugüne kadar, ancak 4 000 000 hektar civarında sulama yapılabilmiştir. Sulamaya açılan alanlarda ise, toprak ve su hizmetlerinin sağlıklı bir entegrasyona kavuşturulması, maalesef, sağlanamamıştır.

Tarımda arazi kullanımı belli bir plana dayanmadığından, toprak kullanımında verimsizliğe ve doğal kaynak kaybına neden olunmuştur. Keza, arazi kullanım ve toprak koruma yasası olmadığı için, toprak varlığımız korunamamış, tarımsal üretim potansiyeli yüksek 1 000 000 hektar birinci sınıf tarım arazisi çeşitli sebeplerle kaybedilmiştir.

Devasa altyapı ve diğer sorunlarla baş edecek sayıları milyonları bulan üreticilerin örgütlenmesi ise, maalesef, yetersizdir.

Tarımsal pazar ve pazarlama faaliyetleri yeterince gelişmemiştir. Bu durum, üreticilerin potansiyel gelir kaybına neden olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu başlık altında söylenecek çok şey vardır; ancak, bazılarına kısaca değinmek istiyorum.

Tarımsal ürünlerde arz ve talep dengesi kurulamamakta ve bu nedenle ürün kayıpları büyük boyutlara ulaşmaktadır. Özellikle büyük kentlerde ve uluslararası pazarlarda modern pazarlama teknikleri uygulanamamaktadır.

Mamul madde yerine, yarı mamul madde veya hammadde ihraç edilerek, diğer ülkelere avantaj sağlanmaktadır. Ülkemize özgü ağırlıklı ürünler, dış piyasalarda yeterince tanıtılamamaktadır.

Üretici örgütlenmesi zayıf olunca, üretimin en önemli aşaması olan pazarlama ve pazarlama organizasyonları da yeterli olamamaktadır değerli arkadaşlar.

Üretimin büyük ölçüde tabiat şartlarına bağlı bulunduğu tarım sektöründe, tarım ürünleri sigorta yasası da bulunmamaktadır. Üretimin hemen her aşamasında kuraklık, haşere, sel, don ve benzeri doğal afet riski bulunan tarım ürünlerinin bir sigorta sistemine kavuşturulması elzemdir.

5254 sayılı Yasanın 2001 yılında yürürlükten kaldırılmış olmasıyla, üreticilerimiz ağır kayıp ve zararla karşı karşıya bırakılmıştır.

Küçük işletme yapısından kaynaklanan sorunlar nedeniyle, tarımda sermaye birikimi olmamış, tarıma ayrılan kamu ve özel sektör kaynakları giderek azalmıştır. İlave olarak, önceki hükümetler tarafından kamu bankalarında yapılan düzenlemeyle, çiftçiye gerçek anlamda kredi kullandıran bir kuruluş da kalmamıştır.

Tarım arazilerinin niteliği, parsel büyüklükleri, ekim alanı, üretim miktarı, hayvan sayısı ve benzeri konularda bir veri tabanı oluşturmayı hedefleyen çiftçi kayıt sistemi henüz tamamlanamamıştır.

Türkiye'nin şartlarına uygun tarımsal ürün planlaması ve yönlendirmesi yapılamamış, yukarıda belirtilen diğer yapısal sorunlarla da birleşince, çiftçi ve üretici, kendine yeterli bir işletmecilik anlayışından uzak, sürekli desteğe muhtaç halde bırakılmıştır.

Uzun yılların ihmali olan bu yapısal sorunlara ilave olarak, son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının ve yaşanan krizlerin yükü de binince, çiftçilerimiz, çok ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır; çünkü, son beş yılda ürün fiyatlarında gerçekleşen artış, girdi fiyatlarındaki artışın gerisinde kalmıştır değerli arkadaşlar. Bu durum, çiftçilerimizin borçlanmasına ve borçlarını ödemede sıkıntılara yol açmıştır.

Tarımsal destekleme politikalarında tarımın alt sektörleri itibariyle de denge kurulamamış, verimlilik ve kalite kavramlarını gözardı edecek tarzda bitkisel üretim belli oranlarda desteklenirken, hayvancılık sektörü ihmal edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tarımın alt sektörü olarak hayvancılık, özel olarak incelenmesi gereken çok önemli bir faaliyet alanıdır. Tarım sektörünün sorunlarının bazıları hayvancılığı da kapsarken, hayvancılığın kendine has sorunları da bulunmaktadır. Hayvancılık sektörü, insan sağlığı için vazgeçilemez olan hayvansal ürün ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra, devamlı istihdam yaratması, tarıma dayalı et, süt, yem, tekstil ve deri sanayilerine hammadde sağlaması nedeniyle de yaşamsal öneme sahiptir.

Gelişmiş ülkelerde, alınan günlük protein miktarının yüzde 70'i hayvansal gıdalardan sağlanırken, bu oran, Türkiye'de yüzde 25 civarındadır. Yine, gelişmiş ülkelerde tarımsal gelir içinde hayvancılığın payı yüzde 60-70 mertebesindeyken, bu oran Türkiye'de yüzde 20'ler civarındadır; oysa, hayvancılık sektörü, tarım sektörü içinde bitkisel üretime oranla birim alanda 2,5 kat daha fazla katmadeğer yaratan bir alt sektördür. Buna rağmen, ülkemizde tarım işletmelerinin yüzde 72'sinde bitkisel ve hayvansal üretim bir arada gerçekleştirilmekte; buna karşın, yüzde 3,5'inde sadece hayvansal üretim yapılabilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılığımızın, bitkisel ürünlerimizde olduğu gibi, temel sorunlarından birisi verim düşüklüğüdür. Avrupa Birliği ülkelerinde, 1 ineğin ortalama laktasyon süt verimi 5,5 ton civarındayken, Türkiye'de, en iyimser tahminlerle, ortalama 2 ton civarındadır. Sığırlarda et verimi, Avrupa Birliğinde ortalama 280 kilogram iken, Türkiye'de bu, 150-170 kilogram civarındadır.

Değerli arkadaşlar, bu durumun sebepleri vardır kuşkusuz. Birincisi; ülkemizdeki yerli sığır ırkları, genetik olarak düşük verim düzeyine sahiptir. Yerli ırkları, kültür ırkı ve melezlerine dönüştürmek gerekiyor; ama, halen 11 000 000 civarındaki sığır varlığımızın yüzde 40'ından fazlası düşük verimli yerli ırklar tarafından teşkil edilmektedir. Suni tohumlama çalışmalarının yetersiz olması, ıslah çalışmalarının en önemli sorunlarındandır.

Hayvancılıkta, diğer çok önemli bir faktör yemdir arkadaşlar. Türkiye'de, hayvanlar da yeterli beslenememektedir. Toplam hayvan varlığımızın ihtiyacı olan kaba yem miktarı 50 000 000 ton civarındadır ve halen yaklaşık 15 000 000 ton kaba yem açığımız bulunmaktadır. Buna rağmen, ülkemizde, ekilebilir alanların yaklaşık yüzde 3'üne yem bitkileri ekilmektedir; oysa, gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 25'ler mertebesindedir. Gerek yem fabrikalarının yarım kapasiteyle çalışması gerekse mera alanlarının giderek azalarak 12 000 000 hektara düşmesi, bu alandaki önemli bir sorun ve eksikliktir ve bu alanda da, maalesef, dışa bağımlılık giderek artmaktadır.

Kuşkusuz, örgütlenme, pazarlama, işleme, kredi, salgın hastalıklar, hayvancılığımızın karşı karşıya bulunduğu diğer önemli sorunlardır. Zaman elvermediği için, burada çok kısa olarak bunlardan söz ediyorum.

Türkiye, üstün vasıflı damızlık, yem hammaddesi, katkı maddesi, aşı, ilaç ve benzeri açılardan da dışa bağımlıdır. Bunlar, üretimde maliyeti artırmakta, dış pazarda rekabet şansını azaltmakta ve içeride fiyatları yükseltmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, etrafı denizlerle çevrili ve zengin su ürünleri kaynaklarına sahip olmasına rağmen, toplam su ürünleri üretimi 550 000 ton civarındadır. Bu miktarın 480 000 tonu avcılık, 50 000 tonu ise kültür balıkçılığından elde edilmektedir. Değerli arkadaşlar, su ürünleriyle ilgili bu rakam bile başlıbaşına bir sorundur.

Saydığımız tarım ve hayvancılığımızın bu sorunlarını çözecek, bu alanda karar mekanizmasında belirleyici olarak birden fazla yetkili kuruluş ve bakanlığın bulunması, koordinasyonu güçleştirmekte ve çözüm de gecikmektedir.

Sektörün en önemli kurumu olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığının mevcut organizasyon yapısı ve yetkilerinin sınırlı bulunması, başka bir sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle, diğer yasalar yanında, tarım çerçeve kanununun da bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada kısaca ifade ettiğim ve zaman faktörü nedeniyle detaylarını anlatamadığım tarım sektörünün sorunlarını ve çözüm yollarını bilen AK Parti ve AK Parti Hükümetleri, gerek parti gerekse hükümet programında gerekli tedbirleri öngörmüş ve uygulamaya başlamıştır. Bu cümleden olarak, ilk defa, çok önemli bir üretim girdisi olan mazot için, tarımsal faaliyette kullanılan mazot için çiftçilere destekleme ödemesi yapılması kararı verilmiş ve dekar başına 8 litre mazot bedelinin yüzde 35'ine tekabül eden 3 900 000 Türk Lirası ödenmesi için alınan karar, Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

Geçmiş hükümetlerin yarattığı ekonomik krizler ve ağır sosyoekonomik tablo sebebiyle çiftçilerimizin ağır bir borç yükü altına girmesi ve karşı karşıya kaldıkları icra ve cezaevlerine girmelerine yol açan problemlere çözüm bulunmuş, bu çerçevede, çiftçi borçlarını yeniden yapılandıran tasarı, geçtiğimiz hafta, komisyonlarda görüşülerek kabul edilmiş, Genel Kurulun gündemine gelmiştir. Bu düzenlemeyle yapılandırılacak borçların tutarı, yaklaşık 3,2 katrilyon liradır.

Değerli arkadaşlar, doğrudan gelir desteğiyle ilgili söylenecek çok şey vardır. Doğrudan gelir desteği hakkındaki eleştirilerin birkısmı kabul edilebilir eleştirilerdir. Üretimle ilişkisinin kurulmasını biz de arzu ediyoruz. Yalnız, tarım sektörünün içinde bulunduğu nakit ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda, tarım sektörüne, her ne sebeple olursa olsun, sağlanacak desteğin, biz, yanında oluruz; çünkü, hiç değilse, çiftçimiz, üreticimiz, bu şekilde, bir ekgelire kavuşmuş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, yukarıda saydığım desteklere ilaveten, tarım reformu kapsamında hazırlanan projelerden biri de, açığı bulunan ayçiçeği, mısır, soya, yem bitkileri gibi, Türkiye'nin ihtiyacı olan ürünlere yönlendirmeyi teşvik etmeyi amaçlayan alternatif ürün projesidir. Buna göre, alternatif ürün kapsamında, mısır, ayçiçeği, soya ve yem bitkisine önemli miktarda ödeme yapılacaktır. Bunların detaylarıyla ilgili bilgileri, rakamları hükümetimiz, Sayın Bakanımız zaman zaman açıklamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin büyükbaş hayvan mevcudu yaklaşık 11 000 000, küçükbaş hayvan miktarı 38 000 000, kümes hayvanı sayısı ise 250 000 000-260 000 000 civarındadır. Yıllık ortalama süt verimi 10 000 000 ton, kırmızı et üretimi 1 000 000 ton, kanatlı et üretimi 674 000 ton, deniz ve su ürünleri üretimi ise -biraz önce söylediğim gibi- 550 000 ton civarındadır.

Bu şartlar altında, Türkiye'de, kişi başına yıllık et tüketimi 25 kilogram, süt ve süt ürünleri tüketimi 150 kilogram dolayındadır. Oysaki, Avrupa ülkeleri için bu miktarlar, ette 87 kilogram, sütte ise 350 kilogramdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılık sektöründe, 58 ve 59 uncu hükümet, bütün imkânları zorlayarak, çiftçilerimiz için en iyi ve en önemli çözümleri uygulamaya başlamış ve bu bağlamda, sektör için bir dizi tedbir almıştır. Hayvancılık desteği için, 2002 yılı bütçesine göre yüzde 134'lük bir artışla 176 trilyon lira kaynak ayrılmıştır. Bu da göstermektedir ki, hükümetimiz, çiftçilerimizin sorunlarını çözmek için, zor şartlara ve kıt imkânlara rağmen artış yapmaktadır. AK Parti Grubu olarak, bizim de, çiftçilerimizin sorunlarını çözmeye yönelik bütün proje ve tasarıları bir bir destekleyeceğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Bu kapsamda, bildiğiniz gibi, hayvancılığın desteklenmesi hakkında Bakanlar Kurulu kararı yayımlanarak, yürürlüğe girmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Mehdi Eker (AK Parti, Diyarbakır). “Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mehdi-eker-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
