# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim
- **Tarih:** 13 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI BÜTÇELERİ, GELİR BÜTÇESİ İLE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI'NIN MADDELERİ)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2007-12-13-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-maliye-bakanligi-kam

> Mehmet Nezir Karabaş, 13 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI BÜTÇELERİ, GELİR BÜTÇESİ İLE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI'NIN MADDELERİ)); konuşma 812 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ(Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısının 22’nci maddesiyle ilgili, Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, öncelikle bir konuya değinmek istiyorum. Şimdi, on güne yakındır bütçe tasarısını görüşüyoruz, ancak bütçe tasarısı üzerinde, az da olsa muhalefetin, genelde, işte, “Biz geçmişte bunu yaptık.” şeyi var, ancak, iktidar partisi AK Partinin, onun bakanlarının tek bir söylemi var; yani, yapılan eleştirilere, bu tasarının topluma getireceklerine, birçok konudaki adaletsizliklere cevapları şudur: 2002’de böyleydi, biz şunu yaptık. Şimdi değerli arkadaşlar, bu iktidarı, AK Partiyi yüzde 47 oyla Türkiye halkı, işte, diğerinden daha iyi olmak için mi gönderdi? Hayır arkadaşlar, sorunlarının çözümü için gönderdi. Yani, çiftçi, işçi, emekçi, işveren, sanayici, süren çatışma ve şiddet ortamından zarar görenler, herkes, AK Partinin, mevcut sorunlarını çözmesini, ortadan kaldırmasını istiyor ve Türkiye, Avrupa Birliğine girmeye aday olduğunu söyleyen, müzakerelerini sürdüren “Birçok kriteri yerine getirdik, diğerlerini de çok kısa sürede yakalayacağız.” diyen bir iktidarken, kıyaslaması, oranlaması daha önceki iktidar veya falan parti dönemi değil, Avrupa olmalı. “Avrupa’nın şu ülkesine göre, biz eğitimi şu kadar geliştirdik. Avrupa’nın şu ülkesine göre, biz tarımda tarımdaki üretimi verimli kıldık, geliştirdik ve uluslararası tarım ürünleri ticaretiyle ilgili uğranılan zararı prim vererek karşıladık. Süren şiddet ve çatışma ortamını ortadan kaldırdık veya bu noktaya getirdik.” bu tür şeyler söylenmesi gerekiyor. Ha, şimdi, elbette, 2002’de, o dönemde yirmi yıla yakın süren şiddet ve çatışma ortamı, çözümsüzlük getiren siyasi partiler, sürekli koalisyonlarla süren iktidarların çözümsüzlükleri, 2002’de AK Partiyi yüzde 35’le, bugün de yüzde 47’yle iktidara getirmiştir. Ancak, halkın yüzde 50’sinin, 2 kişiden 1’inin AK Partiye oy vermesi, AK Partinin halkın sorunlarını tartışma, burada dile getirilen eksikliklerle ilgili çözümünü ve programını koyma yerine “Ben 2 kişiden 1’inin oyunu almışım.” demek değil. Bu 2 kişiden 1’inin size oy verdiği bu halk, diğerlerine göre sizi çözüm bulduğu için, sizin iddialarınıza güvendiği için size oy verdi. Yoksa geçmişte CHP, ANAVATAN veya diğer partilerdense sizin yüzünüze gözünüze aşık olduğu için oy vermedi.

Değerli milletvekilleri, hem geçen maddede hem bu maddede personelle ilgili, kamu kurumlarında çalışan işçi ve emekçilerle ilgili maddeler değerlendiriliyor. Birçok milletvekili arkadaşımız, bu konudaki düşüncesini dile getirdi, değerli AK Parti milletvekilleri de işçinin, emekçinin ne kadar iyi durumda olduğunu dile getirdi. Şimdi, Avrupa Birliğine girmeyi hedefleyen, birçok başlığı yerine getiren bir ülke, bu ülkenin emekçisine hâlâ grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı vermemişken, hâlâ sendikasını özgürce kurma ve o sendikada devletle veya çalıştığı kurumla pazarlık yapma hakkı vermemişken, hâlâ bu ülkede okuyan, eğitimli olan kesimin siyaset yapması hakkını vermemişken, bir kamu emekçisi siyaset yapamıyorken, bir siyasi partiye üye olamıyorken gelip bunları söylemek çok gerçekçi değil.

Yine, şimdi doğrudur, biz, bugüne kadarki iktidarların işçiye, emekçiye, çiftçiye haksızlıklarını ve sorunlarını çözmemesini AK Partiyle sınırlamıyoruz. Şimdi, mevcut istatistiklere göre, geçmişe baktığımız zaman Türkiye yirmi yıldır, birçok yıl yüzde 4’ün, 5’in üzerinde büyüyor. Şimdi de, iktidarın da dile getirdiği, işte 2002’den bu yana yüzde 5’in üzerinde, yüzde 7 derecesinde büyüyor. Peki, nasıl oluyor, yirmi yıl boyunca büyüyen bir ülkede, yirmi yıl sonra işçisi, emekçisi, çiftçisi, hayvan besleyicisi, esnafı aç durumda oluyor? Nasıl oluyor da yirmi yıl boyunca gelişen bir ülkede bu kesimlerin gelirleri yerinde sayıyor, hatta birçoğunda geriliyor? Demek ki, AK Parti dâhil, son yirmi yıllık iktidarlar, gerçekten Türkiye’yi geliştirme, ileri götürme, Türkiye’nin sorunlarını çözme, Türkiye’nin bel kemiğini oluşturan emekçi kesimlere, emeğiyle çalışanlara, küçük esnafa hak ettiği bir yaşamı kazandırma yönünde bir çaba içinde olmamışlardır. Eğer olsaydı, yirmi yıldır Türkiye’nin işçisinin, Türkiye’nin kamu emekçisinin, Türkiye'nin esnafının, Türkiye'de tarım üreticisinin yirmi yıl boyunca büyümüş olması ve şimdi de Avrupa düzeyine yakın bir gelirin sahibi olması gerekirdi.

Şimdi, sanayi devriminden bahsediliyor, sanayi devrimi. Şimdi, Türkiye'nin birçok bölgesine bakalım, Karadeniz’e bakalım, İç Anadolu’ya bakalım, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bakalım. Şimdi, giydiği çorabı, hayvan besliyorken onun sütünü, ürününü paketleme olanağını, birçok alanda yetiştirdiği ürünü bile orada paketleyip veya bir atölyede bile geliştirip kullanma koşullarında olmayan bir Türkiye'de sanayi devriminden bahsediyoruz.

Şimdi, birçok ili sayabiliriz, ama ben Bitlis’ten bahsedeyim. Bitlis, özellikle küçükbaş hayvancılık başta olmak üzere, hayvancılığın en önde olduğu illerden biriyken, Bitlis’in şu anda ürettiği sütü, yoğurdu paketleme koşulları bile yoktur. Kars böyledir, Hakkâri böyledir, Iğdır böyledir, İç Anadolu’nun birçok kenti böyledir. Orada giyilen çorap bile başka bir kentte yapılıp geliyor. Böyle küçültülüp söylendiği zaman halkımızın bir sözü var: Kullandığı toplu iğne bile orada üretilmiyor. Peki, sizin yaşadığınız ülkede sanayileşmeden, sanayi devriminden bahsediyorken o ülkenin coğrafyasının, o ülkenin kentlerinin yüzde 70’inde sanayinin “s”si yoksa nasıl sanayi devriminden bahsediyorsunuz sayın milletvekilleri?

Şimdi, şundan da bahsetmek istiyorum, şu söyleniyor: “Kamu idare kurum ve kuruluşlarındaki kadrolardan emeklilik, istifa, ölüm ve nakil durumlarında azalan personelin en az yüzde 50’si kadarı yeniden görevlendirilecektir.” Tabii, birkaç istisna var. Ama o istisnalara baktığımız zaman, bu istisnaların içinde eğitim yoktur.

Değerli milletvekilleri, Eğitim-Sen’in verilerine göre 180 bin, birçok kurumun araştırmasına göre 100 binin üzerinde, Millî Eğitim Bakanının açıklamasına göre 25 bin öğretmen açığı varken, siz, önümüzdeki yıl için, bu konuda eğitimcinin, açığın kapatılması yönünde bir programınız yoksa, bunu bütçeye koymamışsanız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2007-12-13-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-maliye-bakanligi-kam (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
